COP31’e Doğru: İklim, Sağlık ve Adalet
Konuğumuz Dr. Demet Parlar ile iklim krizinin çok boyutlu sağlık etkilerini, COP31 ve Halkların İklim Zirvesi hazırlıklarını, sağlık sistemlerinin iklim krizine karşı dayanıklılığını ve deprem sonrası Antakya’nın dirençli kent olma sürecinde yaşadığı sorunları konuşuyoruz.
Selim Badur: İyi günler sevgili Apaçık Radyo dinleyicileri, ben Selim Bodur.
Ayşegül Tözeren: Ben Ayşegül Tözeren.
S. B: Efendim 18 Eylül 2026, her cuma olduğu gibi internet üzerinden yayın yapan Açık Radyo'da saat 13.00'te başlayan Önce Sağlık programındayız. Özel bir konu ve özel bir konuk var, ben bu konuğun tanıtılmasını Ayşegül'den rica edeyim.
A. T: Konumuz Dr. Demet Parlar. Demet'i pek çok yönüyle tanıyorsunuz, hekimlik yönünün dışında. Ben ekolojist ve aktivist yönünden önce felsefe ile ilişkisini de söylemek istiyorum. Türk Tabipleri Birliği felsefe sempozyumlarını... Her yıl artık geleneksel diyelim mi, yavaş yavaş Demet Antakya'da gerçekleştiriyor. Demet bunun koordinatörü. Öncelikle böyle tanıtmak istiyorum. Belki vaktimiz kalırsa çok kısa ondan da söz ederiz belki Demet. Ama tabii ekolojist ve aktivist cümlesini de söylememiz gerekiyor. Biraz konularımız o yönde diyorum. Hoş geldin Demet'ciğim.
Demet Parlar: Hoş bulduk. Çok teşekkür ederim. Gerçekten çok önemli bir konuyu birlikte konuşma, düşünme ve toplumsallaştırmaya katkıda bulunma şansı verdiğiniz için tekrar çok teşekkür ederim.
S. B: Ve bir de şunu ekleyelim eğer Ayşegül uygun görürsen.
A. T: Daha sonra.
S. B: Sayın Demet Parlar bize Antakya'dan katılıyor şu anda. Bunları da belki konuşacağız. Ben dün 'İklim krizi sağlığımızı nasıl tehdit ediyor?' diye yazdığınız Ocak 2025 tarihli materyalinizi okudum. Bugün de Journal of Environmental Psychology'de bir yazı gördüm. Bu iklim kriziyle beraber sağlık alanında özellikle psikolojik olarak neler bekliyor insanlığı? Buna ait ilginç bir yazı. Size yollayayım o yazıyı görmediyseniz. Şimdi biz tabii ben mikrobiyoloji, Ayşegül halk sağlığı açısından baktığımızda iklim krizinin sağlıkla ilintisinde hep bulaşıcı hastalıklar; işte sularla, çamurlarla, toprağın kötü kullanılmasından ortaya çıkacak enfeksiyon hastalıklarını biliyoruz. Ama siz bu konuyu Türk Tabipleri Birliği, İstanbul Tabip Odası ve diğer...
D. P: Türk Toraks Derneği'ni de ifade etmek lazım hocam.
S. B: Farklı boyutta, çok daha geniş bir değerlendirme yapıyorsunuz. Çok farklı bir pencereden görüyorsunuz. Biraz buradan başlayalım mı? Daha sonra yavaş yavaş bu COP 31 ile ilgili beklentiler, bugüne nasıl gelindiğini konuşuruz ama bizim göremediğimiz ne tür sağlık sorunlarına yol açıyor bu iklim krizi?
D. P: Hocam çok teşekkür ederim. Gerçekten sağlık açısından bizim ülkemiz, Türk Tabipleri Birliği ve hekim camiası açısından en önemli noktaya, şu an bizim belki de biraz en fazla sıkıntı hissettiğimiz noktaya değindiniz. Cidden artık ilk başta iklim krizi ve sağlık sorunları, özellikle halk sağlığını ilgilendiren sorunlar deyince akla söylediğiniz çerçevede elbette ki halk sağlığı ana bilim dalı geliyor ve halk sağlıkçı arkadaşlarımız bugüne kadar inanılmaz büyük bir özveriyle çalışan ve çalışmaya devam eden bir grup. Ama iklim krizi gerçekten öylesine katmanlı büyük problemlerle bizi karşı karşıya getiriyor ki artık bütün hekimlik alanlarını ilgilendiriyor. Örneğin işte benim kendi alanım fizik tedavi ve rehabilitasyon. Nasıl ilgisi olabilir sorusu sorulabilir.
Sıcaklıklar arttıkça hareketliliğin azalmasına bağlı olarak ki artık biliyoruz ki egzersiz yalnızca kas iskelet sistemiyle ilgili sorunların önlenmesinde önemli olan bir tedavi yöntemi de değil, egzersiz metabolik hastalıkların önlenmesi, hipertansiyon, depresyon; bunların da kontrol altında gitmesinde çok çok etkili oluyor. Bu hareketlilik örneğin azaldığı ölçüde bu problemler çok artacak. Dolayısıyla sıcaklık artışlarının ki bu sene ve geçen senelerde Avrupa'da bunun ne kadar etkili olduğu görüldü; bizim ülkemizde tabii rakamsal olarak çok veri veremiyoruz. Ölüm, erken ölüm, beklenmeyen ölüm risklerini artırdığını; yaşlılarda, özellikle yoksullarda, sokaklarda çalışan emekçilerde ciddi sağlık problemlerine yol açtığını, aynı şekilde çocuklarda da görüyoruz. Hangi alanlar açılmış oluyor? En basitinden küresel sıcaklık artışına bağlı pediatristlerin gerçekten sözünü ettiğiniz gibi bütün bu yaşanılan sıkıntıların yarattığı psikolojik problemler, psikiyatristler, geriatristler, nörologlar, inme riski artıyor; kardiyologlar hep beraber bir seferberlik içine girmemiz gereken, yani enfeksiyon hastalıkları alanının dışında bir durum var. Susuzluk vesairelere bağlı çok ciddi bu riskler var. Enfeksiyon hastalıkları çok önemli.
Kardiyovasküler hastalıklar gene çok ön planda; kardiyolog arkadaşlarımızın da bizimle olması lazım. Neyse ki Türk Toraks Derneği solunum sistemi sorunları bağlamında cidden çok güzel çalışmalar yapıyorlar ve çok emek veriyorlar ama aynı duyarlılık ve aynı sahiplenmeyi iklim krizinin bu çok boyutlu etkileri nedeniyle artık bütün alanlardan bekliyoruz. Ve bu beklenti nedeniyle biz şu anda Türk Tabipleri Birliği'nin gerçekten motivasyonuyla, bütün tabip odalarına iklim krizi çalışma grupları kurulması için yazı gönderdik. Biz İstanbul Tabip Odası'nda iklim krizi çalışma grubu kurduk ve ilk panelimiz bu kentsel ısı adasının, aşırı sıcaklıkların yarattığı sağlık sorunlarıyla ilgiliydi. İklim krizi kıskacında hekimlikti. Gerçekten artık hekimliğe bu iklim krizi bağlamında bütün branşların, bütün hekimlik alanlarının kendilerine farklı bir biçimde bakması gereken, tıp eğitiminin de bu anlamda yeniden gözden geçirilmesi gereken bir dönemdeyiz. Böyle bir durum var. Bunlar gerçekten çok boyutlu. Bilmiyorum yeterince yanıt verebildim mi?
S. B: Yani işin hep teorik kısmı dillendiriliyor ya da çok kuramsal bir şeymiş gibi gereksiz ve abartılı bir endişe, bir kaygıymış gibi belki ele alınabilen bir konu ama biliyorsunuzdur, Ömer Madra ve Ümit Şahin üzerinden çok duyarlı bu konuya ve çok fazla da yayın yapar Apaçık Radyo. Somut tehlikesini, nerelere varacağını ve neler yaşayacağımızı çok güzel anlattınız. Ben başka sorularım var ama sözü Ayşegül'e bırakayım mı şimdi?
D. P: Hocam burada ben izninizle küçük bir cümle kuracağım. Çok hoşuma gidiyor. Slavoj Žižek'in bu antroposen ile ilgili bir minik kitabında var. Bu büyük problemlere, iklim krizine bakış açımız genelde, yani iklim krizi duyarlılığı hekimler arasında çok fazla ama ciddi değil diye bakılıyor. Halbuki hem feci hem ciddi durum; yani bir iklim acil durumu olduğunu Birleşmiş Milletler Başkanı da söylüyor. Biz de aynı zamanda iklim krizine bağlı sağlık acil durumu ilan etmeliyiz diye biraz daha açıklayıp dert ederek sözü Ayşegül'e bırakayım.
S. B: Evet, evet. Çok haklısınız. Ayşegül.
A. T: Teşekkür ederim. Biraz COP 31'den bahsedelim. Yavaş yavaş kasım ayına da geliyoruz. Kasım ayındaydı hatırladığım kadarıyla. Türkiye'de gerçekleşecek, Antalya'da gerçekleşecek. COP 31'in ana temaları nedir? Katılımcılar kimler oluyor? Demet bize biraz bilgi verebilir misin? Ana temalardan birinin sağlıkla ilgili olduğunu biliyorum. Bir diğerinin kentlerle ilgili olduğunu biliyorum. Halimizi de biliyorum.
D. P: Sözü bana bıraktın. Şimdi gerçekten önce COP 31 aslında 95 yılından beri pandemi dönemi hariç her yıl bir ülkede yapılıyor. Ve bu sene bizim ülkemizde yapılıyor olması gerçekten bütün bu çok katmanlı problemi hep birlikte düşünmek, tartışmak, çözüm önerilerini toplumsallaştırmak açısından çok kıymetli bir fırsat tanıyor bize. Resmi zirve 9 ile 20 Kasım arasında olacak. Bu zirvede söz hakkı verilmeyenler diyeceğim ya da sesi duyulmayanlar demek daha doğru; halkların ki küresel düzeyde üçüncüsünü yapacağımız Halkların İklim Zirvesi'ni de 14 ile 18 Kasım arasında gerçekleştireceğiz. Önce dediğim gibi COP 31'in detayına girelim. COP31 adı üstünde Conference of the Parties ya da Taraflar Konferansı deniyor. İlk zirveye 197 ülke katılmış. Şu an çok o kadar büyük katılım olmadığını biliyorum ama muhtemelen Türkiye'dekine katılım olacaktır. Avustralya ile Türkiye birlikte yapıyor biliyorsunuz. Türkiye başkanlığını, Avustralya da müzakereleri yürütecek. Türkiye'de yapılması geçen sene Brezilya'da yapılan COP 30'da kararlaştırıldı.
Normalde iki yıl önce karar veriliyormuş hangi ülkede yapılacağı. Ama bu sene işte Avustralya ile Türkiye arasında çok dikkat yaşandığı için biraz geç haberimiz olmuş oldu. Biz gene de büyük bir hızla bu sürece, işte son düzlüğe girdik. Heyecan dorukta. Ama ben hep Türk milletinin böyle sona doğru çok refleksif hızlanması nedeniyle daha hızla, daha güzel toparlayacağımıza da inanıyorum. 10 tema belirlenmiş. Bunlardan 10'uncusu, son belirlenen tema: İklim krizine dayanıklı ve dirençli sağlık sistemleri. Bir diğeri gerçekten dirençli kentler. Bir başkası sıfır atık, bir başkası yeşil enerji. Çok güzel bir web sayfası da yapmışlar. Ama burada bizi en çok etkileyen şey, yani daha yakından takip etmemiz gerektiğini düşündüğümüz başlıklar; dirençli kentler, sağlık, yeşil enerji meselesi ve sürdürülebilirlikle ilgili gene bir başka başlık var. Gıdayla da ilgili galiba var. Not almıştım ama onu şimdi bulamadım. Yani on tane tematik konu var. Bu on tematik konu alt başlıklarıyla zaten iklim krizi başta da söylediğimiz gibi çok katmanlı. Halkların İklim Zirvesi'nde bütün bu tematik başlıkları da içeren şeyleri birlikte nasıl konuşur ve tartışırız diye şöyle bir dört ana eksen belirlendi. Biraz ondan da bahsedeyim. Halkların İklim Zirvesi adını verdiğimiz bu çalışma ilk ki Glasgow'da 2021'de COP 26'da yapıldı. Çünkü dünyanın en büyük iklim krizi üzerine yapılan zirveleri bunlar; alınan kararların uygulanmaması, sürekli ertelenmesi, tabii bunların doğal sonucu olarak da dünyanın dokuz eşiği denilen, o ekosistemin dengeli gitmesini sağlayacak eşiklerin aşılması durumu var.
Holosen döneminin o bize gezegenimizi yuvaya dönüştüren, mevsimlerin tahmin edilebilir olmasından kaynaklanan, güvenli gıdaya ulaşmamızı sağlayan, suya, hayata, daha gezegenle uyumlu yaşamımızı sağlayan sistemin çökmesine neden olabilecek dokuz eşik. İşte bunlardan yalnızca biri aslında küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliği. Çünkü fosil yakıtlarda bu atmosferdeki karbondioksit oranları ölçülebiliyor, sıcaklık artışı ölçülebiliyor. Mesela biyoçeşitliliğin azalmasının çok ciddi bir tehlike olmasına rağmen o çok fazla gündeme gelmiyor ama burada da bir çöküş olma riski olduğunu biliyoruz. En son okyanusların asitlenmesi ve buna bağlı oradaki yaşamın ciddi ölçüde etkilenmesi sorunu var mesela. Bütün bu çok katmanlılık meselesinden dolayı konular da çok geniş. Görüyoruz ki en temel şey fosil yakıtlardan çıkış; dolayısıyla küresel ısınmayı kritik eşik olarak görülen sanayi öncesi döneme göre 1,5, maksimum 2 derecenin altında tutma hedefi ki bu 2015 yılında Paris Anlaşması'yla netleştirildi, maalesef yerine getirilemiyor. 2050'ye kadar fosil yakıtlardan tam çıkmak lazım derken şu an 1,5 dereceye ulaşmış durumdayız ve bunun sonuçlarını da doğrudan artık yaşıyoruz. Yani hep söylenildiği gibi artık iklim krizinin doğrudan içindeyiz.
Devletler kararlar alıyor ama uygulamıyorlar ve bunların uygulanmasında ciddi adaletsizlikler var. Bu sesleri duyurabilmek için Glasgow'da yüz bin kişinin katıldığı bir ilk küresel eylem mitingi yapılmıştı. Daha sonraki COP'lar Birleşik Arap Emirlikleri, Azerbaycan gibi otoriter ve petrol yanlısı ülkelerde oldu. İkinci yüz yüze Halkların İklim Zirvesi geçen sene Brezilya'da Belém'de yapıldı. Orada da yetmiş bin kişinin katılımıyla bir küresel mitingle başladı. Brezilyalıların başkanları hem siyaseten hem de finans açısından onlara çok ciddi destek verdi. Bu sene de üçüncüsünü yapıyor oluyoruz. Ulusal ve uluslararası düzeyde bütün iklim krizinden etkilenen halkların birlikte sesini yükseltmesini; kırılgan gruplar, öncelikle etkilenecek gruplar dediğimiz yoksullar başta olmak üzere yaşlılar, kadınlar, çocuklar, yerel halklar, köylerinden, yaşam alanlarından olan insanların sesinin duyulmasını sağlayacak paralel bir Halkların İklim Zirvesi. Bunun için de 14'ünde biz de bir küresel eylem mitingiyle başlamayı düşünüyoruz. Ekolojik yıkımlardan mağdur olan, tarlasını, ormanını, zeytinliklerini kaybedenler, sulak alanları yok olanlar ve bu durumlardan vicdani rahatsızlık duyan herkesin bu mitingde birlikte olmasını diliyoruz. Gençlerin, emek örgütlerinin, sendikaların çağrıcısı olacağı bir mitingle başlayacak. Sonraki dört günde dört eksen üzerinden bu çok katmanlı konuları ele alacağız: Birincisi fosil yakıtlardan çıkış ve enerji demokrasisi. İkincisi ekolojik yıkıma karşı doğanın hakları. Üçüncüsü gıda egemenliği ve agroekoloji. Dördüncüsü de demokrasi, antimilitarizm ve barış ekseni olacak. Biz burada bir de kozalarda bütün bu tematik konularda çalışma grupları oluşturduk; 13 tane koza vardı, bunlardan biri sağlık kozasıydı.
S. B: Bu şeyde değil mi? Halkların İklim Zirvesi bölümünde.
D. P: Evet, evet hocam. Halkların İklim Zirvesi.
S. B: Bunu biraz daha açalım ama Demet hocam bir izin verirseniz eğer bir müzik arası verelim. Sizi dinlendirmiş oluruz. Çok önemli, çok yoğun olan gündemi çok kısa sürede çok güzel özetlediniz. 14 Eylül 2026 tarihinde Fransa'da Catherine Ringer isimli müzisyen yaşama veda etti. Çok ilginç bir kişilik. Ondan bir parça dinleyeceğiz. Aslında Jacques Dutronc'un seslendirdiği 'Il est cinq heures, Paris s'éveille' ismiyle saat 5, sabahın beşi, Paris uyanıyor diye Paris'i anlatan bir şarkı. Dutronc'un parçasıydı. Onu Angélique Kidjo ile beraber Catherine Ringer seslendiriyorlar. Onlardan dinliyoruz.
S. B: 18 Eylül 2026, her Cuma olduğu gibi saat 13'te başlayan Önce Sağlık programındayız. Konuğumuz Dr. Demet Parlar. Çok önemli bir konuyu, Apaçık Radyo'nun duyarlı olduğu bir konuyu, iklim krizini ve kasım ayı sonunda Antalya'da gerçekleştirilecek toplantıyı konuşuyoruz. Müzik arasında da Angélique Kidjo ve Catherine Ringer'den 'Il est cinq heures, Paris s'éveille' isimli Jacques Dutronc parçası dinledik. Ayşegül söz sende.
A. T: Ben acaba siz mi soracaksınız ben mi diye düşünüyordum. Sivil toplum örgütleri bu zirveye de destek veriyor dedik. Özellikle sağlık temelinde Halkların İklim Zirvesi'nde eminim Türk Tabipleri Birliği de bu işin içindedir. Her zaman duyduğumuz risklerin dışında, Demet sana ilginç gelen neler var diye bir sormak istiyorum.
D. P: İlginç gelenden öte açıkçası beklediklerim diyeyim. Bunların giderek yaygınlaşması, bizim tıp camiasında Türk Tabipleri Birliği'nin başından beri sürecin içinde olması önemli. Türk Tabipleri Birliği sağlık kozasında da çok aktif, Türk Toraks Derneği'nden hocalarımız da orada var. Bir hocamız toplantılardan birinde dedi ki: 'Çok bilgi var. Önemli olan bunun toplumsallaşması.' Türk Tabipleri Birliği'nin bildiğiniz gibi harika raporları var bu sağlık konularıyla ilgili. Antalya'da 2500 kişilik toplantı salonu olan büyük bir kongre merkezi kiralandı. Halkların İklim Zirvesi olarak burayı beş günlüğüne kiraladık. Sabah öğleden sonra ikiye kadar eksenler tek oturum olarak konuşulacak. Öğleden sonra da bu sözünü ettiğim 13 koza kendi alanı ile ilgili istediği konuları işleyecek. Kendimiz yapacağımız yedi konu belirledik: Sağlıklı kentler; iklim krizi, yoksulluk ve sağlık; gezegen sağlığı; iklim krizinde dinamik ve dirençli sağlık sistemleri; iklim krizinin temel göstergesi olarak sağlık; iklim krizi beslenme ve sağlık; iklim krizi göç ve sağlık. Hekimlerin ve bütün sağlık bileşenlerinin daha aktif temsiliyetin ötesinde katılımını bekliyoruz.
S. B: Çok önemli konulara değindiniz, ben de ilgiyle takip etmeye çalışacağım. Şimdiden anlaşalım, belki COP 31 sonrasında da bir değerlendirme programı yapalım. Bir müzik arası daha verelim isterseniz. Feyruz'dan bir parça geliyor: 'Ya Hala Ya Hala'.
D. P: Sağ olun hocam.
S. B: 18 Eylül 2026, her cuma olduğu gibi saat 13'te başlayan Önce Sağlık programındayız. Konuğumuz Dr. Demet Parlar'la COP 31 toplantısının konunun önemini, Halkların İklim Zirvesi'ni konuşuyoruz. Bu arada Ya Hala isimli Antakya'da bir grup yok mu?
D. P: Var. Hocam bu çok doğru; Antakya'da Hatay Kadın Dayanışması grubundan çıkan, koristleri genelde kadın olan ama saz ekibinde destekleyen erkek arkadaşlarımızın da olduğu bir grup. İyilik halini artırmaya yönelik olarak bir araya gelme çabasıyla ortaya çıktı ve süreklilik kazandı.
S. B: Dirençli kentler kavramı ve Antakya'da bir şey yapılabiliyor mu? Eğer bu konuda konuşmak isterseniz lütfen biraz sizden bilgi alalım.
D. P: Hocam kozalardan birinin adı da İklim Krizine Dayanıklılık ve Afetler Grubu; alt başlıklarından biri de Dayanıklı Kentler. Antakya merkez ne yazık ki yok oldu ve hala kendini toparlayabilmiş değil. Binalar yapıldı, TOKİ'ler yapıldı ama altyapı eksikliği çok büyük. Hala yeterli sayıda aile sağlığı merkezi yani birinci basamak sağlık hizmetleri yeterince verilemiyor. Gençler arasında uyuşturucu kullanımının çok arttığı raporlanıyor. Büyükşehir Belediyesi esnafları toplayıp toplantı yaptığında, insanların hayatlarını düzene sokamazsanız, sağlıklı hale getirmezseniz kim gelecek diye anlatmaya çalıştım ve beni sürekli susturdu başkan. Deprem öncesi altlı üstlü oturan üç kardeşe on on beş kilometre arayla evler çıktı, mahalle kültürü yok edildi. Yıkıntıları vadilere, zeytinliklerin üzerlerine, Asi nehrine döktüler. O toksik maddeler uzun vadede sağlığı çok ciddi şekilde etkileyecek.
A. T: Biraz Antakya'da yaptığımız felsefe sempozyumuyla ilgili neler yaptık hiç bilmeyenler için aktarır mısın?
D. P: Amacımız birlikte düşünme, iyi olma halini artırmaktı; Mimar Sinan Üniversitesi ve Bilgi Üniversitesi'nden felsefe hocalarının katkıda bulunduğu üç felsefe buluşması yaptık. Bu sene atlamayalım, pandemi döneminde yaptığımız gibi belki webinar olarak yapabiliriz.
A. T: Veya daha küçük katılımlı, kışa doğru bir şey yapabiliriz. Hala vaktimiz var 2026'da.
S. B: Sayın Parlar çok teşekkürler, programın da ne yazık ki sonuna geliyoruz. Bu COP 31 veya iklim krizi ve sağlık ile ilgili son söylemek istedikleriniz varsa onları alalım lütfen. Vaat edilenlerin ne kadarı somut hale dönüyor birazcık onu bitirelim isterseniz.
D. P: İklim finansmanı üzerinde çok duruluyor, küresel güneye destek verilmesi bekleniyor ancak bu bir türlü tam gerçekleşmiyor. Beklenmeyen iklim felaketlerinin tazmin edilmesi için 1.3 trilyon dolar bütçe öngörülürken küresel kuzey genelde 300 milyon dolar ayırıyor. Silahlanmaya ayrılan bütçeye söz yokken, iklim krizine gelince sürekli kısıtlanma yapılıyor. Fosil yakıtlardan çıkışla ilgili Amerika, Hindistan ve Çin fren koyuyor ve kararlar uygulanmıyor. Bizim ülkemizde de çelişkiler var; 120 milyon ton atığın 42 milyon tonu tehlikeli atık, Avrupa'nın da atıklarını alıyoruz. Adana'da bu atıkların bir kısmının yakıldığını, bir kısmının tarlalara gömüldüğünü gördük.
S. B: Söyledikleriniz, anlattıklarınız için çok çok teşekkür ederiz efendim. Programın da sonuna geldik.
D. P: Ben teşekkür ederim, sizleri de aramızda görmek isteriz.
S. B: Ayşegül beni götürürse gelirim. Veda ederken yine Catherine Ringer'den bir parça: Les Rita Mitsouko isimli grupta yani Fred Chichin'le beraber en ünlü parçaları, her yerde şu günlerde ölümünden sonra bu parça çalıyor; Catherine Ringer'den 'Marcia Baïla'. Efendim Sayın Parlar çok çok teşekkürler katıldığınız için ve herkese de iyi hafta sonları dileyerek veda edelim. Hoşça kalın.
Benzer İçerikler
Süheyla Doğan: “Umut etmezsek yaşayamayız ve mücadele edemeyiz"
Ömer Madra, Özdeş Özbay, Süheyla Doğan
Pandemiler çağında dünya: Gıda mühendisi Yrd. Doç. Dr. Bülent Şık’la söyleşi
Ayşegül Tözeren
Sağlıklı kent, sağlıklı insan: Ankara Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Vedat Bulut ile söyleşi
Ayşegül Tözeren
“COP31’e giderken fosil yakıtlar tartışması yeniden merkezde”
Ecehan Balta