Apaçık Radyo

“COP31’in ötesinde başka bir dünyayı tahayyül ediyoruz"

4 Kasım 2026

Altın Saatler'de, Özdeş Özbay ile yaklaşan Birleşmiş Milletler COP31 ve ağırlıklı olarak Halkların İklim Zirvesi’ni; Halkların İklim Zirvesi’nin hangi ihtiyaçtan doğduğunu, 31. Taraflar Konferansı’ndan ayrıldığı ve birleştiği noktaları, HİZ’in bileşenlerini, COP31’den beklentilerini, beş günlük etkinlik programını ve Antalya’ya gidemeyecek olanların COP31 ile HİZ’26 etkinliklerini nasıl takip edebileceklerini konuşuyoruz.

Gürhan Ertür: Apaçık Radyo'da Altın Saatler programındayız. Bugünkü programı Nuray Aydınoğlu, Muzaffer Tunçağ, Nazan Cömert, Tuğçe Tezer ve ben Gürhan Ertür birlikte sunuyoruz. Teknik masada ise Salih Işıker sesimizi size ulaştırıyor. Bugünkü programımızın destekçisi Mehmet Satıcı'ya da teşekkürlerimizi iletiyoruz.

Efendim, bugün konuğumuz Özdeş Özbay. Özdeş'i tanıtmaya sanıyorum pek gerek yok. Açık Gazete'de ve Açık Radyo'nun, Apaçık Radyo'nun başka programlarında kendisini dinliyoruz. Özellikle de tabii COP31 nedeniyle bu ara Apaçık Radyo'da sesini çok sık duyuyor, verdiği bilgilere ulaşabiliyoruz.

Bugün Özdeş'le birlikte yaklaşan Birleşmiş Milletler COP31 yani 31. Taraflar Konferansı'nı ve ağırlıklı olarak da Halkların İklim Zirvesi'ni konuşmak istiyoruz. Özdeş, hoşgeldin programımıza.

Özdeş Özbay: Merhabalar, hoşbulduk.

G.E.: Evet Nuray Hocam, Muzaffer Tunçağ, Nazan Cömert, Tuğçe Tezer; sizler de programa hoşgeldiniz. 

Image
""

Evet, ben hemen ilk soruyla başlamak istiyorum. Bize biraz Halkların İklim Zirvesi'nin hangi ihtiyaçtan doğduğunu ve kaç senedir devam ettiğini anlatabilir misin lütfen?

Ö.Ö.: Tabii. Şimdi Halkların İklim Zirvesi aslında alternatif zirve diye geçiyor. Halkların İklim Zirvesi adıyla yapılması daha yeni ama öncesinde de alternatif zirveler vardı. Yani ben mesela 2019'da Madrid'de, Şili'den Madrid'e, İspanya'ya alınan COP zirvesi sırasında oradaydım. Orada da bir alternatif zirve, büyük bir yürüyüş vardı. En son Belém'de, Glasgow'da aslında ilk olarak yapılan alternatif zirvede Halkların İklim Zirvesi, yani People's Climate Summit ismi kullanılmıştı.

Bu alternatif zirvelerin yapılıyor olmasının bir sebebi var. COP zirveleri bildiğiniz üzere genellikle çok şeyin konuşulduğu, az somut kararın alındığı yerler. Zaten alınan kararların da bağlayıcılığının olmaması gibi handikaplar var. Bir tek Paris İklim Anlaşması tabii buradaki önemli dönemeçlerden bir tanesiydi.

Dolayısıyla özellikle 2018 yılında Greta Thunberg'in İsveç'te başlattığı cuma grevinin bir anda küresel bir cuma grevleri hareketine dönüşmesi, 2019 yılında İngiltere'de de Yok Oluş İsyanı'nın ortaya çıkmasıyla birlikte küresel bir iklim hareketi ortaya çıktı. Dolayısıyla onları harekete geçirmek için aslında ortaya çıkan zirveler diyebiliriz.

Hem doğru düzgün kararlar, yani iklim acil durumuna uygun kararlar alınmasını savunuyor bu zirveler hem de aslında bunun ötesinde başka bir dünyayı tahayyül eden, buna yönelik toplantıların ve etkinliklerin olduğu zirveler diyebilirim.

G.E.: Evet, COP31'in içinde de tabii, o resmî taraf diyelim, sivil toplum temsilcileri var mı? O konuda da senden bilgi alabilir miyiz?

Ö.Ö.: Şimdi COP zirvelerinin içerisine çeşitli sivil toplum örgütleri tabii ki delegasyonlar içerisinde girebiliyor ya da başka yöntemlerle de katılabiliyorlar. Gözlemci statüsüne sahip olanlar var. Türkiye'den de çok sayıda sivil toplum örgütü var. "Badge" diyoruz; bu özel alana girebilmek için herkes bir izne tabi. Çok sayıda sivil toplum örgütü oraya girebilecek durumda. Fakat en son İklim Ağı'nın açıklamasını hatırlatmak lazım. Türkiye pavyonunda hiçbir sivil toplum örgütüne etkinlik izni verilmedi. Yani "İçeriye giriş serbest ama çok da bir şey yapamazsınız" dediler. Genellikle sadece izleyici olarak orada bulunacaklardı.

G.E.: Oturacaklar koltuklarda yani. Bu arada Muzaffer Tunçağ da 2015 yılında Paris'teki COP21 toplantısına katılmıştı. Onu da belirtmek isterim. Belki bir ara bize 2015'ten de bahseder Muzaffer. Halkların İklim Zirvesi'nin bileşenleri konusunda biraz bilgi alabiliriz senden.

Ö.Ö.: Tabii, şimdi Halkların İklim Zirvesi... COP30 sırasında Belém'de, Brezilya'da bir sonraki COP'un ev sahibi açıklandı ama ilginç bir şey oldu. Bildiğiniz üzere bu COP zirvesi bir ilk olacak. Yani COP31'in iki eş başkanı var. Ev sahibi Türkiye ama müzakerelerin sorumlusu olan ülke Avustralya. Böyle ikili bir COP olacak. Fakat COP30'da alınan kararla bir sonraki zirvenin Antalya'da yapılacağının öğrenilmesinin hemen ardından çeşitli ekoloji hareketleri, zaten koalisyon içerisinde bulunan İklim Adaleti Koalisyonu, Ekoloji Birliği vesaire gibi çeşitli platformlar yan yana gelip nasıl bir alternatif zirve yapılabileceği üzerine hemen yola çıkmışlardı.

Bu Halkların İklim Zirvesi örgütlenmesi, daha önceki Dünya Sosyal Forumu, Avrupa Sosyal Forumu deneyimlerini hatırlayanlar, bunların içerisinde olanlar varsa, bunlara benzemekle birlikte bir handikapı var. Her yıl sil baştan yeniden organize ediliyor. Yani bir yürütmesi, sonraki yılı örgütleyen bir grup, bir yürütme mekanizması vesaire olmuyor. Bu da bir handikap olarak şimdilik önümüzde durmakta.

Bu kurumlar yola çıktılar, yaklaşık bir yıl olmak üzere. Bir yıldan beri harıl harıl çalışılıyor. Şu anda bugün ya da yarın artık Halkların İklim Zirvesi'nin kendi internet sitesinde programın tamamı ilan edilecek. Bütün konuşmacılar, konuklar oradan görülebilir durumda olacak.

Video file

G.E.: Evet, şimdi Halkların İklim Zirvesi'nin her yıl yeniden örgütlendiğini belirtiyorsun. Peki, Halkların İklim Zirvesi'ne katılacak olan bileşenlerin ortak noktaları nelerdir? Beklentileri, çabaları nelerdir?

Bir kere, bildiğimiz kadarıyla ana başlıklara göre gruplar oluşturulmuş durumda. Bu gruplar kendi aralarında herhalde organize oluyorlar ve toplantı öncesinde, yani HİZ26 öncesinde neleri konuşacaklarını, gündemlerini belirliyorlar, değil mi? Bu yapılanmayı da kısaca aktarabilir misin lütfen?

Ö.Ö.: Tabii, şimdi COP zirveleri biliyorsunuz, 11 gün boyunca yapılıyor ve her günün bir ana teması var aslında. Sadece o konuda toplantılar olmuyor ama bir ana tema etrafında yürüyor.

Halkların İklim Zirvesi de dört gün sürecek. 15 Kasım Pazar günü başlayıp 18 Kasım'da sona erecek. 14 Kasım'da da Antalya'da Halkların İklim Yürüyüşü var. Bunun izin başvuruları da yapılmış durumda. Bu dört günde de "eksen" denilen ana konular var. Bu büyük çerçeveler içerisinde çok sayıda toplantı, etkinlik vesaire olacak. İşte fosil yakıtlardan çıkış bunlardan bir tanesi. Militarizm, tabii ki savaş ve ekoloji arasındaki ilişki bir diğeri. Gıda güvenliği bunlardan bir tanesi ve demokrasi meselesi olacak. Dolayısıyla dört gün, dört büyük başlık altında, o ana başlıklarla ilgili çok fazla etkinlik olacak diyebiliriz. Bunların birçoğu uluslararası katılımlı olacak. Çok geniş çapta katılım olduğunu söyleyebiliriz. Uluslararası toplantıların hazırlık aşamasında bir kısmına ben de dahil oldum. Gerçekten dünyanın dört bir yanından insanlar, aktivistler, sendikacılar vesaire bir araya gelecek.

Sendikacılar demişken hemen bir başka alternatif zirve daha olacak. HİZ'in öncesinde, 12-14 Kasım tarihleri arasında yine Antalya'da, Halkların İklim Zirvesi'nin yapılacağı Kepez Belediyesi'ne ait Mimar Sinan Kongre Merkezi'nde, aynı yerde, TUED yani Enerji Demokrasisi için Sendikalar Ağı'nın küresel sendikalar buluşması olacak. Bu da dünyada üçüncü kez yapılıyor. Uluslararası ya da bölgeler arası diyorlar. Bu buluşmaya, yanlış hatırlamıyorsam en son 140 kadar temsilci, sendikacı gelecekti. Türkiye'den de ciddi sayıda sendikacı orada olacak.

Şimdi elektrifikasyon deniyor ya, fosilden çıkış... Bunun aynı zamanda bir demokrasi sorunu olduğunu, yani basitçe sadece fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçiş olmadığını, aynı zamanda enerjinin bir hak olduğunu, onun dağıtımında da söz hakkı olması gerektiğini, yani işçilerin de bu enerjiyi kullananların da, kullanıcıların da, yurttaşların da söz hakkı olması gerektiğini, bu yönde kamusal politikaların uygulanması gerektiğini konuşmak üzere Antalya'da üç günlük bir zirve düzenleyecek uluslararası sendikalar. Onu da takip edeceğiz.

G.E.: Evet, bu arada tabii güzel haberler aldığımız bir gündeyiz. ABD'nin, özellikle de Trump'ın bu iklim zirveleri konusundaki düşüncesini biliyoruz. Mevcut değişikliklerle birlikte bunun COP31'e yansımasını bekler misiniz? Bu konuda tabii senin şahsi fikrini merak ediyorum. Çünkü başka arkadaşlarla henüz pek tartışma fırsatı bulamamış olabilirsin.

Ö.Ö.: Şöyle, aslında ben birkaç uluslararası toplantıya girmiştim. Mesela Apaçık Radyo'nun da bileşenlerinden olduğu Covering Climate Now gibi. Orada da bu seçimlerin COP zirvesine bir tür etkisi olacağı söyleniyordu. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nde...

Tabii şimdi Trump, Paris İklim Anlaşması'ndan çekildi. Dolayısıyla mesela en son Belém'deki zirveye delegasyon göndermedi. Resmî delegasyon göndermedi. Ama bu, Amerika'dan katılımcıların olmayacağı anlamına gelmiyor. Eyaletlerden, yerel yönetimlerden temsilciler gelebilir.

Şimdi doğrudan Demokrat Parti içerisinde, özellikle daha sol kanadın ana gündemlerinden bir tanesi tabii iklim, iklim adaleti. Oradan katılımcıların olması bekleniyor. Henüz listeler yok tabii. Temsilciler Meclisi üyelerinin bir kısmını orada görmek mümkün olabilir. Ama şu anda böyle kesin bir şey olduğunu da söyleyemem tabii. Yerel yönetimlerden de Amerika'dan katılım bekleniyor.

G.E.: Evet, zaten çok erken daha. Seçimin kesin sonuçları gerçi Senato'da belli oldu ama Temsilciler Meclisi'nde sanıyorum biraz daha beklemek gerekecek. Onun için önümüzdeki günlerde daha da netleşir diye tahmin etmek mümkün.

Ö.Ö.: Ama politik bir etkisi olacağı söyleniyor. Yani hem iklim inkârcısı, Trump taraftarı, aşırı sağcı Bolsonaro'nun kaybetmiş olması, hem de ardından ABD'de Trump'ın yenilmiş olması, tabii o politik atmosferi şüphesiz etkileyecektir. Olumlu yönde etkileyecektir diye bekleniyor.

Image
""

G.E.: Evet, benim de doğrusu beklentim bu doğrultuda. Dediğin gibi, atmosferi olumlu etkileyeceğini umut etmek mümkün.

Buradan hemen şuna geçmek istiyorum. Şimdi Halkların İklim Zirvesi'nin daha detaylı programını konuşuruz. Belki ikinci bölümde bunu ele alırız. Ama özellikle COP31'den beklentileri nedir Halkların İklim Zirvesi'ne katılacak olanların? Herhangi bir beklenti söz konusu mu? Çünkü artık gidecek hiçbir yerimiz kalmadı, zaman kalmadı. Üst üste gelen iklim kaynaklı afetlerle karşı karşıyayız.

Bütün bunların COP31'e yansıyıp bugüne kadar karar alınması konusunda oldukça patinaj yapan bir konferansın 31'incisinde bazı değişiklikler beklemek mümkün olabilir mi? Bu anlamda bir beklenti var mı?

Ö.Ö.: Şimdi Halkların İklim Zirvesi etrafında bir araya gelen gruplar açısından çok büyük bir beklenti yok. Glasgow'da kaybetmiştik. Hatta şöyleydi, onun bir öncesinde, benim de katıldığım Madrid'deki COP zirvesinde, 2019 yılında zirve çökmüştü aslında. Sonuç metnine dair görüşmeler iki gün uzatıldı. Ardından da dendi ki zaten Glasgow'da, bir sonraki yıl önemli kararlar alınacak. Yani ulusal katkı beyanları yenilenecek, herkes ne kadar yol aldığını, verdiği sözü ne kadar tuttuğunu gösteren raporları bir sonraki yıl verecek, demişlerdi.

Glasgow'da da aslında zirve bir şekilde çöktü. Orada on binlerce kişi sokağa çıkmıştı. Yakın zamana kadar demokratik bir ülkede yapılan son zirveydi. Ondan sonra hep böyle petrodevletlerde, otoriter rejimler altında yapıldı COP zirveleri ve sokağa çıkmak mümkün olmadı. Orada Greta zaten "Bla bla bla" diye COP alanının dışında bir açıklama yapmıştı. İskoçya'daki bu zirve için "greenwashing" diyordu. Bundan sonra küresel iklim hareketinin beklentisi olmadığı gibi COP zirvelerine yönelik katılımı da düştü.

Şimdi aslında COP31'de biraz bu koşullar içerisindeyiz. Yani dünyadaki iklim hareketinin gündeminde COP'a dair çok büyük beklentiler yok. Ancak şöyle bir gelişme var, o biraz heyecan verici. Onun etkilerini göreceğiz. COP30'daki anlaşmazlığın ardından, yani yine metinlerde fosil yakıt kavramı kullanılmadı, geçirilemedi. Suudi Arabistan başta olmak üzere fosil yakıt devletleri, "Hayır, biz böyle bir şeyi kabul etmiyoruz" dediler. Hâlbuki daha önce Dubai'de geçmişti. O ilk ve son oldu.

Küresel Güney dediğimiz, iklim krizinin en ağır bedelini ödeyen ülkeler öne çıktı. Dediler ki "Biz artık sıkıldık, sizi beklemek istemiyoruz. Fosil yakıtlardan çıkış üzerine ayrı, paralel bir birliktelik kuruyoruz." Bunlara Coalition of the Willing diyorlar. İçerisinde 60 kadar devlet var. Kolombiya'nın Santa Marta kentinde, Gustavo Petro'nun başkanlığı sona ermeden birkaç ay önce bir araya geldiler ve günün sonunda "Biz harekete geçiyoruz" dediler. Bir sonraki zirve ise Fiji'de, bir Pasifik ada ülkesinde yapılacak.

Bu zirvede bir araya gelen devletlerin COP31 içerisinde farklı, yani nasıl diyelim, paralel bir grup olması bekleniyor mesela. Yani varsa bir umut aslında bu grup ülkelerde. Fosil yakıtlardan derhal çıkış konusunda hem üye sayısını, buraya katılan devletlerin sayısını genişletmeyi planlıyorlar hem de roadmap, yani yol haritaları açıklamaları bekleniyor. Onların ne kadar güçlü bir şekilde bu zirveye damga vuracağı biraz belirleyici olacak.

O anlamıyla bir fark yaratabilir ama onun dışında çok büyük bir beklenti olmadığını söylemeliyiz. COP içerisinde dünyadan gelen delegeler arasında çok fazla aktivist de yok. Yani en azından Küresel Kuzey'i kastediyorum.

G.E.: Evet, Tuğçe'nin bir sorusu var.

Tuğçe Tezer: Tekrar hoşgeldin Özdeş.

Ö.Ö.: Teşekkürler.

T.T.: Yani çok kıymetli hakikaten bu konuyla ilgili konuşma imkânı bulmak. Ben şunu merak ediyorum: Halkların İklim Zirvesi'nin sloganı "COP31'in Ötesinde". Şimdi burada alternatifleri karşı karşıya koymak gibi bir şey yok aslında, değil mi? Bir ötesine geçmek gibi bir şey var. Acaba bu, Halkların İklim Zirvesi'nin çıktılarının COP31'e yansımasını görebileceğimiz anlamına mı geliyor? Bu etkinliklerin, farklı etkinliklerin birbirini etkileme ihtimali var mı? Böyle bir şey öngörülüyor mu acaba organizasyon ekibinde?

Ö.Ö.: Yani aslında slogan tam olarak buna yönelik değil galiba. Çünkü şöyle bir şey var: Tabii ki COP zirveleri önemli. Devletlerin yan yana gelip bu krizi çözmeye çalışıyor olması önemli. Fosil yakıtlardan çıkış anlaşması talebimiz var. Zaten bütün küresel aktivizmin, aktivist hareketin de böyle bir talebi var. Sorun, bu COP zirvelerinden bunların çıkmıyor oluşuydu. Elbette bu dönüşümün nasıl olacağı tartışması da var. COP zirveleri günün sonunda antisistem, yani antikapitalist ya da başka tür ekonomi modellerini, başka tür bir yaşamı tahayyül edebilen yerler değil.

Dolayısıyla aslında Halkların İklim Zirvesi, bu sebeple COP31'in ötesinde, onun ufkundan daha geniş bir zirve. Aynı zamanda tam anlamıyla "karşı" kelimesini de kullanmıyor. Çünkü biz devletlerin yan yana gelmesine karşı değiliz. Fosil yakıtlardan çıkış anlaşmasına karşı değiliz. Paris İklim Anlaşması çok yetersiz ama yine de ona kimse karşı değildi. Her şeye rağmen önemli bir başlangıç noktasıydı.

Dolayısıyla "anti" yani "bu yapılmasın" diyen bir noktada değil ama onun ötesinde, onun tartıştıklarını ve tartışmadıklarını, onun yapmadıklarını da düşünerek, onun ötesinde bir zirve olarak örgütleniyor diyebilirim.

T.T.: Harika, çok teşekkürler.

G.E.: Evet, buradan hemen şuna geçmek istiyorum. Şimdi Apaçık Radyo'da da çeşitli programlarda sendikalarla, özellikle başta Portekizli sendikacılarla ve dün de Petrol-İş'le görüşmeler yaptınız. Onların da Halkların İklim Zirvesi'ne katılımı söz konusu.

Genel bir değerlendirme rica edebilir miyiz senden? Sendikaların rolü ne olabilir? Özellikle de tabii ki HİZ'de tartışılacak konular açısından bu son derece önemli. Neler söylemek istersin?

Ö.Ö.: Şimdi sendikaların bu meseleye dahli gerçekten bizim açımızdan belki de Türkiye'deki en önemli sonuç olacak. Hani COP31'den ne kalacak derseniz, en önemli sonuç bu olacak. Yani 20 yıldır iklim aktivizmi içerisindeyim. O kadar çok sendikanın kapısını aşındırdım ki geriye dönük düşündüğümde. Çok zordu. Yani iklim krizinden bahsetmek, hele ki fosil yakıt alanında örgütlü olan sendikalarla...

Görmüşsünüzdür, işte iklim adaleti konusunda tamam, somut olarak belki umduğumuz kadar güçlü işleri yok ama artık inkârcılığın sendikalarda, sendika yönetimlerinde de bir tür kalmadığını görebiliyoruz. O direnç kırılmış. Çünkü örgütlü işçi sınıfının katılımı mücadelede çok kritik. Bu her alanda böyle. Herhangi bir ülkenin demokrasi olabilmesi için de örgütlenme hakları ve işçilerin bu alana müdahale edebiliyor olması önemli. İklim krizinde, savaşlarda, her yerde bu önemli bir durumdur.

Image
""

Dolayısıyla sendikaların hem uluslararası bir sendika zirvesinde yani TUED'in Enerji Demokrasisi Zirvesi'nde bir araya gelecek olması önemli. Buraya yurt dışından gelen sendikaların da bir kısmını tanıyoruz, programa da konuk almıştık. Çok iyi deneyimlere sahipler gerçekten. Onları Türkiye'deki sendikalarla buluşturabilecek olmaları önemli.

Çünkü teorik bir tartışma olmaktan çıkıyor. Somut olarak hangi toplu sözleşmelere nelerin dâhil edilebileceği, enerji demokrasisi için nasıl yöntemler olabileceği konuşulacak. Şu anda mesela Meksika yöntemini öneriyorlar. Bütün bunları somut bir şekilde konuşacaklar.

Halkların İklim Zirvesi'nde ise yine sendikaların katılımı bu anlamıyla önemli olacak. Onların daha politik meselelere nasıl yaklaştığını böylelikle görmüş olacağız ve en önemlisi enternasyonel bir hava olacak. Yani biz Türkiye'de... Tamam, dünya genel anlamıyla kendi içine kapandı. Bunu görebiliyoruz. Küresel savaş karşıtı hareket, Dünya Sosyal Forumları, Avrupa Sosyal Forumları sürecinden sonra meydan işgalleri, Orta Doğu devrimleri yine böyle enternasyonel bir hava yaratmıştı dünyada.

Bir de ardından 2019'da iklim hareketi... Küresel iklim grevinde 7,5 milyon kişi sokağa çıkmıştı dünya genelinde. Fakat bunu Covid ile birlikte kaybettik. Covid'in ardından da aşırı sağın yükseldiği, dünyada böyle bir içe kapanmanın, uluslararası atmosferin ortadan kalkmasının yaşandığı bir süreç vardı. Bizim açımızdan buraya, iki alternatif zirveye dünyanın dört bir yanından yüzlerce, hatta binlerce aktivistin, sendikacının geliyor olması bence kaybettiğimiz tartışma geleneğini yeniden getirecektir. Biz küresel bir sistemin parçasıyız. Yani bu, ekoloji alanında özellikle böyle. Dünyaya çizdiğimiz, ulus devletlere çizdiğimiz sınırların atmosfer açısından, su açısından, işte börtü böcek açısından bir değeri yok. O sınırları biz biçiyoruz.

Dolayısıyla küresel sorunlara yerel, ulusal çözümler üretemeyiz. Ancak yerelde ve ulusalda yapılacak çok şey var. Dolayısıyla bu zirveler, hem alternatif zirveler hem de COP zirvesi aracılığıyla dünyanın dört bir yanından insanlar buraya gelmiş oluyorlar. En büyük kazanımımız bu olacak ve sendikaların aktif katılıyor olması önemli.

Hatta şu bile önemli: Mesela Türk-İş, Türkiye'de dünyaya soldan bakanlar tarafından çokça eleştiriye maruz kalan bir konfederasyon. Ama hükümet tarafından iklim elçisi, yani emek elçisi ilan edildi. Günün sonunda buna dair politika geliştirmek durumunda kalıyor. Çünkü zaman zaman bu sendikaların bürokrasisindeki liderlikler gerçekten iklim inkârcısı gibi davranıyorlardı. Bunun örneklerini çokça yaşadık. Gerçi bunu solda bile yaşadık uzun bir dönem. Kömürü savunan, "Yerli kaynağımızdır" diyen madenci örgütleriyle, maden odalarının yöneticileriyle görüşmüştüm yıllar önce.

Şimdi bunların en azından ortadan kalktığı bir atmosfer var. Bütün bunların avantaj olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki yıl, yani COP'un ardından başlayacak iklim mücadelesi açısından Türkiye'de bu enternasyonalizmin ve aynı zamanda iklim meselesinin artık sendikaların gündemine girmiş olmasının meyvelerini toplayacağımızı umut ediyorum.

G.E.: Evet, dediğin gibi son derece önemli. Çünkü işte dün Petrol-İş'le görüştünüz. Fosil yakıtlar meselesi, Halkların İklim Zirvesi'ndeki önemli başlıklardan birisi. Madenler keza öyle. Son derece önemli bir nokta var. Çünkü bu sektörlerde çalışanların temsilcisi durumundalar. Odalar olsun, sendikalar olsun, onların artık hem fosil yakıtlara karşı çıkmaları hem de madenlere karşı çıkan bir çizgiye gelmeleri bütün dünya açısından son derece önemli bir konu.

Dilerim zirve bu konuda gerçekten olumlu gelişmelere neden olur, daha rahat tartışırız. Mesela bugüne kadar özellikle madencilik alanındaki, maden sektöründeki sendikalarla, odalarla bu tür konuları konuşabilmekte bir noktaya kadar geliyorduk. Fakat ondan sonra da durmak durumunda kalıyorduk. Bu konuda da bir açılım olacaktır diye umut ediyorum.

Image
""

Ben hemen zirve programının temel temalarını günlere göre belirteyim. 14 Kasım'da Aydın Kanza Parkı'ndan Cumhuriyet Meydanı'na yürüyüş gerçekleşecek. Antalya'da miting ve açılış etkinlikleri var.

Ö.Ö.: Evet, hatta “Yaşamı Savunuyoruz” mitingi diye duyuruldu.

G.E.: Evet, 15 Kasım'da “Ekolojik Yıkımlara Karşı Doğanın Hakları” başlığı var. 16 Kasım'da “Fosil Yakıtlardan Çıkış ve Enerji Demokrasisi” var. Bu enerji demokrasisi meselesini ikinci bölümde bir soru olarak sana yöneltmeyi düşünüyorum.

Ö.Ö.: Benim de burada sunumum olacak.

G.E.: Öyle mi?

Ö.Ö.: Alttan ikincisi mesela.

G.E.: Evet, 12-14 Kasım'daki Emek Meclisi'yle koordineli düzenleniyor bu 16 Kasım toplantısı. 17 Kasım'da demokrasi, antimilitarizm ve barış; 18 Kasım'da ise gıda egemenliği, agroekoloji ile kapanış ve ortak deklarasyonun yayımlanması var.

Şimdi burada duralım. Bir de tabii ki her günün sonunda COP31 izleme ve değerlendirme toplantıları yapılacak. Eko Divan duruşmaları ve akşam sanat şenliği etkinlikleri yer alacak. Bu Eko Divan'a ilişkin olarak da ikinci bölümde bir soru soracağım ama şimdi küçük bir ara verelim. Müzik parçamız var. Müzik parçamızı da Tuğçe'den dinliyoruz.

T.T.: Çok teşekkürler Gürhan. Bugün için de iklim konusuyla, iklim kriziyle ilgili çok önemli bir parça seçti sevgili Didem Gençtürk bizim için. Kısaca bilgi vereceğim: 2019 yılında Billie Eilish'in kendisi gibi müzisyen olan kardeşiyle birlikte yaptığı "All the Good Girls Go to Hell" şarkısını dinleyeceğiz. Şarkının klibi çok önemli mesajlar veriyor aslında. Klipte Billie Eilish, petrole bulanmış kanatlarıyla alevler içindeki bir dünyada yürüyor. 2019 Birleşmiş Milletler İklim Eylemi Zirvesi öncesinde yayımlanıyor bu klip ve bir destek çağrısı olarak değerlendiriliyor. Şarkının üzerinden yedi yıl geçtiğini hatırlatıyor sevgili Didem bize ve şarkının sorusu bu yedi yıl içinde değişmemiş görünüyor: Gezegen yanarken siyasetin harekete geçmesi için daha ne kadar bekleyeceğiz?


G.E.: Evet, Apaçık Radyo'da Altın Saatler programının ikinci bölümündeyiz. Kendisiyle hem COP31'i, hem de Halkların İklim Zirvesi 2026'yı yani HİZ26'yı konuşuyoruz. Tuğçe, söz sende.

T.T.: Teşekkür ederim Gürhan. Şimdi Halkların İklim Zirvesi çerçevesinde, 14 Kasım'da başlayan yürüyüşle beraber 150 kadar etkinlik yapılacak. Beş gün süren çok önemli bir etkinlikten bahsediyoruz.

Tabii ki yürüyüşte bunu sağlamak çok mümkün değil ama diğer etkinlikler için Antalya'ya gitme imkânı olmayanlar nasıl bir katılım yolu bulabilir acaba? Yani çevrim içi yayımlanan oturumlar olacak mı ya da bugünden yapılabilecek bir şeyler var mı? Bununla ilgili biraz bilgi verebilir misin Özdeş?

Ö.Ö.: Tabii. Şimdi çevrim içi yayın meselesi bir altyapı sorunu ve aynı zamanda çevirmenler meselesi. Dolayısıyla bunun altyapı sorunları halledilebildi mi, ben de emin değilim. Ama bu konuda çalışmalar vardı.

Antalya'ya gitme konusunda ise hem Halkların İklim Zirvesi, hem de mesela Halkların İklim Zirvesi içerisinde yer alan İklimi Değil Sistemi Değiştir Platformu ücretsiz otobüs kaldırıyor. Ama artık başvurmak isteyenlerin bir an önce bu iki platformun sosyal medya hesaplarına yazmaları gerekiyor. Onlar aracılığıyla gidilebilir.

Bahsettiğiniz yürüyüşün yayımlanması pek mümkün değil. Ama Halkların İklim Zirvesi'nin ilk bölümü, bu dört günün her birinde öğlen saat 13:00'e kadar olan bölüm, aslında büyük zirve, uluslararası zirve diyebiliriz. Buralarda bütün toplantılar dört dile birden çevrilecek. İşte Arapça, İngilizce, İspanyolca gibi dillere çevrilecek. Burada herkes ortak toplantılarda yan yana gelecek. Dört bin kişilik bir salonda, en büyük salonda yapılacak bu toplantılar. Türkiye'den konuşmacıların olacağı gibi uluslararası konuşmacılar da olacak. Her bir ana eksenin gündemi içerisinde belirtilen konular çerçevesinde gerçekleşecek.

Ardından saat 13:00'ten sonraki toplantılar ise hem uluslararası ölçekte gelen talepler, hem de Türkiye'deki yerel mücadelelerin, çeşitli platformların talepleri doğrultusunda hazırlanmış olan program kapsamında yapılacak. Her bir talepte bulunan grup kendi konuşmacısını, konuşma başlıklarını vesaireyi belirleyerek başvurdu. Bunun etrafında 150 toplantı dediğimiz etkinlikler, özellikle öğleden sonraları gerçekleştirilecek. Aynı anda dört beş salonda birden, kimi zaman daha yerel katılımcıların konuştuğu, kimi zaman daha uluslararası konuşmacıların olduğu toplantılar ya da etkinlikler yapılacak. Bunlara sadece toplantı olarak da bakmamak lazım. Atölyeler, etkinlikler, hatta ufak çaplı eylemler vesaire de olacak Halkların İklim Zirvesi'nde.

Image
""

G.E.: Evet, ben hemen tabii Apaçık Radyo'nun Antalya'daki toplantılara kaç kişilik bir ekiple katılacağını sormak istiyorum. Bu ekipler kendi içinde COP31 ekibi ve Halkların İklim Zirvesi ekibi olarak ayrılacak mı? Biz Apaçık Radyo'dan ne zaman, nasıl bilgilere ulaşabileceğiz? Siz şimdi bunları tabii ki yayınlarda söylüyorsunuz ama topluca burada da açıklamanı rica edebilir miyim?

Ö.Ö.: Tabii ki. Şimdi biz 9 Kasım Pazartesi gününden itibaren özel bir COP31 yayın formatına geçiyoruz. Bildiğiniz üzere Açık Gazete her sabah 08:00 ile 10:00 arasında iki saat sürüyor. Fakat COP31 sürecinde ilk bir saat yine dünyadan ve Türkiye'den haberleri vermeye devam edeceğiz. Ancak ikinci saatte, yani genelde köşelerin olduğu saatleri kaldırıp o saatten itibaren COP31 özel yayınına geçiyoruz.

Bir saat boyunca oradan canlı yayın yapacağız. Bu canlı yayın içerisinde hem bir önceki günün değerlendirmesi, hem de bazı röportajlar olacak. Ardından Açık Dergi saatlerini de alıyoruz. Onda da yine COP31 özel yayınımız olacak. Burada da günün değerlendirmeleri, gün içindeki gelişmelerin değerlendirmeleri ve röportajlar olacak.

Kalabalık bir ekip olarak gidiyoruz sosyal medyasından teknik desteğine kadar. Ama ana olarak dört muhabir diyebilirim herhalde, COP31 muhabiri olarak orada olacağız. Ben orada olacağım, İlksen Mavituna orada olacak. Aynı zamanda Eren Can İleri bizimle birlikte olacak. Kendisini Açık Gazete dinleyicileri belki hatırlayacaktır, bir iklim aktivisti. Zaman zaman konuk olarak alıyorduk canlı yayınlara. O da bizimle birlikte olacak COP31 yayınında. Waseem Ahmad Siddiqui, yani Açık Gazete'nin Çarşamba günleri Hüsnükabul programını sunan arkadaşımız Waseem de orada olacak. Dört iklim muhabiri olarak şimdiden randevular almaya başladık. Dünyadan Antalya'ya gelecek çok sayıda kişiyle mümkün olduğunca çok röportaj yapıp bunları Apaçık Radyo dinleyicisiyle buluşturmaya çalışacağız. Böylelikle aslında bir panorama çizmeye çalışacağız. Yani Antalya'ya dünyanın her köşesinden insanlar gelmişken biz de bu çeşitliliği yansıtmaya çalışacağız.

Şimdi COP31, çok geniş bir alanda toplantıların olduğu bir zirve. Bunlar arasında odaklanacağımız konular var. Böyle birkaç konu belirledik: Bunlardan bir tanesi tabii ki bizim için, yani Apaçık Radyo ve öncülü Açık Radyo'nun en başından beri dile getirdiği fosil yakıtlardan çıkış. Az evvel de konuştuk ya, Belém'den sonra Santa Marta'da ülkeler bir araya geldi diye. Bu alanı özel olarak takip edeceğiz. Yani roadmap, işte yol haritası açıklayan yeni devletler olacak. Bu devletlerin özel bir stratejisi olacak belki. Bunları yayına yansıtmaya çalışacağız. Bir diğeri, COP30'da adil geçiş mekanizmalarının kurulması konusunda bir karar alındı ama bu COP31'e bırakıldı. Yani Türkiye'nin veya Avustralya'nın, eş başkanların bu anlamıyla bir ödevi var. Bu zirvede adil geçiş mekanizmalarının kurulması meselesini ve içeriğini özel olarak takip edeceğiz. Bir diğer, üçüncü gündemimiz ise belki de Türkiye'de tek olacağımızı düşünüyorum kendi adıma, göç ve göçmenler meselesi. Bunu da özel olarak takip ederek yayınımıza yansıtmaya çalışacağız.

G.E.: Evet, tabii burada şunu da belirtmek lazım: Antalya'ya gidecek olan Apaçık Radyo ekibinin dışında, bütün ekip de bu yayınlara destek veriyor.

Ö.Ö.: Evet, buradaki karargâh vaziyette.

G.E.: Apaçık Radyo'nun mekânında bu çalışmalara katkı veren bütün arkadaşlara çok teşekkürler. Ayrıca tabii programcılarımız da programlarında ele alıyorlar. Onların da desteği unutulmaz.

Evet, senin söylediklerinden anladığım kadarıyla biz önümüzdeki haftadan itibaren artık Ali Bilge, Ahmet İnsel gibi arkadaşların programlarını HİZ'in sonuna kadar dinleyemeyeceğiz ama onların yerine hep COP31'den ve HİZ26'dan bilgiler alacağız.

Ö.Ö.: Aynen öyle olacak. İki hafta boyunca Açık Gazete içerisindeki köşelere ara vereceğiz. Tabii Açık Dergi'nin köşelerine de aynı şekilde ara verilmiş olacak.

G.E.: Evet, hemen Tuğçe Tezer'e söz vermek istiyorum. Onların da enteresan bir etkinliği olacak. Bir tren etkinliği söz konusu. Onlar da COP31'e, HİZ'e katılacaklar. Evet Tuğçe, anlatır mısın bize?

T.T.: Tabii ki, seve seve. Biz de bir tür enstalasyon ve çözümleme etkinliği önerdik Halkların İklim Zirvesi'ne, İklim Adaleti Koalisyonu'ndaki arkadaşlarımızla beraber. "Antakya'ya Tek Yön Bilet" dedik etkinliğin adına. Afetin izinde ve iklimin hattında ilerlemeye çalışacağız. Bazı kavramlar belirledik: Mevsim, zeytin ve su, defne, ipek, baharat, insan, ev, mahalle, kültür ve miras, kent ve planlama, dayanışma ve umut.

Biliyorsunuz, Antakya'yla ilgili 6 Şubat depremlerinden sonra çok sayıda belgesel yapıldı. Bunlar içinden İmre Azem, Nesime Karateki, Burcu Özkaya Günaydın ve Şeyda Kıra'nın belgeselleri, dönemsel olarak bize depremden sonra olup biteni çok iyi anlatan belgeseller. Tabii ki diğer belgeseller de çok güzel ama biz bunlar üzerinden ilerlemeyi hedefledik. Belgesellerden hep beraber kesitler izleyip bütün katılımcılarımıza Antakya'ya tek yön bilet vererek bir tren yolculuğuyla depremden sonra olup bitenleri anlatmaya çalışacağız. Belgesel kesitlerinin yanı sıra çok değerli konuklarımız olacak. Antakya'dan gelecekler Halkların İklim Zirvesi etkinliği için. Heyecanlıyız gerçekten. Mutlaka bekliyoruz ilgilenenleri, Antalya'da yaşayan Antakyalıları ve bütün ilgilenenleri tabii ki.

G.E.: Nereden bilgilerine ulaşabiliriz?

T.T.: Halkların İklim Zirvesi'nin web sitesinde, az önce Özdeş'in de söylediği gibi, program yayımlanmaya başladı zaten. Netleştiğinde de tekrar duyurulacak. Aynı zamanda ilgilenenler, İklim Adaleti Koalisyonu'nun, Türk Tabipleri Birliği'nin ve Halkların İklim Zirvesi'nin sosyal medya hesaplarından da bilgilere erişebilirler.

Ö.Ö.: Evet, hiz2026.org tam olarak sitenin adı. Halkların İklim Zirvesi'nin kısaltılmışı yani HİZ.

G.E.: Tekrar eder misin?

Ö.Ö.: Hiz2026.org, şu anda programın yayımlanmaya başladığı sitenin adı.

Video file

G.E.: Evet, çok teşekkürler. Şimdi ikinci bölüme bırakmış olduğum soruyu sormak istiyorum. Bu enerji demokrasisi yeni bir tanım sanıyorum. “Fosil Yakıtlar ve Enerji Demokrasisi” başlıklı oturumda senin de konuşman var. Enerji demokrasisi hakkında biraz bilgi verebilir misin Özdeş?

Ö.Ö.: Tabii. Şimdi enerji demokrasisi, enerji sorununu hem bir hak hem de örgütlü mücadelenin bir parçası hâline getiren bir kavram. Demokrasinin bir parçası olarak görüyor. Basitçe, yani fosil yakıtlardan çıkıp yenilenebilir enerjiyle elektrik üretimi meselesi değil, diyor. Elektriğin bir tür numaralandırılarak, ona paha biçilerek, yani değer biçilerek alınıp satılan bir meta hâline gelmiş olmasıyla da derdi olan bir kavram bu. Çünkü bu şu anlamıyla önemli: Hani elektrik faturalarının yüksekliğini biliyoruz. Türkiye'de birçok iklim inkârcısı, fosil yakıtlardan çıkışın sonucunun olumsuz olabileceğini bu örnekleri göstererek iddia ediyor. Buna karşı enerji demokrasisi, hem bu enerjiyi üretenlerin haklarını hem de enerjinin kullanımına yönelik politikaların tüketicileri de kapsaması gerektiğini söylüyor.

Yani neyi kastediyoruz? Enerjiye öncelikle kimin ihtiyacı var? Yenilenebilir kaynaklardan elde edeceğiniz bu enerjiyi nereye götüreceksiniz? Önceliği sanayiye mi vereceksiniz, hanelere mi vereceksiniz?

Şimdi bu kavram Türkiye'de ve dünyanın kuzeyinde farklı düzeylerde tartışılıyor. Dünyanın yoksul coğrafyalarında ise bambaşka bir düzeyde tartışılıyor. Çünkü insanların evlerinde gerçekten ocakları yok, ısınabilecekleri altyapılar yok. Dolayısıyla özellikle Afrika'dan, Pasifik adalarından bahsettiğimizde enerjiye erişim hakkı meselesi ve bunun fiyatlandırılması ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.

Ayrıca enerji demokrasisi dediğimiz kavram bir aciliyete de vurgu yapıyor. Yani iklim acil durumu koşullarındayız aslında biz. Öyle 2053'ü, hani Türkiye'nin net sıfır hedefi 2053 ya, onu bekleyecek kadar vaktimiz yok. Zaten Birleşmiş Milletler, 1,7 derecelik ısınmanın şu anki koşullarda garanti olduğunu söylüyor. Hızla 2 dereceyi aşma noktasına gidiyoruz. Bir an önce gerçekten beş yıllık, on yıllık planlar yapılması lazım. Bu anlamda da kamunun göreve çağrılması lazım.

Yani piyasa koşullarına, neoliberal politikalara terk edildiğinde... Neoliberal politikalar çünkü şunu yapıyor: Yenilenebilir enerji şirketlerine teşvik veriyor ama birçok devlet fosil yakıtlardan da vazgeçmiyor. Fakat yenilenebilir enerji şirketleri dediğimizde, onların aslında ne ürettiğinin çok bir önemi yok, biliyorsunuz. Hani kapitalist bir mantıktan bakarsanız, günün sonunda o bir meta ve ana hedef kâr. Bir hizmet üretmek değil. Kârlılık varsa orada yatırım vardır.

Dolayısıyla biz mesela yakın zamanda Onarım Çağı programında Aliağa'daki bir grevden bağlanmıştık programa. Oradaki fabrika güneş enerjisi paneli üreten bir fabrikaydı. Onlar da işçileri sendikalaştıkları için işten atmıştı. Şimdi neoliberal çözümlerin böyle handikapları da olabiliyor.

Buna karşı kamusal yöntemi, aslında TUED'in örgütleyeceği bu alternatif zirvede enerji demokrasisi meselesi bu yönüyle tartışılacak. Buna en iyi örnek olarak mesela şu anda Meksika'yı veriyorlar. Bir enerji dönüşümü programı ilan etmiş durumda ve bunu kamu yatırımlarıyla yapmayı taahhüt ediyor. Yani teşviklerle vesairelerle değil, doğrudan kamu yatırımlarıyla.

Bunun planlı bir şekilde yapılması ve kapsayıcı bir şekilde sendikaların ve yerel halkların sürece katılması çok önemli gerçekten. Biliyorsunuz, rüzgâr enerjisi santrallerine karşı Türkiye'nin de dört bir yanında köylü direnişleri var. Çünkü onların hakları gözetilmiyor. Bu onlara zorla yapılıyor. Çünkü o enerjinin muhtemelen yakınlardaki bir sanayi bölgesine gitmesi planlanıyor. O rüzgâr enerjisini zaten özel bir şirket teşvikle üretiyor ve o sanayi bölgesine satacak, kâr elde edecek. Dolayısıyla yerel halk ve ekoloji yine hesaba katılmıyor ve korkunç sonuçlar ortaya çıkıyor. Yani yenilenebilir enerji dediğimiz şey, aslında bir başka felakete sebep olmuş oluyor.

Bütün bunların engellenebilmesi için işte enerji demokrasisi kavramı ortaya atılmış durumda. Tüm ilgili kesimlerin, tüketicilerin, yerel halkın, enerjinin üretileceği yerdeki insanların işin içerisine katılması ve enerjinin paylaşımının nasıl olacağına da mutlaka kamunun müdahil olması anlamına geliyor.

G.E.: Evet, Eko Divan duruşmalarını da soracağımı belirtmiştim. Çünkü her günün sonunda COP31 toplantılarının bir değerlendirmesi Halkların İklim Zirvesi bölümünde gerçekleştiriliyor. Peki, bu Eko Divan duruşmaları derken “duruşma” sözcüğünü ne anlamda kullanıyorlar?

Ö.Ö.: Açıkçası bu toplantıları ben de çok yakından takip edemedim. Yani Halkların İklim Zirvesi'nin toplantıları gerçekten çok yoğun.

G.E.: Çok doğru.

Ö.Ö.: Dolayısıyla bu konuda ben çok ayrıntılı bilgi veremeyeceğim size. Ancak COP Zirvesi bir yandan takip ediliyor. Yani bu toplantılar o yüzden kondu. COP'ta ne konuşulacak? Biz oradan da bağımsız değiliz. Sırtımızı dönüp alternatif bir zirve yapmıyoruz. Orada hangi kararların alındığı ve hangi kararların alınmadığı da takip edilecek bu toplantılarda. Ama bunun formatı, bir araya gelme biçimi, bir mahkeme heyeti şeklinde düşünülmüş durumda. Ayrıntılarına ben de çok vakıf değilim ama dediğim gibi, Halkların İklim Zirvesi, COP31'de nelerin konuşulduğunu da yakından takip ediyor olacak.

G.E.: Evet, yani COP31 toplantılarını hem izleyecek, hem de değerlendirecek toplantılar bunlar. Aynı zamanda bir sorgulama da içeriyor anladığım kadarıyla.

Bir şeyi merak ediyorum, onu bilmiyorum. Bu toplantılarda alınan kararlar veyahut da bu toplantıların sonuçları bir yolla COP31 toplantılarına aktarılabiliyor mu veya COP31'in esas organizasyon ekibine gönderiliyor mu? Bu konuda bir bilgin var mı?

Ö.Ö.: Bu biraz zor ama şimdi zaten sadece anti değil, alternatif dememizin sebeplerinden bir tanesi, Halkların İklim Zirvesi içerisinde yer alacak özellikle uluslararası ekiplerin, Türkiye'den de aslında yerel ya da sivil toplum temsilcilerinin aynı zamanda COP31'de de bir ayaklarının olması. Dolayısıyla Halkların İklim Zirvesi'nin içerisinde yer alanlar, aynı zamanda COP31'i de takip ediyor olacaklar.

Burada kilit nokta Küresel Güney, dünyanın yoksul ülkeleri. Çünkü buradan gelen delegasyonların, resmî devlet heyetlerinin içerisinde aktivistler de var. Yerli halk temsilcileri var, iklim aktivistleri var. Dünyanın kuzeyinde veya büyük devletlerde bu işler böyle yürümüyor. Orada yine fosil yakıt lobilerinin ağırlıklı olduğunu göreceğiz. Ama dünyanın yoksul ülkelerinden gelen delegasyonlarda işler biraz değişik. Tabii bir de sol hükümetlerin olduğu ülkelerden gelen delegasyonlarda da öyle.

Dolayısıyla bir ilişki var ama Halkların İklim Zirvesi oluşumu, dışarıdan da aslında bir basınç yapma yöntemi. Kendi zirvesinin ardından bir deklarasyon yayımlıyor ve bunu dünyaya zaten ilan etmiş oluyor. COP'a resmî olarak bir başvuru şeklinde, yani resmî olarak gönderildiğine ben pek şahit olmadım. Öyle olacağını da düşünmüyorum bu anlamıyla.

G.E.: Evet, son sorum da... Zaten zamanımızı tüketmiş durumdayız. Böyle bir iki dakikalık zamanımız var. Sanat ve şenlik etkinlikleri de olacak her akşam. Bu konuda söylemek istediğin herhangi bir şey varsa onu da alalım.

Ö.Ö.: Tabii. Bunun da ayrıntıları sanırım bu akşam kesinleşecek. Birkaç gün önce ben de bunları örgütleyen arkadaşlarla başka bir vesileyle konuşmuştum. Ayrıntıları henüz kesinleşmiş değil. Ama çok sürprizli, uluslararası etkinlikler de olacak. Buraya kendi sergisini, kendi sanatsal bakış açısını ve işini getirenler olacak. Yerelden de yine katılımcılar olacak. Aslında oldukça renkli olacağını söyleyebilirim. Yani nasıl olabileceğini merak edenler varsa sosyal medyadan ya da YouTube'dan girip Belém'de neler olduğuna bakabilirler. Çok renkliydi. Umut ediyoruz, benzer bir renklilik burada da olacak.

Aradaki farkı tabii unutmayalım. Orada Lula hükümeti alternatif zirvenin de destekçisiydi yani maddi olarak da diğer koşullar açısından da. Şimdi Halkların İklim Zirvesi açısından durum hiç öyle değil; neredeyse yokluk koşullarında yapılmaya çalışılan ve çok büyük bir özveriyle, her şeye rağmen gerçekleştirilmeye çalışılan bir zirve Halkların İklim Zirvesi.

G.E.: Ve gönüllü.

Ö.Ö.: Evet, evet. Yani yurt dışından gelecek olan insanlar kendi ceplerinden paralarını veriyorlar. Orada etkinlikler, zaten mekânın tutulması vesaire, Brezilya'da tamamen hükümet tarafından karşılanıyordu. Burada öyle değil. Dolayısıyla bunlar çok daha büyük zorluklar içerisinde gerçekleşiyor.

Dolayısıyla Halkların İklim Zirvesi, katılımcı sayısı açısından belki Brezilya kadar büyük olmayabilir ama yine de dünyanın dört bir yanından birkaç bin kişinin bir araya gelmesini bekliyoruz. Şu anda sesimizi duyan herkesi de Halkların İklim Zirvesi'ni takip etmeye ve bizzat katılmaya davet etmiş olalım.

G.E.: Özdeş, çok çok teşekkür ederiz sana. Oldukça kapsamlı bilgi aldık ve kolaylıklar diliyoruz.

Ö.Ö.: Çok teşekkür ederim.

G.E.: Evet bugün konuğumuz Özdeş Özbay İkli kendisiyle COP 31 ve halkların iklim zirvesini konuştuk. Gelecek hafta yeni bir altın saatler programında görüşmek dileğiyle.

Ö.Ö.: Hoşçakalın.

Benzer İçerikler

“İklim Krizine Karşı Dönüşüm, İşçi Sınıfının Gündelik Hayatını da İyileştirmeli”
13 Ekim 2026
Özdeş Özbay, Tuna Emren, Suda Sim Meriç, Eyüp Özer
İklim Krizi, Adil Geçiş ve Sendikaların Rolü
9 Eylül 2026
Suda Sim Meriç, Tuna Emren, Özdeş Özbay, Kıvanç Eliaçık
"İklim adaleti meselesi sadece Güney'in sorunu değil"
24 Haziran 2026
Ömer Madra, Özdeş Özbay, Tuğçe Oklay
  -     
● Canlı Yayın
—
Şimdiki
—
Sıradaki
—
Sıradaki
—
Sıradaki