“Eğer hükümet o hidroelektrik projelerine onay vermemiş olsaydı, belki de çocuklarımızı, kültürümüzü, topraklarımızı ve belki de hayatlarımızı kurtarabilirdik"
Hüsnükabul'de Waseem Ahmad Siddiqui, Nepal ve Tibet'te yaşanan sel felaketinin ardından Tamang yerli halkından Wanju Waiba Tamang ile afetin yıkıcı etkilerini, hidroelektrik projelerinin yol açtığı sorunları ve yerli halkların iklim adaleti ile tazminat taleplerini konuşuyor.
Waseem Ahmad Siddiqui: Merhaba herkes, ben Waseem Ahmad Siddiqui. Az sonra dinleyeceğiniz röportaj, 30 Ekim 2026 tarihinde gerçekleştirdik. Bize, o akşam Nepal’in Katmandu’dan Tamang yerlisi, Wanju Waiba katıldı.
Wanju Waiba, Nepal ve Tibet’te yaşanan sel felaketinin, neredeyse ilk günden beri sahada; yerel toplulukların sesini duyuruyor ve kurtarma ve yardım çalışmaları için çalışıyor.
Bu röportajımıza geçmeden önce, dinleyicilerimiz için, röportajda bahsegeçen üç önemli konu özellikle onların altını çizmek istiyorum:
Birincisi, Wanju Waiba’nın en kadim Tamang yerlilerinden biri. Bu bir yerli halk— “yerel halk” değil. Zaten kendisi de bu “yerel halk” ifadeye karşı çıkıyor. Şöyle diyor. Alıntı yapıyorum: “Önemli bir şey izah etmek istiyorum: Kendimi tanıtmak istiyorum. Ben Wang Zu Waiba Tamang. Tamang topluluğu içerisindeki en büyük ve köklü yerli etnik bir grup. Ben, bu toprakların ilk halkıyım; yani, bu toprakların Yerli halkından biriyim.”
İkincisi, bu yerli halkın yaşadığı toprakla olan ilişkisi. Kendisi, bizim için bu toprak kutsaldır, diyor. Alıntı yapıyorum: “biz bu topraklara ve bir kültür sistemine aidiz. Bizim her şey doğaya bağlıdır ve biz de o doğaya, o topraklara aidiz. O miras alanını korumamız gerektiğini inanıyoruz.... Biz Yerli halk olarak, tek bir ağaç kestiğimizde bile dua ederiz. Ağaçla ve doğayla birlikte dua ederiz.”
Üçüncüsü, bu sel felaketlerinden sorumlu ve suç ortağı olan sistem, buradaki yerel halkı en çok etkileyen durum -hidroelektrik santrallerin inşası olmuştur, diyor. Bu anlaşma kapsamında birçok ülkenin işbirliğiyle inşa edilen hidroelektrik santraller yüzünden, bu sel felaketinde her şeyimizi kaybettik: evlerimizi, sevdiklerimizi ve halkımızı. “Her şeyimizi kaybettik,” diyor. Alıntı yapıyorum: “Hidroelektrik santralleri olmasaydı, belki de o bölgede ölenlerin sayısı daha az olurdu. Rasuwagadhi’den Rasuwa ilçesine ve Rasuwagadhi’den Maling Nehri bölgesine kadar uzanan alanda 13 hidroelektrik projesi bulunmaktadır. Bunlardan ikisine Dünya Bankası, üçüne Çinli şirketler ve Çinli bankalar, üçüne de Hintli bankalar yatırım yaptı. Onlar buraya yatırım yaptı ve toplamda diğer ülkelerden gelen bankalar ve yatırımcılar tarafından finanse edilen yedi hidroelektrik projesi vardı. Hidroelektrik projelerini inşa ettiklerinde, oradaki her şeyimizi kaybettik.”
Wanju Waiba, yerli halk olarak adaletin sağlanması için hesap sorulmasını talep ediyoruz, diyor. Röportajda bu noktayı vurgulamamı istedi: COP’a katılmamız gerekenler biziz, ama orada değiliz. Ancak, vicdanımızı paylaşan diğer kişilerle bunu paylaşıyoruz. Lütfen COP’a şunu iletin: Biz, Nepal’in yerli halkı olan Wang Zu Waiba Tamanglar, bu sel felaketinde her şeyini kaybedenler adına Dünya Bankası, Hindistan Bankası ve Nepal Hükümeti’nden tazminat talep ediyoruz.
ENGLISH VERSION BELOW
W.A.S.: Wanju Waiba Tamang. Öncelikle, bu zorlu koşullarda benimle konuşmak için zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Programınızın çok yoğun olduğunu biliyorum. 26 Ağustos 2026’da Nepal ve Tibet’te sel felaketlerinin ilk gününden beri sahadasınız; yerel toplulukların sesini duyuruyorsunuz ve kurtarma ve yardım çalışmaları sırasında dile getirilen endişeleri aktarıyorsunuz. Wanju, şu anda Katmandu’da olduğunuzu biliyorum. Toplulukla birlikte oraya yeni vardınız. Oradaki mevcut durumu anlatabilir misiniz? Ve Nepal ve Tibet’te yaşanan o yıkıcı selin ilk gününde ve sonraki günlerde insanların hayatının nasıl olduğunu bize anlatabilir misiniz?
Wanju Waiba Tamang: Öncelikle beni davet ettiğiniz için teşekkür ederim. Öyleyse, en başından başlamak istiyorum — oraya vardığım günden, sel felaketinin yaşandığı günden, yani Nepal ve Tibet’te sel felaketinin yaşandığı günden. O gün, Makwanpur’da bulunduğum ilk yerdi. Burası Katmandu’dan yakın bir ilçedir. Sel haberini duyduğumda Katmandu’ya geldim ve saat dokuz civarında buradan ayrıldım. Trishuli’ye vardığımda akşam olmuştu. Buraya vardığımda herkesin çoktan tepeye çıkmış olduğunu gördüm. Nehrin yakınıydı ve onlar çoktan oradan ayrılmışlardı. O gece sel her şeyi yok etti ve insanlar çoktan tepeye taşınmıştı. Ben de oraya gittim, onları kurtardım, yardım malzemelerini alıp dağıttım.
Özür dilerim, önemli bir şey izah etmek istiyorum: Kendimi tanıtmak istiyorum. Ben Wang Zu Waiba Tamang. Tamang topluluğu içerisindeki en büyük ve köklü yerli etnik bir grup. Ben, bu toprakların ilk halkıyım; yani, bu toprakların Yerli halkından biriyim. Topraklarımı ve o felaketi anlattığımda, belki de topraklarım halkımla, halkımla birleşecektir. Biz “yerel halk” değiliz. Biz Yerli halkız. O terimi “Yerel terimi” kabul etmiyoruz. Biz yerel halk değiliz; biz yerli halkız. Yerli bakış açısıyla, biz bu topraklara ve bir kültür sistemine aidiz. Her şey doğaya bağlıdır ve biz de o doğaya, o topraklara aidiz. O miras alanını korumamız gerektiğini inanıyoruz.
Şimdi, tekrar konuya dönersek. Ben oradayken pek çok kişi şehir bölgesini çoktan terk etmişti. Nuwakot, Bidur ve Ghale Darbar’dan, şehirden belki 10 ila 20 kilometre uzaklıkta bulunan bölgelerden, insanlar çoktan şehirlerini terk etmişti. O gece, oradaki halkımızı kurtardık. Bazı yardım malzemeleri götürüp dağıttık. İki gün sonra Katmandu’ya döndüm ve insanlarımız için çabalamaya başladık. Sonra Rasuwa’ya geri döndük. Bu sadece binaları yıkan bir (sel) felaket değildi; atalarımızın topraklarını ve her şeyi yok etti. Hem insanları hem de toprağı etkiliyor. Ama şunu söylemeliyim ki Waseem, bu toprağın yerli halka ait olduğunu inanıyoruz.
Hükümet o bölgede birçok hidroelektrik projesini onayladığında her şeyimizi kaybettik. Eğer hükümet o hidroelektrik projelerine onay vermemiş olsaydı, belki de çocuklarımızı, kültürümüzü, topraklarımızı ve belki de hayatlarımızı kurtarabilirdik. Ancak hükümet, Dünya Bankası ve oraya yatırım yapan ve hidroelektrik projeleri inşa etmeye çalışan diğer ülkelerden gelen kişilerle birlikte bu projeleri onayladı. Bundan sonra topraklarımız hükümet sistemi tarafından yok edildi; kapitalizm de hayatlarımızı ve topraklarımızı mahvetti.
W.A.S.: Yani hidroelektrik santrallerinin inşası nedeniyle selin etkisinin daha fazla olduğunu söylüyorsunuz, doğru mu?
W.W.T.: Evet. Hidroelektrik santralleri olmasaydı, belki de o bölgede ölenlerin sayısı daha az olurdu. Rasuwagadhi’den Rasuwa ilçesine ve Rasuwagadhi’den Maling Nehri bölgesine kadar uzanan alanda 13 hidroelektrik projesi bulunmaktadır. Bunlardan ikisine Dünya Bankası, üçüne Çinli şirketler ve Çinli bankalar, üçüne de Hintli bankalar yatırım yaptı. Onlar buraya yatırım yaptı ve toplamda diğer ülkelerden gelen bankalar ve yatırımcılar tarafından finanse edilen yedi hidroelektrik projesi vardı. Hidroelektrik projelerini inşa ettiklerinde, oradaki her şeyimizi kaybettik. Onları suçlamıyoruz, ama gerçek bu. Hidroelektrik tesislerini ve şantiyeleri kurduklarında, o bölgelerde insanlarımızı kaybettik.
Yani, elbette bu, toprağa değer veren Yerli halkın hayatına mal oldu. Biz Yerli halk olarak, özellikle de Yerli gençler olarak, tek bir ağaç kestiğimizde bile dua ederiz. Ağaçla ve doğayla birlikte dua ederiz. Bir ağaç kestiğimizde, köydeki herkesi çağırırız. Geleneksel bir yönetim sistemimiz var; buna “Cho Hyun” dediğimiz bir başkanımız var. Büyük bir ağacı kestiğimizde Cho’yu çağırırız ve o izin verdiğinde bir ritüel gerçekleştiririz. Bu büyük bir ağaç ve bu da ritüel bir uygulamadır. Kalkınma adı altında o tarafta her şeyimizi kaybettik.
W.A.S.: Bir ağacı bile keserken dua etmek, sözünün çok değerli. Ancak diğer tarafta, en acıklı durum, sel felaketi diğer ülkelerle ya da Dünya Bankası da dahil olmak üzere diğer bankalarla tamamen suç ortağı olması; çünkü hidroelektrik santralinin inşası bu toprakları çok ciddi bir şekilde etkilemişti. Öyleyse şunu sormak istiyorum: bana insanların ne talep ettiğini ve şu anda ihtiyaçlarının neler olduğunu anlatabilir misiniz? Nepal hükümetine yönelik herhangi bir kampanya var mı? İnsanların şu anda ihtiyaçları nelerdir?
W.W.T.: Hükümet açısından bakıldığında işleri iyi gidiyor, ama bizim için değil. Hükümet hayat kurtarmaya çalıştığında, orada yeterli sayıda personel yok. İnsanların hayatını kurtarmak için yeterli kaynakları yok. Ama şunu söylemeliyim ki Waseem, her şeyimizi kaybettiğimizi hissediyoruz. Sadece iklim adaleti kapsamında tazminat istiyoruz. Hükümetten ve buraya yatırım yapan yatırımcılardan tazminat talep ediyoruz. Onlar zaten kârlarını aldılar ve daha fazla kâr elde etmeye çalışıyorlar, ama ben şimdi her şeyimi kaybettim. Halkımı, toprağımı, kültürümü—her şeyimi kaybettim. Kimse buraya gelip neye ihtiyacımız olduğunu sormadı.
Hidroelektrik şirketleri, projelerinden etkilenen insanlara burada neler olduğunu ya da bu insanların neye ihtiyaç duyduğunu sormadılar. Hâlâ da sormadılar. Hükümet de bir çözüm bulmaya çalışmadı, ancak biz Yerli halk olarak, bu çabaların hükümet ve yatırımcılar tarafından bozulduğunu düşünüyoruz. Bunu kendi gözlerimizle görebiliyoruz. Hükümet hızlı bir şekilde müdahale etmedi ve biz her şeyimizi kaybettik. Hâlâ yeniden yapılanmayı bekliyoruz — hidroelektrik tesislerinin yeniden inşasını değil, o bölgede her şeyini kaybeden insanlar için yeniden yapılanmayı. Mevcut durum için gerekli olanı sağlarlarsa, insanlar o köyde, o bölgede ve o ilçede hayatta kalabilirler. Ancak hâlâ oraya ulaşmadılar ya da neye ihtiyaç duyulduğunu sormadılar. Şu anda sorun bu.
W.A.S.: Yani insanlara ihtiyaçlarının ne olduğunu bile sormuyorlar, öyle mi?
W.W.T.: Evet. Bugün bile Rasuwa’nın yukarısından geldim ve buraya yaklaşık 25 çocuk getirdim. Onlar için endişeleniyorum. Çocuklarımla ne yapabilirim? Onları burada bir barınma merkezinde tutmam gerekiyor. Barınma merkezinde bile yeterli kaynağımız yok. Gazımız yok. Elektriğimiz yok. Bu temel ihtiyaç, hükümet tarafından karşılanamıyor ve kimse bu konuyu gündeme getirmedi — hidroelektrik proje ekibi bile. Bunu sağlamayı göze almadılar. Şu anda sorun bu.
W.A.S.: Bir soru daha: Etkilenen hane sayısı nedir? Bir fikriniz var mı? Afet nedeniyle kaç ev hasar gördü veya yıkıldı?
W.W.T.: Bu konuyla ilgili olarak Rasuwa ilçesinde veri topladım. Orada, yerli halkın %98’i felakette hayatını kaybetti. Yani onlar zaten öldü. Ancak hükümet suçu başkalarına atıyor. Onları kaybettiklerini söylüyorlar, ancak öldüklerini biz zaten biliyoruz. Tamang yerli halkının %98’i orada hayatını kaybetti. Çin sınırından Trishuli Nehri’ne kadar 5 bin kişiyi kaybettik. Bu 5 bin kişi şu anda kayıp ve belki de 2 bin kişi daha hayatını kaybetmiştir; bu da felaketin toplamda 8 bin ila 9 bin kişinin hayatını yok ettiği anlamına geliyor.
Haku Besi’de üç hidroelektrik tüneli bulunuyor. Tünellerden birinde yaklaşık 300 kişinin çalıştığı bildirildi. Bu kişiler hâlâ o tünelde kayıp, ancak hükümetten kimse onları kurtarmaya çalışmıyor. Tünelin içi henüz kontrol edilmedi. Hâlâ tüneli incelemeye çalışmadılar. Bu şu anda bir sorun teşkil ediyor.
W.A.S.: Bu çok vahim bir durum. Hükümet, yaşananlara ve insanların hayatlarına karşı tamamen yok sayıyor. Bu çok ciddi bir mesele. Sizin söylediğiniz bir şey dikkatimi çekti, iklim adaleti, hükümetin tazminat ödemesi ve insanların kayıplarını karşılaması anlamına geliyor. Yerel topluluklar bunun için nasıl direniyor ve bir araya geliyor? Hükümet hiçbir şey yapmadığına göre, sıradan insanlar hayatlarını yeniden ayağa kaldırmak için bu tazminat ödemesi için kimlerden ve nasıl talep ediyor?
W.W.T.: İklim adaleti tazminatı belediye düzeyinde tartışılıyor, ama halkım hâlâ bundan haberdar değil. İklim adaleti kavramını hiç duymamışlar. Şehir halkının elektriğe ihtiyacı var, bu yüzden topraklarımızda projeler geliştirip hidroelektrik santralleri inşa ediyorlar. Halkımıza, “Burada hidroelektrik projesi başlarsa iş, para ve ihtiyacınız olan her şeye sahip olacaksınız” diyorlar. Halkımızı ve topraklarımızı sömürüyorlar.
İnsanlarım o bölgede iyi bir eğitim imkânına sahip değil. Orada sadece bir ilkokul, bir ortaokul ve belki de sekiz sınıflı bir okul var. Halkım bu konularda yeterli bilgiye sahip olmadığı için şirketlerle anlaşmaya varıyor ve hidroelektrik projesinin inşa edilmesine izin veriyor. İnsanlar o bölgede çalışırken hayatlarını kaybettiklerinde, hükümetten ve sürece dahil olan uluslararası kuruluşlardan tazminat almaları gerekir. Tazminat öncelikle hükümetten gelmelidir, çünkü hidroelektrik projesini onaylayan hükümetin kendisidir. Bundan sonra, projeden kâr eden uluslararası kuruluşlar da tazminat ödemelidir.
Bunu talep ediyoruz. Bir ekibim var ve insanların köylerde yaşadığı o yönde ilerlemeye çalışıyoruz. Yaklaşık 25 ila 28 köylü genç var ve onları iklim adaleti hareketine dahil ettim. İki ya da üç gün sonra bakanlığa gidip tazminat konusunu görüşeceğiz, ancak henüz net bir karar yok. Bir yol haritamız yok. Şimdi onlara şunu anlatmamız gerekiyor: Nasıl ilerlemeliyiz? Nasıl adım atabiliriz? Bir hareketi nasıl yürütebiliriz? Her gence bunu öğretmemiz gerekiyor. İnsanların elinden alınan topraklar için tazminata ihtiyacı var. Nepal’de pek çok iklim adaleti faaliyeti yürütülüyor, ancak bunlar topraklara ve toprakları tahrip edilen insanlara tam olarak ulaşamadı. İklim adaleti hareketi çoğunlukla Katmandu’da yoğunlaşıyor, ancak ben bunu selde her şeyini kaybeden insanlarla birleştirmeye çalışıyorum. Bundan sonra belki bir karar verecekler ve biz de ilerleyeceğiz.
W.A.S.: Wanju, bu aydınlatıcı bilgiler için çok teşekkür ederiz. Nepal ve Tibet halkının çektiği adaletsizliğe kelimelerle ifade etmek imkânsız, ancak kalplerimiz hepinizle birlikte. Ben sizlerle irtibatta kalacağım. Çok teşekkür ederiz.
W.W.T.: Teşekkürler, Waseem Ji. Görüşürüz.
Waseem Ahmad Siddiqui: Wanju Waiba Tamang. First of all, I would like to thank you for taking the time to speak with me during this challenging period. I know your schedule is very busy. You have been on the ground since the very first day of the flood disasters in Nepal and Tibet on August 26, 2026, amplifying the voices of the local communities and conveying the concerns raised during the rescue and relief efforts. I know you are in Kathmandu right now, Vahenju. You have just arrived there with the community. If you can describe the scene there and also talk about how people are making a life after this devastating flood in Nepal and Tibet?
Wanju Waiba Tamang: First of all, thank you for inviting me. So I want to start from the beginning, when I reached there. That was the first day when I was at Makwanpur. It's a different district from Kathmandu. When I heard about the flooding, I came to Kathmandu and left at maybe nine o'clock. It was evening time when I went to Trishuli. When I reached there, I saw that everybody had already gone to the hillside. It was near the river, and they had already left. That night, everything was destroyed by the flood, and the people had already moved to the hillside. So I went ahead, rescued them, took relief items, and distributed them.
One importan thing: I want to introduce myself. I am Wangzu Waiba Tamang. This is the first nation of this land; I mean, I am an Indigenous person of this land. When I introduce my land and that disaster, maybe my land will be with my nation, with my people. We are not local people. We are Indigenous people. We don’t accept that term. We are not local; we are Indigenous people. From the Indigenous perspective, we belong to the land, and we belong to a cultural system. Every aspect depends on nature, and we also belong to that nature land. We feel that we need to save that heritage area.
When I was there, many people had already left the city side. From Nuwakot, Bidur and Ghale Darbar a distance of maybe 10 to 20 kilometers, they had already left their city. That night, we rescued our people there. We took some relief items and distributed them. After two days, I came back to Kathmandu, and we thought about our people. Then went back to Rasuwa. It was not just a disaster that destroyed buildings; it destroyed our ancestors' land and everything. It affects the people and the land. But one thing, Waseem Ji, we feel that this land belongs to Indigenous people.
When the government approved many hydropower projects at that site, we lost everything. If the government had not issued those hydropower approvals, maybe we could have saved our children, our culture, our land, and perhaps our lives. But the government approved them with the World Bank and people from other countries who invested there and tried to build hydropower projects. After that, our land was destroyed by the government system, and capitalism also destroyed our lives and our land.
W.A.S.: So you are saying that, due to the construction of hydropowers, the flood affected more, right?
W.W.T.: Yes. If there had been no hydropower, maybe fewer people would have died at that site. From Rasuwagadhi to Rasuwa district and the Rasuagadhi to Maling River area, there are 13 hydropower projects. Two were invested in by the World Bank, three by Chinese companies and Chinese banks, and three by Indian banks. They invested there, and there were a total of seven hydropower projects invested in by banks and investors from other countries. When they built the hydropower projects, we lost everything there. We are not blaming them, but it is the reality. When they built the hydropower facilities and construction sites, we lost our people at those sites.
I mean, of course, it cost the lives of Indigenous people—people who give importance to the land. Even as Indigenous people, especially Indigenous young people, we pray if we cut one tree. We pray with the tree and with nature. When we cut one tree, we call everyone in the village. We have a customary government system, with a chairperson whom we call a Cho Hyun. When we cut a big tree, we call the Cho, and when he permits it, we practice a ritual. This is a big tree, and this is a ritual practice. Because of development, we lost everything on that side.
W.A.S.: And that means, the flood is completely complicit with other countries or with other banks, including the World Bank, because the construction of hydropower has affected these lands so much. So tell me what people are asking for and what their needs are right now. Is there any campaign toward the government of Nepal? What are people's needs right now?
W.W.T.: Exactly. From the government side, they are doing well, but not for us. When the government tries to save lives, they do not have enough people there. They do not have enough resources to save people's lives. But one thing, Waseem Ji, is that we feel we have lost everything. We just need compensation regarding climate justice. We are asking for compensation from the government and from the investors who invested there. They have already taken profits and are trying to take more profit, but now I have lost everything. I lost my people, my land, my culture—everything. Nobody came here to ask what we need.
The hydropower companies did not ask the people who were affected by their projects what happened here or what those people needed. They still have not asked. The government also tried to respond, but from our point of view, as Indigenous people, this was destroyed by the government and the investors. We can see it with our own eyes. The government did not respond quickly, and we lost everything. We are still waiting for reconstruction—not reconstruction of the hydropower facilities, but reconstruction for the people who lost everything at that site. If they provide what is needed for the current situation, people can survive in that village, at that site, and in that district. But they still have not reached there or asked what is required. That is the problem right now.
W.A.S.: You mean they are not even asking people what their needs are, right?
W.W.T.: Yes. Even today, I came from upper Rasuwa and brought maybe 25 children here. I am afraid for them. What can I do with my children? I need to keep them here in a holding center. Even at the holding center, we do not have enough resources. We do not have gas. That necessary item cannot be provided by the government, and nobody has asked about it—not even the hydropower project team. They did not risk providing it. That is the problem right now.
W.A.S.: One more question: What is the number of affected households? Do you have any idea? How many houses were demolished because of the disaster?
W.W.T.: Regarding this, I collected data in Rasuwa district. At that site, 98 percent of the Indigenous people died in the disaster. It means they are already dead. But the government is blaming it. We lost them, but we already know they died. 98 percent of the Tamang Indigenous people lost their lives there. From the border with China to the Trishuli River, we lost 5,000 people. Those 5,000 people are missing right now, and perhaps another 2,000 people have died, making a total of 8,000 to 9,000 people destroyed by the disaster.
At Haku Besi, there are three hydropower tunnels. In one of the tunnel around 300 people were reportedly working there. They are still missing in that tunnel, but nobody from the government sector is trying to retrieve them. The tunnel has not even been checked inside. They still have not tried to inspect it. That is a problem right now.
W.A.S.: It is a very big problem, actually. The government is completely irresponsible about what is happening and about the lives of the people. It is a very serious issue. As you were saying, climate justice means that the government should pay compensation and cover the people's losses. How are the local communities resisting and coming together? Since the government is doing nothing, what tools are ordinary people using to save their lives? Do you have any story about a family?
W.W.T.: Exactly. Climate justice compensation is being discussed on the city side, but even now my people do not know about it. They have not heard about climate justice. City people need electricity, so they build projects on our land and construct hydropower facilities. They tell our people, 'If the hydro project starts here, you will get a job, some money, and everything you need.' They exploit our people and our land.
My people do not have good education at that site. There is only a primary-level school, a lower secondary school, perhaps an eight-class school. Because my people do not have enough knowledge about these issues, they agree with the companies and allow them to build a hydro project. When people are working at that site and lose their lives, they need compensation from the government and from the international bodies involved. Compensation must come mainly from the government, because the government approved the hydro project. After that, the international bodies that profited from the project should also pay compensation.
We are claiming it. I have a team, and we are trying to move on that side, where people live in the villages. I have perhaps 25 to 28 village people, young people, and I have already brought them into the climate justice movement. After two or three days, we will go to the ministry and discuss compensation with them, but we still do not have a good decision. We do not have a roadmap. Now we need to inform them: How should we proceed? How can we move forward? How can we run a movement? We need to teach each young person. People need compensation for the land that was taken. In Nepal, many climate justice activities are happening, but they have not reached the land and the exact people whose land was destroyed. The climate justice movement is mostly in Kathmandu, but I am trying to connect it with the people who lost everything in the flooding. After that, perhaps they will make a decision, and we will move forward.
W.A.S.: Thank you so much for this insightful information. There are no words for the suffering of the people of Nepal and Tibet, but our hearts are with all of you. Thank you so much.
W.W.T.: Thank you, Waseem Ji. See you.
Benzer İçerikler
"2021'de Sikkim'de, 2022'de Himachal Pradesh'te, 2023'te Himachalan ve Uttarakhand'da, 2023'te Keşmir'de, 2026'da Nepal'de ve tekrar 2026'da Assam'da sel felaketleri yaşandı. Bu eşi benzeri görülmemiş devasa sel, son 100 yılda hiç yaşanmamıştı"
Waseem Ahmad Siddiqui, Soumya Dutta
Soumya Dutta: “Bizler burada Himalayalar’daki felaketi, krizin tarif edilemez boyutunu yaşıyoruz”
Waseem Ahmad Siddiqui, Soumya Dutta
"Eskiden var olan küresel dünya düzeni bir nevi çöktü"
Waseem Ahmad Siddiqui
Kumi Naidoo: “Şu! … tarihsel dönemde, karamsarlık bizim kesinlikle göze alamayacağımız bir ayrıcalık”
Waseem Ahmad Siddiqui