Apaçık Radyo

Gezegen sınırlarını aşarken yeni bir güçlü El Niño dönemi

25 Eylül 2026

İklim Kuşağı Konuşuyor’da Atlas Sarrafoğlu, Avrupa’nın plastik atıklarını Türkiye’ye göndermeye devam etmesinden Pasifik’te rekor düzeyde güçlenen El Niño’ya uzanıyor; Planetary Health Check 2026 raporu ışığında aşılmış yedi gezegensel sınırı ve iklim, okyanuslar, ormanlar, tatlı su ile biyolojik çeşitlilik üzerindeki artan baskının nasıl birbirine bağlandığını ele alıyor.

Merhaba sevgili Apaçık Radyo dinleyicileri. Ben Atlas Sarrafoğlu. Bugün İklim Kuşağı Konuşuyor programında geçtiğimiz hafta içinde dikkatimi çeken, BİRBİRİNDEN ayrı gibi görünen üç haberi aslında aynı büyük hikâyenin parçaları olarak ele alacağız.

Bir yanda Avrupa’nın plastik atıklarını Türkiye’ye göndermeye devam etmesi, diğer yanda Pasifik’te rekor düzeyde güçlenen El Niño… Ve bütün bunların üzerinde, dünyanın yaşam destek sistemlerinin zaten ciddi baskı altında olduğunu gösteren yeni gezegenin sağlık raporu yani Planetary Health Check 2026 raporu var.

Çünkü artık yalnızca tek tek çevre sorunlarından söz etmiyoruz. Atık, iklim, okyanuslar, su, ormanlar ve biyolojik çeşitlilik aynı sistemin içinde birbirini etkiliyor. Ve bu hafta çıkan veriler, bu sistemin giderek daha kırılgan hale geldiğini gösteriyor.

Image
""

Avrupa Birliği, Türkiye’deki plastik atık yönetimine ilişkin ciddi çevresel kaygılara rağmen Türkiye’ye atık ihracatını şimdilik sürdürecek. Avrupa Komisyonu’nun son değerlendirmesine göre yalnızca 2025 yılında AB’den Türkiye’ye yaklaşık 510 bin ton plastik atık gönderildi. Komisyon, Türkiye’de plastik atıkların nasıl işlendiğine ilişkin veri eksikliği, yetersiz denetim ve çevre kirliliği risklerine dikkat çekiyor. POLITICO’nun aktardığı değerlendirmede, Türkiye’de plastik atıkların yalnızca yaklaşık yüzde 10’unun geri dönüştürüldüğü, kalan bölümün ise depolama alanlarına gittiği, yanlış yönetildiği ya da çevreye karıştığı belirtiliyor.

AB’nin yeni Atık Sevkiyatı Tüzüğü kapsamında 21 Kasım 2026’dan itibaren OECD üyesi olmayan ülkelere plastik atık ihracatı yasaklanacak. Ancak Türkiye OECD üyesi olduğu için bu yasaktan otomatik olarak etkilenmeyecek. Avrupa Komisyonu ise çevresel koşulların karşılanmaması halinde Türkiye’ye atık ihracatının ileride askıya alınabileceğini söylüyor.

Bu haber aslında daha büyük bir tablonun yalnızca bir parçası. Çünkü mesele yalnızca bir ülkenin diğerine çöp göndermesi değil; üretim, tüketim ve atık sistemlerinin gezegen üzerindeki toplam baskısı.

Ve tam da bu noktada, Dünya sistemi zaten tarihsel ölçekte giderek daha fazla baskı altındayken, Pasifik’ten bir başka önemli haber geliyor.

Image
""

Bilim insanlarına göre gelişmekte olan El Niño, kayıtlardaki en güçlü seviyesine ulaştı. Orta ve doğu Pasifik’te takip edilen kritik bölgede deniz yüzeyi sıcaklığı 19 Eylül’de uzun dönem ortalamasının 3,05 derece üzerine çıktı ve 2015’teki çok güçlü El Niño sırasında kaydedilen önceki rekoru aştı.

El Niño, Pasifik üzerindeki alize rüzgârlarının zayıflamasıyla sıcak suların doğuya doğru yayılması sonucu ortaya çıkan doğal bir iklim olayı. Ancak etkileri küresel olabiliyor. Okyanustaki ısının atmosfere aktarılması küresel sıcaklıkları yükseltebiliyor; yağış, kuraklık ve fırtına düzenlerini değiştirebiliyor. Bilim insanları El Niño’nun henüz zirveye ulaşmadığını ve 2026’nın sonlarına doğru daha da güçlenebileceğini belirtiyor.

Etkiler şimdiden bazı bölgelerde görülüyor. Hindistan’da muson yağışları normalin altında kalırken, Brezilya, Avustralya ve Endonezya’da kuraklık ve orman yangını riski artıyor; Ekvador, Peru ve ABD’nin güney kıyılarında ise sel riskinin yükselmesi bekleniyor.

Burada önemli olan şu: El Niño, iklim değişikliğinin kendisi değil. Doğal olarak tekrar eden bir iklim olayı. Ama bugün bu El Niño, zaten hızla ısınmış, okyanusları zorlanmış, biyolojik çeşitliliği gerilemiş ve su sistemleri baskı altında olan bir gezegenin üzerine geliyor.

Ve tam da bu nedenle Planetary Health Check 2026 raporu bu iki haberi çok daha büyük bir bağlama oturtuyor.

Image
""

21 Eylül’de yayınlanan rapora göre Dünya’nın dokuz gezegensel sınırından yedisi artık aşılmış durumda. Üstelik bu yedi sınırın tamamı şimdiye kadarki en yüksek aşım düzeyine ulaşmış bulunuyor.

Aşılan sınırlar; iklim değişikliği, biyosfer bütünlüğü, kara sistemi değişikliği, tatlı su sistemlerindeki bozulma, azot ve fosfor döngülerinin değişmesi, plastikler ve sentetik kimyasallar gibi insan yapımı maddeler ve okyanus asitlenmesi. Güvenli sınırlar içinde kalan iki başlık ise stratosferik ozon tabakası ve küresel ölçekte atmosferik aerosol yükü.

Bu nedenle rekor düzeyde güçlenen El Niño’yu yalnızca tek başına bir hava olayı gibi okumak yetersiz kalıyor. Çünkü El Niño’nun taşıdığı sıcaklık, kuraklık, sel ve yangın riskleri artık daha kırılgan bir Dünya sisteminin üzerine ekleniyor.

Örneğin 2026 Planetary Health Check raporu, karbon yutaklarının giderek zayıfladığını gösteriyor. Ormanlar, topraklar ve okyanuslar insan kaynaklı karbondioksitin önemli bir kısmını emerek atmosferdeki birikimi yavaşlatıyor. Ancak kuraklıklar, yangınlar, ormansızlaşma ve artan sıcaklıklar özellikle kara ekosistemlerinin karbon tutma kapasitesini daha kırılgan hale getiriyor.

Image
""

Okyanuslarda da benzer bir tablo var. Okyanus asitlenmesi sınırı 2025 yılında ilk kez aşılmıştı ve 2026 raporu bu aşımın devam ettiğini gösteriyor. Fosil yakıtlardan çıkan karbondioksitin önemli bir kısmı okyanuslar tarafından emiliyor; ancak bunun sonucunda deniz suyunun kimyası değişiyor ve özellikle mercanlar ile kabuk oluşturan canlıların yaşam koşulları zorlaşıyor.

Bütün bu sınırların birbirinden bağımsız olmadığını da unutmamak gerekiyor.

Raporda dokuz gezegensel sınır arasında 64 farklı etkileşim mekanizması tanımlanıyor. Örneğin iklim değişikliği biyolojik çeşitliliği zayıflatırken, biyolojik çeşitliliğin kaybı da karbon tutma kapasitesini azaltarak iklim değişikliğini daha da güçlendirebiliyor.

Dolayısıyla bugün karşı karşıya olduğumuz tabloyu tek tek krizler halinde okumak giderek zorlaşıyor.

Avrupa’nın plastik atıkları Türkiye’ye göndermesi bir atık yönetimi meselesi gibi görünüyor. El Niño bir iklim olayı gibi görünüyor. Okyanus asitlenmesi bir deniz bilimi konusu gibi görünüyor. Orman yangınları, kuraklıklar, biyolojik çeşitlilik kaybı ve aşırı sıcaklar da kendi başlarına ayrı sorunlar gibi görünüyor.

Ama Planetary Health Check’in asıl söylediği şey şu: Bunların hepsi aynı Dünya sisteminin içinde birbirine bağlı ve belki de 2026’yı farklı kılan tam olarak bu.

Gezegenin yedi temel sınırı zaten aşılmışken, karbon yutakları zayıflarken, okyanuslar ısınırken ve asitlenirken, üzerine kayıtlardaki en güçlü El Niño’lardan biri geliyor.

Bu, El Niño’nun gezegensel sınırların aşılmasına neden olduğu anlamına gelmiyor. Ancak zaten çok daha az hata payıyla çalışan bir Dünya sisteminde, güçlü bir El Niño’nun getireceği sıcaklık, kuraklık, sel ve yangın gibi etkiler daha ağır sonuçlar yaratabilir.

Planetary Health Check 2026’nın en önemli mesajı da belki burada yatıyor: Sorun yalnızca yedi sınırın aşılmış olması değil; bu yedi sınırın tamamında baskının hâlâ artıyor olması.

Yani gezegen bugün tek bir kriz yaşamıyor. İklim, okyanuslar, ormanlar, tatlı su, biyolojik çeşitlilik ve insan üretim sistemleri aynı anda baskı altında. Ve El Niño, işte tam da gezegenin bu kadar kırılgan olduğu bir dönemde geliyor. 

Ben Atlas Sarrafoğlu. İklim Kuşağı Konuşuyor programını dinlediniz. Haftaya Cuma yine Apaçık Radyo’da buluşana dek kendinize, sevdiklerinize ve gezegenimize lütfen çok iyi bakın. 

Benzer İçerikler

  -     
● Canlı Yayın
—
Şimdiki
—
Sıradaki
—
Sıradaki
—
Sıradaki