Apaçık Radyo

Yeşil Taksonomi Yeşil mi?

30 Eylül 2026

Açık Yeşil'de Ömer Madra ve Ümit Şahin, gezegen sınırlarının dokuz başlıktan yedisinde aşılmasından yola çıkarak Türkiye’nin yeni Yeşil Taksonomi Yönetmeliği’ni ele alıyor; doğal gaz, nükleer enerji ve plastik ambalaj üretimi gibi faaliyetlerin “yeşil” sınıflandırmaya dahil edilmesini ve düzenlemenin yeşil badana riskini tartışıyoruz.

Ümit Şahin: Apaçık Radyo'da Açık Yeşil başlıyor. Ben Ümit Şahin.

Ömer Madra: Ben de Ömer Madra.

Ü.Ş.: Bugün Açık Yeşil’de yönetmelik okuyacağız. Açıkçası hukuki metinlere çok bayılmam ama bu sefer çıkan son yönetmelikte çok eğlendim, onu söyleyeyim. Yeşil Taksonomi Yönetmeliği çıktı. Biraz yönetmelik okuyalım, biraz eğlenelim istedim Ömer Abi, uygun mudur?

Ö.M.: Evet, biz de dün zaten bir başlık olarak buna değinirken, “Yarın Ümit Şahin’le etraflıca konuşma fırsatı buluruz herhalde,” diye söylemiştik.

Ü.Ş.: Evet ama taksonomiye geçmeden, geçen hafta vakit kalmadığı için değinemediğimiz bir haberden kısaca bahsederek başlayayım.

Image
""

Şimdi biliyorsunuz, Johan Rockström ve arkadaşlarının 2009'da ortaya attığı, küresel ekolojik krizi takip etmemizi sağlayan bir çerçeve var: Gezegen Sınırları yani Planetary Boundaries. Bunu birkaç yıldır güncelliyorlar. İklim değişikliği de dahil olmak üzere dokuz başlık altında gezegenin sınırlarının aşılıp aşılmadığını inceliyorlar.

İlk kez 2009'da yayımlandığında dokuz gezegen sınırından üçü aşılmıştı; çok iyi hatırlıyorum çünkü derslerde de anlatıyoruz. O zaman biyoçeşitlilik, azot yükü, yani azot döngüsünün bozulması ve iklim değişikliği konusunda sınırlar aşılmıştı. Diğer altı başlıkta ise henüz sınırlar aşılmamıştı ya da değerlendirme yetersizdi.

Son birkaç yıldır bunu her yıl güncelliyorlar ve şöyle bir durum ortaya çıktı: Neredeyse her yıl bir sınır daha aşılıyor. Üçtü, dört oldu, sonra beş, altı derken bu seneki son güncellemeyle dokuz sınırdan yedisinin artık aşıldığı ortaya çıktı. Genellikle bu güncellemeler de hep COP'lardan önce yayımlanıyor.

Bu sene eklenen ise okyanus asitleşmesi. Okyanusun asitlenmesi de artık sınırı aşmış durumda. Üstelik burada ölçümle ilgili bir durum da yok. Hani bazıları daha önce ölçülemiyordu, ölçülmeye başlandığı için eklenmişti; mesela kimyasal kirlilik öyleydi. Ama bu öyle değil, eskiden beri ölçülüyor ve gerçekten sınırı aşmış durumda.

Bundan daha kaygı verici ne olabilir bilmiyorum ama tabii herhangi bir şekilde haber olduğunu da hiç sanmıyorum. Yani ne olacak ki gezegenin sınırları aşılsa, değil mi? Zaten aynen öyle. Bir de tabii ormanların onarımı, geri getirilmesi konusunda önemli bir açıklama vardı.

Ö.M.: Yani dünyanın ormanlarını restore edebilmek için imkânlar giderek azalıyor, pencere kapanıyor denebilir herhalde. Dünya Gıda ve Tarım Örgütü FAO'nun böyle bir açıklaması var. The Guardian'dan Jonathan Watts yazmıştı. Yani giderek kapanan bir pencere, karanlığa açılan bir pencere değil ama çok vahim bir durum var.

Birleşmiş Milletler'in yeni raporuna göre 1990'dan beri 489 milyon hektar orman silinip süpürülmüş, daha da büyük bir alan ise yıkıma uğramış. Onun için de bütün dünya hükümetlerine orman restorasyonunu en önde gelen önceliklerden biri hâline getirmeleri konusunda uyarıda bulunuyor. Bunu da ekleyeyim.

Ü.Ş.: Bu gezegen sınırları meselesini de şöyle bitireyim. Şimdi hangi sınırlar aşıldı? İnsanların yaşayabileceği güvenli bir sınır var. Belli göstergelerle bunlar ölçülüyor. O sınırların içinde miyiz? Yani hâlâ idare edebilir ve geri döndürebilir miyiz, yoksa artık geri dönülemeyecek kadar büyük bir sınır aşımı mı var? Buna bakılıyor.

Aşılmış olanlar iklim değişikliği, biyosfer bütünlüğü ya da biyoçeşitlilik kaybı. Zaten bu çok eskiden beri korkunç durumdaydı, altıncı büyük yok oluş başladı. Toprak kullanımındaki değişiklikler, bunun içinde çölleşme de var tabii; su krizi, azot ve fosfor döngülerinin bozulması ve plastikler de dâhil olmak üzere kimyasal kirlilik. Bunların hepsinde sınırlar zaten aşılmıştı. Bir de bu sene bunlara okyanusların asitlenmesi eklendi.

Sadece iki sınır aşılmadı: Birincisi ozon tabakasının incelmesi ki bu zaten iyiye doğru gidiyor. Hani dünyada insanların önlemeyi, geri çevirmeyi başardığı tek ekolojik kriz. Bir de hava kirliliği ama onunla ilgili de şöyle bir uyarıda bulunuyorlar: Hava kirliliğini küresel olarak ölçtüğümüzde sınır aşılmamış gibi görünüyor ama belli bölgelerde durum çok kötü. O yüzden bunu da çok olumlu değerlendirmemek lazım. Yani aslında bir tek ozon tabakası iyiye gidiyor, onun dışında her şey kötüye gidiyor. Ama tabii bunu engellemek için devletler, hükümetler çok önemli işler yapıyorlar. Bunlardan bir tanesi de Yeşil Taksonomi Yönetmeliği yayımlamak. 

Ö.M.: Evet, çok heyecan verici işler!

Image
""

Ü.Ş.: İklim Kanunu'ndan sonra Türkiye'de Yeşil Mutabakat'la ilgili bir eylem planı yayımlanmıştı. Onun bir tür çıktısı olarak da Yeşil Taksonomi yayımlandı.

Şimdi biraz baştan başlayalım, doğrudan eleştirilere geçmeyelim. Yeşil taksonomi nedir, ne işe yarar?

Ö.M.: Ne demektir, evet.

Ü.Ş.: Yani ne demek yeşil taksonomi? Gerek var mı, yok mu? Aslında benim en sonunda soracağım soru bu, onu başta söyleyeyim: Böyle bir taksonomiye ne gerek vardı yani böyle yapacak olduktan sonra? Ama önce nedir taksonomi?

Şimdi benim en çok eleştirel durduğum şeylerden biri, biyolojide ve ekolojide kullanılmış, bu amaçla ortaya çıkmış bazı kavramların her tarafa yayılması. Mesela ekosistem lafının işletmeciler, iş dünyası tarafından kullanılmasından hiç hoşlanmıyorum ama her şey ekosistem biliyorsunuz. Ekosistem diyorlar. Ekosistem, bildiğiniz gibi ekolojide canlı ve cansızların etkileşim içinde bulunduğu bir bütün.

Taksonomi de aslında Carl Linnaeus'tan beri organizmaların sınıflandırılmasına yarayan bir bilim dalıdır. İşte insan türünün Homo sapiens olması gibi, organizmalar bir taksonomiye tabi tutulur ve türler birbirinden ayrılır.

Bunu biz Açık Yeşil'de konuşamadık ama Güney Amerika'da mesela yeni bir kedi türü saptandı. Onu diğer yabani kedi türlerinden ayırmak için birtakım kriterler kullandılar, değil mi? Taksonomide olay kriter kullanmak. Yani bir şeyin balık mı, kuş mu olduğunu anlamak için yüzüyor mu, uçuyor mu diye bakıyorsunuz. Büyük ihtimalle yüzüyorsa kuş değildir diyorsunuz.

Tabii şimdi bu taksonomi de aynı ekosistem gibi işletmeciler ve mühendisler tarafından ele geçirildi. Her türlü sınıflamaya taksonomi deniyor ama bu bildiğiniz sınıflama aslında.

Yine tanımlara dair bir şey söyleyeyim. Bir taksonomi yapılırken yani bir tür diğerinden ayrılırken, taksonominin hakiki hâlinde içerme kriterinden daha önemli olan dışlayıcı kriterdir. Bu ne demek? Demin verdiğim örneği biraz ileri götüreyim.

Mesela balina ile köpek balığı birbirine çok benziyor, ikisi de büyük. Özellikle daha küçük bir balina türünden, diyelim ki katil balinadan ya da yunustan bahsediyoruz. Bakıyorsunuz, denizde yaşıyor, yüzüyor, köpek balığına benziyor, yüzgeci var falan. Dersiniz ki bu bir balık. Ama burada dışlayıcı kritere gidiyorsunuz ve onun aslında bir memeli olduğunu saptıyorsunuz, değil mi? İşte yumurtlamıyor gibi. Birtakım dışlayıcı kriterler koyuyorsunuz. Aynı şeyin her türlü sınıflamada ya da taksonomide geçerli olması gerekir.

Peki, yeşil taksonomi ne demek? Ekonomi ya da idare alanında niye bir yeşil taksonomi yapılıyor? Çünkü ülkeler iklim değişikliği, biyoçeşitlilik kaybı gibi konularda belli ekonomik faaliyetlerin iyi olduğunu yasal olarak ilan etmeye ihtiyaç duyuyorlar. Niye böyle bir ilan ihtiyacı var? Çünkü bunları teşvik edecekler, değil mi? İklim değişikliğini önlemek için iyi bir faaliyet, biz de o yüzden ona ekstra teşvikler veriyoruz. Diyelim ki piyasa mekanizmalarında, bizde Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması denen alım garantisini veriyoruz ya da teşvik sağlıyoruz veya finansman sağlayacak bir banka bakıyor; güneş enerjisiyse sağlıyor, kömürse sağlamıyor, değil mi?

Bunu yasal bir çerçeveye oturtmak için Avrupa Birliği ilk olarak yeşil taksonomiyi icat etti. Aslında bu bir liste. Yönetmelikten daha önemlisi de liste kısmı, bizim yönetmeliğimizin ekinde yer alan liste. Burada bir liste yapılıyor ve bu listede yer alan ekonomik faaliyetler yeşil, yer almayanlar ise yeşil değil olarak kabul ediliyor.

Ö.M.: Dolayısıyla taksonomi ne demek aslında? Sınıflandırma, tasnif gibi bir şey mi?

Ü.Ş.: Diyelim ki enerji üretim faaliyetlerinden sayılanlar yeşildir. Dolayısıyla banka yeşil taksonomiye bakıyor, “Ha, bu burada varmış, kriterlere de uygunmuş,” diyor ve ona ekstra finansman sağlıyor. Bundan ibaret.

Dolayısıyla burada neye bakarsınız siz? Diyelim ki olmayanı söyleyeyim size, dışlayıcı kriter olarak kömürlü termik santral bizim yeşil taksonomide yok. Demek ki kömürlü termik santrallere bankalar tarafından yeşil finansman verilmeyecek. Ama bu, listede yer almayan ekonomik faaliyetler yasaklanıyor, kimse bunları yapamaz demek değil. Yani taksonomide yer almadığı için kömürlü termik santraller kapatılmıyor. Bunlara para verilmesi, finansman sağlanması da yasaklanmıyor. Eğer bir banka yeni bir kömürlü termik santrale finansman sağlamak istiyorsa sağlar ama yeşil finansman sağlayamaz. O, kömür finansmanı sağlamış olur.

Şimdi benzetmeleri biraz daha abartabilir miyim Ömer Abi? Çünkü bu o kadar saçma ki saçmalığını anlatmak için farklı benzetmeler yapma ihtiyacı duyuyorum.
Bizim halk sağlığında sağlığın geliştirilmesi diye bir alan vardır, health promotion diye geçer. Burada özellikle sağlık davranışları sınıflandırılır. Taksonomi lafı kullanılmıyor ama onun gibi bir şey. Sağlığa uygun, sağlık için iyi olan davranışlar sayılır.

Şimdi birkaçını söylüyorum: Aşırı güneşte kalmaktan kaçınmak, düzenli diş fırçalamak, kişisel hijyen kurallarına uymak, düzenli fiziksel aktivite yapmak, yeterli su içmek, dengeli ve yeterli beslenmek. Bunlar sağlık için iyi olan davranışlardan birkaçı. Bir de sigaradan uzak durmak var mesela.

Bakanlık bunları teşvik edecek ki zaten ediyor da. Sigara bıraktırma programları için klinikler açıyor, bizim radyoda da duyduğumuz türden kamu spotları yayımlıyor falan, değil mi? Şimdi düşünün ki bu listede sigara içmek ve gazlı, şekerli içecekler tüketmek de olsaydı ve ama bakanlık deseydi ki, “Bunları belli kriterlere bağlıyorum. Listeye koyuyorum ama çok içilmediği takdirde, hani beş sigaraya kadar falan." Sağlık Bakanlığı'nın bunu dediğini düşünün. Ne yapacak o zaman? Aslında kola içmeyi teşvik edecek. Diyelim ki kola içmeye yönelik reklamları teşvik edecek ama bir yandan da “Az için,” diyecek.

Ö.M.: Evet.

Ü.Ş.: Yeşil taksonomi de aynen bu.

Ö.M.: Yeşil taksonomi, yeşil sınıflandırma.

Image
""

Ü.Ş.: Evet, yaptıkları yeşil sınıflama, aynen bu. Şimdi doğrudan İklim Değişikliği Başkanlığı'nın web sayfasından okuyayım. Diyor ki: “2021 yılında yayımlanan Yeşil Mutabakat Eylem Planı kapsamında hazırlanan Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği, ekonomik faaliyetlerin çevresel açıdan sürdürülebilir olduğunu belirlemede yol gösterici olacak. Sanayicilerin uluslararası yeşil finansmandan daha fazla pay alabilmesine olanak sağlarken piyasada şeffaflığı artırarak” — bakın burası çok önemli, tırnak içine almışlar — “yeşile boyama riskini engelleyen ortak bir dil ve değerlendirme kriterleri sunacak.” Yani neymiş? Greenwashing, biz yeşil badana diyoruz, yeşil badanayı engellemekmiş.

Ö.M.: Ne güzel değil mi? Bizimle dalga geçer gibi değil mi?

Ü.Ş.: Birileri bizimle dalga geçiyor. 

Evet, şimdi yeni düzenlemeye göre bir ekonomik faaliyetin taksonomiye uyumlu olabilmesi için altı çevresel hedeften en az birine katkıda bulunması ve diğerlerine de önemli ölçüde zarar vermemesi gerekiyor. Neydi bu altı hedef? Sera gazı emisyonlarının azaltımı, iklim değişikliğine uyum, su ve deniz kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ve korunması, döngüsel ekonomiye geçiş, kirliliğin önlenmesi ve kontrolü, biyoçeşitliliğin ve ekosistemlerin korunması ve restorasyonu.

Bu faaliyet, altı çevresel hedeften en az birine uyacak, diğerlerine de önemli ölçüde zarar vermeyecek. Yani böyle bir içerici ve dışlayıcı kriter koymuşlar. Bir de asgari sosyal koruma önlemlerine uyması gerekecek. Yani adalet kriteri de var. Bunların hepsi Avrupa Yeşil Taksonomisi'nden çeviri bu arada, söyleyeyim. Zaten yönetmeliğin ve eklerin tamamı büyük ölçüde çeviri. Maalesef Avrupa Yeşil Taksonomisi de böyle, onu da söyleyeyim.

Sonuçta “Yeşil büyüme vizyonuna hizmet edecek ekonomik faaliyetlerin çerçevesi çiziliyor,” diyor. Bu arada raporlama kriterleri falan da var. Oralarda da birtakım ilginç şeyler var ama asıl şuna geçeyim. Yönetmeliği açtım şimdi. Dördüncü bölümünde teknik tarama kriterleri diye bir şey var. Şunu diyor: Ekte bir liste yayımlıyoruz ama bu listede yer alan her şey yeşil demek değil. Daha sonra bir teknik tarama kriterleri listesi yayımlayacağız ve o kriterlerdeki esaslara göre saydığımız faaliyetlerin yeşil olup olmadığı ortaya çıkacak.

Peki, bu teknik tarama kriterlerini kim belirleyecekmiş? Yönetmelikte buna yer verilmemiş. Sadece “Başkanlık tarafından belirlenecek,” deniyor. Yani aynı ETS Yönetmeliği gibi. Hatırlarsınız, ETS Yönetmeliği'nde de bir ETS çıkarılıyor fakat her şeyi Başkanlık belirliyor. Burada da tamamen siyasi otorite belirliyor. Madem her şeyi siyasi otorite, hükümet belirleyecekti, niye yönetmelik çıkarıyoruz ki zaten? O zaman yönetmeliğe gerek yok. Şimdi ise doğrudan eklere geçeyim. Eğlence başlıyor.

Image
""

Burada sera gazı emisyonlarının azaltımıyla ilgili faaliyetler listesi var. Önce ormancılık faaliyetleri, sulak alanların restorasyonu var. Sonra imalat faaliyetleri geliyor. İmalat faaliyetlerinden birkaç şey okuyacağım: Çimento imalatı, alüminyum imalatı, demir ve çelik imalatı, hidrojen imalatı vs. Dikkat ederseniz bütün imalatlar yok. Çimento, alüminyum ve demir çeliğe burada geçiş faaliyeti olarak yer verilmiş.

Sonra enerji faaliyetleri geliyor. Fotovoltaik teknolojisi kullanılarak elektrik üretimi yani güneş; rüzgâr, dalga, hidroelektrik, jeotermal falan diye sayıyor.
Biraz aşağılara geliyoruz. Burayı okuyacağım izninizle: “Yakıt döngüsünden kaynaklanan minimum atıkla nükleer süreçlerden enerji üretmeye yönelik ileri teknolojilerin ticaret öncesi aşamaları.” Yani nükleer enerji üretimi için gerekli her türlü şey demek istiyor.

Bir sonraki madde: “Mevcut en iyi teknolojiler kullanılarak hidrojen imalatı da dâhil olmak üzere elektrik ve/veya ısı üretimi için yeni nükleer enerji santrallerinin inşa edilmesi ve güvenli bir şekilde işletilmesi.” Geçiş faaliyetiymiş bu da.

Bir sonraki madde, mevcut tesislerde nükleer enerjiden elektrik üretimi. Ardından fosil gaz yakıtlardan, yani doğal gazdan elektrik üretimi geliyor. Bu da geçiş faaliyeti.

Devam ediyorum. Atık yönetimi, sonra fosil gaz yakıtlardan ısı, soğutma ve güç kojenerasyonu var. Ardından ulaştırma faaliyetlerine geliyoruz. Burada demir yolu vesaire var. Arada da şu yer alıyor: Karayolu ile yük taşımacılığı. Kamyon, tır falan yani. Sonra devam ediyoruz. Bilgi ve iletişim faaliyetleri başlığı altında veri işleme, barındırma ve ilgili faaliyetler.

Ö.M.: Nasıl? Veri merkezleri de var öyle mi?

Ü.Ş.: Ooo, tabi tabi, olmaz mı? Yok yok.

Ö.M.: Yani kuraklığın, susuzluğun baş sebebi olarak gösteriliyor. Bilimsel olarak da ispatlanmıştır.

Ü.Ş.: Ömer Abi, kamyonları koymuşlar yani. Ne diyeyim bilemedim, gerçekten bilemedim. Elektrikli araçlar özellikle yok. Düşük karbonlu karayolu taşımacılığı başlığı altında var ama hani özellikle almamışlar. 

Image
""

Sonra uyumda da aynı şeyler var, onları atlıyorum. Şimdi geliyorum en eğlenceli diğer kısma: Döngüsel ekonomiye geçişle ilgili faaliyetler.
1-1 yani, dakika 1 gol 1. Yani 1-1: Plastik ambalaj ürünleri imalatı.

Ö.M.: Nasıl? Söyleyecek hiçbir kelime bilmiyorum.

Ü.Ş.: Plastik ambalaj ürünleri yoluyla döngüsel ekonomiye geçiş sağlayacakmışız. Nasıl oluyor? Çünkü plastik ambalaj üretirseniz onları geri dönüşüm tesislerinde güya geri dönüştürdüğünüz için herhalde döngüsel ekonomi yapmış oluyorsunuz.

Ya bu kadar deli saçması bir şey gerçekten olamaz. Bu taksonomiye ilkokul ödevi demek abartılı olur diye lise ödevi diyeceğim. Ancak lise ödevi düzeyinde yapılmış bir şey.

Şimdi diyeceklerdir ki AB'de olduğu gibi kriter koyacağız. İşte fosil gaz santrallerinde şöyle bir verimlilik olması lazım, bunun bilmem nesi şöyle olmalı... Koskoca yönetmelikte tek bir dışlayıcı kriter var, o da katı fosil yakıtlar.

Yönetmeliğin dördüncü bölümünde, 11. maddenin ikinci fıkrasında şöyle diyor: “Başkanlık tarafından belirlenecek teknik tarama kriterleri doğrultusunda katı fosil yakıtlar kullanılan üretim faaliyetleri çevresel açıdan sürdürülebilir ekonomik faaliyetler olarak değerlendirilemez.” Ama bak, fosil yakıtlar bile demiyor. Yani sadece kömürü dışlamışlar.

Ö.M.: Kömürü dışlamışlar.

Ü.Ş.: Yani petrolden elektrik üretilmediği için yazmamışlar ama petrolü de dışlamıyor. 

Ö.M.: Zaten kamyonu koyduğuna göre dışlamıyor. 

Ü.Ş.: Bu kadar yararsız, bu kadar anlamsız bir yönetmelik çalışması olamaz. Çimento ve demir çelik imalatını da koymuşlar. Çünkü niye? Şimdi kriterlerde belli tür demir çelik ve belli tür çimentoyu ayrıştıracaklar herhalde ama nasıl ayrıştıracakları belli değil. Onu sen yönetmeliğe koymadığın sürece her türlü siyasi etkiye açıksın demektir. Bu sene kriteri şöyle belirlersin, ertesi sene değiştirirsin. Dolayısıyla demir çeliği, çimentoyu vesaireyi buraya koymak son derece mantıksız.

Yani diyorlar ki bunlar işte yenilenebilir enerjinin üretiminde kullanılıyor, mesela çimento, o yüzden koyduk. Koymasaydınız bilmiyorduk zaten!

Ömer Abi, ne diyeceğimi bilemedim. Plastik ambalaj, doğal gaz santralleri, nükleer... Bunların sera gazı emisyonlarının azaltımına faydası olduğunu düşünerek koymuşlardır. Mantık odur ama diğer beş çevresel hedefe de zarar vermemiş oluyorlar yani. Biyoçeşitliliğe, şuna buna hiçbir şeye zararları yok. Ne nükleerin, ne de fosil yakıtın!

Ö.M.: Peki, doğal gaz da var değil mi?

Ü.Ş.: Tabii tabii, fosil gaz olarak yazmışlar.

Image
""

Ö.M.: Fosil gaz olarak yazılmış. Bianet'te çıkan bir analiz vardı bunun üzerine, senin de yorumların var. Prof. Dr. Murat Türkeş de bu konuda bayağı açıkça söylemiş: "Doğal gaz ve nükleerin tırnak içinde “yeşil” sayılması dünya çapında da çok olumsuz karşılanan bir şey."

Ü.Ş.: AB Yeşil Taksonomisi'nde de var zaten, o zaman da kıyamet kopmuştu. Ama işte çeviri yaptıkları için arkadaşlar aynen almışlar. Çeviri yapmasalar da alırlardı zaten çünkü belli çıkar çevreleri bunları sürekli takip ediyor. Yani plastik ambalajın burada olması hangi çıkar çevresinin işin içinde olduğunu gösteriyor.

Ö.M.: Plastik ambalajı... Yani en kirletici ve yıkıcı iki endüstrinin burada kolaylaştırıcı olarak yer alması.

Ü.Ş.: Bir de bak, plastik imalatı da değil; dikkat edin, plastik ambalaj imalatı. Mesela diğer plastik imalatları değil mi o zaman? Niye ambalaj? Çünkü ambalajı kurtarması gerekiyor ya, o yüzden taksonomiye koyuyor. Yani neyi kurtarmak, neyi yeşil yıkama, yeşil badana yoluyla aklamak istiyorsa onu koyuyor aslında.
Dışlayıcı olması, yani dışarıda bırakılması gerekenleri içeri almak buradaki asıl amaç. Aslında amaç plastiklere, nükleere, gaza yeşil finansman adı altında finansman sağlamak. Dolayısıyla bu tam anlamıyla bir yeşil badana yönetmeliğidir, başka da bir şey değildir.

Ö.M.: Evet, bu çok ciddi bir eleştiri konusu olmalı. COP31'e doğru hızla ilerlerken bu son derece kaygı verici. Alay konusu olması bir yana, senin de açıkça belirttiğin gibi bir yeşil badana örneği tabii.

Ü.Ş.: Maalesef, evet. Bakalım COP31 yolunda Türkiye gerçekten kendisini iklim lideri olarak gösterecek bir adım atacak mı? Taksonominin çıkması, başlığı nedeniyle olumlu bir adım olarak görülüyordur şimdi eminim. İçeriğine bakmadığınız zaman, “Aa ne güzel, Yeşil Taksonomi çıktı, İklim Kanunu da çıktı, ETS Yönetmeliği de çıktı.” Bütün kâğıt üstündeki çekler atılıyor böyle. Ama Türkiye'de gerçekten ileri giden tek bir şey var açıkçası: Yenilenebilir enerji kurulumlarının artması. Mesela İklim Haber'de onunla ilgili bir haber vardı. Ağustos ayı itibarıyla güneş ve rüzgârın kurulu güçteki payı %34,2'ye yükselmiş: 43.348 megavat. Bu son derece iyi.

Ama Türkiye'de maalesef yıllardır olduğu gibi bu alanda atılan tek olumlu adım, yeni yenilenebilir enerji kurulumlarının artması. Onun dışında ne emisyonlarda ne de bu tür yönetmeliklerde doğru düzgün bir ilerleme var. Bunu COP31'den hemen önce söylemek de çok acı tabii.

Ben hâlâ umutlu tarafımı koruyarak diyorum ki belki yeni kömür santrali yapılmayacağına dair bir açıklama, plastik atık ithalatını yasaklama adımı falan gelebilir.

Bu arada mesela Almanya fosil yakıtlardan çıkış yol haritasını açıkladı. Bu son derece önemli. Daha önce galiba Hollanda ve Kolombiya dışında açıklayan yoktu, yanlış hatırlamıyorsam ya da bir ülke daha olabilir. Dolayısıyla bu çok olumlu bir adım. Türkiye'nin de aslında en azından fosil yakıtlardan çıkış yol haritası hazırlayacağını açıklaması bile iyi bir şey olurdu ama henüz badanaya devam. Maalesef durum bu.

Evet, programı bugün de böyle bitiriyoruz. Gelecek hafta daha güzel haberler inşallah veririz.

Ö.M.: Görüşmek üzere hoşçakalın.

Benzer İçerikler

  -     
● Canlı Yayın
—
Şimdiki
—
Sıradaki
—
Sıradaki
—
Sıradaki