İklim krizi, yerinden edilme ve savaş (çatışma) arasındaki ilişki göz önüne alındığında – bu üç konu birbiriyle nasıl ilişkilidir?
Hüsnükabul'de Waseem Ahmad Siddiqui, COP31 öncesinde iklim krizi, savaş ve zorla yerinden edilme arasındaki ilişkiyi; Gazze’deki ekokırımı, Nepal, Tibet ve Hindistan’da yaşanan iklim felaketlerini ve iklim adaleti mücadelesini ele alıyor.
Özdeş Özbay: Merhaba Waseem.
Waseem Ahmad Siddiqui: Merhaba.
Ömer Madra: Merhaba Waseem, hoşgeldin.
W.A.S.: Merhaba Ömer Bey, hoşbuldum. Şimdi COP31'e yaklaşıyoruz ve bugün Hüsnükabul programımızda da bununla ilgili elimden geldiğince geniş bir değerlendirme sunmaya çalışacağım. Bu değerlendirmeyi, çok yakın zamanda The Guardian'da yayımlanan bir yazıyı referans alarak yapmak istiyorum. Nina Lakhani, bir iklim adaleti muhabiri, The Guardian'da bir yazı kaleme aldı. Şöyle başladı: Birleşmiş Milletler raporuna göre iklim felaketleri son 10 yılda 250 milyon kişinin yerinden edilmesine neden oldu. Sıcaklıkların artmasıyla çatışmalar, sel, fırtına ve kuraklık dünya çapında insanların yerlerinden edilmesine neden oluyor.
Nina Lakhani, bu yazıda yeni yayımlanmış Birleşmiş Milletler raporunu genişçe anlatmaya çalışıyor. Burada esas olarak iklim krizinden etkilenen insanları ve iklim mülteciliği meselesini çok ayrıntılı bir şekilde ele alıyor. Şunu diyor: 2025 yılının neredeyse ortasına kadar 117 milyon kişi savaş, şiddet ve iç istikrarsızlık ya da çatışma nedeniyle yerinden edildi. "Bu, iklim acil durumunun hızla şiddetlendirdiği korkunç bir insan hakları krizidir," diye yazıyor Nina Lakhani.
Biz de Nina Lakhani'nin yazdığı bu meseleyle ilgili bir soruyu bir süredir hep birlikte aslında düşünüyoruz. Bir yandan da ben, şu anda neler yapılabilir, bu zamanın gerçekliği ve hakikati ne olabilir diye düşünürken, COP31'de sorulması gereken en önemli sorulardan biri de tam olarak bu noktada ortaya çıkıyor.
Nina Lakhani'nin bu yazısını da referans alırsak sorduğumuz soru şu şekilde: "İklim krizi, yerinden edilme ve savaş arasındaki ilişki göz önüne alındığında, bu üç konu, bu üç zamanımızda yer alan hakikatler birbiriyle nasıl ilişkilidir? Bu konularla ilgili yeterince eylem var mı? Ya da bu konulara dayalı yeterince ortak bir eylem var mı?"
Bu soruyla Antalya'da çeşitli röportajlarla, özellikle röportajlar aracılığıyla soruyu genişletmeye çalışacağız. Dünyanın dört bir yanından gelen insanlarla birlikte. Açıkçası bu soruyla birlikte amacım bu. Bu soru çeşitli ülkelerde, farklı ülkelerde, en başta Filistin'de, sonra Ukrayna'da, şu an savaş ve çatışmanın olduğu, özellikle savaş diyeceğim, çünkü çatışma çok doğru bir kelime değil, savaşın olduğu yerlerde bu mesele, bu hakikat, iklim krizi hakikati nelere sebep oluyor? Tabii, yerinden edilen insanlar özelinde ben bu soruyu genişletmeyi amaçlıyorum.
Devamında şunu da belirtmek iyi olabilir. Nina Lakhani'nin kısa zaman önce yazdığı The Guardian manşetindeki yazı benim için de yol gösterici oldu. Nina Lakhani ile birlikte de bir röportaj yapacağımızı umuyoruz. 10 Kasım'da Antalya'dan bir röportaj gerçekleştireceğim. Hem bu yazıyla ilgili hem de onun Verso'dan yakın zamanda çıkmış kitabıyla ilgili. Kitabın başlığı da Gaza: The Story of a Genocide gibi bir başlık. Fatma Bhutto ve Sonia Faleiro'nun derlediği bir kitap aslında. Nina Lakhani de burada bir bölüm yazıyor. Bölüm tamamen dert edindiğimiz meselelerle ilgili ve Gazze özelinde, özellikle Filistin ve Gazze özelinde ekokırımı tartışıyor.
Ben dün bu bölümü hızlıca okumaya çalıştım. Dediğim gibi, şu an Lakhani Filistin ve Gazze konusunda, bu ekokırım konusunda epey bir yol gösterici oluyor. Şunu diyor...
Ö.M.: Pardon, ben araya girebilirim... Ekokırımdan denirken doğayla olan bütün bağların yok edilmesini kastediyorlar, değil mi? Bir soykırımın doğaya uygulanması. Ağaçlara, böceklere, börtü böceğe ve havaya, her şeye yani, denizlere...
W.A.S.: Evet. Aynı böyle, ekokırım (ecocide) denilen kavram diğer kavramlarla da birlikte yer alıyor. Aslında bu oldukça yaygın kullanılıyor. Hatta Francesca Albanese de bununla ilgili, daha yayımlanmadı mı, gelecekte bununla ilgili bir rapor yayınlamayı düşünüyor.
Hem altyapının hem çevrenin hem enkazın hem karbon emisyonunun yarattığı tahribatı, İsrail'in 7 Ekim sonrasında özellikle bu silahlarla, bir sürü füzelerle, bombalarla kullandığı kimyasal maddelerin yarattığı tahribatı diye açıklayabiliriz.
Zaten Nina Lakhani de bu bölümde çok yalın bir dille, aslında bir saha çalışması da var, onunla ilgili bir bölüm yazıyor. Ben açıkçası tam da bununla ilgili, Filistin konusunda, bu üç ekseni, iklim krizi, yerinden edilme ve savaş, bu üç ekseni Nina Lakhani ile bu şekilde konuşmayı düşünüyorum. Ama elbette bunun içinde ekokırım kaçınılmaz bir mesele. Dolayısıyla Nina Lakhani'nin şu an bu yazısından bahsetmişken bunu da paylaşmış olayım sizlerle.
Ö.M.: Evet, pardon, bir ekleme daha yapabilir miyim?
W.A.S.: Lütfen.
Ö.M.: Rashid Khalidi ünlü kitabını yayınladığı zaman, Türkiye'de Türkçeye çevrilmesinde, hatta Osman Kavala'nın da katkıda bulunduğu bir durumda, bir depoda söyleşi yaptığı zaman kendisine Açık Gazeteci grubu olarak bu ekokırım konusundan da bahsediyorsunuz, ne diyorsunuz diye sormuştuk. O zaman da ekokırımın en temel meselelerden bir tanesi olarak Gazze'de bulunduğunu, Rashid Khalidi ile konuşmuştuk zaten. Onu da burada hatırlatayım dedim. Öyle bir kayıt da var bizde yani.
Ö.Ö.: Evet, aslında bu COP sırasında tabii alternatif zirvelerden de söz ettik ya. Bir tanesi Halkın İklim Zirvesi, diğeri de Enerji Demokrasi Zirvesi. Sendikalar bir araya gelecek. İkisinde de Filistin'den temsilciler olacaklar. Filistinli çevre örgütleri de, Filistinli sendikacılar da olacaklar. Onlarla da doğrudan bu meseleyi konuşma fırsatı buluruz.
Ama hazır yeri gelmişken Waseem, şeyi bir hatırlatalım. Az evvel Gelecek Ekonomiler programından çıkarken bir düzeltme yapalım. Haftaya, 9 Kasım'dan itibaren özel yayına geçiyoruz Apaçık Radyo olarak. Sabahları Açık Gazete'nin ikinci bir saatinde köşeler olmayacak. Onun yerine Antalya'dan bir kısmımız en azından bağlanıp özel yayına geçeceğiz. İçerisinde saat 18.10'dan itibaren yine özel yayına geçiyor olacağız. Bu 10 gün bu şekilde özel yayın olacağını...
Ö.M.: Üç haftamızı ayıracağız bu COP31 yayınlarına, değil mi?
Ö.Ö.: Evet, biz çok kişi Apaçık Radyo'dan Antalya'ya gidiyoruz. Waseem de onlardan bir tanesi, o yüzden oradan röportaj yapacağım diyor. Waseem, ben, İlksen, Eren Can İleri; biz oradan bol bol röportajlar ve canlı yayınlar yapıyor olacağız. Kesintisiz bir şekilde, hafta sonu dahil olmak üzere.
W.A.S.: Burada esas amacı da paylaşabiliriz. Yani bu COP31'de özellikle dünyanın dört bir yanından gelen insanlarla birebir, yüz yüze, yerinde onlarla doğrudan konuşma fırsatımız olacak. Bu oldukça değerli. Özellikle böyle bir zamanda, özellikle böyle bir zaman diyorum çünkü bu odaklanmaya çalıştığımız, hep birlikte çalıştığımız bu mesele, iklim krizi meselesi bir hakikat. Savaş, çatışma ve bununla birlikte yerinden edilen insanlar, mülteciler de bu meselenin çok merkezinde durdukları için bu konuyu o insanlarla konuşmak ve paylaşmak oldukça değerli. Hem ileriye dönük bir arşiv olarak baktığımızda da çok önemli görünüyor.
Ben şöyle devam etmek istiyorum. Çünkü burada Nina Lakhani bazı örnekler de veriyor. Özellikle bu üç eksen üzerine düşündüğümüzde, iklim krizi, yerinden edilme ve savaş, diyor ki: 26 Ağustos 2026 tarihinde Nepal ve Tibet'te yaşanan sel... Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu bir rakam yayınladı. Ve bu selden etkilenmiş insanlar neredeyse 93 bin kişiye kadar uzanıyor. Çok muazzam bir sayı.
Ben de en son özellikle yaptığım dört ile beş röportajda Himalaya bölgesi ve genel olarak Karakurum bölgesi... Karakurum dediğimde Himalaya zincirlerinin uzandığı bir bölgeden bahsediyoruz. Bangladeş'ten Afganistan'a kadar uzanıyor. Hindistan, Pakistan, Nepal de bunun içinde. Çin de bunun içinde yer alıyor.
Çok çeşitli yerlerden insanlarla konuştum. Bazı hiç de iyi gelmeyen bilgiler edindim. Yani şu an bu sayı öyle görünüyor fakat burada ölmüş, hayatlarını kaybetmiş insanların sayısı da çok. Dolayısıyla neredeyse bilinmiyor. Veriler çok tutarlı olmuyor.
Orada yaşayan insanların, hatta benim yaptığım bir röportajda Nepal'den bir Tamang, en kadim yerli topluluklardan biri olan Tamang topluluğundan bir kişi, bana açıkçası şunu paylaştı: "Bu hükümet" -Nepal hükümetinden bahsediyor- "bu felaketten sonra neredeyse hiçbir şey yapmıyor," diyor.
Onların hidroelektrik santralleri inşa ettikten sonra ve neredeyse 13... Özellikle sel yaşandığı bölgeden bahsediyor. Ve burada bu hidroelektrik santraller yüzünden neredeyse her şeyimizi kaybettik, diyor. Çocuklarımızı kaybettik, kültürümüzü kaybettik ve toprağımızı kaybettik.
Ö.M.: Kültürümüzü yok etti diyor.
W.A.S.: Evet. Ve bunu çok açık bir şekilde paylaşıyor. Ve şunu diyor: "Biz bunun için bir adalet istiyoruz."
Ben de orada şunu sordum: "Adalet derken ne demek istiyorsunuz?" "Bir tazminat istiyoruz." Tekrar sordum: "Tazminat derken ne demek istiyorsunuz?"
Yani bir yerli, tam ismi Wanju Waiba, diyor ki: "İklim adaleti istiyoruz. İklim adaleti istiyoruz." İki kere tekrarladı.
Ve bu COP31'de özellikle Nepal ve Tibet'te yaşanan sel ve bu sel felaketiyle ilgili, Filistin ve Ukrayna'daki savaş yerleriyle birlikte Nepal ve Tibet'te yaşananları da en önde tutmamız gerektiğine çokça inanıyorum.
Hatta bana şunu da dedi: "COP31'de aslında bizim orada olmamız gerekiyor. Biz orada değiliz." Dolayısıyla sizlerle paylaşıyoruz. Nepal ve Tibet'teki insanlar, özellikle Nepal'deki insanlar bir adalet bekliyor, bir iklim adaleti yani. Bu yerler için tazminat bekliyoruz.
Ö.M.: Waseem, yani şey dedin... Pardon, gene sesimi kestim ama girdim. Özellikle dedin, sel felaketi dedin. Aslında sert felaketi... Sel kelimesi bunu açıklamaya yeterli olmayabilir.
W.A.S.: Tufan, evet.
Ö.M.: Ötesi bir şey. Buzun ya 600 metre... 600 kilometrelik bir buzul parçası koptu ve düştü. Ve hâlâ kayıp diyorlar. 5 bin kişi için kayıp deniyor ama onların artık bir daha yeryüzünün haritasından silindiğini de söylemek lazım. Orada birkaç şehir ve yerleşim merkezi tümüyle yok oldu yani. Bir daha da asla ele geçirilemeyecek. Hâlâ kayıp demek de... Yani sen de kayboldu gibi bir ifade gösteriyor. Alakası yok. Yani çok büyük bir yıkımdan bahsediyoruz.
W.A.S.: Evet. Wanju da benzer bir şey söylüyor. Hükümet bu insanların kaybolduğunu söylüyor. Fakat biz onların çoktan öldürüldüğünü, yani hayatlarını kaybettiğini biliyoruz.
Ö.M.: Alay edermiş gibi yani, kayıp değil. Hâlâ üstünden kaç ay geçti.
W.A.S.: Ve şunu da ekleyeyim, çok önemli bir metafor kullanıyor Ömer Bey. Bir çekiç metaforu kullanıyor. Evet. Yani bu hidroelektrik santrallerin olduğu yerler, bu selden sonra bir çekiç gibi yere vuruyor.
Ö.M.: Belki de balyoz demek lazım.
W.A.S.: Evet. Dolayısıyla o günü, o akşamı, hatta 26 Ağustos tarihini hayal etmek neredeyse çok acıklı bir şey. Wanju zaten bununla ilgili çok ayrıntılı bir şekilde paylaşmaya çalışıyor, Tamang yerlisinden.
Dolayısıyla dediğim gibi bu Nepal ve Tibet ve bununla birlikte Hindistan'da da söz konusu. Hindistan'da da çünkü seller yaşandı. Neredeyse eş zamanlı. Assam ve Kerala'dan oradan da iki kişiyle, neredeyse üç ayrı röportaj yapma imkânı bulmuştum.
Onlar da aslında çok çelişkili... Ama iklim felaketinin özellikle şu anda Hindistan'da hükümette olan, iktidarda olan Bharatiya Janata Partisi'nin, Narendra Modi'nin Bharatiya Janata Partisi'nin ne kadar görmezden geldiğini anlatıyorlar röportajdakiler.
Hatta bunu şu şekilde anlatıyorlar ve bu da çok büyük bir çelişki şu anda çünkü öğrenciler ikinci kez devam ediyor. Ufak bir ara verildi ancak tekrar devam edecek. Bu ilk protesto Eğitim Bakanlığı'nın istifasıydı. İkincisi de seçimlerle ilgili, seçimlerin yolsuzluğuyla ilgili bir protestoydu ve onlar da devam ediyor.
İnsanlar bunu soruyor. Örneğin bu selden etkilenen, bu sel felaketinden etkilenen insanlar Hindistan'da şunu soruyor ve bekliyor: "Ne zaman iklim ve bu sel felaketi konusu olacak?"
Bu da aynı anda olması, yine Hindistan özelinde iklim krizleriyle ilgili sorulması gereken başka bir soru.
Ben şöyle devam etmek istiyorum. İklim krizi, zorla yerinden edilme ve savaş, çatışma... Bir iki örnekten bahsettim ancak içinde Sudan, Çad, Brezilya var, Venezuela var, pek çok yerler var, farklı yerler var. Bangladeş de dahil, Bangladeş, Afganistan... Evet, onlardan da bahsetmek lazım tabii. Evet, evet. Yani dünyanın neredeyse dört bir yanından... Bu üç eksenden baktığımızda günümüzde artık bu felaketler birbirinden bağımsız, üç ayrı soru olarak ele alınmayacak kadar iç içe geçmiş durumda.
Ö.M.: Aynen öyle. Waseem, istersen azıcık bize de ABD seçimlerini konuşmak üzere... Bize bırakırsan biraz erken çok mutlu oluruz.
W.A.S.: Olur, tabii. Ben sadece son olarak şunu söyleyebilirim: Önümüzdeki artık haftalarda amacımız ve niyetimiz bu yönde. Dolayısıyla bahsettiğim gibi bu ekokırım kavramıyla birlikte yerinden edilen insanlar, iklim krizini, günümüzde hakikat olan bu savaş ve çatışma ekseninde soru sormaya devam edeceğiz. Burada isterseniz toparlayabiliriz. Çok teşekkür ediyorum.
Ö.M.: Çok teşekkürler Waseem. Görüşmek üzere.
Ö.Ö.: Doğum günün kutlu olsun ayrıca Waseem.
W.A.S.: Özdeş, sağol. Görüşmek üzere, çok teşekkür ederim.
Benzer İçerikler
“Eğer hükümet o hidroelektrik projelerine onay vermemiş olsaydı, belki de çocuklarımızı, kültürümüzü, topraklarımızı ve belki de hayatlarımızı kurtarabilirdik"
Waseem Ahmad Siddiqui, Wanju Waiba Tamang
Ashish Kothari: “Biz 'Swaraj' deriz; bu, ‘kendi kendini yönetme’ anlamına gelir"
Waseem Ahmad Siddiqui, Ashish Kothari
'Beyaz adamın hoşuna gitmeyen herkes teröristtir'
Waseem Ahmad Siddiqui
“İsrail yalan söylüyor! Gerçek burada yaşanan işkence"
Waseem Ahmad Siddiqui