Apaçık Radyo
Read in English

“Himalayalar’da durum çok ciddi. Himalayalar’da da buzullar eriyor, kar yağmıyor ve bu yüzden su kıtlığı yaşanıyor”

21 Ekim 2026

Hüsnükabul'de Waseem Ahmad Siddiqui, All Living Things Environmental Film Festival (ALT EFF) programcısı Isha Tomar ile BIFED’de gösterilen Hindistan yapımı üç belgesel üzerinden iklim krizini, su kıtlığını, ekolojik yıkımı ve yerinden edilmeleri konuşuyor; çevre mücadelelerinde belgesel sinemanın, bağımsız medyanın ve toplumsal dayanışmanın rolünü ele alıyor.

Image
""

Waseem Ahmad Siddiqui: Merhaba herkes, ben Waseem Ahmad Siddiqui. Şu anda Isha Tomar ile birlikteyiz. Isha, bize katıldığınız için teşekkürler. Öncelikle kısaca kendinizi tanıtır mısınız ve nereden geliyorsunuz?

Isha Tomar: Waseem, tanıştığımıza memnun oldum. Ben Hindistan’da düzenlenen bir çevre festivalinde film festivali programcısı olarak çalışıyorum. Festivalin adı “All Living Things Environmental Film Festival”, kısaca ALTEF. ALTEF’te üç yıldır çalışıyorum ve orada yaptığımız iş, dünyanın dört bir yanından çevre hikayelerini anlatmak.Bu nedenle dünyanın her yerinden hikayeler arıyorum; ayrıca Hindistan’daki çevre hikayelerini de aktif olarak tanıtmaya çalışıyoruz.

Çünkü Hindistan, olağanüstü bir çeşitliliğe ve karmaşık bir tarihsel mirasa ev sahipliği yapmaktadır; çok sayıda kültür, bölge ve çeşitlilik barındırır ve her bölgenin kendine özgü çevre sorunları vardır. Bu nedenle, birçok Hint hikayesini dünyaya tanıtmaya çalışıyoruz. Son dört, beş, hatta altı yıldır, ister belgeseller, ister kurgu hikâyeler, ister animasyonlar, ister öğrenci filmleri aracılığıyla olsun, Hindistan’da çevre hikayelerinin giderek arttığını görüyoruz. Bu alan gerçekten büyüyor ve biz de bunu dünyaya tanıtmaya çalışıyoruz. Sadece doğa belgesellerine veya yaban hayatı belgesellerine odaklanmıyoruz. Çevre hikayelerinin kesişimsel doğasına gerçekten inanıyoruz, çünkü çevre politik bir konudur. Bu, geçim kaynaklarıyla ilgilidir. Cinsiyetle ilgilidir. Şununla ilgilidir— Cinsiyet eşitsizliği de var, kast eşitsizliği de var, daha pek çok şey var. Sonuçta bunlar insan hikayeleridir. Dolayısıyla tüm bunları bir araya getirerek, her bölgeden bu çeşitliliği sunmaya çalışıyoruz.

W.A.S.: Şu anda BIFED’de Hindistan’dan üç film izledik. Sudarshan Sawant’ın yönettiği Lost Songs of Sundari. Lobsang Wangtek ve Akshat Jain’in yönettiği I Am Zanskar ve Waste and the City. Bu son film, sanırım üçüncü film, yönetmenleri Arishma Rao ve Vishwesh Bhagirathi Shiva Prasad. Tam adı bu.

Isha, sizinle bu kısa röportajı, Himalaya bölgesi, Nepal, Tibet ve Hindistan’ın Assam ile Kerala eyaletlerinde yaşanan sel felaketlerinin etkilerinin bölge genelinde büyük yıkıma yol açtığı bir zamanda gerçekleştiriyorum.

Ve bu röportajı, özellikle bölgedeki sıradan insanların hayatlarının ciddi tehlike altında olduğu bir zamanda yapıyorum. Bu noktada iklim felaketine ve iklim adaletine dikkatimizi yöneltmenin son derece önemli olduğuna inanıyorum. Çevremizde her gün bu felaketlere, kitlesel yerinden edilmelere, komşu ülkelerde ve hatta şu anda bulunduğumuz Türkiye’de bile binlerce insanın ölümüne tanık oluyoruz. Bu konuda size şu soru sormak istiyorum. Günümüzle, tam da şu anda son derece önemli ve doğrudan bu meseleler ile ilişkilendirdiği bu belgeseller, bölgemizde iklim felaketi olarak tanık olduğumuz olaylara nasıl yanıt veriyor?

I.T.: Evet, bu çok önemli bir soru, çok yerinde bir soru ve her gün üzerinde düşündüğümüz bir soru; çünkü sürekli bu filmleri, bu hikâyeleri izliyorum ve sonuçta hepsi de az önce sorduğunuz o tek soruyu ele almaya çalışıyor. Yani, biliyorsunuz, Nepal ve Tibet’te meydana gelen sel felaketleri, sonunda Hindistan’ın alçak arazilerinde de sele neden oldu; çünkü Nepal’in sınır eyaletleri olan Uttar Pradesh ve Bihar da sonunda sular altında kaldı; çünkü su hepsine doğru akıp geldi. Ancak insanlar acı çekti. Yerinden edilme yaşandı. İnsanlar, hükümetten herhangi bir yanıt gelmemesi ve olayın medyada bile düzgün bir şekilde yer almaması nedeniyle protesto ettiler. Biliyorsunuz, medyanın insanların endişelerini dile getirmek için çok önemli olduğunu düşünüyorum, ancak şu anda Hindistan’da medya artık insanların sorularını veya sorunlarını haber yapmıyor. Aynı şey Assam’da da oldu, Kerala’da da aynı şey yaşandı. Küresel medyada haber yapıldı, ancak Hindistan içinde bu konular… Sessizliğe gömüldü. Yani ülkenin geri kalanındaki insanlar için “gözden uzak, akıldan uzak” oldu. 


Evet, tabii, o bölgelerden gelen haberler ya da destek ne olursa olsun, bunlar bağımsız medyadan geliyor; yani sosyal medyada haber yapan gazeteciler ya da sahaya inip haber yapmaya büyük çaba sarf eden bağımsız, küçük çaplı yerel gazeteciler, çünkü büyük medya artık bu haberleri desteklemiyor. Evet, işte bu yüzden şu anda Hindistan’da belgeseller çok, çok önemli. Bahsettiğiniz üç filmden ilki, yani Sundari’nin Kayıp Şarkıları Mumbai’de geçiyor. Mumbai büyük bir şehir. Hindistan’da iş dünyasının başkenti, ticaret merkezidir ve herkes Mumbai’yi bilir. Mumbai’de Bollywood var, bilirsiniz, çok ünlüdür. Ancak şehrin yerli toplulukları… Aslında Mumbai sadece yedi adadan ibaretti, hiçbir zaman bir şehir olmadı, sadece bir ada kümesi idi. Daha sonra arazi ıslahı yapıldı ve bir şehir haline getirildi.

Bu bölge, Koli adı verilen balıkçılar tarafından yerli olarak iskan edilmişti; onlar hâlâ oradalar, ancak şu anda hükümet tarafından yerlerinden ediliyorlar. Çünkü Mumbai’de çok sayıda mangrov ağacı bulunuyor ve bu ağaçlar, sel baskınlarına son derece yatkın bir sahil kenti olan Mumbai’nin hayati önem taşıyor. Her yıl orada sel baskınları yaşanıyor ve şehir, mangrov ağaçları sayesinde hâlâ ayakta kalabiliyor. Ancak filmde, bu mangrov ağaçlarının, özel araç trafiği için orada inşa edilen kıyı yolları nedeniyle nasıl kesileceğinden ve halihazırda kesilmekte olduğundan bahsediliyor. Koli topluluğunun başlıca geçim kaynaklarından biri balıkçılık ve feribot hizmetidir; ancak feribot hizmeti durdurulacak. Balıkçılık konusunda ise balıklar ölmeye başladığı için balıkçı toplulukları şimdiden kaynaklarının büyük bir kısmını kaybediyor. Mangrovlar kesiliyor. Su kirlendiriliyor. Deniz üzerinde inşa edilen tüm köprüler ve yollar yüzünden suya çok büyük zarar veriliyor. Dolayısıyla onlar geçim kaynaklarını kaybediyor, deniz yaşamını yitiriyor, mangrovlar kesiliyor; bu da eninde sonunda çok fazla erozyona ve sel felaketlerine yol açacak. Mangrov kesimlerini durdurmak için vatandaş protestoları düzenleniyor, ancak hükümet dinlemiyor.

Ve bilim insanları, amatör bilimciler… Hepsi de mangrove ormanlarını keserseniz şehrin sular altında kalacağını söylüyor. Ama yine de… Kıyı yolları inşa ediliyor, tüm bu tahribat devam ediyor ve biz sadece ne olacağını bekliyoruz. Zaten Mumbai’de su sıkıntısı yaşanıyor. Bu yıl yağmur yağmadı. Dolayısıyla şehrin geleceğinin nasıl olacağı gerçekten endişe verici. Sonuçta, Himalayalar’da durum çok farklı. Himalayalar’da da buzullar eriyor, kar yağmıyor ve bu yüzden su kıtlığı yaşanıyor. Ve bildiğiniz gibi, izlediğiniz filmde şu anda yapay buzullar oluşturmaya çalışıyorlar; bu... Filmde çok ilginç bir alıntı da var: Bunun sadece bir yara bandı olduğunu, bir çare olmadığını, sadece geçici bir çözüm olduğunu söylüyor. Bunun ne kadar süreceği belli değil. Ayrıca, Bangalore’da da… Film atıklar hakkında konuşuyor olsa da, Bangalore eskiden göllerle dolu bir şehir olduğu için su kıtlığıyla da tanınan bir yer. Aslında her yer göllerle doluydu, ama o göller kapatıldı ve şehir, artık bilişim şirketlerinin merkezi haline geldiği için çok büyüdü.

Birçok teknoloji şirketi ortaya çıkıyor, çok sayıda iş imkânı yaratılıyor, şehre büyük bir göç yaşanıyor; bu yüzden tüm göller dolup taşıyor. Bu durum konut sayısının artmasına, dolayısıyla göllerin yok olmasına, yeraltı suyu kıtlığına ve her yıl su sıkıntısı yaşanmasına neden oluyor. Bangalore bu durumla tanınıyor. Dolayısıyla şu anda su, aslında tüm Hindistan için gerçekten çok önemli. Ve biz sadece… bu, gerçekleşmesi an meselesi olan bir felaket ve sonuçta biz de ona doğru ilerliyoruz. Ancak şu anda, bu hikayelerin belgelenmesinin ve insanların en azından neye doğru gittiğinin farkına varmasının çok, çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bunun durup durmayacağını ya da bir şeylerin olup olmayacağını bilmiyorum; bekleyip ne olacağını göreceğiz. Ama en azından bunun farkına varmak, sesimizi yükseltmek ve her şeyin yolunda olduğu gibi bir yanılsamada yaşamamak çok önemli. Her şey yolunda değil. Her şey yolunda değil.

W.A.S.: Aynen öyle, yani sizin de söylediğiniz gibi, bence şu anda harekete geçmek son derece hayati hale geldi; hatırlıyorum Hindistan’da bir iklim aktivisti, Soumya Dutta ile neredeyse üç hafta önce konuşurken, o bana tüm bu krizlerin artık sadece münferit bir krizden ibaret olmadığını söylemişti. Ayrıca, “iklim değişikliği” kelimesini kullandığımızda, bu artık sadece iklim değişikliği değil. Bu zaten bir iklim felaketidir, dedi. Dolaysıyla, bu felaketler ulus devletlerle sınırlı değil. Bu felaketler, yaklaşmakta olan bölgesel bir felakettir, demişti. Ben Pakistanlıyım ve Hindistan’dan gelen bu üç belgeseli izlemeyi çok önemli buldum. 2022’deki Pakistan sel felaketini hatırlıyorum; bu, günümüzle çok yakından ilgili. Bence bu, zamanımızın ruhunda biribirimizle konuşması için önemli. Son sözleriniz.

I.T.: Haklı olarak belirttiğiniz gibi, bu artık bölgesel bir sınırlama değil. Yani, bir ülkenin eylemleri diğer ülkenin eylemlerini büyük ölçüde etkiliyor ya da bir bölgenin veya eyaletin eylemleri başka bir bölgenin eylemlerini büyük ölçüde etkiliyor. Dolayısıyla artık her şey birbiriyle çok sıkı bir şekilde bağlantılı ve “tamam, bu artık beni pek etkilemiyor” diyip öylece kalamayız; çünkü bir şekilde, doğrudan ya da dolaylı olarak hepimizi etkiliyor. Gözlerimizi kapatıp bir yanılsama içinde yaşayarak her şeyin yoluna gireceğini ve halledileceğini düşünemeyiz; çünkü sesimizi yükseltmedikçe ya da —sadece sesimizi yükseltmek bile eyleme doğru atılmış çok önemli bir adımdır. Biliyorsunuz, gösterimlerimizde sık sık insanlar gelip bize şöyle diyor: “ben… sahada bir şeyler yapmak için gerekli kaynaklara ya da kapasiteye sahip değilim. Belki o kadar becerikli değilim, ya da o kadar… belki de bu benim uzmanlık alanım değil. Ben bilim insanı değilim, araştırmacı da değilim, ama ne yapabilirim ki?” Ve biz onlara şunu söylüyoruz: “Bilirsiniz, sadece gelip bu filmleri izleyip, insanlarla konuşup, bunları paylaşarak ve diğer insanlarla birlikte bu konuyu ileriye taşımak… bu da o yöne doğru atılmış çok önemli bir adımdır — küçük bir adım, ama yine de ileri bir adımdır.” En azından farkında iseniz, kararlarınızın bilincindeyseniz, yaptığınız seçimlerin farkındaysanız, mahallenizde ya da yaşadığınız şehirde neler olup bittiğinin farkındaysanız, bu çok, çok önemli bir adımdır. Ve iyi işler yapan insanları destekleyebilirsiniz. Sahadaki çalışmaları yapanları, araştırmacıları, bilim insanlarını, aktivistleri destekleyin; onların sözlerini, düşüncelerini dile getirin ve insanlarla paylaşın. Sosyal medya… Bence sosyal medya artık çok önemli bir platform haline geldi çünkü, hmm, son zamanlarda Hindistan’da bu protestolar yaşandı ve bunların bu kadar başarılı olmasının tek nedeni sosyal medyaydı.

W.A.S.: Artık ikinci ayaklanma yolda olduğuna inanıyorum.

I.T.: Cumartesi günü bir protesto var. Evet, yine Cumartesi günü. Konu gündeme geldi ve sosyal medya sayesinde ülke çapında insanlar bir nevi harekete geçti. Bence sosyal medya, doğru kullanıldığında filmlerle birlikte çok güçlü bir araç olabilir. Yani insanların katkıda bulunabileceği pek çok yol var. Güç bizde. Sadece onu kullanmak için yeterince bilinçli olmamız gerekiyor. Ve film yapımcıları zaten kendi yöntemleriyle, derinden hissettikleri endişeleri ve sorunları dile getirmeye çalışıyorlar. Evet, bence hepimizin içinde bu güç var.

W.A.S.: Isha, sizinle konuşmak çok hoştu, sanki hemen yan komşumla konuşuyormuşum gibi hissettim. Umarım bölgemizde etrafımızda ne olur bittiği ile ilgili görmeyi tercih ederiz; çünkü görmek -sadece bakıp geçmekle ilgili değil-, görmek içinde bulunduğumuz zaman için çok önemli. Ayrıca şunu da paylaşmak istiyorum; çünkü bu, yine Kerala’dan Bilal Jamal adlı röportaj yaptığım kişiden birinin bana ilettiği son derece önemli eliştirilerden biriydi. O, Kerala’da sıradan bir vatandaş ve şunu dedi: “şu anda Kokoroç Janta Partisi protestosunun odak noktası, sadece— ilk protestodan bahsediyorum. Sadece eğitim bakanının istifasına yönelikti, diğer meselelere değil.” Halbuki o sırada hemen yan ilçede sel yaşanıyordu. Yani tüm bu olaylar eşzamanlı olarak yaşanıyordu. Bu yüzden bir eleştiridi bulunmuştu. Sadece şikâyet etmekle kalmadı, bu öğrencilerin diğer meseleler konusunda da seslerini yükseltmelerini bekliyordu; umarım öyle olur, çünkü tanık olduğumuz tüm meseleleri kapsayabilmek önemli olan. Son olarak ne söylemek istersiniz, bilemiyorum.

I.T.: Tabii, bilirsiniz, Hindistan’da durum çok vahim. Ne diyeceğimi bilemiyorum, ama gerçekten çok ilginç. Son 10 yıldır sesini duyurmak çok zor, gerçekten çok, çok zor oldu, çünkü medyaya, gazetecilere, akademisyenlere, bilim insanlarına ve herhangi bir konu hakkında en ufak bir şey söylemeye çalışan herkese baskı uygulandı; bilirsiniz, bunlar vatan haini olarak nitelendiriliyor.

Onlar, bilirsiniz, ülkeye karşı olan kişiler olarak nitelendiriliyorlar ki bu doğru değil. Ülkeniz hakkında yorum yapmanız ya da eleştiri getirmeniz, ülkeye karşı olduğunuz anlamına gelmez; hükümeti eleştiriyorsunuz, ülkeyi değil. Biz hükümeti eleştiriyoruz, işlerin gidişatını, toprakların ya da ormanların özel şirketlere satılma şeklini eleştiriyoruz. Bunun üzerine yorum yapıyor ve eleştiriyoruz çünkü biz vatandaşız ve hükümetimizi yorumlamak ve sorgulamak gibi bir görevimiz ve sorumluluğumuz var.

Mesele halkı bilinçlendirmek. Aynen öyle. Ne de olsa siz, bizim seçtiğimiz bir hükümetiniz. Bize karşı hesap verebilir ve sorumlusunuz. Ancak son 10 yılda medya ve filmler üzerindeki kontrol ve denetim o kadar, o kadar yoğunlaştı ki, bence insanlar sorgulamanın ne demek olduğunu bir nevi unutmuşlar. Ve sorgulayanların sayısı da çok azaldı. Ancak Cockroach Janata Partisi sayesinde, en azından insanlar sorgulama fikrinin yeniden canlandığını hissediyorlar. Katılıyorum, çalışma şekilleriyle ilgili pek çok eleştiri var. Elbette kusurlar var ve bu konuyu ayrı bir başlık altında ayrıntılıca tartışabiliriz. Ayrıca beyefendinin söylediği şeye de katılıyorum: Kerala’da sorunlar var, ülkenin her yerinde sorunlar var, ama en azından bunun bir başlangıç olduğunu düşünüyorum.

Bu bir başlangıç. Artık hükümet, bizim bunu yapma gücümüz olduğunu biliyor — ve bakan istifa etti. Geleceğin nasıl olacağını ve eğitim reformlarının nasıl şekilleneceğini bilmiyorum. Hiçbir fikrim yok. Ancak göreceğiz. En azından bir şey oldu, bilirsin, bir değişiklik yaşandı ve bu olumlu bir değişiklik; “tamam, bunu başarabiliriz” dedirten olumlu bir gelişme. Eğer eğitim bakanı istifa edebiliyorsa, belki ülkenin başka bir yerinde de başka bir şey olabilir; bu da yavaş yavaş gerçekleşiyor. Zaman alacak çünkü 10, 15 yıl boyunca her şeye karşı bu kadar duyarsız kaldıktan sonra birdenbire uyanmak, bence zaman alır. Ama bunun yavaş yavaş gerçekleşeceğinden gerçekten eminim.

W.A.S.: Evet, aynen öyle. Isha Tomar, tekrar teşekkür ederim.

I.T.: Çok teşekkür ederim. Sizinle konuşmak da çok güzeldi.

Benzer İçerikler

  -     
● Canlı Yayın
—
Şimdiki
—
Sıradaki
—
Sıradaki
—
Sıradaki