Apaçık Radyo

Adil Geçişin Taşıyıcısı

4 Eylül 2026

Onarım Çağı'nda Suda Sim Meriç ve Özdeş Özbay, Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu (ITF) Kentsel Ulaşım Direktörü ve Our Public Transport / Kamusal Toplu Taşımamız programı koordinatörü Alana Dave ile adil geçişe toplu taşıma sektörü üzerinden başlamanın olanaklarını ve avantajlarını konuşuyor; Berlin ve Şili örneklerinden hareket ile işçilerin ve iklim hareketinin ortak mücadelesinin sunduğu imkânları tartışıyorlar.

Suda Sim Meriç: Yeryüzünü onarmanın imkanlarını konuştuğumuz Onarım Çağı’na hoşgeldiniz! Ben Suda Sim Meriç.

Özdeş Özbay: Ben de Özdeş Özbay

S.S.M.: ...ve teknik masada da Selahattin Çolak bize destek veriyor.

Bugünkü konuğumuz, Uluslararası Ulaştırma İşçileri Federasyonu’ndan (The International Transport Workers’ Federation- ITF) Alana Dave.

Alana, dünya çapında yaklaşık 16 milyon ulaştırma işçisini temsil eden, 700’den fazla üye sendikaya sahip küresel bir sendika federasyonu olan ITF’nin (Uluslararası Ulaştırma İşçileri Federasyonu) Kentsel Ulaşım Direktörü. ITF’nin “Our Public Transport” (Toplu Ulaşımımız) programını koordine ediyor. Bu küresel program, daha iyi çalışma koşulları ve istihdamın yanı sıra, kârı değil çoğunluğun çıkarlarına hizmet eden toplu ulaşım sistemleri için mücadele eden sendikaları bir araya getiren bir program.

Alana, programımıza hoşgeldiniz.

Ö.Ö.: Hoşgeldin Alana.

Alana Dave: Beni davet ettiğiniz için teşekkür ederim.

Ö.Ö.: Bizimle olduğun için teşekkür ederiz.

S.S.M.: Alana, size de uygunsa iklim krizi ile ulaştırma sektörü arasındaki ilişkiden bahsederek başlayalım mı?

Ulaştırma sektörü küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %15’inden sorumlu ve bunun %70’i karayolu taşımacılığından kaynaklanmakta. Bu da, bu sektörde önemli bir dönüşüme ihtiyaç duyduğumuz anlamına geliyor ve anlaşıyor ki sendikaların talepleriyle sürece dahil olmaları da hayati önem taşıyor.

Uluslararası Ulaştırma İşçileri Federasyonu’nun (ITF) iklim krizi ile ulaştırma sektörü arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendirdiğinizi bize anlatır mısınız?

A.D.:Evet, burası ulaşımın sera gazlarına yaptığı küresel katkıyı düşünmek için iyi bir başlangıç noktası. Öncelikle, Uluslararası Ulaştırma İşçileri Federasyonu (ITF) hakkında şunu belirtmek istiyorum ki, biz, bilime dayalı bir yaklaşım benimsiyoruz. Bilimin bize söylediklerini ve felaket niteliğindeki iklim krizini önlemek için emisyonları azaltmanın acil bir ihtiyaç olduğunu kabul ediyoruz. Ve senin de az önce dediğin gibi, ulaşım küresel çapta çok büyük bir emisyon kaynağı. Bu tablo, Türkiye gibi ülkelerin ulusal verilerinde de aynen karşımıza çıkmakta. Ve bence ulaşım sektörüyle ilgili gerçekten önemle vurgulanması gereken nokta, ulaşım kaynaklı emisyonların artmaya devam ediyor olmasıdır. Hatta, ulaşım fosil yakıt tüketiminde en hızlı büyüme gösteren sektör diyebiliriz.

Bu da şu anlama geliyor; ulaşım sektörünün artan emisyon seviyesi, diğer sektörlerdeki emisyon azaltımını gölgede bırakıyor. Ancak bizim bakış açımızdan, vurgulanması gereken en önemli nokta, işçilerin, özellikle de ulaşım işçilerinin bu emisyonlardan sorumlu olmadığıdır. Ulaşımla ilgili kararları onlar almıyor, ulaşımı onlar planlamıyor. İşçileri sömüren ve genellikle büyük şirketlerin kâr ettiği bu ulaşım sistemi, aynı zamanda çevreye de zararlı bir sistem. Bu nedenle bunu, dönüşüm için gerçekten büyük bir fırsat olarak görüyoruz. Ulaşımda sadece yüzeysel değişikliklere gidemeyiz; çünkü aksi takdirde bu çoklu krizi çözemeyiz.

Ve bu büyük bir fırsat. Neden? Çünkü sadece emisyonları azaltmakla kalmayıp, ulaşımın örgütlenme biçimini de işçilere ve topluluklara daha fazla fayda sağlayacak şekilde değiştirmek gerekiyor. Biz de ITF olarak bunu bir işyeri sorunu olarak görüyoruz. Bu yaz Avrupa genelinde ulaşım işçilerinin aşırı sıcaklardan ne kadar etkilendiği çok net bir şekilde ortaya çıktı.

Bu bir endüstri sorunu, dolayısıyla daha geniş çaplı bir sektörel değişim talep ediyoruz. Bu, ekonominin geneline yayılan bir sorun çünkü ulaşıma olan talep, ekonominin diğer kesimlerinden kaynaklanmakta. Fakat aynı zamanda, ulaşımın kime ait ve kimin kontrolünde olduğu açısından da önemli bir siyasi mesele. Yani bizim genel bakış açımız bu.

Toplu taşıma ise, bu değişim için çok uygun bir başlangıç noktası çünkü ulaşım türlerinin toplu ulaşıma kaydırılması, karayolu ulaşımındaki emisyonları azaltmanın en etkili yolu. Bu, daha fazla istihdam yaratır, emisyonları azaltır, aynı zamanda topluluklara hareketlilik imkânı sağlar ve şehirlerdeki trafik sıkışıklığını azaltır. Dolayısıyla, iklim açısından sağladığı faydaların yanı sıra birçok başka fayda sağlayan bir dönüşüm de aynı zamanda.

S.S.M.: Yani çok parçalı bir soruna tek bir çözümle yanıt vermiş oluyor.

A.D.: Evet, kesinlikle.

S.S.M.: Cevabınız için teşekkür ederim. Siz ITF’nin “Our Public Transport” (Toplu Taşıma Hizmetlerimiz) programının koordinatörüsünüz ki bu program, toplu taşımacılığın şirket kârları yerine çoğunluğun ihtiyaçlarına öncelik vermesi gerektiği inancıyla sendikaları bir araya getiriyor. Zaten siz de az önce bu konuya girizgah yaptınız aslında.

Peki bize bu programdan ve program aracılığıyla neyi inşa etmeye çalıştığınızdan biraz bahsedebilir misiniz? Bunun arkasında nasıl bir süreç yatıyor?

A.D.: Toplu Taşıma Hizmetlerimiz, dünya çapında toplu taşıma, karayolu ve demiryolu sektörlerindeki sendikaları bir araya getiren küresel bir program ve iki ana hedefi var. İlk hedef, toplu taşıma çalışanlarının koşullarını iyileştirirken istihdamı ve örgütlenme haklarını güçlendirmek. Programın ikinci hedefi ise, çalışanların ve sendikaların toplu taşıma modelini şekillendirebilecek bir konuma gelmelerini sağlamak. Kamuya ait ve kamu denetiminde olan, toplumsal öncelikli bir toplu taşıma modeli istiyoruz. İki ana hedefimiz bunlar.

Bu vizyona somut bir yön vermek için, dünyanın dört bir yanındaki sendikaların katkılarıyla “Halkların Toplu Taşıma Politikası” (People's Public Transport Policy) adını verdiğimiz bir çalışma yaptık. Bu çalışma, işçiler açısından pek çok meseleyi ele alıyor; yani sadece çalışma koşullarını değil, toplu taşımadaki daha geniş kapsamlı ekonomi-politik meselelerini ve iklim sorunlarını da kapsıyor. Dolayısıyla politikamızda toplu taşımanın mülkiyetine, finansmanına, işçilerin teknolojiyi kontrolüne, cinsiyet eşitliğine, insana yakışır iş koşullarına ve iklim sorunlarına değiniyoruz.

İşte bu, farklı bir toplu ulaşım sistemi için uzun vadeli vizyonumuzdur. Bu vizyon, toplu ulaşım işçilerinin işyerlerinde karşılaştıkları acil sorunları, bu uzun vadeli dönüşüm planıyla birleştirmemiz için bir platform sunmuş oluyor. Ancak biz ayrıca…

Ö.Ö.: İzninle, kısaca araya girmek istiyorum. Uluslararası bir program olduğunu söylediniz. Bu programda Türkiye’den de bir sendika katılımı var mı?

A.D.: Evet, bu soruyu sorduğunuz için gerçekten çok memnunum; çünkü toplu ulaşım, demiryolu sistemi, otobüs sendikaları ve metro dahil olmak üzere Türkiye’deki farklı ulaşım sektörlerinden sendikalar da mevcut ITF’de. Hatta, toplu ulaşım komitemizde – ki bu, ITF adına toplu ulaşım alanında kararlar alan yönetim yapımızdır– Türkiye sendikalarından bir temsilci de yer alıyor.

Programa geri dönecek olursak, ulaştırma sektöründe pek çok çıkar grubu olduğunun farkındayız. Dolayısıyla işçilerin ve sendikaların gücünü gerçekten artırmak için programımız, toplu taşıma alanında örgütlenmeye de odaklanıyor; işçilerin sendikalarında kolektif olarak bir araya gelmelerini ve güçlü toplu iş sözleşmelerine sahip olmalarını sağlamaya çalışıyoruz.

Programımızın odaklandığı bir diğer önemli konu ise şu, özellikle Küresel Güney’de sık sık yeni toplu taşıma sistemlerinin devreye sokuluyor olması. Ancak bu durum, genellikle kayıt dışı istihdam kapsamında olan işçiler için bir çözüm sunmuyor, çünkü onları kayıtlı toplu istihdama geçirmiyor. Bu nedenle ilgili sendikaları destekliyoruz.

Bu program kapsamında oldukça aktif olduğumuz bir diğer alan ise, toplu taşımacılık sektöründeki bazı büyük çok uluslu şirketler; aynı şirketteki işçileri ortak meseleleri, sorunları ve talepleri etrafında nasıl bir araya getirebileceğimizi araştırıyoruz.

Ve son olarak, tam da bu konuyla bitirmek istiyorum; çünkü bu da, bilirsiniz, dönüşümün gerçekleşebileceği bir başka potansiyel alan: Toplu taşımada cinsiyet eşitliği. Çünkü bir sorun da sektördeki işgücünün büyük ölçüde erkeklerden oluşması.

Ö.Ö.: Evet, öyle.

A.D.: Toplu taşıma alanında gerçekleştirilmesi gereken tüm bu değişiklikler, sektöre daha fazla kadın işçiyi kazandırmak için gerçek bir fırsat sunuyor. Ancak bu, onları işe almakla yetinmeyip çalışma koşullarını da kadınların orada kalabilmelerini sağlayacak şekilde değiştirmek anlamına gelir. İşte yaptığımız işin genel hatları böyle.

Ö.Ö.: Bu gerçekten harika.

Kentsel Toplu Taşımada Küresel İstihdam” (Global Employment in Urban Public Transport) başlıklı raporunuzda, ITF bu sektörün dünya çapında yaklaşık 2,4 milyon işçi açığıyla karşı karşıya olduğunu tahmin ediyor.

İklim ve ulaşım hedeflerine ulaşmak için şehirlerin toplu taşımayı genişletmesi acil bir ihtiyaç olsa da, aynı zamanda mahalleler ve şehir merkezlerinde bireysel trafiği sınırlayarak önemli kazanımlar elde etmek de mümkün. Bu bağlamda, “trafiksiz şehirler” talebiyle yürütülen bazı kampanyalar mevcut. Muhtemelen biliyorsunuzdur, özellikle Berlin’den, örneğin “Berlin Autofrei” girişimi gibi örnekler var. Bu “Berlin Autofrei” hareketi (otomobilsiz Berlin), örneğin S-Bahn ulaşım bölgesi içindeki, yani metroyla gidilebilen 88 kilometrekarelik şehir merkezi alanında özel araçların yasaklanmasını hedefliyor.

Hatırladığım bir başka önemli atılım ise 2 yıl önce, Berlin’deki iklim aktivistleri ve toplu taşıma çalışanlarının ortak bir program altında birleşip birlikte greve gitmesiydi. O dönemdeki iklim grevcileri, yani “Fridays for Future” aktivistleri, toplu taşıma işçilerinin grevini desteklemiş ve işçilere destek olmak üzere vatandaşlardan binlerce imza toplamıştı. Onlarla birkaç yıl önce tanıştım ve başlangıçta bu ulaşım işçilerinin iklim aktivistlerine karşı oldukça olumsuz davrandıklarını söylüyorlardı.

Ancak daha sonra binlerce imza toplamayı başardılar ve sendikaya girip birlikte çalışmayı da başardılar. “Wir fahren zusammen” (Birlikte yol alıyoruz) adında bir kampanya başlattılar. Böylece ülke çapında yaklaşık 60 şehirde ortak protestolar düzenlendi ve protestocular, toplu taşımaya yıllık 16 milyar avroluk yatırım yapılmasını, 2030 yılına kadar da toplu taşıma kapasitesinin iki katına çıkarılmasını talep etti. Buna karşılık işçiler de “Fridays for Future” iklim grevcilerini destekledi. Ve örneğin otobüslerine iklim grevini duyuran afişler astılar. Mesela bu, iklim hareketi için eşsiz ve harika bir andı. Dolayısıyla bu kampanya, tabandan gelen adil geçiş örgütlenmesinin en iyi örneklerinden biri olarak biliniyor. Bu, işçi örgütlenmesine yönelik önemli bir bakış açısı. Ve öncü bir yaklaşım.

Bu bağlamda, iklim hareketi ile ulaşım işçileri hareketinin ortak noktaları hakkında biraz daha ayrıntılı bilgi verebilir misiniz? Çünkü bunlar genellikle birbirinden ayrı iki alan olarak bilinir. İklim bir şey, işçi hareketi ise başka bir şey gibi görülür. Ancak bu iki mücadeleyi birleştiren bazı ortak alanlar da var, değil mi?

A.D.: Evet, yani bu konuyu gündeme getirdiğinize gerçekten çok sevindim; bu çok önemli bir mesele ve Almanya’daki “Fridays for Future” hareketiyle kurulan bağ da bunun çok etkileyici bir örneğiydi. Bu organizasyona dahil olan toplu taşıma işçileri sendikası, ITF’ye bağlı ve son derece aktif bir sendikadır. Dolayısıyla bu örneği yakından biliyoruz, hatta diğer sendikalara da büyük ilham kaynağı oldu.

Ancak sendika hareketi ile iklim hareketi arasındaki bağlantı ve bu konuda örgütlenme gibi daha geniş kapsamlı bir konuya gelince, biliyorsunuz… Emisyonları, bilimsel verilerin ulaşım sektörü için gerekli gördüğü düzeyde azaltmak için ne kadar büyük bir değişim gerektiğinden bahsettik. Dolayısıyla bunu gerçekleştirmek için gereken gücü inşa etmek ve ulaşım sektöründe statükoyu koruyan bazı çıkar gruplarına karşı çıkmak için ittifaklar kurmamız gerekiyor. Bu, sendikal hareketin tek başına başarabileceği bir şey değil; iklim hareketi de bu ölçekte bir değişimi tek başına gerçekleştiremez. Dolayısıyla, dönüştürücü bir değişim, işçiler ile daha geniş toplum ve topluluklar arasındaki ortak meseleler temelinde bir araya gelmeyi, birlikte örgütlenmeyi gerektiriyor. Toplu ulaşım programımızda her zaman söylediğimiz gibi, bir hareket inşa etme yaklaşımına sahip olmalıyız. Peki bu pratikte tam olarak ne anlama geliyor? Bence iklim hareketi açısından bu, işçilerin kendi sektörlerinin, yani ulaşımın nasıl değişebileceğine dair karar alma süreçlerine aktif olarak katılması gerektiğini anlamak anlamına geliyor. Ve işçiler için adil bir geçişin sağlanmasını da garanti altına almak anlamına geliyor. Biliyorsunuz, iyi bir iklim politikası asla işçilerin yerinden edilmesini, işlerin kaybedilmesini veya işçilerin illa da yeniden eğitim almasını gerektirmez.

İşçiler için adil bir geçiş süreci olmalı. Peki bu, sendikalar için ne anlama geliyor? Sendikalar için bu, işyeri ötesinde de örgütlenmek anlamına geliyor çünkü işçilerin çıkarlarının, taleplerinin daha geniş bir toplulukla buluşturulması lazım. Ve bence toplu taşıma bunun çok ilginç bir örneği, çünkü bu, çıkarların kesiştiği bir mücadele alanı. Potansiyel olarak işçiler ile daha geniş toplum arasında… Sonuçta, toplu taşımadaki işçiler bir kamu hizmeti sunuyor olmaktan büyük gurur duyarlar. Şehirleri her gün hareket halinde tutuyorlar. Toplu taşımada gerekli olan değişiklikleri şekillendirebilecek muazzam bir beceri ve bilgi birikimine sahipler. Bunun yanı sıra, toplulukların ve yolcuların da toplu taşımaya erişim ihtiyacı var. Güvenli bir toplu taşıma sistemi istiyorlar. Uygun fiyatlı bir toplu taşıma hizmeti istiyorlar. Çünkü bunun adı toplu taşıma. Ve genellikle hem işçilerin hem de toplulukların önem verdiği konular arasında bu türden karşılıklı bir ilişki vardır. Dolayısıyla, işçilerin çalışma koşulları iyileştiğinde, örneğin güvenli işler ve güvenli koşullar oluştuğunda, bu durum toplu taşımayı yolcular açısından da daha güvenli hale getirecektir. Ve bence, Almanya’da gördüğümüz gibi, birlikte örgütlenmenin mümkün olabileceği en önemli konulardan biri de yatırım meselesi. Hatta bunu iklim istihdamının iyi bir örneği olarak da kullanıyoruz aslında.

S.S.M.: Evet, kesinlikle.

Ö.Ö.: Yani Türkiye’de, diyelim ki kömür madeni işçileriyle konuşmaya çalışıyoruz. Gerçek şu ki bu sektörün sonlandırılması gerekiyor. Peki bu işçilere ne olacak? Bu büyük bir sorun. Ama toplu taşımada daha fazla yatırım yapabilir ve bu sektörde daha fazla istihdam yaratabilirsiniz. O zaman işçileri bu mücadeleye kazanmak çok daha kolay oluyor.

S.S.M.: ...ve her açıdan daha iyi çalışma koşullarına kavuşturmak da mümkün olur.

A.D.: Evet. Evet. Biz de bu nedenle, tam da Glasgow’daki COP zirvesi sırasında, emisyonları önemli ölçüde azaltmak için toplu taşımaya yatırım yapılması durumunda, bunun hem doğrudan hem de dolaylı istihdam açısından ne anlama geleceğini inceleyen çok iyi bir rapor hazırladık. Ve oradaki sayılar dikkat çekici seviyedeydi. Ama aynı zamanda, henüz iyi bir toplu taşıma hizmetine erişimi olmayan, dünyanın birçok yerindeki topluluklar için de hizmetlerin iyileştirebileceği ortaya çıkıyor.

Dolayısıyla toplu taşımada bu tür bir ivme oluşturma yaklaşımı, işçiler ile toplumun genel ihtiyaçları arasında gerçekten de yakın bir bağ kurma potansiyeline sahip. Aslında, hareket özgürlüğünü bir insan hakkı olarak gördüğümüzü her zaman söylüyoruz. Özetle, toplu taşıma işçileri ve insan hakları arasında gerçekten önemli bir bağlantı mevcut.

Ö.Ö.: Aynen öyle. ITF’nin daha önce vurguladığı bir deneyime geçmek istiyorum; Şili’deki Santiago Metrosu. Adil geçişin uygulamadaki ilginç bir örneği olarak biliniyor Santiago ve bu mücadeleye dair bir başka iyi örnek olarak gösteriliyor.

Metro İşçileri Sendikası, bu süreçte iklim değişikliği ve adil geçiş konularını toplu pazarlık sürecine dahil ederek otomasyon, çalışma koşulları ve seller gibi iklim riskleri meselelerini ele almıştı.

San Diego’da neler yaşandı? Ve bu deneyim diğer ulaşım sendikaları ya da şehirlerin yürüttüğü çalışmalara nasıl bir katkı sunuyor sizce?

A.D.: Evet, memnuniyetle. Çünkü bu gerçekten mükemmel bir örnek.

Ö.Ö.: İyi örneklere gerçekten ihtiyacımız var.

A.D.: Evet. Aslında, gerçekten çok iyi bir örnek seçtiniz. Hatta San Diego’daki sendikanın genel sekreteri, aynı zamanda Küresel Toplu Taşıma Komitemizin de başkanı. Dolayısıyla bu örnek hakkında epey bilgi sahibiyiz.

Bunun mükemmel bir örnek olduğunu söylememin nedeni, öncelikle bu anlaşmanın bir sendika tarafından müzakere edilmiş olması. Yani kendileri harekete geçtiler. İklim açısından faydalı sonuçları olduğu gibi, işçilere de fayda sağladı. Bu da, doğru tarzda bir adil geçiş stratejisi uygulandığında, hem iklim hem de işçiler için önemli faydalar elde edilebileceğini gösteriyor.

Bu örnekte adil geçiş maddesi yeni teknolojileri de kapsıyordu. Bence şu nedenle önemliydi. Toplu taşımada yeni teknolojiler genellikle bir sürdürülebilirlik problemi olarak devreye sokuluyor. Ancak sıklıkla gördüğümüz gibi, bunun etkileri olumsuz da olabiliyor. İşçilere danışılmıyor, sendikalara danışılmıyor. Bazen kararlar aceleyle alınır ve bir tür planlama eksikliği de söz konusu olabiliyor. Ama bu örnekte, Şili’de, 2022 yılında metro şirketiyle yürütülen toplu sözleşme müzakerelerinin merkezine adil geçişi koymaya karar verdiler. Ve birçok müzakere turunun ardından bir anlaşmaya vardılar. Yani artık toplu sözleşmelerde bir madde var. Bu madde, bir danışma komitesinin kurulmasını öngörüyor. Dolayısıyla şu anda metroda, hem yöneticilerden hem de işçilerden oluşan bir Adil Geçiş Danışma Komitesi bulunuyor. Yeni bir teknoloji devreye sokulacağı zaman bu komiteye danışılıyor. Burası, çalışanların gözlemledikleri tüm sorunları dile getirebilecekleri ve alternatif öneriler sunabilecekleri bir platform olacak.

Ö.Ö.: Umarız bu, yeni teknolojinin devreye sokulmasının iş kayıplarına yol açmayacağı anlamına gelir.

A.D.: Kesinlikle. Şimdi de bunun ne gibi sonuçlar doğurduğuna dair gerçekten olumlu bir örnek paylaşmak istiyorum. Çünkü az önceki Şili örneği, işçiler ve yönetim arasında iklim krizi sorunlarının da benzer şekilde tartışılmasına imkân tanıyor. Ve aynı madde geçen yıl, yani 2025’te, 4 binden fazla işçinin çalışma süresini 45 saatten 40 saate indirmek için de kullanıldı. Bu da işçilere daha iyi bir yaşam kalitesi sağlıyor. Ve bu da kesinlikle çok iyi bir gelişmeydi.

Ve sendikaların yeni teknolojilere direnmediklerini, aksine yeni teknolojinin işçilere fayda sağlamasını beklediklerini gösteriyordu. Bence bu, “adil geçiş”te teknolojinin bir sorun yaratıp yaratmayacağı tartışmasına da bir yanıt sunuyor. Teknolojinin kendisinin sorun olmadığını, asıl meselenin yeni teknoloji uygulandığında kimin çıkarlarına hizmet ettiği olduğunu gösteriyor. Bu yüzden, dinleyicilerinizin bu örnekten ilham almasını umuyorum. Ve elbette, daha fazla bilgi vermekten de memnuniyet duyarız.

Ö.Ö.: Muhtemelen birkaç hafta içinde, Türkiye’deki Ulaşım Sendikaları ile de program yapacağız. Onlara Şili ve Berlin’deki bu örnekleri nasıl bulduklarını, kendilerinin neler yaptıklarını soracağız. Bu fırsatı da böyle değerlendirmeyi umuyoruz.

S.S.M.: Sizden ilhamla…

A.D.: Ah, teşekkürler.

S.S.M.: Asıl biz teşekkür ederiz.

Ö.Ö.: Görünüşe göre, bu alanda gerçekten iyi örnekler var ve biliyorsunuz, bu yıl COP31 Türkiye’nin Antalya kentinde düzenleniyor.

Türkiye’deki sendikalar ve ulaştırma işçileri iklim tartışmalarında toplu ulaşımın rolünü güçlendirmek isteselerdi, sizce nereden başlamaları gerekirdi?

A.D.: Oo, bu zor bir soru. Sanırım diğer ulaştırma sendikalarından duyduklarım ve ITF olarak COP’taki deneyimlerimize dayanarak şunu söyleyebilirim: COP başlamadan önce harekete geçmek gerekiyor. Müzakerelerin başlamasını beklemeyin. O sadece iki haftalık bir süre. Göz açıp kapayıncaya kadar bitiyor.

COP’un orada yapılıyor olmasını kullanarak, Türkiye’deki karar vericiler üzerinde, toplu taşımayı gündeme getirmeleri, toplu taşımayı iyileştirmeleri ve yaygınlaştırmaları için hemen basınç oluşturmaya başlayın. Bence bu mükemmel bir fırsat. Biliyorsunuz, her ülkenin NDC (Ulusal Katkı Beyanı) adı verilen bir ulusal iklim planı olması da gerekiyor.

S.S.M.: Evet

A.D.: Toplu ulaşımın da bu ulusal iklim planının temel bir parçası olmasını sağlamak iyi bir fikir olur. Düşününce, zaten öyle olması gerektiği fikri doğuyor ama dünyadaki ulusal iklim planlarının çok azı toplu ulaşıma geçişi bu planların merkezi bir parçası olarak ele alıyor.

S.S.M.: Çok ilginç.

A.D.: Evet. Sanırım bir başka fikir de – ki bu, röportajda bahsettiğimiz konularla da bağlantılı – şimdiden ittifaklar kurmaya başlamak olur. Sendikalar, yolcular ve iklim hareketi arasında ittifaklar kurup, toplu taşımaya yatırım yapılması çağrısında bulunmak üzere bir toplu taşıma hareketi başlatmak gerek.

Ve bugün tartıştığımız tüm olumlu deneyimleri kullanarak, bunun daha fazla iş yaratabileceğini, emisyonların azalacağını, şehirlerdeki trafiğin azalacağını, hava kalitesinin iyileşeceğini ve bunun hem vatandaşların hem de işçilerin sağlığı için daha iyi olacağını vurgulayabiliriz. Ve tabii ki, Türkiye sendikaları bu konuda harekete geçtiğinde, ITF de bu harekete destek olmak için orada olacak. Harika değil mi?

Ö.Ö.: Bunlar gerçekten harika mesajlar ve bugün bize katıldığınız için tekrar teşekkür ederiz. Maalesef süremizin sonuna geldik.

S.S.M.: Çok teşekkürler, Alana. Seni programımızda ağırlamak bizim için bir zevkti. Güzel haberler almayı da umuyoruz.

Ö.Ö.: Hatta belki Antalya’ya da gelirsiniz? Ne dersin?

A.D.: Antalya’ya gelebileceğimi sanmıyorum, ama Kasım ayı sonlarına doğru başka bir iş için Türkiye’de olabilirim. Hazır gelmişken sizinle görüşmek de isterim. Haberleşiriz…

Ö.Ö.: Harika! Hatta belki o günlerde seni bir kez daha radyoda ağırlayabiliriz.

A.D.: Ah, teşekkürler. Çok eğlenceli olur, anlaştık. Davetiniz için çok teşekkürler.

S.S.M.: Kendine iyi bak. Hoşça kal.

Evet, bugün Uluslararası Ulaştırma İşçileri Federasyonu’ndan (The International Transport Workers’ Federation- ITF) Alana Dave konuğumuz oldu.

Önümüzdeki haftadan itibaren artık Türkiye’deki sendikaların iklim kriziyle ilişkisine geçerek Türkiye sendikalarının COP’a nasıl hazırlanmakta olduğunu konuşmaya başlayacağız. 

Bir sonraki hafta Salı günü saat 16:00'da yeniden görüşmek üzere, hoşçakalın.

Benzer İçerikler

Küresel emisyonlardan nasıl azaltım yapılabilir?
17 Haziran 2026
Suda Sim Meriç, Tuna Emren, Özdeş Özbay
İklim krizi işyerlerini nasıl dönüştürüyor ve bu dönüşümde söz kimde olmalı?
12 Ağustos 2026
Suda Sim Meriç, Tuna Emren, Graham Petersen
"İklim değişikliğini durdurabiliriz"
1 Temmuz 2026
Suda Sim Meriç, Tuna Emren, Özdeş Özbay, Jonathan Neale
Yeşil Yeni Düzen: Dönüşüm, İstihdam ve Adalet
24 Haziran 2026
Suda Sim Meriç, Özdeş Özbay
  -     
Canlı Yayın
Şimdiki
Sıradaki
Sıradaki
Sıradaki