Trump gibi otoriter liderler, sırf inat uğruna gezegeni yok etmeye hazır – Brezilya örneği hepimizin tehlikede olduğunu gösteriyor
Flávio Bolsonaro seçilirse Brezilya’nın ekosistemleri çöküşle karşı karşıya kalacak. Egemen sınıf, dünyayı yoksullarla paylaşmaktansa yakıp kül etmeyi tercih eder.
Gidişat ne kadar karanlık görünürse görünsün, sonunda sağduyunun galip geleceğine hep inandım. Yaşayan dünyayı yok etmenin yarattığı büyük tehlikeler giderek daha açık hâle geldikçe, en açgözlü sömürücülerin bile eninde sonunda gerçeği görmesi gerekmez mi? Sonuçta kimse ölü bir gezegende yaşamak istemez, öyle değil mi?
Bunun yalnızca boş bir umut olmadığını gösteren işaretler var – ya da vardı. 2015’ten bu yana, büyük ölçüde Çin sayesinde, gezegende yeniden ormanlaştırılan alanlar artarken, yine büyük ölçüde Brezilya’nın katkısıyla dünya genelinde ormanların yok edilme hızı azaldı. Brezilya Amazonlarında her yıl ormansızlaştırılan alan, kayıtların tutulmaya başlandığı 1988 yılındaki seviyenin altıda birine geriledi. Son dört yılda, Brezilya hükümetinin uyguladığı politikalar sayesinde ormansızlaşma oranı yüzde 71 düştü. Luiz Inácio Lula da Silva pazar günü yeniden devlet başkanı seçilirse, ülke 2030 yılına kadar ormansızlaşmayı tamamen durdurabilir. Sanki tarihin ahlaki pusulası sonunda adalete yönelmiş gibi görünüyordu.
Ancak insan doğasına duyduğum inancın hesaba katamadığı bir şey vardı; ekonomik seçkinlerden oluşan küçük bir kesimin yıkımdan aldığı sapkın haz. Bazı insanlar yaşamdan nefret ediyor, ölüme ise âdeta tutkuyla bağlı görünüyor. Donald Trump’ın kamu arazilerine yönelik korumaları kaldırması, Yosemite Ulusal Parkı’ndan koparmak istediği küçük parça – ki kuşkusuz bu, daha nicelerinin ilki olacak –, ABD Ulusal Parklar İdaresi’ne ve ABD Orman Hizmetlerine yönelik saldırıları, Nesli Tehlike Altındaki Türler Yasası’nı etkisiz hâle getirmesi: Tüm bunlar kısmen hayvancılık, kerestecilik, hidrolik kırma yöntemiyle petrol ve doğal gaz çıkarma ve madencilik sektörlerinin yürüttüğü lobi faaliyetlerinin bir sonucu. Ancak bana kalırsa asıl itici güç bu değil.
Artık inanıyorum ki onun için daha önemli olan, başkalarına zarar vermeye yönelik intikamcı bir arzu. Trump’ın kral kelebeklerinden nefret ettiğini sanmıyorum. Hatta bu kelebeklerin ne olduğunu bildiğine bile şaşırırım. Ama kral kelebeklerini seven insanlardan nefret ettiği izlenimini veriyor. ABD’de bu ve nesli tehlike altındaki diğer pek çok türün yaşamını sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğu yaşam alanlarını yok etmek, vaat ettiği “intikamın” bir parçası gibi görünüyor. New York Times, Trump’ın hayatında herhangi bir ulusal parkı ziyaret ettiğine dair hiçbir kanıt bulamadı. Muhtemelen ulusal parklardan da nefret etmiyor. Ancak görünüşe bakılırsa, düşman olarak gördüğü kesimlerin – çevrecilerin, liberallerin, sosyalistlerin, feministlerin, ırkçılık karşıtlarının, “bürokratların” ve “engelleyicilerin” – değer verdiği her şeye, sırf ilke gereği saldırılması gerektiğini düşünüyor.
Ekosistemleri yeryüzünden silmek, gücün açık bir gösterisidir. Türlerin yok oluşu kalıcı bir iz bırakır; bu da her diktatörün hayalidir. Aynı zamanda kendisine direnenlere; çevresel yıkımın bedelini çoğu zaman en ağır şekilde ödeyen yerli halklara ve beyaz olmayan diğer topluluklara; denetleyici kurumların yetkililerine; bilim insanlarına ve aydın kesimin geri kalanına; hepsinden önemlisi de umursayan, doğaya ve yaşama değer veren insanlara zarar vermenin son derece etkili bir yoludur.
Başkalarını önemsemek aşırı sağın asıl hedefi olarak görülebilir. “İntihara sürükleyen empati” söylemi artık videolarda, gazete köşelerinde ve konuşmalarda tekrar tekrar karşımıza çıkıyor: Başka insanları ya da canlı türlerini önemseyenlerin, hiçbir şeyi umursamayanlar tarafından yok edilmesi gerektiğine dair açıkça savunulan bir inanç bu. Bu inanç, tanımı gereği psikopatçadır. İyimserliğimi tüketen şey ise insanların, suçla mücadelede acımasız yöntemlere başvurulacağı gibi yüzeysel vaatlere kanarak bu anlayışı benimseyenleri tekrar tekrar seçmeye devam etmesi.
Flávio Bolsonaro, hem fiziksel görünüşü hem de siyasi çizgisi bakımından, darbe planlamaktan hapse atılan babası Jair Bolsonaro’nun adeta tıpatıp kopyası. Jair Bolsonaro, Brezilya devlet başkanı olduğu dönemde ekolojik yıkımı âdeta kutsal bir görev olarak görüyordu. Dört yıllık iktidarı boyunca ormansızlaşma oranı yüzde 59 arttı. Yerli halklara ve ormanları korumak için mücadele eden diğer insanlara yönelik saldırılar ile yasa dışı hayvancılık yapanların, kerestecilerin ve altın madencilerinin orman arazilerini işgali de hızla arttı. Yol açtıkları zararlara ya da her türlü ilerlemenin önünü nasıl tıkayabileceklerine bakılmaksızın, doğal kaynakların en hoyrat biçimde sömürülmesi devlet politikası hâline gelmişti.
Brezilya’daki aşırı sağın ideolojisi, “sığır eti, İncil ve kurşun” sözleriyle tanımlanıyor: Doğal kaynaklarının ellerinden alınmasına direnenlere yönelik şiddet, aşırı muhafazakâr bir Evanjelik Hıristiyanlık anlayışı ve sığır yetiştiriciliğinin yaygınlaştırılması. Sığır yetiştiriciliği, hem aşırı sağın maço erkeklik anlayışının güçlü bir simgesi hem de Amazonlar’daki ormansızlaşmanın başlıca nedeni.
Jair Bolsonaro, yerel oligarkların diledikleri gibi hareket edebildiği, onlara karşı çıkanların ise işkenceye uğradığı ve zorla kaybedildiği, ABD hükümetinin de aktif biçimde desteklediği 1964-1985 yılları arasındaki askerî diktatörlük dönemini özlemle anıyordu. Uyarı işaretleri bundan daha açık olamazdı, ancak Brezilya geçmişin kâbuslarını yeniden yaşamaya kararlı görünüyor. Flávio Bolsonaro, 4 Ekim’de yapılan seçimlerin ilk turunu kazandı ve devlet başkanı olması muhtemel görünüyor.
Bu hafta yapılacak ikinci tur seçimleri de kazanırsa, destekçilerinin – hükümet politikalarıyla körüklenen – coşkulu yıkım seferberliği yalnızca Amazonlar’ı değil, güneydeki Atlantik ormanlarını, Pantanal sulak alanlarını, Pampa otlaklarını ve Cerrado’nun savan ekosistemlerini de tehdit ediyor. Bu, yıkımın çılgın bir ayinine dönüşmüş siyaset anlayışı. Haydi, yaşam destek sistemlerimizi yok edelim – liberallere günlerini gösteririz böylece!
Trump, Bolsonaro’nun seçimi kazanmasına yardımcı olmak için elinden gelen her yola başvuruyor. Latin Amerika’yı, İspanyol fatihlerin (conquistadorlar) gözünden gördüğü izlenimini veriyor: Yağmalanmayı bekleyen devasa bir hazine yığını olarak. Bölgenin aşırı sağcı demagogları da ona yardım etmeye fazlasıyla hevesli. Kitlesel ormansızlaşma ve bunun yol açması muhtemel ani ekosistem çöküşü, onların siyasetine geri dönüşü olmayan bir boyut kazandırıyor, bu yıkımın telafisi yok. Siz yerli halklar, siz çevreciler, siz başkalarını ve doğayı önemseyen insanlar, artık saklanacak hiçbir yeriniz kalmayacak. Dünya bizim olacak, geriye yalnızca küllerden ibaret bir dünya kalsa bile.
Peki, Bolsonarizm bize ne öğretebilir? Öncelikle, gezegenin küçücük bir bölümünü bile yoksullarla paylaşmaktansa geriye paylaşılacak hiçbir şey kalmamasını tercih eden egemen sınıfın sapkınlığının sınırı yok gibi görünüyor.
İkincisi, egemen sınıfın bu sapkınlığı sağduyunun gereğiymiş gibi, en azından güç kullanıldığında karşı konulamaz bir şeymiş gibi göstermek için ihtiyaç duyduğu bütün araçlara – sosyal medyaya, geleneksel medyaya, dinî kürsülere ve silahlara – sahip olması. Üçüncüsü ise bizi kendi sonumuzu hazırlayan bu körü körüne inanma eğiliminden koruyabilecek tek savunmanın, Brezilyalıların conscientização dediği bilinçlenme süreci olması. Sömürenlerle sömürülenler arasındaki ilişkilerin ve bu ilişkilerin temelinde yatan şiddetin farkına varmak. Aksi takdirde, insanlığa dair iyi, güven dolu ve umut verici ne varsa, herkese ve her şeye karşı yürütülen bir savaşın hizmetine koşulabilir.
Kimsenin ölü bir gezegende yaşamak istemeyeceği düşüncesine gelince, Elon Musk, Mars’ta yaşamaya ilişkin akıl almaz planlarıyla – “Siktir et Dünya’yı! Kimin umurunda Dünya?” – bu inancı da yerle bir etti. Yıkımın sınırlarını insanlığın yok oluşuna kadar genişletmek bile adeta bir gurur meselesi olarak görülüyor. Mahşerin dört atlısı yeniden at koşturuyor; ama bu kez pelerinler içinde değil, kovboy şapkaları ve kot gömlekleriyle, önlerine kattıkları sığır sürülerini sürerek.
- George Monbiot'un 'Strongmen like Trump would destroy the planet out of pure spite – and Brazil shows we’re all in peril' adlı makalesi Nil Kayarlar Sarrafoğlu tarafından çevrilmiştir.
Benzer İçerikler
Brezilya’daki şiddet olaylarının kökleri Bolsonaro'nun doğaya karşı savaşında aranmalı
Jonathan Watts
“Çok ilginç bir dünyadan bahsediyoruz, kötülük çağından...”
Ahmet İnsel
Atatürk Orman Çiftliği’ne imar planı yargıdan döndü
Uygar Özesmi