Apaçık Radyo

“Söyledikleriyle yaptıkları arasındaki mesafe”

9 Ekim 2026

İklim Kuşağı Konuşuyor'da Atlas Sarrafoğlu, COP31’e bir ay kala Türkiye ve Avustralya’nın iklim taahhütleri ile fosil yakıt politikaları arasındaki çelişkileri ele alıyor; metan emisyonlarından kömür ticaretine, yeni maden projelerinden geçmiş COP zirvelerine uzanarak, iklim diplomasisinde verilen sözlerin ne ölçüde somut eyleme dönüştüğünü sorguluyor.

Merhaba sevgili Apaçık Radyo dinleyicileri, İklim Kuşağı Konuşuyor programına hoş geldiniz. Ben Atlas Sarrafoğlu.

COP31’e tam olarak bir ay kaldı ve gözler giderek Antalya’ya çevriliyor. Fakat zirve daha başlamadan, bu yılki COP’un belki de en önemli tartışmalarından biri ortaya çıkmış durumda: Söylenenlerle yapılanlar arasındaki fark.

Geçtiğimiz günlerde Tuvalu ve Fiji’de düzenlenen Pre-COP liderler buluşmasında, COP31 Başkan adayı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Pasifik halklarının kullandığı “Taku Pakasoa” kavramına atıfta bulundu. Taku Pakasoa, Tuvalu dilinde birlikten, dayanışmadan ve ortak hareket etmekten doğan gücü ifade ediyor. Kurum konuşmasında, “Seslerimizi Taku Pakasoa ruhuyla bir araya getirmeliyiz” dedi ve Tuvalu, Fiji ya da Nepal’de yaşayan çocukların iklim krizinin yol açtığı acıları yeniden yaşamaması için bütün tarafları Antalya’ya giden yolda ortak geleceğimiz adına harekete geçmeye çağırdı.

Mesaj oldukça güçlü. Özellikle de yükselen deniz seviyeleri ve aşırı hava olaylarıyla doğrudan karşı karşıya kalan Pasifik ada ülkelerinden verildiğinde. Ancak tam da bu nedenle şu soruyu sormak gerekiyor: Antalya’ya giderken yapılan bu güçlü konuşmalar, COP31’in iki ev sahibi Türkiye ve Avustralya’nın kendi iklim politikalarında ne ölçüde karşılık buluyor? Çünkü tabloya baktığımızda arada giderek büyüyen bir mesafe görüyoruz.

Image
""

Türkiye açısından bunun örneklerinden biri metan. Uydu gözlemleri, İstanbul’daki Silivri atık sahası dahil Türkiye’deki bazı depolama alanlarında son derece yüksek metan emisyonları bulunduğunu gösteriyor. Silivri’den saatte ortalama 7,4 ton metan salındığı hesaplanıyor. Metan, atmosferde karbondioksit kadar uzun süre kalmasa da kısa vadede çok daha güçlü bir sera gazı. Bu nedenle emisyonlarının hızla azaltılması, yakın dönemdeki ısınmayı yavaşlatabilecek en etkili adımlardan biri. Bu da COP31 açısından önemli. Çünkü Türkiye zirvede metan azaltımını öne çıkarırken, kendi sınırları içerisindeki büyük emisyon kaynakları hâlâ çözüm bekliyor.

Fakat mesele yalnızca metan değil. Türkiye ile COP31 sürecini birlikte yürüten Avustralya da benzer bir çelişkinin içerisinde. Uluslararası iklim kampanyası ağı 350.org, iki ülkenin COP31 öncesinde kömürden çıkış için net bir tarih açıklamadığına ve fosil yakıtlardan uzaklaşma konusunda açık bir yol haritası ortaya koymadığına dikkat çekiyor. Üstelik iki ev sahibini doğrudan birbirine bağlayan bir fosil yakıt ticareti var.

Image
""

350.org’un Birleşmiş Milletler Comtrade verilerine dayandırdığı araştırmaya göre, Paris Antlaşmasının kabul edildiği 2015 yılından bu yana Avustralya’dan Türkiye’ye gönderilen termal ve metalurjik kömürün kullanılması 75 milyon tondan fazla karbondioksit emisyonuna neden oldu. Rapora göre Türkiye, 2015-2025 arasında Avustralya’dan toplam 28,5 milyon ton kömür ithal etti. İki ülkenin de kömürden çıkış için açıkladığı net bir tarih bulunmazken, Türkiye’nin 2035’e kadar kömür ve doğalgaz kapasitesini yaklaşık yüzde 30 artırabileceği; Avustralya’da ise petrol ve doğalgaz üretiminin 2015’ten bu yana yüzde 77 arttığı belirtiliyor. Buna rağmen COP31 öncesinde Türkiye tarafından yayınlanan iki resmi mektupta ve Türkiye ile Avustralya’nın birlikte yayınladığı bir başka metinde fosil yakıtlardan açık biçimde söz edilmemesi eleştiriliyor.

Aslında sorunun merkezinde tam olarak bu var. Kömürden, petrolden ve doğalgazdan nasıl çıkılacağını açık biçimde konuşmadan, iklim krizinin temel nedenini ne kadar tartışmış oluyoruz ki? Türkiye bugün Avrupa’nın en büyük kömürden elektrik üreticilerinden biri. Avustralya ise yenilenebilir enerjide önemli ilerlemeler kaydetmesine rağmen dünyanın en büyük kömür ve LNG ihracatçılarından biri olmayı sürdürüyor.

Fiji’deki Pre-COP toplantısında Avustralya Başbakanı Anthony Albanese de ülkesinin Pasifik’e olan bağlılığını vurguladı ve iklim krizinin ön saflarında bulunan ülkelere küresel eylemi şekillendirebilecekleri bir platform verilmesi gerektiğini söyledi. Ardından Avustralya’daki enerji dönüşümünü anlattı. Geçen yılın son çeyreğinde ülkenin elektrik üretiminde yenilenebilir kaynakların ilk kez %50’nin üzerine çıktığını hatırlatarak, “Avustralya harekete geçiyor” mesajını verdi.

Image
""

Bu gelişmeler elbette önemli. Sorun şu ki aynı anda başka bir Avustralya gerçeği de var. COP31 hazırlıkları sürerken New South Wales’teki Hunter Valley Operations kömür madeninin ömrünü 19 yıl uzatabilecek genişleme projesi eyalet düzeyinde onaylandı. Federal onay da verilirse, proje onlarca yıl daha kömür üretiminin devam etmesini sağlayabilir. Yani bir tarafta Pasifik ülkelerine iklim krizinin ön saflarında hak ettikleri sözün verilmesinden bahsediliyor, diğer tarafta yeni kömür üretimini onlarca yıl sürdürebilecek projeler ilerliyor.

Tam da burada “Taku Pakasoa” kavramı daha önemli hale geliyor. Çünkü kolektif eylem yalnızca aynı masanın etrafında oturmak ya da ortak bir deklarasyon yayınlamak demek değil. Eğer Pasifik ülkelerinin liderliğinden ve iklim krizine karşı verdikleri mücadeleden söz ediyorsak, onların yıllardır yaptığı fosil yakıtlardan çıkış çağrılarını da ciddiye almak gerekiyor.

Image
""

Üstelik bu çelişki yalnızca COP31’e özgü değil. Geçen yıl COP30, Amazonların hemen yanı başındaki Belém’de düzenlendi. Brezilya iklim liderliği mesajları verirken zirveden kısa süre önce Petrobras’a Amazon Nehri ağzı yakınlarında yeni petrol arama sondajı için izin verildi. 2024’te COP29, ekonomisi petrol ve doğalgaza büyük ölçüde bağımlı Azerbaycan’ın başkenti Bakü’deydi. 2023’te COP28’e Birleşik Arap Emirlikleri ev sahipliği yaptı. Ülkenin ulusal petrol şirketi ADNOC’un başındaki Sultan Al Jaber’in aynı zamanda COP başkanlığını yürütmesi, fosil yakıt çıkarlarıyla iklim müzakereleri arasındaki ilişkiyi daha zirve başlamadan tartışmaya açmıştı. Daha da geriye gidebiliriz. Fakat mesele hangi ülkenin kaç petrol kuyusu açtığını tek tek saymak değil.

Daha temel bir sorun var; COP toplantılarında kullanılan dil giderek daha güçlü hale geliyor. Acil eylemden, iklim adaletinden, 1,5 derece sınırından ve fosil yakıtlardan uzaklaşmaktan söz ediyoruz. Ama aynı anda kömür madenlerinin ömrü uzatılıyor, yeni petrol sahaları aranıyor ve doğalgaz altyapıları büyütülüyor. Bu noktadan sonra  bu yalnızca diplomatik bir çelişki değil. Çünkü iklim krizinde kaybedilen her yılın ve yapılan her yeni fosil yakıt yatırımının gerçek bir karşılığı var: daha fazla sıcaklık artışı, daha fazla kuraklık, daha yüksek deniz seviyeleri ve daha fazla insanın yaşam alanını kaybetmesi.

Murat Kurum Fiji’de, Tuvalu, Fiji ya da Nepal’deki çocukların aynı acıları bir daha yaşamaması gerektiğini söyledi. Bence COP31’e giderken bu cümleyi akılda tutmak gerekiyor çünkü o çocukların geleceğini yalnızca Antalya’da kurulacak cümleler belirlemeyecek. Türkiye’nin kömür politikası da belirleyecek. Avustralya’nın yeni kömür projelerine ne yaptığı da. Metan emisyonlarının gerçekten  azaltılıp azaltılmadığı da. COP31’de “aksiyonun”, yani verilen sözlerin somut adımlara dönüşmesinin özellikle öne çıkarılacağı söyleniyor. O yüzden Antalya’da belki de yalnızca ülkelerin ne söylediğine değil, söyledikleriyle yaptıkları arasındaki mesafeye bakmak gerekecek.

Taku Pakasoa’nın ifade ettiği gibi, gerçekten birlikten ve ortak eylemden söz edeceksek, bunun ölçüsü deklarasyonların ne kadar güçlü olduğu değil, alınan kararların gerçek hayatta neyi değiştirdiği olacak.

COP31’e tam bir ay kala önümüzde duran asıl sorun, fosil yakıtlardan çıkışın gerçekten ortak geleceğimiz için atılacak somut bir adım olmak yerine, bir COP’tan diğerine taşınan ve güzel cümlelerin arasında giderek daha pahalı hale gelen bir söz olarak kalma riski.

Ben Atlas Sarrafoğlu. İklim Kuşağı Konuşuyor programını dinlediniz. Gelecek Cuma günü yine Apaçık Radyo’da buluşana dek kendinize, sevdiklerinize ve gezegenimize lütfen çok iyi bakın.

Benzer İçerikler

  -     
● Canlı Yayın
—
Şimdiki
—
Sıradaki
—
Sıradaki
—
Sıradaki