Adil Dünya Hipotezi

-
Aa
+
a
a
a

Açık Bilinç’te Güven Güzeldere, Melvin Lerner’ın “adil dünya hipotezi” üzerinden mağduru suçlama eğiliminin, insanların dünyayı adil görme ihtiyacından doğan bir savunma mekanizması olduğunu ve bu yaklaşımın sınırlarını ele alıyor.

""
Adil Dünya Hipotezi
 

Adil Dünya Hipotezi

podcast servisi: iTunes / RSS

Sosyal Psikolojide "mağdur olanı suçlama"nın bir tür bilişsel savunma mekanizması olarak kullanıldığını ve "adil (adaletli) dünya hipotezi" olarak isimlendirildiğini biliyoruz.

Peki bu iddiayı kim ortaya attı? Bu eğilim, nereden geliyor ve nasıl bir işlevi var? Eksik yönleri var mı?



II. Dünya Savaşı bütün dünyada ciddi bir sarsıntı yarattı. Rasyonellikleri ile bilinen Almanlar nasıl oldu da Hitler gibi bir adamın peşinde olmadık işler yaptılar?

Birleşmiş Milletler'in kuruluşu, Evrensel İnsan Hakları Bildirisi'nin yazılması hep bu sebeple oldu. Aynı dönem, Sosyal Psikoloji'de, özellikle biat etme, otoriteye itaat gibi konulardaki araştırmalarda bir patlama yarattı ve bu konulardaki en önemli deneyler ve kavramsal gelişmeler aynı döneme denk gelir.

II. Dünya Savaşı sonrası Sosyal Psikoloji'deki en önemli gelişmeler:

  • Stanley Milgram'ın eletroşok deneyi.
     
  • Philip Zimbardo'nun Stanford Hapishane deneyi.
     
  • Leon Festinger'ın Bilişsel Uyumsuzluk (kognitif disonans) kavramı. 
     
  • Melvin Lerner'ın "adil dünya" hipotezi.

Milgram, Zimbardo ve Festinger'in çalışmalarını önceki programlarda detaylıca ele almış ve farklı alanlarla ilgisini incelemeye çalışmıştım. O bölümler Açık Bilinç'in arşiv sayfasından bulunabilir. Birkaç örnek verecek olursak; Otorite, İtaat ve VicdanKötülük İçimizde mi? ve Stanford Hapishane Deneyi.

Melvin Lerner'ın "adil dünya hipotezi" adını verdiği iddiası ve mağduru suçlama eğiliminin nedenleri farklı bir açıya sahip olsa da bütün bu konulara bağlı. 

"Mağduru suçlama" bugün de sıkça rastladığımız bir durum. Peki niye böyle bir eğilimimiz var?

Melvin Lerner'ın hipotezi bence genel olarak doğru, ama eksik. Lerner'e göre, dünyanın adil bir yer olduğunu, iyi insanların başına ancak iyi şeyler geleceğini varsayan insanlar, bunun tersi durumlarda  bilişsel bir savunma mekanizması olarak, başlarına kötü şeyler gelmiş insanları suçlayarak, kendilerini rahatlatacak bir mazeret buluyorlar.

Yani; severek dinlediğiniz bir radyonun yayın izni iptal mı edildi? "Yapmışlardır herhalde bir şey, bir kusurları olsa gerek" demek insanın isyan etmeden bir mazeret bulmasını sağlıyor yani dünya aslında adil bir yer inancımızı koruyabiliyoruz veya suçsuz olduğunu düşündüğünüz birisi yıllardır yok yere hapiste mi tutuluyor?

"O kişinin mutlaka bir kabahati olmalı" derseniz, rahat ediyorsunuz. Lerner'in "adil dünya hipotezi" diye adlandırdığı iddia, kabaca bu.

Bu iddia, aslında Sosyal Psikoloji'de çalışmadan çok önce, İlahiyat ve Din Felsefesi'ndeki "kötülük sorunu" içinde çok tartışılan bir duruma işaret ediyor: Tanrı'nın her şeyi mükemmel yapabileceği bir dünyada niçin kötülükler de olabiliyor?

Tabii neyin "kötülük" diye nitelendirilebileceğini titizlikle incelemek ve hangi literatürde nasıl tartışıldığına bakmak gerek. Örneğin, hiç kabahati olmadan annesinin karnından özürlü olarak doğan bir bebek (Din Felsefesi) veya suçsuz yere hapiste tutulan iyiliksever bir insan (Sosyal Psikoloji).

Bence Lerner'ın kuramında eksik kalan şu: "Adil dünya hipotezi", her şeyin olması gerektiği gibi adaletli olacağına inanan insanlardaki "mağdurda suç bulma" eğilimini anlatıyor. Doğru ama ya toplumsal konulara yalnızca "canım vardır bir nedeni" diye yaklaşıp, kestirip atanlar? Yani, "madem beğendiğim bir siyasi kişi bu başkalarının suçsuz bulduğu bir insanın hapiste olması gerektiğini söylüyor, vardır bir nedeni" diye işin  aslını öğrenme ve düşünme gereği duymadan konuyu kapatmaya eğilimliler? Onlar için ne diyeceğiz?

Her halükarda, II. Dünya Savaşı sonrası gündeme gelen konulardan bugün konuşmak zorunda kalmamız bile kendi başına bir gösterge sayılabilir.