Apaçık Radyo

El Niño doğal, peki ya karşılaştığı dünya?

6 Ekim 2026

Antroposen Sohbetler'de Utku Perktaş, El Niño’nun insan kaynaklı iklim değişikliğiyle dönüşen dünyada biyoçeşitlilik ve ekosistemler üzerindeki etkilerini; kuşlardan tropikal ormanlara, mercan resiflerinden Amazon’a uzanan örneklerle ele alıyor.

Geçtiğimiz günlerde yabancı basında oldukça ürkütücü bir haber çıktı karşımıza. Pasifik Okyanusu’nda gelişmekte olan El Niño’nun olağanüstü güçlü olabileceğini, bunun zaten ısınmış olan gezegenin üzerine yeni bir sıcaklık yükü bindireceğini yazıyordu.

“Godzilla El Niño”, “süper El Niño” gibi ifadeler kullanılıyor. Bunlar bilimsel sınıflandırmalar değil elbette. Dünya Meteoroloji Örgütü, El Niño olaylarını zayıf, orta, güçlü ya da çok güçlü olarak sınıflandırıyor. Ama bilim insanlarının şu anda gördükleri gerçekten de sıra dışı.

Amerikan Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi NOAA’nın Eylül değerlendirmesine göre El Niño güçleniyor ve 2026–2027 kuzey yarımküre sonbahar ve kışında çok güçlü bir olaya dönüşme ihtimali %90’ın üzerinde. Hatta Ekim-Aralık döneminde, 1950’den beri gözlenen El Niño olaylarının şiddetini aşabilecek tarihsel bir olay yaşanma olasılığını %75 olarak veriyorlar. Dünya Meteoroloji Örgütü de El Niño’nun önümüzdeki aylarda güçlenmeye devam etmesini bekliyor.

Fakat bugün aslında El Niño’dan konuşmak istemiyorum. Daha doğrusu, El Niño’dan başka bir şeyi konuşmak için yararlanmak istiyorum: Biyoçeşitlilikten.

Çünkü burada çok daha ilginç bir soru var: Doğal bir iklim olayı, insanın değiştirdiği bir dünyaya çarptığında doğaya ne olur?

Image
""

El Niño yeni değil.

Pasifik Okyanusu’nun orta ve doğu kesimlerinde yüzey sularının olağandışı biçimde ısınmasıyla ortaya çıkan ve atmosfer dolaşımını değiştiren büyük bir doğal iklim salınımının parçası. El Niño ve karşıt evresi La Niña birlikte ENSO, yani El Niño–Güney Salınımı dediğimiz sistemi oluşturuyor ve bu döngü binlerce yıldır var.

El Niño olayları genellikle iki ila yedi yılda bir ortaya çıkıyor ve dünyanın çok farklı bölgelerinde yağışları, sıcaklıkları, kuraklığı, selleri ve yangın riskini etkileyebiliyor. Yani El Niño’yu insan yaratmadı. Ama burada önemli bir ayrım var: El Niño doğal olabilir; fakat artık doğal bir iklim sisteminin içine gelmiyor.

2026'da yayımlanan çalışmalar, sera gazlarıyla ısınan bir dünyada ENSO'nun küresel deniz yüzeyi sıcaklıkları üzerindeki etkisinin güçlenebileceğini gösteriyor. Bin yıllık mercan kayıtlarından yapılan yeni rekonstrüksiyonlar da güçlü El Niño olaylarının son yüzyıldaki davranışının insan kaynaklı ısınmayla bağlantılı olabileceğine ilişkin kanıtları güçlendirdi.

Dolayısıyla Pasifik'teki doğal bir salınım artık daha sıcak bir atmosferle, daha sıcak okyanuslarla ve insan tarafından büyük ölçüde değiştirilmiş ekosistemlerle karşılaşıyor ve bence Antroposen açısından asıl hikâye burada başlıyor. Çünkü biz iklim olaylarını genellikle sıcaklıklarla anlatıyoruz: 1 derece, 1,5 derece, yağış yüzde şu kadar azaldı, deniz yüzeyi sıcaklığı şu kadar arttı... Fakat bir kuş için “kuraklık” diye meteorolojik bir kavram yok.

Bir kuş açısından kuraklık belki daha az böcek demek, daha az meyve demek, kuruyan bir dere demek, üreme zamanıyla besinin en bol olduğu zamanın artık birbirine denk gelmemesi demek.

Bir amfibi için kuraklık, yumurtalarını bırakacağı geçici su birikintisinin oluşmaması olabilir; bir ağaç için toprağın su potansiyelinin kritik bir sınırın altına düşmesi olabilir; bir mercan için birkaç hafta süren olağanüstü sıcak su, simbiyotik alglerini kaybetmek anlamına gelebilir. Yani meteorolojik bir olay ekosisteme girdiğinde başka bir dile çevriliyor.

Sıcaklık, yağış ve rüzgâr; besine, habitata, üremeye, hayatta kalmaya ve sonunda popülasyon büyüklüğüne dönüşüyor.

Image
""

Bunu çok güzel gösteren bir çalışma 2024 yılında Papua Yeni Gine’den geldi: Araştırmacılar Wilhelm Dağı'nın tropikal ormanlarında, yaklaşık 200 metreden 2.700 metreye uzanan büyük bir yükselti gradyanı boyunca kuş topluluklarını yıllardır izliyorlardı.

Sonra 2015’in çok güçlü El Niño’su geldi ve doğal bir deney ortaya çıktı. Araştırmacılar El Niño’dan önceki, El Niño sırasındaki ve sonraki kuş topluluklarını karşılaştırabildiler. Sonuç gerçekten çarpıcıydı.

Alçak kesimlerde, 200 metre civarında, kuş bolluğu yaklaşık %60 azaldı ama 1.700 metre ve 2.200 metre civarında kuş bolluğu yaklaşık %40 arttı. Kuşlar yok olmamıştı. En azından bir kısmı hareket etmişti. Daha yukarı çıkmışlardı. Araştırmacıların izlediği 237 türün 22'sinde üst yükselti sınırı El Niño sırasında 500 metreden fazla yukarı kaydı. 

Bir an bunun ne anlama geldiğini düşünelim: Bir iklim olayı geliyor, aşağıdaki orman sıcaklaşıyor ve kuruyor. Ve kuş topluluğu dağın üzerinde yeniden düzenleniyor. Sanki görünmeyen bir el, bütün topluluğu yukarı doğru itiyor. Ama çalışmanın bana kalırsa en önemli sonucu rakamlar değil.

Araştırmacılar şu noktaya dikkat çekiyor: Bu hareket mümkün olabildi çünkü kuşların gidebilecekleri kesintisiz orman habitatı vardı. İşte burada iklim değişikliğiyle biyoçeşitlilik kaybının neden birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini görüyoruz.

Aynı dağı düşünelim ama bu kez 800 metrede bir yol olsun. 1.100 metrede tarım alanları başlasın, 1.400 metrede ormanın büyük bölümü kesilmiş olsun ve geriye birbirinden kopuk küçük orman parçaları kalsın.

İklimsel olarak uygun bölge yukarıda hâlâ mevcut olabilir ama kuş oraya ulaşamıyorsa bunun pek anlamı yok. Bu yüzden iklim değişikliğine uyum kapasitesini yalnızca bir canlının fizyolojik özellikleriyle açıklayamayız.

Image
""

Bir türün iklim değişikliğine dayanabilmesi, gidebileceği bir yer kalıp kalmadığıyla da ilgilidir.

Daha önce Antroposen Sohbetler'de söylediğimiz bir cümleyi burada yeniden hatırlamak istiyorum: İklim değişikliğinden kaçabilmek de bir biyolojik ayrıcalık olabilir ve Papua Yeni Gine'deki bu kuşlar bize bunun neredeyse gerçek zamanlı bir örneğini gösteriyor. Ama hikâyeyi kuşlarla sınırlı tutmayalım. Çünkü 2025 yılında Nature'da yayımlanan çok önemli başka bir çalışma, El Niño'nun tropikal ormanlardaki eklembacaklılar üzerindeki etkisine baktı.

Böcekler, örümcekler ve diğer eklembacaklılar tropikal ekosistemlerin görünmeyen altyapısı gibi: Tozlaşmada rol oynuyorlar, organik maddelerin parçalanmasına katkıda bulunuyorlar, bitkilerle besleniyorlar, başka hayvanların besinini oluşturuyorlar ve elbette kuşların çok büyük bir bölümü yaşamlarının en azından bir döneminde onlara bağımlı.

Araştırmacılar Amerika ve Güneydoğu Asya'daki tropikal ormanlardan uzun dönemli verileri bir araya getirdiler ve ortaya çıkan tablo kaygı vericiydi: Daha güçlü El Niño olayları, tropikal orman eklembacaklı çeşitliliğindeki uzun dönemli azalmalarla ilişkiliydi ve üstelik değişen yalnızca tür sayısı değildi.

Ayrışma ve yaprak otçulluğu gibi ekosistem işlevlerinde de değişimler görülüyordu. Ekolojik uzmanlaşma derecesi de türlerin nasıl etkilendiğinde rol oynuyordu. Bu çok önemli çünkü biyoçeşitlilik kaybını bazen şöyle hayal ediyoruz: Bir tür vardı, sonra artık yok.

Ama ekosistemler böyle çalışmıyor; bir böcek azalıyor, onunla beslenen kuş etkileniyor. Bir tozlaştırıcı azalıyor, bir bitkinin üreme başarısı değişiyor. Meyve üretimi değişiyor, meyveyle beslenen başka hayvanlar etkileniyor. Organik maddeyi parçalayan canlıların topluluğu değişiyor, toprağa geri dönen besin maddeleri değişiyor.

Yani kaybettiğimiz şey yalnızca türler değil; türlerin birbirleriyle kurduğu ilişkiler ve belki daha da önemlisi, ekosistemlerin yaptığı işler. Bu nedenle güçlü bir El Niño'yu yalnızca “bir yıl daha sıcak olacak” diye okumak eksik kalıyor.

El Niño ekolojik ilişkilerin içinden geçiyor ve bazen o ilişkileri yeniden düzenliyor. Bunu tropikal ormanların kendisinde de görebiliyoruz.

Image
""

2015–2016 El Niño’sunun yol açtığı büyük kuraklıktan sonra yapılan uydu çalışmaları, tropikal ormanların farklı bileşenlerinin aynı hızda toparlanmadığını gösterdi.

Yapraklar ve üst örtü daha hızlı geri dönebilirken odunsu biyokütlenin toparlanması daha yavaş olabiliyor. Kuraklığın şiddeti, toprak nemi ve atmosferin kurutucu etkisi bu iyileşme süresini belirleyen faktörler arasında.

Bu bize çok temel bir şeyi hatırlatıyor: Yeşil görünmek, iyileşmiş olmak demek değildir; bir ormana uzaktan baktığınızda yapraklar geri gelmiş olabilir ama ağaçların biyokütlesi henüz toparlanmamış olabilir. Tür bileşimi değişmiş olabilir, bazı büyük ağaçlar ölmüş olabilir, mikroiklim değişmiş olabilir, böcek topluluğu değişmiş olabilir.

Dolayısıyla ekolojik toparlanmayı yalnızca görüntü üzerinden okumak yanıltıcı ve şimdi buraya bir kavram ekleyelim: Dayanıklılık.

Ekolojide resilience yani ekolojik dayanıklılık, bir sistemin bir bozulmadan sonra yapısını ve işlevini ne ölçüde sürdürebildiği ya da yeniden kazanabildiğiyle ilgili.

Bir orman kuraklık yaşayabilir, bir popülasyon küçülebilir, bir kuş topluluğu dağın yukarısına çekilebilir. Sonra yağışlar geri gelir ve sistem toparlanabilir. Fakat burada kritik bir soru var: Bir sonraki şok, toparlanma tamamlanmadan gelirse ne olur?

Belki Antroposen'in temel meselelerinden biri tam da bu: Artık yalnızca olayların şiddeti değişmiyor, olaylar arasındaki iyileşme zamanı da daralıyor.

Image
""

Yakın zamanda yapılan küresel bir çalışma, ENSO'nun dünya üzerindeki bitkili alanların yaklaşık %53'ünde bitki örtüsü dayanıklılığıyla anlamlı biçimde ilişkili olduğunu buldu. Modeller gelecekte ENSO kaynaklı yerel iklim anomalilerinden etkilenen alanların daha da genişleyebileceğine işaret ediyor. Bu nedenle belki ekolojik krizi yalnızca “ne kadar sıcak olacak?” sorusuyla düşünmemeliyiz.

Başka bir soru sormalıyız: Doğa iki darbe arasında ne kadar zaman bulacak? Ve bu yalnızca karada yaşanan bir hikâye değil.

Okyanuslarda çok daha görünür bir örneği var: Mercan resifleri.

2025'te yayımlanan küresel bir değerlendirme, 2018 ile 2025 arasında dünya mercan resiflerinin yaklaşık %87'sinin ısı stresine maruz kaldığını gösteriyor. 2023'te gelişen güçlü El Niño zaten olağanüstü sıcak olan okyanusun üzerine geldiğinde, dördüncü küresel mercan ağarması olayı ortaya çıktı; araştırmacılar bunu şimdiye kadarki en yaygın ve en yoğun küresel ağarma olayı olarak tanımlıyor.

Burada yine aynı örüntüyü görüyoruz: El Niño var ama El Niño'nun altındaki başlangıç çizgisi değişmiş durumda.

Okyanus zaten daha sıcak. Nitekim Büyük Set Resifi üzerine 2024'te Nature'da yayımlanan bir çalışma, 2024'teki sıcaklıkların bölge için son dört yüzyılın olağanüstü uç değerleri arasında olduğunu gösterdi. İnsan kaynaklı iklim değişikliğinin son on yıllardaki hızlı ısınmada belirleyici olduğu sonucuna vardılar.

Dolayısıyla belki şöyle düşünmeliyiz: Bir zamanlar El Niño bir ekosistemi olağan durumundan çıkarıp sonra geri dönmesine izin veren bir salınımdı ama başlangıç noktası sürekli değişiyorsa, aynı salınım artık aynı yere dönmüyor.

Bir sarkaç düşünün: Sarkaç hareket etmeye devam ediyor ama bütün saat duvardan yavaş yavaş aşağı kayıyor. Salınım aynı salınım değil artık.

Amazon'da 2023'te yaşanan aşırı kuraklık bunun çok çarpıcı bir başka örneğini verdi: Merkez Amazon'daki Tefé bölgesinde araştırmacılar aşırı sıcaklık, düşük su seviyeleri ve kuraklığın birleşik etkilerini izlediler. Sonuçlardan biri özellikle sarsıcıydı. İki aydan kısa sürede 209 nehir yunusu öldü. Araştırmacıların tahminine göre bu, Tefé Gölü'ndeki nehir yunusu popülasyonunun yaklaşık %12'siydi.

Ama yine yalnızca yunuslar etkilenmedi; balık ölümleri görüldü, Fitoplankton toplulukları değişti, taşkın ormanlarındaki çiçek ve meyve üretimi azaldı, su kuşlarında değişimler kaydedildi.

Tek bir iklim olayı ama çok sayıda biyolojik karşılığı var ve işte “bileşik risk” dediğimiz şey biraz da bu.

Kuraklık tek başına gelmiyor; sıcaklıkla geliyor, yangınla geliyor, su seviyesinin düşmesiyle geliyor, habitat kaybıyla karşılaşıyor ve bütün bunlar zaten insan baskısı altında bulunan popülasyonların üzerine ekleniyor. Bu yüzden belki de günümüzde büyük bir El Niño'yu bir ekolojik stres testi olarak düşünmek gerekiyor.

Bir ekosistemin ne kadar sağlam olduğunu bize gösteren bir test ama aynı zamanda nereden kırılacağını da gösteren bir test.

Image
""

Papua Yeni Gine'deki kuşlar yukarı çıkabiliyorsa, orman hâlâ onlara bir yol sunduğu için çıkabiliyor. Mercan resifi bir sıcaklık dalgasından sonra toparlanabiliyorsa, bir sonraki sıcaklık dalgasına kadar yeterince zamanı olduğu için toparlanabiliyor. Bir orman kuraklıktan sonra yeniden büyüyebiliyorsa, toprağı, su döngüsü ve türleri ona bu kapasiteyi hâlâ sağladığı için büyüyebiliyor.

Dolayısıyla biyoçeşitliliği korumak, yalnızca bugün yaşayan türlerin listesini korumak değildir; onlara değişebilme imkânı bırakmaktır, hareket edebilecekleri koridorları korumaktır, sığınabilecekleri iklim refugialarını korumaktır, büyük ve bağlantılı habitatları korumaktır, popülasyonları, bir kötü yılda geri dönemeyecek kadar küçültmemektir ve belki en önemlisi: Doğaya toparlanmak için zaman bırakmaktır çünkü evrim canlıları geleceğe hazırlamaz; onları geçmişin koşulları biçimlendirir.

Bugünün değişim hızı ise birçok türü, evrimsel tarihlerinde deneyimledikleri koşulların dışına çıkarıyor. El Niño bunun çok ilginç bir örneği çünkü El Niño eski, çok eski ama karşılaştığı dünya yeni; ormanların sınırları yeni, yollar yeni, barajlar yeni, kentler yeni, atmosferdeki karbondioksit miktarı yeni, okyanusların taşıdığı fazladan ısı yeni ve canlıların bütün bunların arasında hareket etmek zorunda kaldığı parçalanmış coğrafya da yeni.

Bu yüzden önümüzdeki aylarda El Niño hakkında çok şey duyacağız; sıcaklık rekorlarını duyacağız, kuraklığı duyacağız, selleri duyacağız, tarım ürünlerini, gıda fiyatlarını, yangınları duyacağız. Bunların hepsi son derece önemli.

Ama bütün bu haberlerin arkasında daha sessiz ilerleyen başka bir hikâye daha var: Bir dağın yamacında yukarı doğru hareket eden kuşlar, bir tropikal ormanda azalan böcekler, kuraklığın ardından hâlâ toparlanmaya çalışan ağaçlar, ısınan suda beyazlayan mercanlar, suyu çekilen bir Amazon gölünde ölen nehir yunusları...  Bunların hepsi aslında aynı soruyu soruyor: Değişen dünyada kim hareket edebilecek? Kim uyum sağlayabilecek? Kim toparlanmak için yeterli zamanı bulabilecek? Ve kimin gidecek başka bir yeri kalmayacak?

Belki de bu yüzden yaklaşan El Niño'ya yalnızca olağanüstü bir hava olayı olarak bakmamak gerekiyor. El Niño yeni değil, kuraklık yeni değil, yangın yeni değil, aşırı yağış yeni değil.

Canlılar Dünya'nın tarihi boyunca bunların hepsiyle karşılaştılar; değişen şey, bütün bunların karşılaştığı dünya. Daha sıcak bir okyanus, daha sıcak bir atmosfer, daha parçalanmış bir orman, daha küçük popülasyonlar. Birbirinden kopmuş yaşam alanları ve kaçabileceği yerler giderek azalan canlılar.

Bu nedenle belki de asıl soru El Niño'nun ne kadar güçlü olacağı değil.

Asıl soru şu: Doğaya, bir şoktan sonra yeniden toparlanabileceği kadar yer ve zaman bıraktık mı?

Çünkü El Niño doğal ama karşılaştığı dünya artık değil.


Kaynaklar: 

  • Sam, K., Jorge, L. R., Koane, B., et al. (2024). Reorganization of bird communities along a rainforest elevation gradient during a strong El Niño event in Papua New Guinea. Ecology and Evolution, 14(5), e10955. https://doi.org/10.1002/ece3.10955 PMC
     
  • Sharp, A. C., Boyle, M. J. W., Bonebrake, T. C., Guo, Y., Kitching, R. L., Stork, N. E., Zeng, X., et al. (2025). Stronger El Niños reduce tropical forest arthropod diversity and function. Nature, 645, 946–951. https://doi.org/10.1038/s41586-025-09351-x Nature
     
  • Dou, Y., Tian, F., Wigneron, J.-P., Li, X., Zhang, W., Chen, Y., Feng, L., Xie, Q., & Fensholt, R. (2024). Satellite observations indicate slower recovery of woody components compared to upper-canopy and leaves in tropical rainforests after drought. Communications Earth & Environment, 5, 725. https://doi.org/10.1038/s43247-024-01892-9 Nature
     
  • Fleischmann, A., Rabelo, R., Tregidgo, D., Benitz, T., Viana, F. M. F., Franco, D. L., et al. (2025). Unprecedented social-ecological impacts of the 2023 extreme drought in the central Amazon. Scientific Reports, 15, 41239. https://doi.org/10.1038/s41598-025-25125-x Nature
     
  • The 4th global coral bleaching event: Ushering in an era of near-annual bleaching. (2026). Coral Reefs. https://doi.org/10.1007/s00338-025-02810-x

Benzer İçerikler

Çatlayan Yolun Altında Ne Var?
12 Mayıs 2026
Utku Perktaş
İklim Değişirken Yaşam Nereye Gider?
15 Eylül 2026
Utku Perktaş
"Zamanımız giderek daralıyor"
30 Mayıs 2025
Atlas Sarrafoğlu
  -     
● Canlı Yayın
—
Şimdiki
—
Sıradaki
—
Sıradaki
—
Sıradaki