Mış gibi yapmak

-
Aa
+
a
a
a

Açık Bilinç’te Güven Güzeldere, “mış gibi yapmak” (pretend play) kavramını hem bilişsel bir kapasite, hem de psikolojik bir tercih olarak ele alıyor; insanların gerçekliği değiştirmek yerine çoğu zaman onu “başkaymış gibi” yaşayarak kendini rahatlattığını, bu becerinin ise yalnızca insana özgü olmayabileceğini Kanzi üzerinden tartışıyor.

""
Mış gibi yapmak
 

Mış gibi yapmak

podcast servisi: iTunes / RSS

'Mış gibi yapmak' ya da İngilizcesiyle 'pretend play', içinde bulunduğumuz koşullar başkaymış, gerçeklik farklıymış gibi yaparak davranmak demek. Böyle davranmanın motivasyonu ile bilişsel altyapı gerekliliklerini birbirinden ayırmak gerektiğini düşünüyorum.

Peki niçin 'mış gibi yapmayı' tercih ederiz? Hayatımızı daha kolaylaştıracağı, belki bizi rahatlatacağı için. Başka türlü olmasını tercih edeceğimiz koşullar sanki gerçekten başka türlüymüş gibi davranmak daha kolayımıza geleceği için.

Bu, 'mış gibi yapmanın' bilişsel gerekliliklerinden farklı. Aslında 'mış gibi yapmak', öyle yapabilmek, pek kolay bir şey de değil; hatta bilişsel açıdan 'mış gibi yapmak' bir tür başarı olarak bile görülebilir.

Uzun süredir, biz insanlarda hep var olan ve özellikle çocukların büyürken 'mış gibi yapmak' egzersizleriyle çok zaman geçirdiği, bizlere çok doğalmış gibi gelen bu kapasitenin yalnızca insanlara özgü olduğu, başka hiç bir canlıda bulunmadığı düşünülüyordu. Yüzyıllardır düşünürler "insanı insan yapan ve diğer bütün canlılardan ayıran en önemli özellik nedir?" sorusuna çeşitli cevaplar önerdiler.

İnsan, hiyerarşiyi anlayan ve ona uygun biçimde politik olarak davranabilen veya alet edevat kullanabilen tek canlı değil.

Zaman içinde yanlışlandıkça değiştirilen bu cevaplardan en sonuncusu 'mış gibi yapabilmek' özelliğiydi — yani bugün tartışılan özellik.

Önceki ay Science dergisinde yayımlanan bir araştırma, insanlar dışında başka canlı türlerinde de 'mış gibi yapabilme' özelliğinin var olduğu Kanzi isimli çok akıllı bir Bonobo örneğiyle öne sürüyor.

Kanzi "Bonobo'ların Einstein'ı" olarak bilinen, insanlarla iletişim konusunda hem meraklı, hem akıllı bir hayvandı. Akademisyenler annesine dil öğretmeye çalışırlarken, kulak misafiri olup annesinin bir türlü öğrenemediği sözcükleri kendiliğinden öğrenmiş ve bilim dünyasında büyük sansasyon yaratmıştı. Kanzi'nin hayatı boyunca yaklaşık 3 bin İngilizce sözcük öğrendiği iddia ediliyor.

Kanzi, normal yaşamını tamamlayıp 2025'te 44 yaşındayken öldü. Kanzi'yle yapılan bu çalışma yeniden ne zaman tekrarlanır, dolayısıyla belirsiz.

'Mış gibi yapmak' konusunda bir başka örnek vereyim: 90'ların sonundan herkes Türkçe'de Hayat Güzeldir başlığıyla oynamış olan Roberto Benigni'nin filmini hatırayacaktır. Bu filmde, bir Nazi toplama kampında oğlu üzülmesin diye sürekli olarak 'mış gibi yapan' Musevi bir adamın hikayesini izliyoruz.

Roberto Benigni, oğlunu bütün olan bitenlerin bir tür oyun olduğuna ikna ediyor ve sürekli olarak gerçeklikten farklı bir mizansen çiziyordu. Filmi henüz izlememiş olanlar için sonunu anlatıp bozmayayım ama Benigni'nin çizdiği portre 'mış gibi yapmak' konusunda çok başarılıydı.

Öte yandan bu film benim içimi ezen ve çoğu insanın aksine pek hoşlanmadığım bir görsel deneyim olmuştu diye hatırlıyorum çünkü ortada her an bozulabilecek bir mizansen olduğunu, örneğin gardiyanlardan birinin gelip Benigni karakterini itelemesi ihtimalini bilmek yüzünden ki film de zaten bu gerilim üzerine kurulmuştu.

'Mış gibi yapmak' konusunda çalışanlar, gerçek olmayan koşullar gerçekmiş gibi davranmanın ancak 'ikincil temsiller' sahibi olmakla yani gerçek olmayanı gerçekmiş gibi kabul etmekle mümkün olduğunu söylüyorlar. Bu, benim için olmasa da, bazı insanlar için bir motivasyon kaynağı bile olabiliyor — sanıyorum mizaçla ilgili bir durum.

Sonuçta 'mış gibi yapmak', istemediğiniz veya beğenmediğiniz bir gerçekliği değiştirmeye çalışmaktan daha kolay.

Peki, Kanzi'nin 'mış gibi yapabilme' kapasitesinin olup olmadığı deneysel olarak nasıl ölçüldü? Bu çalışmada üç tür deney yapmışlar: Ana fikir, ama, genel olarak hepsinde aynı ki üstelik insan yavrularının çok kolaylıkla yapabildiği bir şey.

Örneğin; Kanzi'ye içi boş iki şeffaf bardak ve yine içi boş bir şeffaf sürahi gösterip, sürahiden bardaklara bir sıvı (içecek) döküyormuş gibi yapıyorlar. Sonra deneyi yapan kişilerden birisi bardaklardan birini sürahiye yeniden boşaltıyormuş gibi yapıyor. Sonuç olarak ortada içinde herhangi bir sıvı olmadığı görünen bir sürahi ve iki bardak var. Ama 'mış gibi yapacak olursak', bardaklardan birisi dolu, diğeri ise boş. 

Kanzi hangi bardağı seçecek?

Kanzi eğer bu mizanseni anlıyor ve 'mış gibi yapma'ya katılıyorsa, doluymuş gibi olan bardağı seçmeli çünkü gerçekte bardaklardan ikisi de boş ama birisi boş, diğeri dolu gibi davranıyoruz yani 'mış gibi yaparak' hayalimizde öyle canlandırıyoruz.

Kanzi gerçekten de çoğunlukla "doluymuş gibi yaptığımız" bardağa işaret ediyor yani istatistiki olarak anlamlı bir biçimde 'mış gibi yapmayı' beceriyor yani hayal gücümüzle oynayabildiğimiz bu oyuna katılmayı başarıyor.

Bu konuda İngilizce bir özeti şu yazıda okuyabilir, deneyin kısa bir videosunu da izleyebilirsiniz.

Gelişim psikologları, bu 'mış gibi yapmak' becerisinin çocuklarda her sene nasıl geliştiğini yakından takip ediyorlar ki bebeklerle oynayıp onları gerçek bir aile gibi görmek veya çay partisi düzenler gibi yapmak, çok sık rastladığımız örneklerden.

Çocuklarda en dikkat çekici bilişsel özelliklerden olan 'mış gibi yapmak' becerisini geliştirecek egzersizlerin doğal olarak ortaya çıkması ve aşama aşama gelişmesi, hayal gücünü geliştirmesi açısından çok önemli diye düşünüyorum.

Kanzi ile yapılan bu çalışmaya kuşkuyla bakanlar, Kanzi'nin aslında hiç bir şey anlamadan yalnızca bazı tahminlerde bulunduğunu söyleyen eleştirmenler de olduğunu söyleyerek bu tartışmayı şimdilik noktalayayım. Ama, sonuçta, nasıl 'komplo kurgularına inanmak' belli bir bilişsel altyapı gerektiriyor ise 'mış gibi yapmak' da sembolik bir dünyada hayal gücünü kullanmamızı sağlayacak bir beceri gerektiriyor.

Kanzi'ye yapılan deney en azından 'mış gibi yapmanın' önemini vurguluyor.