Apaçık Radyo

İklim krizi işyerlerini nasıl dönüştürüyor ve bu dönüşümde söz kimde olmalı?

12 Ağustos 2026

Onarım Çağı'nda Suda Sim Meriç ve Tuna Emren, "Daha Yeşil İşler İttifakı" (GJA: Greener Jobs Alliance) ve "Sendikal Temiz Hava Ağı" (TUCAN: Trade Union Clean Air Network) yürütme gruplarında görev alan Graham Peterson ile temiz hava mücadelesini, iklim işlerini, adil geçişi ve sendikaların iklim krizine karşı mücadeleyi işyerlerine taşıma gücünü ele alıyorlar.

Suda Sim Meriç: Yeryüzünü onarmanın imkanlarını konuştuğumuz Onarım Çağı’na hoşgeldiniz! Ben, Suda Sim Meriç.

Tuna Emren: Ben, Tuna Emren.

S.S.M.: Teknik masada da Feryal Kabil bize destek veriyor. Bugünkü konuğumuz, çalışma yaşamı, işçi sağlığı ve iklim politikaları alanlarında yarım asrı aşkın deneyime sahip, Britanya’dan bir sendikacı ve eğitimci.

Graham Petersen, yaklaşık 50 yıldır sendikal eğitim alanında çalışıyor. Bu çalışmalarını özellikle işçi sağlığı ve güvenliği ile iklim değişikliği üzerine yoğunlaştırdı. Çeşitli sendikalar ve özellikle de Britanya Sendikalar Birliği (Trades Union Congress – TUC) için çok sayıda eğitim materyali hazırladı.

Uzun yıllar kendi sendikasında (University and College Union / Üniversite ve Kolejler Birliği - UCU) çevre politikaları sorumlusu olarak görev yaptı ve TUC heyetleriyle birlikte Birleşmiş Milletler İklim Zirveleri'ne (COP) katıldı. Bugün ise çalışmalarını Greener Jobs Alliance / Daha Yeşil İşler İttifakı (GJA) ile Trade Union Clean Air Network / Sendikal Temiz Hava Ağı (TUCAN) yürütme gruplarında sürdürüyor.

Merhaba Graham, Onarım Çağı’na hoşgeldin.

G.P.: Merhaba, davet ettiğiniz için teşekkür ederim.

S.S.M.: Katıldığınız için biz teşekkür ederiz.

T.E.: Graham, öncelikle geçmişteki deneyimlerine dair bir soru yöneltmek istiyorum. Bundan önce Üniversite ve Kolej Birliği’nde Çevre Koordinatörü olarak görev yapıyordun. O deneyimine dayanarak konuşacak olursak; eğitim sendikaları, sendikal hareketin içinde ve de daha geniş anlamıyla iklim hareketinde, iklim mücadelesinin ilerletilmesinde nasıl bir rol oynadı?

G.P.: Öyleydim, evet. Bence özellikle eğitim sendikaları, adil geçiş sürecini hayata geçirebilmek için kurulması gereken ittifakın en önemli parçalarından biri olacak, çünkü üniversitelerde ve meslek yüksekokullarında çalışan üyeleri aracılığıyla, ihtiyaç duyacağımız becerileri, eğitimi ve mesleki dönüşümü sağlayan kurumların tam merkezindeler.

Biz, çevre politikaları koordinatörlüğünü oluşturan ilk sendikalardan biriydik ve işyerlerinde faaliyet gösteren bir yeşil temsilciler ağı (green representatives network) kurduk. Yani aslında işyeri düzeyinde, tabandan gelen bir girişimdi. Ve bizim için önemli olan, bu çalışmaların sadece ulusal düzeyde belirlenen politikalardan ibaret kalmaması; işyerlerinden, tabandan beslenmesi. Bu yüzden yeşil temsilcilerin rolünü son derece önemli buluyoruz.

Ayrıca şunu da belirtmek isterim ki yine öncülük ettiğimiz bir başka girişim de Yeşil Yeni Düzen Toplu Sözleşmesi’ydi (Green New Deal Bargaining). Yani iklim meselesini bütünüyle ve doğrudan, toplu iş sözleşmeleri süreçlerinin bir parçası hâline getirmekten bahsediyorum.

Üyelerimiz için; işverenlerle masaya oturduklarında, iklim krizini, çalışma koşullarının müzakere edildiği temel başlıklardan biri hâline getirmenin yollarını anlatan rehberler hazırlıyoruz. Ve bir diğer avantajı da öğrencilerle iç içe olmamız. Ve de Britanya’da öğrenci hareketi iklim krizi konusunda, uzun zamandır oldukça aktif. Dolayısıyla öğrencilerle kurduğumuz bu ittifak, iklim mücadelesinde işçilerin de sesinin duyulabilmesi açısından son derece güçlü bir zemin oluşturuyor.

S.S.M.: Bize biraz da Sendikal Temiz Hava Ağı’ndan (TUCAN: Trade Union Clean Air Network) bahsedebilir misin? Pek çok insan temiz havayı hâlâ sadece çevreyle ilgili bir mesele olarak görüyor. Bir işyeri meselesi olarak değil. Sendikalar neden temiz hava mücadelesinin içinde yer almalı?

G.P.: Elbette. Sendikal Temiz Hava Ağı, kısaca TUCAN, 2019’da kuruldu. Ve Britanya'daki büyük sendikaların önemli bir bölümü, hazırladığımız Temiz Hava Sözleşmesi'ni (Clean Air Charter) imzaladı.

Ve temelde, bu ağı kurduk çünkü sendikaların yalnızca iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılmasıyla, yani karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik politikalarla ilgilenmesi yeterli değildi. Aynı zamanda çalışanların her gün karşı karşıya kaldığı iklim kaynaklı risklerle de ilgilenmeleri gerekiyordu. Çünkü açık olduğu üzere; fosil yakıtların yakılması yalnızca sera gazı ve diğer kirleticilerin salımına yol açmakla kalmıyor, aynı zamanda buna bağlı mesleki sağlık sorunları da üretiyor. Biz de tam bu noktada, sendikaların güçlü bir sese sahip olması gerektiğini düşündük. Ve zaten Britanya’da bu konudaki tartışmaların neredeyse tamamı halk sağlığı ve hava kirliliği üzerineydi. Elbette bunlar çok önemli meseleler. Ama kapalı ortamlardaki hava kalitesi ya da işyerlerinde maruz kalınan hava kirliliği neredeyse hiç konuşulmuyordu. Bu nedenle, TUCAN’da bu meselelerin de tartışmanın bir parçası olmasını sağlamak gerektiğini düşündük. Ve sendikalar için çeşitli rehberler, eğitim materyalleri, kaynaklar hazırladık ki bu çalışmalar iş sağlığı ve güvenliği alanıyla ilişkilendirilmişti.

Tabii Britanya’da sendikalar içinde oldukça köklü bir iş sağlığı ve güvenliği temsilcileri ağı bulunuyor. İşçi sağlığı ve güvenliği, sendikal mücadelenin her zaman en temel alanlarından biri olmuştur. Hava kirliliği de diğer iklim riskleri gibi, çevresel bir mesele ve bir iklim meselesi olmasının yanı sıra doğrudan bir iş sağlığı ve güvenliği meselesi.

Son olarak şunu da eklemek isterim ki bazı durumlarda, sendikaları iklim politikalarının kimi başlıklarında ortaklaştırmak pek kolay olmuyor çünkü politik olarak farklı yaklaşımlara da sahipler – özellikle de fosil yakıtların kullanımına yaklaşımları konusunda. Ve bazılarının fosil yakıt sektöründe çalışan üyeleri bulunuyor. Ancak iklim değişikliğine uyum, iklim riskleri ya da iklim direnci gibi başlıklarda çok daha geniş bir ortaklaşma görüyoruz. Bunun yapılması gerektiği konusunda hemfikirler çünkü bunu salt bir iklim meselesi olarak değil, işçilerin sağlık ve güvenliği meselesi olarak görüyorlar.

TUCAN'ın başarılı olmasının nedenlerinden biri de buydu. Sendikaları bu ortak zeminde biraraya getirmeyi başardık. Ve umuyoruz ki bu süreç –bilirsiniz, meselenin özünü anlamak da bir süreçtir— bizi daha temel bir gerçeğe götürecek, o da şu: İklim risklerini gerçekten azaltmanın yolu, sorunun kökenine, yani fosil yakıt kullanımına yönelmekten geçiyor ki bunun için de mümkün olan en kısa sürede net sıfır emisyon hedefleyen bir dönüşümü gerçekleştirmemiz gerek.

T.E.: Peki iklim değişikliği çalışma hayatını nasıl değiştiriyor? Örneğin, bugün işçilerin karşı karşıya olduğu en büyük sağlık riskleri nelerdir?

G.P.: Bir kere çalışmayı çok daha zorlaştırıyor. Bu, dünyanın her yerinde geçerli. Britanya’da da bunu çok belirgin biçimde gördük. Gerçi Türkiye'yle kıyaslandığında normalde çok sıcak yaz aylarının yaşandığı bir ülke sayılmayız ama son birkaç yılda aşırı sıcak dalgaları yaşadık ve bu da pek çok kişi açısından bir alarm ziliydi. Çünkü insanlar bunun artık, sadece ara sıra yaşanan bir hava değişikliği olmadığını, iklim değişikliğinin yol açtığı aşırı hava olaylarıyla karşı karşıya kaldığımızı anlamaya başladı. Bunun beraberinde getirdiği çok çeşitli sağlık riskleri de var. Az önce konuştuğumuz hava kirliliği bunların en açık örneklerinden biri; elbette yakıcı sıcaklar da öyle.

TUCAN'a, yani Sendikal Temiz Hava Ağı’na dönecek olursak, yapmak istediğimiz şeylerden biri de hava kirliliği ile diğer iklim riskleri arasındaki bağlantıları ortaya koymaktı. Çünkü aşırı sıcaklarda insanlar daha fazla nefes alma ihtiyacındadır; dolayısıyla sıcak koşullarda daha fazla efor sarf etmek zorunda kaldıklarında akciğerlerine daha fazla kirletici almış olurlar. Bir de kentsel ısı adası etkisi gibi bir durum var ki bu da sıcak havanın, ozon gibi bazı kirleticilerin seviyelerini yükseltmesine yol açıyor. Dolayısıyla bu riskler üst üste binince ortaya çok daha tehlikeli bir durum çıkıyor.

Özetle, çalışanların karşı karşıya olduğu çok fazla sağlık riski mevcut ve biz de bunları tanımlamaya başladık. Ve diyoruz ki bu sağlık riskleri, işverenlerle yürütülen toplu sözleşme süreçlerinin bir parçası olmalı. Çünkü Britanya’da işverenlerin, iş sağlığı ve güvenliği riskleri konusunda risk değerlendirmesi yapma yükümlülüğü olsa da iklim riskleri konusunda açık ve net bir yükümlülükleri yok. Biz de yasanın değiştirilmesini, işverenlerin iklim risklerini değerlendirmesinin yasal bir zorunluluk hâline getirilmesini savunuyoruz. Patronların, gerekli önlemleri belirlemek üzere sendikalar ve çalışanlarla birlikte sürdürecekleri bir iklim riski denetimi yapmasını istiyoruz ki bu; hava kirliliği, aşırı sıcaklar, sel, kuraklık, işe gidip gelirken karşılaşılan riskler, tedarik zincirindeki sorunlar ve elbette özellikle önemli bir sorun hâline gelen orman yangınları gibi pek çok alanı kapsıyor.

S.S.M.: Eğer bu sistem hayata geçerse, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı açısından gerçekten oyunun kurallarını dünya genelinde değiştirebilir. Çünkü artık yeni bir iklim riskleri çağındayız ve bunların dikkate alınması gerekiyor.

İnanıyorum ki bu program, gerektiği şekilde uygulanabilirse, dünyanın geri kalanı için de çok faydalı olacaktır. Bunun için sizi tebrik etmek isterim.

G.P.: Ürettiğimiz materyalleri size göndermekten büyük memnuniyet duyarız. Ne yazık ki Türkçe değil ama yakın zamanda, sendika temsilcilerinin hem çevrimiçi hem de yüz yüze eğitimlerde kullanabileceği, iklim riskleri üzerine kapsamlı bir eğitim materyalleri seti hazırladık.

S.S.M.: Bu gerçekten harika olur. Bunun için sizinle iletişime geçebiliriz.

G.P.: Elbette.

S.S.M.: Uzun yıllardır “Daha Yeşil İşler İttifakı” (Greener Jobs Alliance) içinde yer alan biri olarak, bu “yeşil işlerin" aslında ne anlama gelmesi gerektiğine ilişkin tartışmaların şekillenmesine de katkıda bulundunuz.

Program öncesindeki hazırlıklarımızda da konuştuğumuz gibi, biz programımızda genellikle yeşil işler ile iklim işleri arasında bir ayrım yapıyoruz; çünkü aynı anlama gelmediklerini düşünüyoruz. Buradan hareketle şunu sormak istiyorum: Bir işi gerçekten yeşil yapan nedir? Ve bu alandaki temel öncelikleriniz ya da yürüttüğünüz başlıca kampanyalar bağlamında, Daha Yeşil İşler İttifakı bu gündemi şekillendirme konusunda nasıl bir rol oynadı?

G.P.: Evet, iklim işleri ile yeşil işler arasındaki fark üzerine epey büyük bir tartışma var, değil mi? Bunun yanı sıra net sıfır/sıfır karbon ve benzeri kavramlar etrafında da tartışmalar sürüyor. Bunlar arasındaki bütün o küçük farkları konuşarak çok zaman harcayabiliriz ve bazen bu durum, politika geliştirme konusunda gerçek bir ilerleme kaydetmemizin de önüne geçebiliyor. Bizim de Yeşil İşler İttifakı yerine Daha Yeşil İşler İttifakı adını tercih etmemizin nedenlerinden biri halihazırda Yeşil İttifak adında bir oluşumun olmasıydı mesela. Bildiğiniz gibi, bu alanda faaliyet gösteren çok sayıda farklı örgüt mevcut ve isimlerinden ötürü birbirinden ayırmakta zorlanabiliyoruz.

Ama Daha Yeşil İşler İttifakı adının ardındaki asıl fikir şuydu: Her iş daha yeşil olmalı. Yaptığımız tek bir iş bile yok ki bir şekilde daha yeşil ve iklim dostu hâle getirilemesin. Bazı işlerde bu, işin niteliği gereği yalnızca küçük değişiklikler anlamına gelebilir. Ama diğerleri için çok daha kapsamlı değişiklikler söz konusu ki bunlar, o işin iklim krizine etkisinin boyutunu ciddi biçimde değiştirebilir. Dolayısıyla biz işe bu noktadan başladık.

Açıkça söyleyebiliriz ki bazı işler diğerlerinden daha yeşil. Örneğin yenilenebilir enerji sektöründe çalışıyorsanız, sera gazı emisyonlarının azaltılmasına doğrudan ve önemli bir katkı sunuyorsunuz demektir. Ama örneğin benim sendikamın faaliyet gösterdiği eğitim sektöründeki işler gibi başka işler de var. Öyleyse, bir öğretmen, öğretim görevlisi ya da profesörseniz, yaptığınız iş daha yeşil hâle getirilebilir. Burada müfredatı nasıl uyguladığınız, yani öğrencilere gerçekte ne öğrettiğiniz ve bunun bugün insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük riskle bağlantısı var mı, gibi sorular önem kazanıyor. Çünkü bağlantıyı kurmadıysanız, günümüz dünyasına dair gerçek bir tablo çizmiyorsunuz demektir.

Dolayısıyla bizim yaklaşımımız şu: Bütün işlerin daha temiz, daha yeşil hâle getirilmesine bakmamız gerekiyor.

Ve tabii sendikaların burada çok büyük bir rolü var. İşte bu nedenle, sendikaların bu sürece gerçekten dâhil olabilmesi için yasal haklara sahip olmalarını talep ediyoruz. Bildiğim kadarıyla uluslararası sendikal hareket de her ülke için adil geçiş çerçeveleri oluşturulması yönünde çalışıyor. İş sağlığı ve güvenliği konusunda yaşadığımız deneyime bakarsak, sendikalar işyerlerinde iş güvenliği temsilcileri atama konusunda yasal haklara sahip olmadan önce, sendikal katılımda büyük bir artış yaşanmadığını görüyoruz. Bu hakların tanınmasının ardından hem sendikaların tartışmalara katılımı ciddi biçimde arttı hem de iş kazaları ve ölüm oranlarında önemli iyileşmeler yaşandı. Biliyoruz ki sendikalar ölüm ve yaralanmaları azaltma konusunda gerçekten büyük bir katkı sağlayabiliyor. İklim değişikliği konusunda da tam olarak aynı şey geçerli.

Sendikalara ayrılmış bir koltuk olması gerekiyor ki üyelerinin yaptığı işlerin net sıfıra geçişle ve bilimsel gerekliliklerle gerçekten uyumlu olmasını sağlayabilsinler; yapılan işin emisyonları azaltmak için ihtiyaç duyduğumuz dönüşümle örtüşmesini güvence altına alabilsinler.

Dolayısıyla asıl ortaya koymak istediğimiz nokta şu: İklim meselesinin toplu sözleşmelerin merkezine yerleştirilmesi gerekiyor.

Burada bir sorun da yeşil işler ifadesinin kendisiyle ilgili. Çünkü bu ifade meseleyi bir tür yalıtılmış alana hapsediyor, kenara itiyor. O zaman sendikal faaliyetlerin ana gündeminden de uzaklaştırılmış oluyor. Bu nedenle, kısa vadede sendikal hareket içinde yeşil işler, yeşil temsilciler, iklim temsilcileri ve sürdürülebilirlik temsilcileri gibi kavramlardan söz etmek önemli olsa da bunu, iklim meselesi sendikal faaliyetin kalbinden uzaktaymış gibi yapmamak gerekiyor. Bilakis sendikal faaliyetin merkezinde olması gerekir.

Bence bu, hükümetlerin yaklaşımı için de işverenlerin yaklaşımı için de ve elbette sendikaların yaklaşımı için de geçerli. Bu, sendikal hareketin temel faaliyetlerinden biri olmalı. Daha geniş bir faaliyetin içine sonradan eklenmiş küçük bir yan başlık gibi görülmemeli.

T.E.: Sendikalardaki iklim mücadelesinin hem eylem boyutunda hem de istihdam boyutunda bulunduğun için, bugün geriye dönüp baktığında; iklim istihdamı ya da adil geçiş konusunda özellikle başarılı bulduğun, dikkat çekici örnekler oldu mu? Ve sence onları başarılı kılan neydi? Yani diğer ülkeler bu deneyimlerden hangi dersleri çıkarabilir?

G.P.: Bence yavaş yavaş o noktaya doğru ilerliyoruz. Ama şunu söylemem gerekir ki Britanya’da iklim istihdamı olarak adlandırabileceğimiz alanda çok sayıda iş yapıldı. Ancak bunların çoğunun, sendikaları sürece dâhil etmeden yapıldığını düşünüyorum. Yani çoğu zaman yalnızca hükümetlerin ya da patronların girişimleriyle gerçekleşti. Britanya’da yüz binlerce iklim işinin yaratılması önemlidir tabii; ayrıca bu, ekonominin en hızlı büyüyen alanlarından biri. Fakat bunlar genellikle sendikaların katılımı olmadan gerçekleşiyor.

Dolayısıyla iklim işlerinin sayısını artırmaya çalışırken karşılaştığımız en büyük sorunlardan biri şu oldu. Sendikacılar ya da işçiler bize, "Evet ama bu sektörlerdeki çalışma koşullarına bir bakın," diyordu. İçlerinde sendikaların tanınmadığı işyerleri de var. Ücretler de geleneksel fosil yakıt sektörlerindeki kadar iyi değil. Ve bu da büyük bir sorun. Çünkü bu durum, neden bu yönde ilerlememiz gerektiği yönündeki argümanı çok daha zor savunulur hâle getiriyor. İşçilerin gerçekte yaşadıklarına baktığınızda çalışma koşulları, ücretler ve sendikaların tanınmaması gibi durumlar gerçekten çok ciddi sorunlar.

Öyleyse bu, sendikal hareket açısından ciddi bir meydan okuma anlamına geliyor. Ve Britanya özelindeki sendikal harekete eleştirel yaklaşacak olursam, bununla yüzleşmek için gereken adımları atmadığımızı da söylemem gerek. Alışılmış düzeni sürdürmeye ve mevcut durumu savunmaya odaklı, son derece dar bir çerçeveden bakıldı. Bunun artık yavaş yavaş değiştiğini düşünüyor olsam da konu iklim işlerinin ve adil geçişin nasıl geliştirileceği olduğunda, mevcut zihniyeti bütünüyle değiştirmek gerektiği ortada. Sendikaların bu süreçlere müdahil olmasını kolaylaştıracak yasal değişiklikleri hayata geçirebilirsek, hukuk da bize bu konuda yardımcı olacaktır.

Ancak belirli örneklerine bakacak olursak, örneğin eğitim alanında müfredatı değiştirmeyi ve iklim meselesinin öğrencilere bir ders konusu olarak aktarılmasını sağlamayı başardık. Geçmişte bu konu müfredatta bu şekliyle yer almıyordu.

Fakat genele bakınca, belirttiğim gibi, bunlar çoğu zaman sendikacılar olarak bizim öncülük ettiğimiz değişimler değildi; bize rağmen ya da bizim üzerimizden gerçekleşen işler oldu. Şimdi bunun değişmeye başlayacağını umuyorum. Bildiğiniz üzere, Britanya’nın en büyük sendikal konfederasyonu olan Sendikalar Kongresi (TUC), özellikle çelik sektörü, otomotiv sektörü gibi belirli alanlarda adil geçiş planları geliştirmek üzere bir dizi görevli atadı. Zannediyorum bu tür bir katılım, Britanya’da iklim istihdamı ve adil geçiş konusunda daha başarılı örneklerin ortaya çıkmasını da sağlayacaktır.

S.S.M.: Teşekkür ederiz. Son bir sorumuz daha olacak.

Bildiğiniz gibi, bu yıl COP31 düzenleniyor. Türkiye COP31'e ev sahipliği yapacak. Türkiye'deki sendikalara bu konuda bir mesaj iletmek ister misiniz? Sizce ne yapmaları gerekir?

G.P.: Elbette, isterim. Öncelikle Türkiye'deki tüm yoldaşlarımıza dayanışma mesajımızı iletmek istiyorum.

Bence söylenebilecek ilk şey şu olur: COP31 sırasında sahaya çıkın ve hem sokaklarda hem de müzakere süreçlerinde varlığınızı hissettirin.

Umuyorum ki Türkiye'deki sendikalar Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) delegasyonunda da yer alır. Sonuçta bu konfederasyon, uluslararası sendikaların bir araya geldiği, seslerinin duyulmasını sağlayan önemli bir platform.

Son COP'larla ilgili temel sorunlardan biri de şuydu: Bu süreçler her geçen gün artan bir şekilde, şirketlerin ve şirket lobicilerinin etkisi altına girdi. Dolayısıyla, sendikaların bununla ilgili sorunları; çok uluslu şirketlerin, petrol ve gaz lobisinin COP süreci üzerindeki olumsuz etkilerini görünür kılması gerekiyor.

Bu hafta Britanya’da duyduğumuz bir gelişme bunun çok açık bir örneğiydi. British Petrol, yani BP, kârlarında yüzde 453'lük bir artış açıkladı. Toplam kârları 3,8 milyar sterline ulaşmış görünüyor. Gezegeni yakarak muazzam miktarda servet kazanıyorlar!

Ve bence şuna ihtiyacımız var; bu eşitsizliklere, çoğunluğun çıkarlarıyla örtüşmeyen şirket çıkarlarının yarattığı etkiye karşı giderek daha büyük, ve dünya genelinde bir öfkenin ortaya çıkması gerekiyor.

Özetle, Türkiye'deki sendikal harekete ve Türkiye çevre hareketine iyi şanslar diliyorum. Umarım bu açıdan iyi bir COP süreci geçirirsiniz.

S.S.M.: Çok teşekkür ederiz. Biz de öyle umuyoruz. Hem COP31 sürecinin hem de Halkların İklim Zirvesi’nin iyi geçmesini umuyoruz.

Graham, bugün bize katıldığın için çok teşekkür ederiz.

Peki, COP31 kapsamındaki sendikalar zirvesine gelmeyi düşünüyor musun? Türkiye'deki COP31 süreçlerine katılacak mısın?

G.P.: İsterdim. Fakat yıllar içinde birçok COP'a katılmış olsam da son yıllarda pek gidemedim.

Aslında artık bu işlerin bir kısmından çekilip bayrağı ve pankartları genç kuşağa devretmeyi istiyorum. Ama elbette süreci ilgiyle takip edeceğim. Ayrıca Britanya sendikal hareketinden katılımcıların da Sendikalar Konfederasyonu delegasyonunda yer almasını sağlayacağız. Umarım onlar da Türkiye'deki sendikal hareketle, oradayken iletişime geçerler.

S.S.M.: Bu harika bir haber! Senden de güzel haberler almayı umuyoruz. Çok teşekkürler Graham.

G.P.: Ben teşekkür ederim.

T.E.: Teşekkürler Graham. Bugün adil geçiş ve iklim istihdamını sendikal mücadelenin birçok alanına taşıyan önemli isimlerden biri Graham Peterson bizimle birlikteydi.

Önümüzdeki hafta Britanya'nın en köklü iklim kampanyalarından İklim Değişikliğine Karşı Kampanya’nın (CACC: Campaign Against Climate Change) başkanı Susan Jeffrey bizimle olacak. Haftaya Salı yeniden 16:00'da görüşmek üzere.

Benzer İçerikler

"Değişimin sistematik olması gerekiyor"
19 Ağustos 2026
Suda Sim Meriç, Tuna Emren, Suzanne Jeffery
İklim Krizi, Adil Geçiş ve Sendikaların Rolü
9 Eylül 2026
Suda Sim Meriç, Tuna Emren, Özdeş Özbay, Kıvanç Eliaçık
Adil Geçişin Taşıyıcısı
4 Eylül 2026
Suda Sim Meriç, Özdeş Özbay, Alana Dave
"Adil olmayacaksa olmasın"
22 Temmuz 2026
Suda Sim Meriç, Tuna Emren, Özdeş Özbay, Elif Cansu İlhan
  -     
Canlı Yayın
Şimdiki
Sıradaki
Sıradaki
Sıradaki