Üniversiteyi Yeniden Düşünmek: Kurumsal Hafıza ve Anlam Erozyonu Üzerine Notlar

-
Aa
+
a
a
a

Antroposen Sohbetler'de Utku Perktaş, akademi ve üniversite üzerine farklı zamanlarda kaleme aldığı yazıları bir araya getirdiği açık erişimli kitabı Akademi Unutmazsa ekseninde düşünsel bir yolculuğa çıkıyor.

""
Çizim: Yasemin Sayıbaş Akyüz
Üniversiteyi Yeniden Düşünmek: Kurumsal Hafıza ve Anlam Erozyonu Üzerine Notlar
 

Üniversiteyi Yeniden Düşünmek: Kurumsal Hafıza ve Anlam Erozyonu Üzerine Notlar

podcast servisi: iTunes / RSS

Türkiye’de üniversite üzerine konuşurken çoğu zaman sayılara odaklanıyoruz: Kaç üniversite var, kaç öğrenci var, kaç yayın üretiliyor? Oysa daha temel bir soru giderek görünmez hâle geliyor: Üniversite dediğimiz kurum aslında neyi temsil ediyor?

Çizim: Yasemin Sayıbaş Akyüz

Bu soruya yeniden dönme ihtiyacı, benim için kişisel bir arayışla başladı. Üniversitenin içinde uzun yıllar bulundum — öğrenci olarak, araştırma görevlisi olarak, öğretim üyesi olarak ve son dönemde yönetici olarak. Fakat itiraf etmeliyim ki “üniversite” kavramı zihnimde uzun süre tam anlamıyla berraklaşmadı. Sadece bende değil; çevremdeki pek çok akademisyende de benzer bir muğlaklık olduğunu gözlemledim.

Akademik kariyerim boyunca farklı üniversite kültürleriyle karşılaştım. Özellikle köklü kurumsal geleneklere sahip üniversitelerde bulunduğum dönemlerde, üniversitenin yalnızca ders verilen bir mekân olmadığını daha net gördüm. Orada kültürün zaman içinde inşa edildiğini, akademik özerkliğin yalnızca hukuki bir statü değil, aynı zamanda bir davranış biçimi olduğunu, eleştirel düşüncenin gündelik hayatın parçası sayıldığını deneyimledim. Buna rağmen, geri döndüğümde ayağımın yere tam basmadığını hissettiğim anlar oldu. Sanki kavramın kendisi yer değiştirmişti.

Son yıllarda yaşadıklarım, özellikle yöneticilik deneyimim, bu soruları daha da yoğunlaştırdı. Üniversiteye dair gözlemlerim bir noktada kişisel bir muhasebeye dönüştü. Ortaya çıkan tablo bütünüyle karanlık değildi; fakat tadında belirgin bir acılık vardı. Bu acılık, belki de üniversitenin kendi anlam alanını daraltmasından kaynaklanıyordu.

Bugün üniversiteyi çoğu zaman performans göstergeleri, sıralamalar, proje sayıları ve nicel ölçütler üzerinden tartışıyoruz. Bunlar elbette önemsiz değil. Ancak üniversite yalnızca ölçülebilir çıktılardan ibaret bir yapı değildir. Üniversite aynı zamanda bir düşünce alanıdır, bir etik zemindir ve her şeyden önce bir kolektif hafıza kurumudur.

Her kurum gibi üniversiteler de sadece yönetmeliklerle ayakta kalmaz. Akademik gelenekler, tartışma kültürü, eleştirel düşünce alışkanlığı, meslek etiği ve kurumsal hafıza, üniversitenin görünmeyen omurgasını oluşturur. Bu omurga zayıfladığında, kurum fiziksel olarak varlığını sürdürse bile anlamını yavaş yavaş kaybetmeye başlar.

Akademik üretimin ölçülebilir göstergelere indirgenmesi, yönetim yapılarının giderek merkezileşmesi ve üniversitelerin kamusal tartışmalardaki ağırlığının azalması, bu sürecin farklı görünümleri olarak karşımıza çıkıyor. Burada yalnızca yapısal bir sorun değil, daha derin bir kültürel aşınma söz konusu olabilir.

Bu noktada temel soru şu: Bir üniversite kendisini ne üzerinden hatırlar? Eğer bir kurum kendi değerlerini, kurucu ilkelerini ve kültürel birikimini hatırlamazsa, onları yeniden üretmesi mümkün müdür?



Hatırlamak burada nostaljik bir geri dönüş çağrısı değil ve geçmişi romantize etmek de değil. Hatırlamak, bir kurumun kendi anlam çerçevesini yeniden kurma çabasıdır. Üniversiteyi yalnızca bugünün idari ve performans sorunları üzerinden değil, tarihsel bir hafıza ve kültür meselesi olarak düşünmek gerekir.

Üniversiteler tarih boyunca yalnızca bilgi üreten kurumlar olmadılar. Aynı zamanda eleştirel düşüncenin, akademik özerkliğin ve entelektüel sorumluluğun mekânları oldular. Bu nedenle üniversitenin zayıflaması yalnızca bir yükseköğretim meselesi değildir; bir toplumun düşünce üretme kapasitesiyle doğrudan ilişkilidir.

Bugün karşı karşıya olduğumuz mesele belki de tam olarak şöyle: Üniversitenin kurumsal hafızasının aşınması. Eğer akademi kendi değerlerini unutursa, içindeki anlam erozyona uğrar. Akademik personel de, üretken ve eleştirel bir kültürün taşıyıcıları olmaktan çıkarak, giderek sıradanlaşan bir bürokratik yapının unsurlarına dönüşebilir.

Bu nedenle üniversiteyi yeniden düşünmek, aynı zamanda hafızayı yeniden düşünmek anlamına geliyor. Çünkü bazı kurumlar yalnızca zayıfladıkları için değil, ne olduklarını hatırlayamadıkları için çözülür.
Üniversitenin geleceği belki de tam burada düğümleniyor: Hangi değerleri hatırlayacağı ve hangi değerler üzerinden kendisini yeniden kuracağı sorusunda.


Kitap erişimi
Perktaş, Utku. 2026. Akademi Unutmazsa: Bellek, Etik ve Akademik Kültür Üzerine Denemeler
ISBN: 978-625-00-6078-0