Apaçık Radyo
Read in English

İklim Mücadelesinde Gençlerin Sesi: Adil Bir Gelecek Mümkün mü?

21 Ekim 2026

Gelecek Ekonomileri ve Sosyal Girişimcilik'te Iraz Şimşek Güneş ve Erdem Cansızoğlu, İklim Öncüleri'nin kurucusu, sosyal girişimci, iklim eylemi danışmanı ve aktivist Baran Örnek ile COP31 öncesinde gençlik iklim hareketlerinin taleplerini, iklim adaletini ve gençlerin karar alma süreçlerine katılımını ele alıyor; adil geçiş, yeşil istihdam ve alternatif ekonomi modelleri üzerinden gençlerin gelecek ekonomilerindeki rolünü tartışıyorlar.

Iraz Şimşek Güneş: Merhaba sevgili Apaçık Radyo dinleyicileri. Açık Gazete içerisinde Gelecek Ekonomileri ve Sosyal Girişimcilik programındayız. Ben Iraz Şimşek Güneş.

Erdem Cansızoğlu: Ben de Erdem Cansızoğlu.

I.Ş.G.: Evet, Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek Antalya'daki COP31'e yani, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında düzenlenen 31. Taraflar Konferansına üç haftadan az kaldı. Bu hafta iklim meselesine gençlerin gözünden bakıyoruz: Gençler bu dönemde neler talep ediyorlar, bağımsız gençlik hareketleri bu ortamda neyi temsil ediyor, ve gelecek ekonomilerinde kendilerine nasıl yer açıyorlar? İşte tam da bu noktada, aramızda genç neslin sesi olan bir konuğumuz var, kendisini tanıtmak isterim: Baran Örnek. 

Baran; çevre ve iklim krizine karşı endişe duyan gençleri bir araya getirerek toplumsal bir dönüşüm yaratmayı amaçlayan, COP27 ve COP28'de küresel iklim konferanslarında Türkiye’yi temsil eden, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği dahil olmak üzere 100'e yakın ulusal ve uluslararası kuruluşla ortaklıklar yürüten güçlü bir gençlik inisiyatifinin, “Climate Pioneers” yani “İklim Öncüleri”nin kurucusu. Aynı zamanda, Catalyst Now Türkiye Chapter üyeleri arasında ekolojik dönüşüm çalışmalarını da sürdüren; gençlerin iklim politikalarında söz sahibi olmasını destekleyen bir sosyal girişimci, iklim eylemi danışmanı ve aktivisti.

Evet, hoşgeldin Baran.

E.C.: Hoşgeldin Baran.

Baran Örnek: Hoşbulduk, merhabalar tekrardan.

Image
""


E.C.: Ben o zaman hemen ilk sorumuzla başlamak istiyorum. Baran, İklim Öncüleri'nde kendi ayakları üzerinde durabilecek bir sosyal girişim modeli oluşturmaya çalışıyorsunuz. Uzun vadeli finansal ve operasyonel sürdürülebilirlik sağlamayı amaçlayan, ölçeklenebilir bir girişim modelinden bahsediyorum. Gönüllülerle büyüyen gençlik hareketleri, iklim savunucu girişimlerin çoğu zaman hibe döngüsüne de bağlı kaldığını biliyoruz. Peki, İklim öncüleri nasıl finanse ediliyor? Ve İklim öncüleri'nde bu konudaki deneyiminden de faydalanarak bize biraz sizin gibi girişimlerin iş modelleri nedir ve bu tarz girişimler nasıl uzun vadeli sürdürülebilirliklerini koruyorlar ve misyonlarını koruyarak ayakta kalıyorlar? Bahsedebilir misin?

B.Ö.: Tabii ki. İklim öncüleri beş senedir Türkiye'deki genç iklim hareketini büyütmek için tamamen gönüllü olarak çabalayan bir sivil inisiyatif aslında şu anda. Ama bizler geleceği ve gerçekten sürdürülebilir değer yaratma modelini sosyal girişimcilikte gördüğümüz için kendimizde bir kendi bağımsız gelir modelimizi oluşturma konusunda çabalıyoruz. Ama şu anda hiçbir tam zamanlı çalışanı, yarı zamanlı çalışanı olmadan tamamen gönüllü ekibiyle hareket eden, gönüllü gençler tarafından yönetilen ve projeleri tamamen gençler tarafından oluşturulan bir genç sivil inisiyatifiz. 

Bizce B2B marketinin kendi gelir modeline sahip olması onu tamamen bağımsız sağlıyor, misyonunu, yönünü koruyor, ona özel bir hareket alanı açıyor ve bu sayede faaliyetlerinde de tamamen aslında özgür oluyor. Ama tabii ki bir gelir modeli olmadığında; tek bir hibeye, kuruma bağımlı kalınıyor ve ister istemez de öncelikler o kaynağın esnekliğine göre değişiyor. Biz şu ana kadar hem yerelde hem uluslararası alanda pek çok kurumdan aslında hibe destekleriyle hep projelerimizi faaliyete geçirdik. Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı olsun, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) olsun, Heinrich Böll Stiftung olsun. Bu gibi partnerler sayesinde aslında şu ana kadar 25 binden fazla gence ulaşan etkinlikler organize ettik. Kampanyalarımızla 150 binden fazla imza topladık. 50 Farklı şehirden 1500'e yakın genç gönüllüyle onlarca proje hayata geçirdik. Ama tabii gelir modelinden bahsettik. Hala da kurmaya çalıştığımız bir sosyal girişimcilik modelimiz var. Ve hayata henüz geçmemiş olsa da bizim kar amacı güden kurumlar için tasarladığımız farklı programlar bulunuyor. Umuyoruz ki gelecekte bunları hayata geçiririz. Ama özellikle günümüzün politik koşullarında sivil alan bu kadar baskılanırken, hibeler azalıyorken, hareket alanımız kısıtlanıyorken biz de sadece hibelere bağımlı kalmak istemiyoruz. 

Bunun farklı kısıtları da var. Benzer oluşumların pek çok şirketle işbirliklerini görüyoruz. Lakin bizim ilkelerimizle tam olarak uyuşan şirketler bulmamız biraz zor. Şirketlerinde bu konuya bütçe ayıracak kadar büyük olmaması gibi problemler oluşuyor. Antikapitalist bir duruşumuz var. Bu politik duruştan ötürü de ve tüketimede karşı olduğumuz için ürün tasarlamak, satmak konusu da bizim için kısıtlı bir alan. Yine de sosyal girişimciliğin değer yaratmak için en verimli yol olduğunu düşünüyoruz. Ve iklim öncelerinde biz sivil inisiyatiften sosyal girişime dönüştürmek için çabalıyoruz.

I.Ş.G.: Peki, Baran sen önceki konuşmalarında da İklim Öncüleri'nin hedefini Türkiye'de farkındalık yaratıp politika yapıcıları etkilemek olarak anlatmıştın; ve elbette bunu kampanyalar, grevler, konferanslar gibi birçok araçla sağlayabilmemiz mümkün. Bir yandan, farklı üniversitelerden, disiplinlerden ve gençlik yapılarından 340 genç katılımıyla, sizin de ev sahipliği yaptığınız, “Local Conference of Youth” Türkiye 2026, türkçe çevirisi ile “Yerel Gençlik Konferansı”, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi resmî gençlik kanadı YOUNGO bünyesinde, “Let’s Do It!” gerçekleştiriliyor; diğer bir taraftan milli eğitim bakanlığı 30 ilde gençlik iklim çalıştayları düzenledi ve gelecek senelerde de olacak birçok çocuk ve gençlik iklim konferansı söz konusu… 

Bu süreçte hazırlanan bütün bildirgelerin ve gençlik önerilerinin de, uluslararası iklim müzakerelerine taşındığını biliyoruz. Ve siz de daha önce COP'larda Türkiye'yi iklim gençlik örgütü olarak temsil ettiniz; peki gençlerin bu kadar davet edildiği bir dönemde bağımsız bir gençlik hareketine sence neden hâlâ ihtiyacımız var? Örneğin; davet edilmekle söz sahibi olmak veya gençlerin COP'tan somut kazanımlarla dönmesi arasındaki farkı sen nasıl yorumlarsın? Merak ediyoruz.

B.Ö.: Gençlerin uluslararası zirvelere davet edilmesi ne yazık ki sıkça bir vitrin düzenlemesine dönüşüyor. Davet edilmek bizim için sadece izlemek gibi. Söz sahibi olmak ise bambaşka. Alınan kararlara yön vermek ve bağlayıcı metinlere müdahale edebilmek bizim için gerçekten anlamlı bir katılım demek oluyor. 

Müzakerelerde gerçekten bağımsız genç aktivistlere, uzmanlara, araştırmacılara yer açmak yerine zaten alınan kararları onaylayacak seyircilere yalnızca izin verildiğini görüyoruz. Bu alanda katılımı mümkün olan gençlerin de sözünün kısıtlandığı, pek bir etki alanının olmadığını görüyoruz. Çok uzun süredir COP’larda böyle bu arada. Sadece şu anda bizim ülkemizde bu sene gerçekleşecek COP için söylemiyorum. Çok uzun süredir ne yazık ki fosil yakıt lobisi de diğer kesimler de gerçekten kararları etkileme gücüne sahipken gençlerin anlamlı bir katılımı ne yazık ki mümkün olmuyor. Biz COP zirvelerinden gerçekten gençlerin gerçek bir kazanımla dönmesi için sadece bilgiler yayınlamak ya da sahnelerde konuşmacı olmanın yetersiz olduğunu düşünüyoruz. Gerçek kazanım bence gençlerin uzun yıllardır dile getirdiği fosil yakıtlardan çıkış talebi olsun, farklı talepler olsun. Bunların somut adımlarla yapılandırılması, ulusal katkı beyanlarında gençlerin bağlayıcı katılımının girmesi ve adil geçiş kararlarında genç iş gücünün somut olarak güvenceye alınması gibi taleplerin aslında gençler tarafından onaylanabilmesi, hayata geçirilebilmesi yani metinlerden ve boş vaatlerden öteye geçen gerçek adımların bulunması bizim için gerçek bir kazanım olur. 

Bizim gibi bağımsız iklim aktivistleri, farklı gençlik örgütleri, örneğin GO4 üyesiyiz biz de. GO4'da da bu alanda çalışan pek çok gençlik örgütü bulunuyor. Bizim her birimizin koplara katılması niçin önemli? Çünkü ne yazık ki gerçekten bu alanda bağımsız bir biçimde politika üretebilen ve değişim için Sistem dönüşümü için çabalayan talepler yine biz gençlik örgütleri tarafından oluşturuluyor. Diğer sözü kısıtlanan gençlik oluşumlarına kıyasla.

Image
""

E.C.: Ben konuyu buradan alıp biraz gündelik hayatımıza getirmek istiyorum. Temmuz 2025'te Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 7552 sayılı İklim Kanunu, iklim adaletini ilk kez hukuken tanımladı: iklim krizinin ve onu önleme ve uyum çabalarının yol açtığı eşitsizliği gidermeyi amaçlayan politika ve uygulamalar şeklinde tanımlanıyor... 

Sen de aynı zamanda, İstanbul'da bir belediye platformundaki Gençlik Danışma Kurulu'nda 'İklim Adaptasyonu ve İklim Adaleti' çalışma grubunda yer alıyorsun. Sence bir genç için iklim adaleti, kâğıttaki bu tanımla aynı mı? Ve eğer farklıysa, neden gündelik hayatlarında onlar için farklı bir şey ifade ediyor?

B.Ö.: İklim adaleti benim için küresel emisyonlardaki tarihsel sorumluluklarla ilişkili aslında. Yani dünyanın gelişmiş ülkelerinin pek çoğu iklim krizini asıl yaratan ülkeler olarak görülüyor. Oysa iklim krizinden en çok etkilenen ülkeler ise bu krize en az sebebiyet verenler. Çünkü hem zaten bu gerekli tüketimin, üretimin... Emisyon salımının yapılması için gerekli kaynakları bulunmuyor. Hem de iklim krizin etkilerine karşı kendilerini savunacak bütçeleri bulunmuyor. Ve bence gençlik olarak da iklim adaleti kavramı bizim için çok önemli çünkü burada da yine bir makas payı bulunuyor. Biz bu dünyaya en son adım atan kesimiz, bu sebeple emisyonlardaki en düşük oran bize ait ve zaten ekonomik koşullar bize bir mülkiyete sahip olacak kadar tüketim yapmaya da izin vermiyor. 

Bu sebeple gelecekte de bizim kuşağımızın emisyonlarının en düşükte kalacağını öngörüyorum. İklim krizine en az sebep olan kesim olmamıza rağmen, iklim krizinden de en çok etkilenecek kesim yine biziz. Çünkü diğer kuşaklara kıyasla, ortalama olarak iklim krizinin şekillendirdiği bu dünyada biz daha uzun süre bulunacağız. Ayrıca gençler olarak da çok daha kırılgan bir noktadayız. İşimiz, evimiz, yuvamız... Bu krize karşı çok daha dayanıksız. 

Bugün Türkiye'deki bir genç için iklim akdaletinin yansımaları temiz gıdaya ve suya erişimimizde, şehrimizin yeşil alanlarında, aldığımız nefesteki havanın kalitesinde, geleceğe dair duyduğumuz derin ekolojik kaygı dayatıyor bence. Ve tabii ki bir şehirde gerçekten söz sahibi olmamız, karar vericilerin etkinliklerine katılıp da sadece orada fikri beyan etmekten ya da işte konuşmacı olmaktan Orada figüran gibi durmaktan değil, bir şehirde gerçekten gençlerin söz sahibi olması, belediye meclislerinde, kent konseylerinde, ulaşım, imar planlamalarında gençlerin doğrudan oy ve veto hakkı bulunması, bu müzakereleri gerçekten etki edebilmesinden geçiyor bence. Burada kentin bütçesinin, mekansal dönüşümün planlanmasında gençliğin kararları etkisinin... Söz konusu olması bence.

I.Ş.G.: Evet, hazır gelecek kaygılarından da bahsetmişken sen, bir farklı soruyla da devam edebiliriz. Ayrıca biliyoruz ki sizde iklim öncü olarak gençlerin geleceğin yeşil ekonomisinde ve iklim diplomasisinde de aslında aktif birer lider, üretici ve karar alıcı olarak yer bulmasını sağlayacak çeşitli sürdürülebilir dönüşüm modelleri üzerinde de çalışmalar yapıyorsunuz. COP31 Eylem Gündemi'nin 10 önceliğinden biri de 'Gençlik ve Eğitim' biliyorsun. Ve, başkanlık gençleri yeşil becerilerin ve düşük karbonlu ekonominin insan sermayesi... yani yalnızca iklim eyleminin faydalanıcısı değil, onu şekillendiren aktörler olarak tarif ediyor; dolayısıyla Antalya'dan yeni bir adil geçiş mekanizması çıkması bu konuda bekleniyor. 

Peki, Türkiye'de bir genç için 'yeşil iş' bugün gerçek bir umut vadeden gelecek kapısı mı sence, yoksa hâlâ bir vaat mi? Bunun nedeni nedir? Bu konudaki görüşünü de alabiliriz.

B.CÖ.: Tabii ki Türkiye'de yeşil iş ne yazık ki büyük oranda hala bir vaat. Ama hızlı hızlı artıyor ve bence artık zorunlu bir dönüşüm potansiyeline sahip. Türkiye Sanayi Sivil İş Dünyası, AB Yeşil Mutabakatı veya karbon düzenleme mekanizmaları sebebiyle dönüştürülmek zorunda artık. Ama bu dönüşmemiz somut güvenceler sunan istihdam alanlarına evrilmiş diyebilir miyiz? Bence diyemeyiz. Mevcut iş gücünün haklarını koruyarak insana yakışır işler sunan bir alan olsa tabii ki çok iyi olur. Ama günümüz ekonomisi hala tüketime endeksli, kar maksimizasyonuna odaklı, sermaye sınıfının yönetiminde fosil yakıtlara dayalı, ekolojiyi ve yaşamı umursamıyor, sadece parayı umursuyor. Bu sebeple sistemsel bir dönüşüm yaşanmadan bu alanda gerçekten yeşil bir iş yaratılabileceğini düşünmüyorum.

Image
""

E.C.: Günümüz ekonomisinden de bahsedince, şimdi seni bu programın da çıkış noktası olan bir yolculuğa götürmek istiyorum ki sen bu süreci başından beri de biliyorsun: 2024'te İstanbul’da IPEC’te, 2025'te Next Economies Summit’te birlikteydik. Nisan 2027'de de Kahire’de, Heliopolis Üniversitesi’nde düzenlenecek Next Economies Forum’da bizimle olacaksın. Bu buluşmalarda küçülme, dayanışma ekonomisi, refah ekonomisi gibi yaklaşımları konuşan bir topluluğun nasıl genişlediğini bizzat yakından gördün. Bir iklim gençlik hareketinin kurucusu olarak sence bu süreçte ne değişti? İklim ve gençlik örgütleri neden bu gelecek ekonomi tartışmasının içinde olmalı. Neden bu yaklaşımları sahiplenmeli?

B.Ö.: Süreç içinde bence çok kritik dönüşümler yaşandı. İklim mücadelesi çünkü artık sadece bir çevre ve doğa koruma konusu değil, doğrudan bir sistem veya bir yeni ekonomi konusu olarak ele alınıyor. İlk yıllarda daha çok farkındalık arttırma, krizin varlığını kabul ettirme odaklı bir aktivizm yapıyorduk. Bugün sistemsel dönüşümü... İklim adaletini, finansal mekanizmaları, karbon piyasalarını, adil geçiş modellerini konuşuyoruz. Gençlik örgütleri de bu yeni ekonomi tartışmasının bence merkezinde olmalı. Çünkü kurulmakta olan bu yeni ekonomiler, gelecek ekonomilerinin düzeninin maliyetini de ödülünü de önümüzdeki 30-40 yıl boyunca bizler yaşayacağız. 

Önümüzdeki süreçte ben gerçekten Kahire'deki Next Economies Forumu için de çok heyecanlıyım. Tabii ki Türkiye'deki gerçekleşecek COP31'in ardından olma sebebiyle de daha önemli bir noktada. Türkiye'deki iklim gençliği adına ben masaya daha çok şu ana soruyu ve talebi koyacağımı hissediyorum şimdiden. Karbonsuzlaşan ve yeniden şekillenen bu gelecek ekonomilerinde, gelişmekte olan ülkelerin gençlere sadece ucuz, yeşil iş gücü mü olacak yoksa bu yeni ekonomik düzenin adil paydaşları ve teknoloji politika üreticileri mi olacak? Bence bu soruyu da gençlik örgütleri olarak irdilenemiz gerekiyor.

I.Ş.G.: Evet, çok haklısın Baran gerçekten. Son dakikalarımızın içindeyiz ama bir soru daha sormak istiyorum. Son sorumuz olabilir. Peki sence gençleri iklim hareketine çeken, onlara umut veren ve bu hareketin içinde kalmalarını sağlayan enerjiyi, aslında gerçek bir değişime dönüştürmek için bizim neye ihtiyacımız var? Onlara yalnızca sorunları değil, daha iyi bir geleceğin, gelecek ekonomilerinin mümkün olduğunu nasıl gösterebiliriz?

B.Ö.: Bence şu an gençleri asıl bu harekette tutan şey biraz sorumluluk hissi ve varoluşsal kaygı. Çünkü kendi geleceğimiz için, kendi yuvamız olan dünyamız için çabalıyoruz. Ama biz gençleri bu hareketin içinde tutan şey kesinlikle akran dayanışması ve kolektif eylemlilik hali olduğunu düşünüyorum. Yalnız olmadığımızı bilmek, bizimle aynı kaygıyı duyan insanlarla yan yana durmak ve küçük de olsa bir değişim yaratabilmek kesinlikle çok büyük bir umut kaynağı. Bu enerjiyi gerçek bir değişime dönüştürmek için de bence şuna ihtiyacımız var. Slogan aktivizminden çözüm ve sistem tasarımı aktivizmine geçmek. 

Gençlere sürekli olarak kutuplardaki eriyen buzulları veya felaket senaryolarını anlatmak bir süre sonra tükenmişlik hali, eko-anksiyete ve artık yıpranmaya dönüyor. Ama biz gençlere alternatifin mümkün olduğunu göstermek kesinlikle umudu yaratmanın en önemli yolu. Yani yeni ekonomilerde, gelecek ekonomilerinin somut örneklerini... Önümüze koymak, döngüsel ekonom modellerini, kooperatifleşmeyi, sosyal girişimciliği, yerel toplulukların gücünü, adil paylaşım mekanizmaları gibi bu pratikleri sadece kağıt üstünde olan teoriler değil de gerçekten uygulanabilir ve ekonomik olarak da sürdürülebilir modeller olduğunu belki projelerle, verilerle veya saha deneyimleriyle kanıtlarsak Kesinlikle gençlerin bu harekette daha uzun süre kalacağını, daha verimli çalışacağını ve kendilerini karamsarlık batağına sürüklemeden umutla mücadele edebileceğini düşünüyorum. Çünkü çözümün parçası olan biri hareketin içinde kalıyor. Gerçekten çözüm üretebileceğini hisseden bir genç.

E.C.: Çok teşekkürler Baran. Apacık Radyo'da Gelecek Ekonomileri ve Sosyal Girişimcilik programını dinlediniz. Konuğumuz iklim önceliğinin kurucusu Baran Örnek idi. Kendisiyle COP31 öncesinde iklim gençlik hareketini, iklim adaletini ve gençlerin gelecek ekonomilerindeki rolü ve önemini konuştuk.

I.Ş.G.: Programımızı tekrar dinlemek isterseniz Apacık Radyo mobil uygulaması veya web sitesinden de ziyaret edebilirsiniz. Tüm ekibimize de buradan içtenlikle teşekkür etmek istiyoruz. Gelecek hafta bir başka konuğumuzla birlikte tekrar görüşmek üzere diyelim. Hoşçakalın.

Benzer İçerikler

Gelecek Ekonomileri: Başka Bir Ekonomi Mümkün mü?
30 Eylül 2026
Uygar Özesmi, Yunus Erduran, Ömer Madra, Özdeş Özbay
"Adil olmayacaksa olmasın"
22 Temmuz 2026
Suda Sim Meriç, Tuna Emren, Özdeş Özbay, Elif Cansu İlhan
Büyümenin Ötesinde: Doğayla Ortaklık, Adil Finans ve Yeni Ekonomiler
14 Ekim 2026
Yunus Erduran, Uygar Özesmi, Tariq al-Olaimy
  -     
● Canlı Yayın
—
Şimdiki
—
Sıradaki
—
Sıradaki
—
Sıradaki