Apaçık Radyo
Read in English

“İklim krizi bir insanlık krizi”

28 Ekim 2026

Açık Gazete'de Ömer Madra ve Özdeş Özbay, iklim diplomasisinin önde gelen isimlerinden Jennifer Morgan ile COP31'den beklentileri, fosil yakıtlardan çıkış sürecini, adil geçiş mekanizmalarını ve iklim krizine karşı somut eylemin önemini konuşuyorlar.

Ömer Madra: Uluslararası iklim ve enerji politikaları, diplomasi ve sivil toplum liderliği alanlarında 30 yılı aşkın deneyime sahip Jennifer Morgan'la konuşacağız. Kendisi 2026 Mercator-IPC Kıdemli Araştırmacısı. Şu anda Tufts Üniversitesi Fletcher Hukuk ve Diplomasi Okulu'nun İklim Politikası Laboratuvarı'nda kıdemli araştırmacı ve Berlin'deki Hertie Yönetim Okulu'nda araştırmacı olarak görev yapıyor.

Daha önce Almanya Dışişleri Bakanlığı'nda devlet sekreteri ve uluslararası iklim eylemi özel temsilcisi olarak görev yapmıştı. Görev süresi boyunca Kayıp ve Hasar Fonu'nun kurulmasında ve fosil yakıtlardan adil geçişe yönelik kararların alınmasında önemli rol oynamıştı.

Öncesinde Greenpeace International'ın icra direktörlüğünü, World Resources Institute'un Küresel İklim Programı Direktörlüğünü ve Dünya Doğayı Koruma Vakfı'nın (WWF) Küresel İklim Kampanyası Direktörlüğünü üstlenmişti.

Şimdi kendisiyle konuşuyoruz. Bu kaydı gerçekleştirdiğimiz gün de ilginç, değil mi?

Image
""

Özdeş Özbay: Evet, Jennifer Morgan'ın cuma günü İstanbul Politikalar Merkezi tarafından düzenlenen “Pre-COP: Antalya Öncesi Son Hazırlıklar” başlıklı toplantıda bir konuşması vardı. Bu konuşmanın ardından şimdi stüdyolarımızda bizimle birlikte.

Merhaba Jennifer, programımıza hoşgeldiniz.

Jennifer Morgan: Merhaba.

Ö.M.: Hoşgeldiniz.

J.M.: Burada olmaktan çok mutluyum.

Ö.M.: Teşekkürler, sizi burada ağırladığımız için biz de çok mutluyuz.

Ö.Ö.: Öncelikle, bugün konferansta yaptığınız konuşmada, COP31 zirvesine iki ülkenin birlikte başkanlık edeceğini belirttiniz. Ayrıca Türkiye ile Avustralya arasındaki ortaklığın COP sürecine bazı avantajlar sağlayabileceğine de dikkat çektiniz. İsterseniz buradan başlayalım. COP31 zirvesinden beklentileriniz neler? Başka bir deyişle, bu zirveyi başarılı olarak değerlendirebilmek için hangi kararların alınması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Ö.M.: Yanıtınızın ardından, bu konuyla ilgili bir soru da ben sormak istiyorum.

J.M.: Harika. Bence COP31, zirvenin sonunda kamuoyu, iş dünyası ve hükümetler için geleceğin temiz elektrik enerjisine geçişte olduğu söylenirse ve dünyanın fosil yakıtlardan çıkış sürecini hızlandıracağı açıkça ortaya konmuş olursa başarılı olmuş sayılacak. Peki, karmaşık diplomatik müzakerelerin ortasında bu somut olarak ne anlama geliyor? Bence bu, fosil yakıtlardan uzaklaşma sürecinde ilerlemek isteyen ülkelerin bir araya gelerek eyleme geçen ülkelerden oluşan bir tür koalisyon kurma sürecinin devam etmesi anlamına geliyor. Umuyorum ki bazı ülkeler bir araya gelerek temiz elektrik enerjisine geçiş konusunda bir ittifak oluşturulmasını desteklerler. 

Ayrıca müzakereler sonucunda üzerinde uzlaşılması gereken bazı kararlar var. Örneğin Adil Geçiş Mekanizması. Bu dönüşümü adil bir şekilde nasıl gerçekleştireceğiz, bu mekanizma tam olarak neleri kapsayacak? Bunların da karara bağlanması gerekiyor. 

Bu COP'un bir diğer önemli boyutu da zirveye giderken dünyanın dört bir yanında, İstanbul'dan Nepal'e kadar yaşanan iklim krizinin etkileri. Bu nedenle COP'un sonunda, ister gıda güvenliği ister altyapı konusunda olsun, dayanıklılığın nasıl artırılacağına ilişkin net göstergeler üzerinde anlaşmaya varılması gerektiğini düşünüyorum. Ekonomilerimizi iklim değişikliğinin etkilerine karşı nasıl daha dayanıklı hâle getirebiliriz? 

Bunun yanı sıra, varlıklı ülkelerin iklim değişikliğine uyum konusundaki mali taahhütlerini nasıl yerine getireceklerinin de açıklığa kavuşması gerekiyor. Geçen yıl, uyum çalışmalarına yönelik finansmanı 2035 yılına kadar üç katına çıkarma sözü verdiler. Bu yıl ise onlara şu soruları sormamız gerekiyor: peki, bu sözünüzü yerine getirmek için harekete geçtiniz mi? Gerekeni yapıyor musunuz? Bu, Afrika, küçük ada devletleri ve dünyanın en yoksul ülkeleri için kesinlikle hayati önem taşıyor.

Ö.M.: Ben de buna bir soru daha eklemek istiyorum. Radyomuzda haftanın beş günü yayınladığımız “Günün Sözü” adlı bir bölümümüz var. Bugünün sözün de gençlerin açıklamasından seçmiştik. “Değişim Elçileri”, COP31 Başkanlığı’na fosil yakıtlardan çıkışın ertelenmemesi gerektiği çağrısında bulundu.

İklim krizinin etkilerini doğrudan yaşayacak olan gençler, COP31’in “uygulama COP’u” olacağı yönündeki açıklamaların somut adımlarla karşılık bulması gerektiğini vurgulayarak fosil yakıtlardan çıkışın ertelenmemesini istedi. Gençler şöyle diyor: “Bizler, Antalya’da yaşayan, okuyan ve bu şehrin geleceğini paylaşan gençleriz. COP31’e ev sahipliği yapacak Antalya’dan, yalnızca kendi şehrimiz için değil, bütün ülkemizin ve gezegenimizin geleceği için sesleniyoruz.”

Gençler ayrıca şu çağrıda bulunuyorlar: “Kömürden adil çıkış için takvimlendirilmiş bir plan açıklayın! İklim krizi hayatımızı tehdit ederken kömüre dayalı enerji üretimi ve madencilik faaliyetleri hem doğaya hem de insan sağlığına zarar vermeye devam ediyor. Buna rağmen fosil yakıtlardan çıkış konusunda yıllardır somut adımlar yerine birtakım vaatlerle karşılaşıyoruz.” COP31 Başkanlığının zirvenin bir “uygulama COP’u” olacağı yönündeki açıklamalarına da atıfta bulunan gençler, bu sözlerin somut eylemlere dönüştüğünü görmek istediklerini vurguluyor. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? 


J.M.: Belli ki bunlar son derece bilinçli ve sağduyulu gençler. COP öncesinde seslerini duyuruyor olmaları da gerçekten harika. Söyledikleriyle ilgili iki noktaya değinmek istiyorum. Birincisi, benim anladığım kadarıyla aslında şunu söylüyorlar: “Uygulama” sözcüğü, arkasını somut eylemlerle doldurmadığınız ve yalnızca taahhütlerinizi nasıl hayata geçireceğinizi değil, bu süreci nasıl hızlandıracağınızı da ortaya koymadığınız sürece tek başına hiçbir anlam taşımıyor. Çünkü bugün açıklanmış olan bütün planlardan biliyoruz ki harekete geçmez, daha fazlasını yapmaz ve süreci hızlandırmazsak sıcaklıklar artmaya, iklim krizinin etkileri de giderek ağırlaşmaya devam edecek. İkincisi, ev sahibi ülke olarak Türkiye'nin de taahhütlerini hayata geçirmek için neler yaptığını göstermesi gerektiği konusunda gençlere kesinlikle katılıyorum. Dünyanın pek çok ülkesi, çeşitli nedenlerle ilk adım olarak kömürden çıkış sürecini başlatıyor; elbette iklim değişikliği nedeniyle, ama aynı zamanda hava kirliliği ve yerel topluluklara verilen zararlar nedeniyle de. Üstelik bu dönüşümün, yerel toplulukların ve çalışanların sürece dahil edildiği adil bir geçiş olması gerekiyor. Bence Türkiye, COP'a ev sahipliği yapan bir ülke olarak uluslararası arenada ciddiye alınmak istiyorsa, taahhütlerini hayata geçirme sürecini nasıl hızlandıracağını somut biçimde göstermeli. Bir yol haritası hazırlayacağını ve kömürden çıkış için bir plan ortaya koyacağını açıklamalı. Bilim insanları bana bu çıkışın 2030 yılına kadar tamamlanması gerektiğini söylüyor.

Ö.M.: 2030, evet. Aslında gençlerin açıklamalarında söyledikleri de sizin ifade ettiklerinizle neredeyse birebir örtüşüyor. Gençler, “Uygulama, yeni vaatlerde bulunmak demek değildir,” diyor. “Uygulama, sorumluluk almak ve harekete geçmek demektir.” Özellikle sorumluluk üstlenme vurgusunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Türkiye'nin, kömürden çıkış için net hedefler ve belirli bir takvim içeren adil geçiş planı ortaya koyması gerekiyor. Sizin de az önce söylediğiniz gibi, temiz ve yaşanabilir bir geleceğe ulaşmak için atılması gereken adımlardan biri, kömürden çıkış sürecini planlı, kararlı ve adil bir şekilde başlatmak.

J.M.: Harika. Bence bu konuya ne kadar çok dikkat çekilirse o kadar iyi. Üstelik yalnızca COP açısından değil, asıl burada yaşayan insanlar açısından çünkü kömürün yol açtığı zararları açıkça görebiliyoruz. Türkiye'nin bu açıdan şanslı olduğunu düşünüyorum, çünkü çok büyük başka enerji kaynaklarına sahip. Örneğin güneş enerjisi yatırımlarını artırmaya başladı.

Türkiye, güneş enerjisi alanında çok büyük adımlar atabilir. Zaten şu anda inşa edilmekte olan modern ekonominin temeli de bu. Özellikle Hürmüz Boğazı kaynaklı bir enerji krizinin yaşandığı ve fosil yakıtların ne kadar tehlikeli olduğunun böylesine açıkça görüldüğü bir dönemde.

Ö.Ö.: Evet, ancak fosil yakıtlardan çıkışın bu zirvenin sonuçlarından biri olması pek olası görünmüyor. Çünkü daha geçen hafta, COP31 öncesi hazırlık zirvesi için Fiji'ye giden Türkiye'nin COP31 Başkanı Murat Kurum, düzenlenen basın toplantısında “dünyanın zaten bir dönüşüm sürecinde” olduğunu açıkça ifade etti. İklim müzakerelerinde fosil yakıtlardan çıkış ifadesine odaklanmanın pek de verimli olmayabileceğini söyledi. Avustralya İklim Değişikliği Bakanı Chris Bowen da fosil yakıt kullanımına son verebilmek için, fosil yakıtla çalışan elektrik santrallerini gereksiz kılacak düzeyde yenilenebilir enerji kapasitesi oluşturulması gerektiğini belirtti. Bu da fosil yakıtların kullanılmaya devam edilmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla, daha geçen hafta bu iki önemli isimden böyle açıklamalar duyduk. Sizce bu zirvede fosil yakıtlardan çıkış konusu ne ölçüde tartışılacak? Hatta zirvenin sonuç bildirgesinde “fosil yakıtlar” ifadesinin yer alacağını düşünüyor musunuz?

J.M.: Sanırım müzakerelerin geçmişine biraz değinmek faydalı olabilir. Üç yıl önce Dubai'de düzenlenen COP28'de, ben Alman heyetine başkanlık ederken, kullanılan ifadeler üzerine uzun müzakereler yürüttük. Saatlerce süren, planlanan süreyi aşan ve pek çok güçlükle karşılaştığımız bu müzakerelerin sonunda, bütün ülkeler fosil yakıtlardan adil, düzenli ve hakkaniyetli bir şekilde uzaklaşılması konusunda uzlaşmaya vardı. Bu, gençlerin talep ettiği şeye de çok benziyor. Çünkü bu dönüşümün planlı ve düzenli bir şekilde gerçekleşmesi gerekiyor. Kaotik bir dönüşüm hiç kimsenin yararına değil.

Ö.Ö.: Müzakereler verimsizdi yani? Murat Kurum’un söylediği gibiyse… 

J.M.: Bence artık asıl mesele bunu nasıl gerçekleştireceğimiz ve nasıl hayata geçireceğimiz. İfadenin metinde yer alıp almamasına bu kadar takılmamak gerekiyor. Çünkü bu konuda zaten alınmış bir kararımız var. Geri dönüp aynı ifadeyi yeniden metne koymamıza gerek yok. Zaten metinde yer alıyor. Fosil yakıtlardan adil bir şekilde uzaklaşma hedefiyle uyumlu, birbirinden farklı girişimleri kapsayan bir eylem gündemimiz var. Ayrıca geçen yıl bir grup ülke, bu dönüşümün planlama gerektirdiğini bildikleri için fosil yakıtlardan çıkışa yönelik yol haritaları hazırlamak istediklerini açıkladı. Brezilya da gelecek hafta, bu dönüşümün nasıl gerçekleştirilebileceğine rehberlik etmesi amacıyla küresel bir yol haritası yayınlayacak. Ülkeler de kendi yol haritalarını ortaya koymaya başlıyor. Dolayısıyla bu COP'ta asıl mesele, dönüşümün nasıl gerçekleştirileceği ve COP başkanlarının bu konuda ilerlemek isteyen ülkeler için tartışmaların sürdürülmesine alan açıp açmayacağı olacak. Bence bu alanı mutlaka açık tutmaları gerekiyor. Bakan Bowen'a ise Almanya'daki deneyimimizden yola çıkarak şöyle yanıt verirdim: Biz Almanya'da, bir adım atmak için diğerinin tamamlanmasını bekleyemeyeceğimizi öğrendik. Her şeyi aynı anda yapmak gerekiyor. Fosil yakıtlardan çıkış sürecini yürütürken yenilenebilir enerji kapasitesini de eş zamanlı olarak artırmak zorundayız. Almanya'da bir Kömür Komisyonu kurduk. Aslında bu, Şansölye Merkel döneminde gerçekleşti. Merkel, işçi temsilcilerini, yerel toplulukları, bilim insanlarını, sivil toplum kuruluşlarını ve hükümet temsilcilerini bir araya getirerek şu soruyu sordu: Bu dönüşümün takvimi nasıl olmalı? Bence ihtiyaç duyduğumuz yaklaşım tam da bu; toplumun bütün kesimlerinin katılımını sağlayan bir süreç. Bunun COP31'de önemli bir gündem maddesi olacağını düşünüyorum. Ancak tartışmanın belirli sözcükler etrafında dönmeyeceği kanısındayım. Asıl mesele, harekete geçmeye kararlı ülkelerin oluşturduğu ve somut yol haritaları hazırlamayı amaçlayan bu koalisyonun yakaladığı ivmenin sürdürülüp sürdürülemeyeceği olacak. Bence daha fazla ülke kendi yol haritasıyla ortaya çıkacak. Nijerya, Çad ve Kazakistan gibi ülkeler de şu anda yol haritaları üzerinde çalışıyor. Peki, bütün bu yol haritaları nasıl bir araya getirilecek? Ülkeler bu dönüşümü gerçekleştirmek için nasıl işbirliği yapacak ve özellikle en yoksul ülkelerin bu süreci hayata geçirebilmesi için birbirlerine nasıl destek olacak?

Ö.M.: Bakan Murat Kurum'un sözleriyle ilgili tamamlayıcı bir soru daha sormak istiyorum. Tuvalu ve Fiji'de düzenlenen COP31 öncesi liderler toplantısında, COP31 Başkanı Murat Kurum, Pasifik halklarının kültüründen gelen “Taku Pakasoa” kavramına atıfta bulundu. Tuvalu dilinde Taku Pakasoa, birlik, dayanışma ve ortak hareket etmekten doğan gücü ifade ediyor. Kurum, konuşmasında şöyle dedi: “Taku Pakasoa ruhuyla seslerimizi birleştirmeli ve Antalya'ya giden yolda, Tuvalu, Fiji veya Nepal'de yaşayan çocukların iklim krizinin yol açtığı acıları bir kez daha yaşamak zorunda kalmaması için, ortak geleceğimiz adına tüm tarafları harekete geçmeye çağırmalıyız.” Ve iklim değişikliği üzerine henüz yedi yaşındayken programa katılan ve birkaç yıl sonra da yayın yapmaya başlayan en genç programcılarımızdan Atlas Sarrafoğlu...

J.M.: Vay canına!

Ö.M.: Evet, 12 yaşında! Şimdi 19 yaşında. Ve son programlarından birinde şöyle söyledi: “Taku Pakasoa kavramının ifade ettiği gibi birlikten ve ortak hareket etmekten gerçekten söz edeceksek, kararlılığımızın ölçütü, sizin de az önce belirttiğiniz gibi, açıklamalarımızın kulağa ne kadar güçlü geldiği değil, aldığımız kararların insanların hayatlarında gerçekte neleri değiştirdiği olmalı.” Bu sözleri nasıl değerlendirirsiniz?

J.M.: Evet, bence kesinlikle haklı. Çünkü bu COP, insanların bugün günlük yaşamlarında karşı karşıya kaldıkları bazı temel sorunlara çözüm üretme fırsatı sunuyor. Örneğin enerji fiyatlarını ele alalım. Fiyatlar hızla yükseliyor. Yenilenebilir enerjinin fosil yakıtlardan çok daha ucuz olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla temiz elektrik enerjisine geçiş için kurulacak bir ittifak aracılığıyla yenilenebilir enerjiye geçişi hızlandırmak gerekiyor. Ancak bunu yalnızca sözlerle ve açıklamalarla değil, ülkelerin bu dönüşümü gerçekleştirebilmesi için finansman sağlayarak ve elektrik şebekelerinin nasıl kurulup geliştirileceğine ilişkin bilgi ve deneyim paylaşımında bulunarak yapmak gerekiyor. Çünkü elektrik şebekeleri önündeki engeller, temiz elektrik enerjisine geçişin önündeki en büyük engellerden biri. Bu alanda ilerleme kaydedilmesi ve böylece insanların ödediği enerji bedellerinin düşürülmesi son derece önemli. Üstelik dünyanın bazı bölgelerinde, Hürmüz Boğazı'nda yaşananlar nedeniyle yakıt kullanımı karneye bağlanmış durumda. Bu nedenle Güneydoğu Asya, Afrika ve dünyanın daha pek çok bölgesindeki ülkelerin yenilenebilir enerji yatırımlarını artırdığını görüyoruz. Çünkü insanların en temel günlük ihtiyaçlarını karşılayabilmek için buna ihtiyaçları var. Bu, somut örneklerden biri. Bir diğer örnek ise; iklim değişikliğinin etkilerine karşı daha dayanıklı bir yaşamın nasıl kurulabileceği. Mesela binaların daha dayanıklı hâle getirilmesi sayesinde, büyük bir fırtına çıktığında evinizin yerle bir olmaması. Bence COP'ta bu alanlarda bazı önemli kararların alınması gerekiyor. Böylece insanlar, ülkelerin COP'ta bir araya gelerek ele aldığı meselelerin kendi günlük yaşamlarıyla gerçekten bağlantılı olduğunu görebilirler. Ama bence insanlar, mümkün olduğu ölçüde, liderlerinden hesap da sormalı. Çünkü bütün bu konularda şu anda yeterince hızlı harekete geçmedikleri kesin.

Ö.Ö.: Evet. İklim değişikliği şimdiden toplumsal çalkantılara ve kitlesel protestolara da yol açıyor. Son dönemde bunu Fransa'da gördük. Elbette protestoların tek nedeni bu değildi, ancak ‘sınıflardaki aşırı sıcaklar’ dile getirilen sorunlardan biriydi. Daha önce Sarı Yelekliler hareketinde de benzer bir durum yaşanmıştı. Orada da iklim vergisi adı altında yakıt fiyatlarındaki artış önemli meselelerden biriydi. 2011 yılında Ortadoğu'da başlayan ayaklanmalarda da iklim değişikliğiyle bağlantılı gıda fiyatlarındaki artışların etkili olduğunu gördük. Suriye'de bile su kıtlığı ve bunun yol açtığı büyük çaplı göç hareketleri önemli etkenler arasındaydı. Dolayısıyla, birkaç dakika önce sizin de belirttiğiniz gibi, bu zirvenin en önemli gündem maddelerinden biri, Brezilya'daki COP30'da alınan karar doğrultusunda Adil Geçiş Mekanizmaları’nın oluşturulması olacak. Ancak görebildiğimiz kadarıyla, şu ana kadar ne Türkiye ne de Avustralya bu konuda yeterince açıklık getirmiş durumda. Peki, sizin açınızdan adil geçiş mekanizmaları tam olarak ne anlama geliyor? Bunun biraz genel bir soru olduğunun farkındayım ama sizce bu tür mekanizmalar bu zirvede oluşturulabilecek mi?

J.M.: Evet, bence oluşturulabilir. İsterseniz önce yerel düzeyden bir örnek vereyim, ardından küresel düzeyde neler yapılabileceğine bakalım. Adil geçişe yerel düzeyde verilebilecek örneklerden biri, az önce konuştuğumuz kömürden çıkış süreci olabilir. Görevde olduğum dönemde Güney Afrika'yı ziyaret etmiştim. Orada kömürden adil bir şekilde çıkabilmek için yoğun çaba gösteriyorlar. Yerel topluluklar için yeni istihdam olanaklarının nasıl yaratılabileceği, bölgedeki bütün insanların ekonomik koşullarının nasıl iyileştirilebileceği ve ne tür fırsatlar oluşturulabileceği üzerinde çalışıyorlar. Üstelik bunu yerel halkı da sürece dahil ederek yapıyorlar. Dolayısıyla bana göre ulusal veya yerel düzeyde adil geçiş, örneğin Amazonlar'da da söz konusu olabilir. Burada önemli olan, geçim kaynakları değişmek zorunda olan insanları bir araya getirmek. Daha önce kömür madenciliğinden geçimini sağlayan birinin artık başka bir işten gelir elde etmesi gerekiyor. Ya da ormanları keserek geçimini sağlayan birinin artık farklı bir geçim kaynağı bulması gerekiyor. Bu nedenle, söz konusu insanlar için yeni fırsatlar yaratmaya çalışmak gerekiyor. Üstelik bazı yerlerde insanlar işlerini kaybettiklerinde sağlık sigortalarını bile kaybedebiliyor. Çünkü sağlık sigortaları çalıştıkları işe bağlı. Bunlar insanların hayatlarını doğrudan etkileyen, son derece somut sorunlar. Evet, bu yüzden ulusal düzeyde, toplumun bütün kesimlerini kapsayan, katılımcı bir süreç yürütülmesinin kesinlikle gerekli olduğunu düşünüyorum. Uluslararası düzeyde ise tartışılan konu, ülkelerin bu dönüşümü nasıl gerçekleştireceklerine ilişkin deneyimlerini birbirleriyle nasıl paylaşabilecekleri. Elbette Almanya'da işe yarayan bir yöntem başka bir ülkede aynı şekilde işe yaramayabilir. Ancak örneğin toplumun bütün kesimlerini bir araya getiren bir kömür komisyonu kurulması fikri, Güney Afrika için de ilgi çekici olabilir. Dolayısıyla ülkelerin birbirlerine “Siz ne yaptınız? Birbirimizin deneyimlerinden nasıl yararlanabiliriz?” diye sorabilecekleri uluslararası bir platform oluşturulması söz konusu. Ancak bence en önemli meselelerden biri de bu dönüşümlerin nasıl finanse edileceği olacak. Asıl zor olan da bu, değil mi? Fikir ve deneyim paylaşmak kolay. Peki, adil geçiş mekanizmasının finansman ayağı nasıl işleyecek? Bunun için nasıl bir mali mekanizma oluşturulacak? Üstelik adil geçiş yalnızca enerji sektörüyle sınırlı değil, bütün sektörleri ilgilendiriyor. Örneğin ulaşımda da adil bir dönüşüme ihtiyaç var. İnsanların işe nasıl gidip geldikleri ve ihtiyaç duyan herkesin temiz toplu taşıma seçeneklerine erişebilmesi de bu dönüşümün bir parçası. Dolayısıyla ele alınması gereken konular ve yapılması gerekenler aslında oldukça açık. Ancak bence en büyük mücadele finansman konusunda yaşanacak.

Ö.Ö.: Birbirimizin deneyimlerinden öğrenmek dediniz, bu mekanizmaların nasıl hayata geçirilebileceğine dair bir örnek olabilir belki de. Yani size şunu sormak istiyorum: En azından Almanya'dan, adil geçiş konusunda gerçekten başarılı olduğunu düşündüğünüz bir örnek verebilir misiniz? Çünkü dünyanın farklı yerlerinden pek çok kişiyle ve uzmanla röportajlar yaptık. Onlar, Almanya örneğinin bile aslında çok başarılı olmadığını söylüyor. Çoğunlukla işçilerin erken emekliliğe yönlendirildiğini ve bu süreçte bazı haklarını kaybettiklerini belirtiyorlar. Portekiz'de de Climaximo adlı hareketin temsilcileriyle görüştük. Bize, hareketlerinin mücadelesi sonucunda bazı petrol rafinerilerinin kapatıldığını, ancak ne yazık ki işçilerin işlerini kaybettiğini anlattılar. Adil bir geçiş sağlayamadıklarını söylediler. Dolayısıyla dünyanın farklı yerlerinde araştırmamıza rağmen, adil geçiş konusunda gerçekten başarılı ve tatmin edici bir örnek bulamadık. Sizin verebileceğiniz böyle bir örnek var mı? 

J.M.: Almanya'dan bir örnek verebilirim. En iyi bildiğim örnek bu ve elbette kusursuz olmadığının farkındayım. Ancak Almanya'da kömürden çıkış sürecini yaşayan iki bölge var. Bunlardan biri bu süreci artık tamamlamış durumda. Batı Almanya'daki Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinden söz ediyorum. Burası artık kömür üretimiyle anılan bir bölge değil, yüksek teknoloji merkezi hâline geldi. Evet, orada erken emekli edilen insanlar oldu. Ayrıca Almanya'nın her açıdan iyi bir örnek olduğunu da düşünmüyorum. Çünkü şirketlere, kullanım dışı kalan varlıkları için tazminat ödendi. Öyle değil mi? Dolayısıyla bu oldukça maliyetli bir süreçti. Çünkü şirketler, kömür üretimini planlanandan önce sonlandırmaları karşılığında devletten büyük miktarlarda para almayı başardılar. Ancak ülkenin bu bölgesinde yeni ekonomik faaliyet alanları da gelişti ve bugün bölgenin ekonomisi oldukça iyi durumda. Diğer örnek ise Almanya'nın doğusunda. Orada da yerel halkın bu dönüşümden yarar sağladığını düşünüyorum. Çünkü eski kömür madeni sahaları, göllerin ve çeşitli rekreasyon alanlarının bulunduğu devasa bir parka dönüştürüldü. Turizm de gelişti. Elbette bu, daha uzun zaman alan bir süreç. Bu bölgedeki dönüşümün hem olumlu hem de olumsuz yönleri olduğunu düşünüyorum. Ancak her iki örneğin de insanlar için yeni ekonomik fırsatlar yaratma, yeni ekonomik faaliyetler ve sanayi kolları geliştirme açısından makul ölçüde başarılı olduğunu söyleyebilirim. Üstelik bunlar, geleneksel olarak bütün ekonomik ve toplumsal yaşamı kömür etrafında şekillenmiş bölgelerdi. Bildiğiniz gibi, bu dönüşümün bir de kimlik boyutu var. Çünkü bu topluluklar nesiller boyunca kömürle iç içe yaşamış. Ailelerinin kuşaklar boyunca yaptığı iş bu olmuş. Dolayısıyla dönüşümün yalnızca ekonomik sonuçlarını değil, yerel toplulukların yaşamına neler katacağını da düşünmek son derece önemli.

Ö.M.: Programımızın da artık sonuna yaklaşıyoruz. Son olarak, kısa süre önce yayımlanan bir kitap hakkında birkaç cümleyle değerlendirmenizi almak istiyorum. Çok sevdiğimiz yazarlardan biri olan Jeremy Lent'in Eco-Civilization adlı kitabından söz ediyorum. Kitabın alt başlığı ise Herkes İçin İşleyen Bir Dünya Yaratmak. Kitabın sonunda şöyle diyor, izin verirseniz alıntılamak istiyorum: “İnsanlık, kendi hikâyesinde bir dönüm noktasında. Tarihin akışının hangi yöne evrileceğini etkileyebileceğimiz, kaderimizi belirleyecek bir dönemde dünyaya gelmiş bulunuyoruz. Dünya üzerinde, bu kritik eşikte hep birlikte ortaya koyduğumuz çabaların nihai sonucunu belki de hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Ancak yapabileceğimiz hiçbir şeyin bundan daha derin bir anlam taşımadığını bilerek kendimizi bu amaca adayabiliriz.” Jennifer, son olarak bu sözleri nasıl değerlendirirsiniz?

J.M.: Bence iklim krizi aynı zamanda bir insanlık krizi. Çünkü yaşanmakta olanlar ve bizi bekleyenler son derece adaletsiz. Bu sorunun ortaya çıkmasında hiçbir payı olmayan insanların evleri, yaşamları, hatta varlıkları tehdit altında. Bu nedenle, insanlığın böylesine büyük bir tehdit altında olduğu bir dönemde, insanlığımızı korumak ve insani değerlerimizi yeniden öne çıkarmak için birlikte çalışmanın her zamankinden daha önemli olduğunu düşünüyorum. Kişisel olarak da şunu söyleyebilirim: Uzun yıllardır iklim değişikliği konusunda çalışma ayrıcalığına sahip oldum. Bu benim için son derece anlamlı bir deneyim. Bence insanlar da hayatlarında bir anlam arıyor. Çünkü dünyayı daha iyi bir yer hâline getirmek, çocuklarınıza daha güzel bir gelecek bırakmak için birlikte çalışıyorsanız, yaptığınız işin gerçekten bir anlamı var. Bugün dünyanın dört bir yanında iklim krizinin acılarını çeken ve daha iyi bir geleceği hak eden çocuklar var. İşte bu yüzden harekete geçmenin tam zamanı. O an, şimdi.

Ö.Ö.: Ne yazık ki programımızın sonuna geldik. Jennifer, bize zaman ayırdığınız ve programımıza katıldığınız için çok teşekkür ederiz.

J.M.: Benim için de büyük bir zevkti. Çok güzel bir sohbet oldu.

Ö.M.: Bizim için de büyük bir zevkti.

J.M.: Teşekkürler

Ö.Ö.: Evet, Almanya'nın ünlü iklim diplomatlarından - böyle diyebiliriz herhalde - ve sivil toplum uzmanlarından Jennifer Morgan bugün bizimleydi kendisiyle kısa bir söyleşi yapmış olduk.

Benzer İçerikler

"Adil olmayacaksa olmasın"
22 Temmuz 2026
Suda Sim Meriç, Tuna Emren, Özdeş Özbay, Elif Cansu İlhan
  -     
● Canlı Yayın
—
Şimdiki
—
Sıradaki
—
Sıradaki
—
Sıradaki