Apaçık Radyo

"Gerçek anlamda ekolojiyi ve emeği bir arada düşünen bir perspektife kadar varoluşumuzu sorgulatan bir yerde olmamız gerekiyor"

29 Eylül 2026

Onarım Çağı'da Suda Sim Meriç ve Özdeş Özbay, Tez-Koop-İş Sendikası Genel Başkan Danışmanı Prof. Dr. Mustafa Durmuş ile iklim krizi ve işçi sınıfı arasındaki ilişkiyi; aşırı sıcakların çalışma yaşamına etkilerini, adil geçişi, fosil yakıtlardan çıkışı ve sendikaların ekoloji mücadelesindeki rolünü ele alıyorlar.

Suda Sim Meriç: Yeryüzünü onarmanın imkanlarını konuştuğumuz Onarım Çağı’na hoşgeldiniz. Ben Suda Sim Meriç.

Özdeş Özbay: Ben Özdeş Özbay.

S.S.M.: Teknik masada da Dila Yılmaz bize destek veriyor. Bugün Tuna Emren bizimle birlikte değil; onun yerine ben ve Özdeş sunuyor olacağız bu bölümü. Bu hafta itibarıyla Apaçık Radyo'nun 65. Yayın Dönemi’ne girdik. Bizim de Onarım Çağı olarak ikinci dönemimiz oluyor.

Ö.Ö.: Apaçık Radyo'nun da yeni yayın dönemi de kutlu olsun. 

S.S.M.: Yeni bir dönem, yeni bir sezon. Bir süredir Türkiye'den sendikaları programa davet ediyor, iklim kriziyle işçi sınıfı arasındaki ilişkiyi konuşuyoruz. Sendikaların bu konudaki faaliyetlerini inceliyoruz. Bugün de  Tez-Koop-İş Sendikası yani Türkiye Ticaret, Kooperatif, Eğitim, Büro ve Güzel Sanatlar İşçileri Sendikası'ndan Genel Başkan Danışmanı Prof. Dr. Mustafa Durmuş konuğumuz. Kendisinin ekonomi, sosyoekoloji ve siyasi ekoloji hakkında yazıları ve kitapları mevcut. Ancak bugün yayınımıza bir sendikacı olarak katılıyor. Hoşgeldiniz Mustafa Bey.

Ö.Ö.: Merhabalar, hoşgeldiniz.

Mustafa Durmuş: Merhabalar arkadaşlar.

Image
""

S.S.M.: Tekrardan hoşgeldiniz yayına. İlk olarak TESKOP Sendikası'nı ve kendinizi, görevinizi anlatabilir misiniz bize?  Tez-Koop-İş Sendikası hangi işçileri örgütlüyor, ne kadar üyesi var ve siz fiilen sendikada hangi görevlerde yer alıyorsunuz? Buradan başlayalım.

M.D.: Evet, ben de yeni yayın döneminizi kutluyorum. Öncelikli olarak başarılar diliyorum.

Şimdi şöyle, Tez-Koop-İş Sendikası, TÜRK-İŞ'e bağlı bir sendika ve TÜRK-İŞ'in en büyük sendikalarının başında geliyor. Türkiye'deki en kalabalık iş kolu olan 10 numaralı iş kolunun yani hizmetler iş kolunun da en büyük sendikası. Bu iş kolunda 4,5 milyon civarında işçi var. Bizim de 130 bin civarında üyemiz var. İşin aslına bakarsanız, tabii ki diğer sendikalarla beraber bu iş kolunda bir bütün olarak, bir sınıf olarak yeterince örgütlü değiliz. Ama yine de...

Ö.Ö.: Özür dilerim Mustafa Bey; bu iş kolunda, daha önce yaptığımız programlardan da biliyoruz ki toplu iş sözleşmesi yapabilmek için iş kolu barajları var. Maalesef Türkiye'de, sizin de bahsettiğiniz örgütlülük sorunlarından dolayı, çok fazla sendika bu iş kolu barajını aşamıyor. Ama bildiğimiz kadarıyla Tez-Koop, bunu aşabilen nadir sendikalardan bir tanesi. Bu anlamıyla çok önemli.

M.D.: Çok doğru söylüyorsunuz. Maalesef Türkiye'deki sendikacılığın iş kolu sendikacılığı olarak örgütlenmiş olması bu anlamda bir engel oluşturuyor. Tabii ki bu, hem üye sayısı, hem de toplu iş sözleşmesi kapsama alanı anlamında da zarara yol açıyor.

Bizim tabii şöyle bir avantajımız var: Biz hem kamuda, hem de özel sektörde örgütlenen bir sendikayız. Kamuda çeşitli üniversitelerde, eğitim sektöründe, başta Sosyal Güvenlik Kurumu olmak üzere çeşitli alanlarda örgütlüyüz. Özel sektörde de çok önemli örgütlendiğimiz alanlar var. Migros'ta 55-60 bin civarında işçi üyemiz var. Bunun dışında da örgütlü olduğumuz başka alanlar var.

Ö.Ö.: Mustafa hocam, internetinizde... Mustafa hocam beni duyabiliyor musunuz?

M.D.: Evet, ben sizi gayet rahat duyuyorum.

Ö.Ö.: Biz sizi çok kesik kesik duyuyoruz. Galiba wi-fi kullanıyorsanız, telefonunuzun hücre sistemine geçebilir misiniz? Çünkü sesiniz kesik kesik aralıklarla geliyor.

M.D.: Aslında ben bilgisayardan bağlanıyorum.

Ö.Ö.: Ha öyle mi? Tamam.

M.D.: Şu anda bende bir sorun gözükmüyor.

Ö.Ö.: Tamam. Zaman zaman bizde kesiklik oluyor. Neyse, devam edelim.

M.D.: Peki, o zaman kafamızı çok fazla sallamamaya dikkat edeyim. Belki de o hareketten dolayı oluyor olabilir.

Ö.Ö.: Mikrofondan olabilir, evet. Peki, en son Migros, Carrefour ve teknoloji sektöründe örgütlü olduğunuzu söylüyordunuz.

M.D.: Bütün bunlar zaten üyelerimizin üçte ikisini oluşturuyor. Yani asıl olarak biz özel sektör ağırlıklıyız ama üyelerimizin %30'u da kamu sektöründe, kamu işçisi dediğimiz alanda çalışan işçilerden oluşuyor.

Tabii şöyle bir farklılığımız var: Biz sadece ücret sendikacılığı yapmıyoruz; bizim bakış açımızdan bizi diğer sendikalardan ayırt eden çok önemli bir unsur var. Sosyal hakların ve çalışma haklarının sağlanmasının ötesinde, toplumsal sorunlara ve ekolojik sorunlara bakışımız da bizim ayırt edici bir niteliğimiz. Nitekim mesela Kaz Dağları'nda 600 dönümlük bir arazimiz var ve burada bir ekoköy projesi yürütmeye çalışıyoruz. Zeytinliklerimiz var.

Ö.Ö.: Bayağı sendika olarak mı?

M.D.: Zeytinlerimiz aslında sendika olarak bizim. Bu tür işlerimiz var. Eğitimlerimizde de diğer duyarlılıkların yanı sıra ekolojik duyarlılığı çok ciddi bir biçimde sergilemeye çalışıyoruz. Örneğin toplumsal cinsiyet eşitliği, eşit yurttaşlık, demokrasi ve barış gibi konulara önem veriyoruz.

Ö.Ö.: Sizin sesiniz tekrar gidip gelmeye başladı Mustafa Hocam. Beni duyabiliyor musunuz? Şu anda herhalde Mustafa Hocanın sesi gelmiyor. En son Tez-Koop-İş'in 600 dönümlük bir arazisi olduğunu söylemişti. Duyuyor musunuz beni şu anda? Sizi cep telefonundan bağlasa teknik ekipteki arkadaşımız, öyle daha sağlıklı olacak isterseniz. Tamam, biz o zaman şimdilik devam edelim. Bu arada Dila, Mustafa Bey'i telefonla tekrar bağlamaya çalışıyor.

Tez-Koop-İş, Türkiye'nin en büyük sendikalarından birisi. Ben de doktora tezi yazarken, özellikle beyaz yakalı işçiler, değişen işçi sınıfı diye kurguladığımız bir işçi grubu üzerine çalışırken Tez-Koop-İş, sık sık karşıma çıkan bir sendika oluyordu. Çok önemli bir dergileri de vardır. Kadın emeği konusuna da özel önem veren sendikalardan bir tanesi. Tabii ki her yönetim farklı tavırlar takınabiliyor.

M.D.: Kusura bakmayın. 

Ö.Ö.: Bazen olabiliyor bu tür şeyler. Buradan devam edebiliriz. Evet, buyurun.

M.D.: Şunu söylüyorduk: Bizim sendikamız, kendi mücadelesini sadece iyi ücretler ve iyi çalışma hakları elde etmekle sınırlayan bir sendika değil. Aynı zamanda ekoloji, toplumsal cinsiyet eşitliği ve eşit yurttaşlık bilinciyle hareket eden, bütün bu mücadele biçimlerini harmanlayan bir sendika. Bu anlamda, yıllar önce Kaz Dağları'nda 600 dönümlük bir arazi alınmış ve burada bir ekoköy projesi başlatmayı planlıyoruz. Bir süredir zeytinliklerimiz var, zeytin yetiştiriyoruz. İlk zeytinlerimizi de almaya başladık.

Yani böyle geniş bir ufkumuz var çünkü biz şunu çok iyi biliyoruz: İşçi sınıfının, emekçilerin meseleleri ve sorunları; doğanın, ekolojinin meseleleriyle ve diğer toplumsal sorunlarla birbirinden ayrılabilecek meseleler değil; bunların birlikte yürütülmesi ve işçilerin bilincinin de bu yönde geliştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Ö.Ö.: Kesinlikle. Biz de şu ana kadar konuk aldığımız hem uluslararası sendikalardan, hem de Türkiye'deki sendikalardan kampanyacılarla ve sendika aktivistleriyle tam da bu meseleyi konuşuyorduk. Özellikle son 10 yıldır toplu iş sözleşmelerine dahi zaman zaman küresel ısınmayla ilgili konular, iş sağlığı ve iş güvenliği maddesi olarak giriyor.

Bunları özellikle bu yaz Avrupa'da gördük. Biliyorsunuz, siz de takip etmişsinizdir: Beş büyük aşırı sıcak dalgası yaşandı ve 35 bin kişi öldü. Bunlar ulaşılabilen rakamlar, muhtemelen daha da yüksektir. Fakat bu 35 bin kişinin hiç şüphesiz ezici çoğunluğu, ekonomik olarak görece alt kesimlerde bulunan ve bu sıcak dalgaları altında çalışmak zorunda kalan işçiler. Dolayısıyla aşırı sıcaklar doğrudan bir iş ve işçi sınıfı meselesi olarak da önümüze çıkıyor.

Artık bu konular toplu iş sözleşmelerine de giriyor. Tez-Koop-İş, daha çok büro çalışanlarından oluşuyor ama mesela geçtiğimiz haftalarda konuk aldığımız uluslararası sendikacılardan biri, İngiltere'de temiz hava hakkı kampanyası yaptıklarını anlattı. Sizin az önce belirttiğiniz gibi, "Sadece ücretleri değil, temiz hava hakkını da savunuyoruz. Temiz hava hakkını ofislerde de savunuyoruz," diyordu. Onlar da ofislerde örgütleniyorlarmış.

Image
""

Yani toplu iş sözleşmelerinde bunları hem çalışma koşulları, hem de işçi sağlığı açısından gündeme getiriyorlar. Bazı sıcaklık aralıkları da belirleniyor. Aşırı sıcaklarda klima ya da ısıtma olanağının bulunması, bunlar yoksa ücretli izin verilmesi gibi talepler artık sendikaların gündeminde.

Peki aşırı sıcaklar, artan işçi ölümleri ve iklim kriziyle bağlantılı diğer meseleler konusunda, iş sağlığı açısından sizin ve sendikanızın görüşleri neler?

M.D.: Şöyle, aslında bu önerilenlere ve toplu iş sözleşmelerinde hayata geçirilmeye çalışılan maddelere tamamen katılıyoruz. Biz de aynı şeyleri düşünüyoruz. Şunu da tamamlayayım: Bizde sadece büroda, kapalı alanda çalışanlar yok; açık alanda çalışan işçi arkadaşlarımız da var. Örneğin üniversitelerde ya da kamu kurumlarında çalışan güvenlikçiler bizim üyelerimiz ve bunlar daha çok açık alanda görev yapıyorlar. Onlar için de tabii ki bir şeyler yapmak lazım. Keza bazı bölgelerde, toprakla ilgili hizmetler konusunda da bizim alanımıza giren işler var. Oralarda da aşırı sıcak altında çalışmak durumunda kalan işçiler var.

Bu nedenle önümüzdeki süreçte toplu iş sözleşmelerinde mutlaka işçi sağlığı ve iş güvenliği meselesinin bir tamamlayıcısı olarak aşırı sıcakların, aşırı hava ve iklim koşullarının etkilerini hafifletecek ya da ortadan kaldıracak önlemler alınması için görüşmeler yapacağız. Bunu kendi aramızda zaten tartışıyoruz, eğitimlerimizde de ele alıyoruz. Böyle bir talebin olduğunu da biliyoruz. Çünkü aşırı sıcaklardan gerçekten çok etkilenen ülkelerden biri olacağız gibi gözüküyor. Aynı zamanda uluslararası raporlar, bu süper El Niño'nun harekete geçmesiyle beraber önümüzdeki altı ay içerisinde 450 bin civarında insanın bundan etkilenerek hayatını kaybedebileceğini söylüyor.

Ö.Ö.: Bunu çok iyi hatırlattınız.

M.D.: Raporlar var bu yönde.

Ö.Ö.: Bunu çok iyi hatırlattınız Mustafa Bey.

M.D.: Bunları mutlaka çalışmalarımıza ve toplu iş sözleşmelerimize aktaracağız.

Ö.Ö.: Biz de Açık Gazete'de Ömer Bey ile birlikte özellikle bu son, çarpıcı araştırmaya yer veriyorduk. Gerçekten de bilim insanları 450 bin kişinin hayatını kaybedebileceğinden bahsediyor. Hiç şüphemiz yok ki işçiler de iş yerlerinde bunun mağduru olacaklar. Dolayısıyla bu, yakın gelecekte sendikal mücadelenin önemli alanlarından biri olacak gibi görünüyor. Hem de öyle çok uzak bir gelecekten bahsetmiyoruz; önümüzdeki altı ay içerisinde.

Image
""

S.S.M.: Evet, bu bağlamda ben size şunu da sormak istiyorum. Biliyorsunuz, bu yıl Antalya'da Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi COP31 düzenlenecek. Aynı zamanda COP31 sürecinde alternatif bir zirve, Halkların İklim Zirvesi de gerçekleştirilecek. Siz sendika olarak bu iki zirveye nasıl yaklaşıyorsunuz?

M.D.: Tabii, bir işçi sınıfı örgütü olarak, hele kendini emekten ve doğadan yana tanımlayan bir sendika olarak bizim resmî COP'un içerisinde yer almamız ya da onlara başvurmamız beklenemez. Böyle bir şey de yapmadık. Çünkü biz bunun aslında bir aldatmaca olduğunu düşünüyoruz.

O nedenle konu Türkiye'ye geldiğinde hemen Halkların İklim Zirvesi'nde yerimizi aldık. Yurt dışındaki TUED adlı bir başka sendikal örgütlenmeyle beraber 14 Kasım'daki iki oturumda sunumlarımız olacak. Aynı zamanda 12 Kasım öğleden sonraki eyleme Antalya Şubemiz ve işçilerimizle birlikte katılacağız. Ayrıca başka neler yapabileceğimizi de kendi aramızda tartışıyoruz. Yani hem destek vermeyi, hem de katılım sağlamayı planlıyoruz.

Buradan hareketle bir yayın çıkarmayı da düşünüyoruz. Bizim bu konularda yayınlarımız var. Hem ekolojiye ilişkin yayınlarımız, hem de iki ayda bir çıkan Ekonominin ve Emeğin Nabzı adlı bir bültenimiz var. O bültenimizde ekoloji konularına, işçi sınıfıyla bağlantısı bağlamında ya da başka açılardan mutlaka yer veriyoruz. Dolayısıyla Antalya'daki çalışmayı da buraya aktaracağız ve buradan bir yayın çıkarmayı planlıyoruz.

Ö.Ö.: Harika. Benim bu konuda bir sorum olacak çünkü bizde çok az bilgi var: Hükümet COP31 sürecinde sendikalarla görüşüyor mu? Yanlış bilmiyorsak sizin de içerisinde bulunduğunuz Türk-İş, COP sürecinde bir tür sendikalar elçisi olarak görevlendirildi. TÜRK-İŞ'in burada bir görevi var galiba. Bunun dışında Bakanlık sendikaları bir araya getirerek herhangi bir çalışma yürütüyor mu?

Şunu biliyoruz: Küresel Güney'den, yani yoksul ülkelerden gelen delegasyonlar içerisinde sendikalar, hatta yerli halklar aktif olarak katılım gösteriyorlar. Brezilya'da da biraz böyleydi. Ancak COP zirvelerinde, sizin de bahsettiğiniz üzere, ağırlıklı olarak sendikaları değil şirket lobilerini görüyoruz ve pek de iyi sonuçlar çıkmıyor. Halkların İklim Zirvesi yani People's Climate Summit de bu nedenle alternatif bir zirve olarak düzenleniyor.

Yine de sormak isteriz: Sizlere, sendikalara hükümetten bir talep geldi mi? Delegasyonlarda sendikalara yer verilmesi planlanıyor mu? Türk-İş'in bu anlamdaki konumu ne? Sözünü ettiğimiz bu elçilik pozisyonu nedir?

M.D.: Evet, şöyle; aslında TÜRK-İŞ'in böyle bir konumu var. Türk-İş üzerinden bize de bir tür ağız arama biçiminde, "Katılır mısınız?" diye bir teklif geldi. Fakat bizim tutumumuzu TÜRK-İŞ yönetimi de, hükümet de biliyor. O nedenle çok da üstümüze gelmediler. Biz zaten katılmayacağımızı çok net bir şekilde deklare etmiştik. "Biz alternatif zirveye katılacağız, kendi zirvemizi kendimiz yapacağız," dedik. Onun için de bizi dışarıda tuttular. Şu anda herhangi bir toplantıya da çağrılmıyoruz. Bundan rahatsız olmuyoruz aslında. Onlar ayrı yürütüyorlar çalışmalarını, biz de ayrı yürütüyoruz. Biz olmamız gereken yerde olduğumuzu düşünüyoruz.

Siteye baktığınızda zaten görüyorsunuz. COP31'in resmî sitesinde uluslararası şirketler var, fosil yakıt firmalarının temsilcileri var, devasa büyük sermaye grupları ve ulus devletler var. Bütün bunlar aslında tam bir aldatmaca içerisinde insanlığı oyalamakla meşguller. Ben COP31 Antalya'dan da çok farklı bir şey çıkacağını açıkçası zannetmiyorum.

Ama biz nerede yer alıyoruz? "Bu böyle devam etmemeli," diyen; enerji demokrasisinden gerçek anlamda ekolojiyi ve emeği bir arada düşünen bir perspektife kadar varoluşumuzu sorgulatan bir yerde olmamız gerektiğini söylüyoruz. Bunun için de fosil yakıt kullanımına bütünüyle karşıyız. Bu anlamda hükümetin daha radikal önlemler alması gerektiğini söyleyenlerdeniz. Ama bunların alınmayacağını, yapılmayacağını da biliyoruz.

Bütün bunları söylerken, böyle bir düşünce içerisindeyken gidip öbür tarafta yer almamızın hiçbir anlamı yoktu. Belki daha az ses getirmek söz konusu olabilir ama biz çok daha doğru bir yerde olduğumuzu düşünüyoruz.

Image
""

Ö.Ö.: Şimdi, bahsettiğiniz şey çok önemli. Bir kere fosil yakıtlardan çıkışı savunduğunuzu söylediniz. Burada tabii şöyle bir tartışma başlıyor: Bazı sendikalar buna itiraz ediyor. Bu itirazları gidermek için de birçok sendika iklim adaleti ve adil geçiş gibi kavramları kullanıyor. Çünkü sizin örgütlü olduğunuz alanlarda da fosil yakıtlar kullanılıyor. Bunlardan vazgeçildiğinde şirketler, bunun maliyetleri artıracağını ya da işçi çıkarmalarına sebep olacağını söylüyorlar.

Dolayısıyla Tez-Koop-İş'in fosil yakıtlardan çıkış ve adil geçiş konusunda bir çalışması ya da talepleri var mı? İş kolunuzu doğrudan ilgilendiren alanlar var mı? Bu geçiş herkes için önemli ama bunun bedeli işçilere ödetilmemeli. Bu konudaki tavrınız nedir diye sormak isterim.

M.D.: Evet, şimdi şöyle bir şey var, tabii bunun hemen altını çizmek lazım: Bir kere sektörün 4,5 milyonluk bir işçi kitlesine sahip olduğunu söyledim. Türkiye'de sizin de bildiğiniz gibi, hizmetler sektörü şu anda istihdamın en büyük kısmını, %60-65'e yakınını oluşturuyor. Elbette fosil yakıtlarla doğrudan ilişkili olanlar var, bir de dolaylı biçimde ilişkili olanlar var. Marketleri düşündüğümüz zaman bu kendisini göstermeye başlıyor.

Bizim buradaki tavrımız açıkçası şöyle: Sermayenin ve hükümetlerin sürekli olarak söylediği bir şey var. "Biz ekonomik büyümeyi sağlayamazsak, fosil yakıt kullanımından vazgeçersek istihdam yaratamayız, dolayısıyla sizler de işlerinizden olursunuz," demeye çalışıyorlar. Biz kendi eğitimlerimizde bu iki şeyin birbirine karıştırılmaması gerektiğini ve alternatiflerinin olduğunu söylüyoruz.

Bugün Migros gibi çok büyük örgütlenmelerin içerisinde olabiliriz. Sendika olarak zaten sistem içerisinde başka bir şansımız da yok. Ama kendi işçilerimize söylediğimiz şey şu: Daha adaletli, daha ekolojik bir toplumda bu tür alışveriş merkezlerine, büyük marketlere ya da oligopolist yapılara sahip zincir marketlere ihtiyaç yok. Bunlar hem ekolojiyi çok ciddi bir şekilde tahrip ediyor hem de ciddi bir yoksullaşmaya neden oluyor. Biz bunların karşısında demokratik kooperatifçiliği ve agroekolojiyi savunuyoruz.

Bizim burada söylediklerimiz belki orta ve uzun vadede gerçekleştirilebilecek şeylerdir ama doğru şeyler. Kapitalist sistemi karşınıza almadığınız sürece bunları hayata geçirebilme şansınız da yok. Yalnız şunun da farkındayız: Bugün öyle koşullarda yaşıyoruz ki hemen ayağa kalkıp bu işi kökünden çözüp başka bir sistemi getirebilmek mümkün değil.

Onun için şöyle bir yaklaşımı benimsedik: Kapitalizmin çatlakları içerisinde alternatiflerimizi büyütebilir miyiz? Yerelleşme, yerelleştirme; tabii demokratik bir yerelleşmeden bahsediyorum. Üretimin yerelleşmesi, demokratik işçi kooperatifleri, tüketici kooperatifleri ve dağıtıcı kooperatiflerinden bahsediyorum. Bunlara ilişkin demokratik bir kredilendirme sisteminden de söz ediyoruz.

Bütün bunları tartışırken birkaç kriterimiz var: Sadece emeğin ve emekçinin haklarını değil, aynı zamanda doğayı da gözetmek; doğayla uyum içerisinde, onu tahrip etmeden, doğayı dışarıdaki bir kaynak gibi değil, içinde var olduğumuz bir sistem olarak görerek hareket etmek. Aynı duyarlılığı toplumsal cinsiyet eşitliği ve diğer kimlikler konusunda da gösteriyoruz. Böyle bir bakışımız olduğu için felsefi olarak da ana akımdan ciddi biçimde ayrışıyoruz.

Ö.Ö.: Evet. Şu ana kadar çok fazla sendikayla konuşma imkânımız olmadı ama bu süreçte sendikaları yakından takip ediyoruz. Bu program sürecinde de gördüğümüz kadarıyla, eğitimlerinde iklim ve ekolojik kriz gibi konulara yer veren çok fazla sendikaya denk gelmedik. Eğitim dediğiniz de üye işçilere ve temsilcilere verdiğiniz eğitimler.

M.D.: Katılırım. Bununla da bir övüncümüz var aslında.

Ö.Ö.: Evet, bu haklı bir övünç. Çok tebrik ederiz.

M.D.: Yürütebilirsek tabi.

Ö.Ö.: Evet.

M.D.: Çünkü yıllardır konuşulmamış, hiç gündemlerine girmemiş. İlk defa biz gündeme getirdiğimizde biraz tuhaf da karşılandı. "Bizim derdimiz bu mu? Sınıf bilincine sahip olalım yeter," dediler. Kendi ağızlarıyla da aslında bunu söylediler. Ama bizim gerçekten, başta genel başkanımız olmak üzere, yönetimimiz bu konulara oldukça duyarlı. 

Bakın, bu bile başlı başına önemli bir şeydir. Gidip 600 dönümlük bir arazi alıp orada zeytinlik oluşturmak, ekoköy projesi başlatmak ya da Foça'da bir yer alıp orayı ekolojik bir düzenlemeyle halka daha açık bir yer hâline getirmek... Bunların yerine finans sendikacılığı yapabilirlerdi, o paraları başka türlü değerlendirebilirlerdi.

Biz aslında uygulamada da bu dengeyi gözetmeye çalışıyoruz. Bu, bizim vazgeçmeyeceğimiz kriterlerden bir tanesi.

Ö.Ö.: Evet, biz daha sormadan hem eğitimlerde bu konuya yer verdiğinizi söylediniz, hem de Enerji Demokrasi Zirvesi'ne doğrudan katılacağınızı belirtmiş oldunuz. Aslında bunu da soracaktık ama siz daha biz sormadan "Biz orada olacağız," dediniz.

Biz de bunu çok önemsiyoruz. Buraya davet ettiğimiz tüm sendikalara Enerji Demokrasi Zirvesi'ne katılıp katılmayacaklarını soruyoruz. O zaman sizleri orada da göreceğiz. Belki oradan canlı yayın yapma fırsatımız da olacak ve sizi bir kez daha davet etme şansı buluruz.

M.D.: Öyle düşünelim. Küresel ısınmanın failleri sektörel olarak sıralandığında, %60'a yakın bir oranla enerji sektörünün başta geldiğini biliyoruz. Bunu çeşitli raporlar da söylüyor. Bu, başlı başına her şeyi anlatıyor aslında. Orayı demokratikleştirmek lazım. Ama nasıl demokratikleştirmek? Vaktimiz var mı bilmiyorum.

Ö.Ö.: Yok maalesef.

M.D.: Yani öncelikle mülkiyetle başlamak lazım. Enerji üretimini ve sunumunu tekrar kamu mülkiyetine aktarmak lazım.

S.S.M.: Çok haklısınız Mustafa Bey. Yalnız çok özür dileyerek, yavaş yavaş vaktimizin sonuna geliyoruz. Sizinle bu sohbeti Enerji Demokrasisi Zirvesi sırasında devam ettirmeyi çok isteriz. Ancak artık programı kapatmamız gerekiyor. Sözünüzü de böldüm, kusura bakmayın lütfen.

M.D.: Ben de size başarılar diliyorum.

Ö.Ö.: Çok teşekkür ederiz katıldığınız için. Görüşmek üzere.

S.S.M.: Evet, Mustafa Bey'in de belirttiği gibi bu haftaki süremizin sonuna geldik. Tez-Koop-İş Sendikası yani Türkiye Ticaret, Kooperatif, Eğitim, Büro ve Güzel Sanatlar İşçileri Sendikası'ndan Genel Başkan Danışmanı Prof. Dr. Mustafa Durmuş konuğumuzdu.

Haftaya yine bir sendikayla devam edeceğiz. Tarım Orkam-Sen'den yani Tarım ve Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası'ndan Genel Başkan Serap Baysal ve Genel Örgütlenme Sekreteri Bahadır Tamer bizimle olacak. Haftaya Salı saat 16:00'da görüşmek üzere. Hoşçakalın.

Ö.Ö.: Hoşçakalın. 

Benzer İçerikler

İklim Krizi, Adil Geçiş ve Sendikaların Rolü
9 Eylül 2026
Suda Sim Meriç, Tuna Emren, Özdeş Özbay, Kıvanç Eliaçık
İklim Krizinden Adil Geçişe: Taşıma İşçileri COP31’e Nasıl Hazırlanıyor?
15 Eylül 2026
Tuna Emren, Özdeş Özbay, Sedat Durel
Enerji Demokrasisinin Kamusal Yolu: Adil Geçiş Kimin Kontrolünde?
22 Eylül 2026
Özdeş Özbay, Tuna Emren, Suda Sim Meriç
Adil Geçişin Taşıyıcısı
4 Eylül 2026
Suda Sim Meriç, Özdeş Özbay, Alana Dave
  -     
● Canlı Yayın
—
Şimdiki
—
Sıradaki
—
Sıradaki
—
Sıradaki