“Evimiz, nehrimizin — Rio Doce’nin — bulunduğu yerdir.”
Hüsnükabul'de Waseem Ahmad Siddiqui, "Missing Rio Doce" belgeselinin yönetmeni Claudia Neubern ile Brezilya'da 2015 yılında yaşanan maden barajı felaketinin Rio Doce Nehri ve çevresindeki topluluklar üzerindeki yıkıcı etkilerini; suya, toprağa ve geçim kaynaklarına erişimini kaybeden insanların adalet arayışını, direnişini ve nehirle kurdukları yaşamsal bağı konuşuyor.
Waseem Ahmad Siddiqui: Merhaba herkes, ben Waseem Ahmad Siddiqui. Missing Rio Doce filminin yönetmeni Claudia Neubern bugün bizimle birlikte. Bozcaada Film Festivali’nin dördüncü günündeyiz. Claudia, aramıza katıldığınız için teşekkür ederiz. Öncelikle kendinizi kısaca tanıtır mısınız? Ayrıca nereden geliyorsunuz?
Claudia Neubern: Ben Brezilya’lıyım ama neredeyse 30 yıldır Fransa’da yaşıyorum. Kariyerime kurmaca filmlerle başladım; yönetmen olarak değil, senaryo danışmanıydım. Daha sonra kendi belgesellerime yöneldim ve şu anda bir belgesel yönetmeniyim.
W.A.S.: 5 Kasım 2015’te Brezilya’nın Minas Gerais eyaletinde zehirli bir maden barajı çöktü. 40 milyon metreküp çamur Rio nehrini sular altında bıraktı ve atık kirliliği 650 kilometre boyunca doğrudan Atlantik Okyanusu’na taşıdı. Bu olay, Brezilya tarihinin en vahim ekolojik felaketi olarak kayıtlara geçti. Lütfen bize bu felakatini tarihsel arka planını anlatır mısınız? Bu ekolojik felaketi Brezilya tarihinin en büyük felaket yapan durum nedir?
C.N.: Bu ekolojik felaket değildir. Bu, insan eliyle yaratılan sanayi faaliyetleri tarafından tetiklendiği anlamında bir felakettir. Doğal bir olay ya da doğal afet de değildir. Bu olay çok önemliydi çünkü nehir, madenden okyanusa kadar, yaklaşık 650 kilometre uzunluğundaydı. Nüfusun büyük bir kısmı nehir kıyısında yaşıyor ve nehirden elde edilen kaynaklarla – balıklar gibi, tarım için su gibi – geçimini sağlıyor. Ve sorun şu ki, eskiden yemeklerini hazırlamak için nehirden su alırlardı, ama artık su yok; çünkü uzun yıllardır su kullanımı yasak. Ne zaman tekrar mümkün olacağını, hatta tekrar mümkün olup olmayacağını bilmiyoruz. Tam olarak kaç kişiyi etkilediğini bilmiyoruz ama belki de o vadiden okyanusa kadar yaşayan 1000 kişi civarında olabilir. Burası çok küçük bir şehir. Baraj ile okyanus arasında tek bir şehir bile yok. Sadece bir şehir var, adı siz de söylediniz: Minas Gerais. Burada sadece 3.000 insan yaşıyor. Diğer tarafta ise okyanusa kadar uzanan küçük şehirler var. Bu nedenle sorun çoğunlukla nehir kenarında yaşayan insanlarla ilgili. Çünkü insanlar sağlık sorunları ve tarımla ilgili sorunlarla yaşıyor. Bu yüzden bu felaket çok büyük bir felaket olarak nitelendiriyor, çünkü toprak baraj ve su akışı neredeyse, durmuş, kirlenmiş, hatta zehirlenmiştir.
W.A.S.: Dün belgeseli izlerken şunu fark ettim, özellikle bu felaketin ardından, orada yaşayan insanlar dediğiniz gibi toprağı gündelik yaşamlarında artık kullanamıyorlar. Tüm tarım faaliyetleri ve toprakları ya sert bir tabaka haline gelmiş ya da yok olmuş durumda, değil mi?
C.N.: Evet, tam olarak öyle oldu. Bu, bugün bile büyük bir sorun çünkü su toprağın içine sızmak zorunda. Ancak şu anda bu felaketten sonra yağmur su dahil artık sızmıyor, sebze ya da benzeri sebzeler yetiştirmek tamamen imkansız hale geldi. Bu çok, çok büyük bir sorun - kuraklık denilebilecek bir durum çünkü insanlar, toprakta yetiştirdiklerini artık yiyemiyorlar.
W.A.S.: Şimdi bu topraklardaki halklardan bahsetmek istiyorum. Sanırım onlar orada yaşayan yerli halklar. Bu halklar çok güçlü bir direniş gücüne sahipler. Size sormak istiyorum, Minas Gerais bölgesinde bu tür bir yaşamı gördüğünüzde ilk izleniminiz ne oldu? Halkın direnişini gördüğünüzde ilk izleniminizi anlatır mısınız?
C.N.: Onların direnişini ve bu tür insanları arıyordum, ancak okyanusa kadar uzanan tüm yol boyunca, farklı nedenlerle farklı direnişler sergileyen pek çok insanla karşılaşınca şaşırdım. Çünkü elbette mesele suyla ilgili; her şey suyla ilgili, ancak balıkçıların da sorunu var, tarımın da başka bir sorunu var. Sıradan insanların ise sağlık sorunları var. Yani herkesin sorunları var, farklı sorunlar; hepsi suyla olan ilişkiden kaynaklanıyor çünkü suya, bu suya, bu nehre ihtiyaçları var. Cilt sorunları da var, çünkü eskiden bu suyla duş alırlardı ama artık yasak. Her şey yasak.
W.A.S.: Evet. Her şey yasak olması nedeniyle, su artık eskisi gibi kullanamıyorlar. Bu su hakkı için çok önemli bir yer. Ancak her şeye rağmen insanları bugüne kadar mücadele etmeye devam ediyorlar.
C.N.: Evet, olaydan 10 yıl sonra bile.
W.A.S.: 10 yıl sonra bile. Size şunu sormak istiyorum. Burada yaşayn insanlar, nasıl bir araya geldikleri konusunda da bir soru sormak istiyorum. Çünkü filmde bir araya geldiklerini ve sorunlar ile çözümler hakkında konuştuklarını görüyorum. İnsanlar kendileri bir araya gelip yaşadıkları toprağın sorunları ve çözümleri hakkında konuştuklarında, çözümü bulmanın daha doğru bir yolu olduğunu görüyorlar.. Onların yaşam tarzlarından ve bir araya geldiklerinde ne tür sorunlar ve ne tür çözümler hakkında konuştuklarından bahsedebilir misiniz? Çünkü filmde 5 ya da 6 kişinin bir odada oturduğunu gördüm,
C.N.: Hepsi bir aile. Evde birlikte konuşuyorlar; filmde gördüğünüz gibi dışarıda da insanlar hep bir arada. İnsanlar sorunlardan ve çözümlerden bahsediyorlar, ama onları kim dinliyor? İşte sorun bu, asıl sorun bu. Çünkü hükümet, örneğin, onları dinliyorlar, ama sadece “tamam, tamam, anladık—anladık” diyorlar, ondan sonra hiçbir şey yapmıyorlar. Hükümet ve şirketler; çünkü şirketler farkındalar. Pek çok insan büyük bir sorun içinde olduğunu farkında. Bunun farkındalar. Ama sana sadece şöyle diyorlar: “Seni ve sorunlarını dinliyoruz, halledeceğiz.” Biz de, “Ne zaman? Ne zaman?” diye soruyoruz. Tam olarak sorun da bu.
W.A.S.: Yani hükümet harekete geçmiyor. Dinlemiyorlar da.
C.N.: Bu muazzam, muazzam bir felaket konusunda çok az şey yapıyorlar. Bu konuda çok az şey yapıyorlar. Ama bu yetmiyor.
W.A.S.: Yetmiyor. Kesinlikle. Ama filmde gördüğüm kadarıyla, protesto etmelerine bile izin verilmiyor.
C.N.: Evet, çünkü böyle bir politika var. Çünkü Brezilya’da yolsuzluk var. Ve bu politika yoksul insanlar için değil. Şirketleri savunuyorlar ama “biz şirket için buradayız” demiyorlar, kesinlikle dışarıdan paraları var, anlıyor musunuz? Ve bunu idare etmek çok karmaşık çünkü “biz sizin için, yoksul insanlar için buradayız” diyorlar. onlar… “bu iyi değil” diyorlar. “Yardıma ihtiyacımız var. Yardım etmelisiniz.”
Politika şudur: Birisi bir şey yaparsa, şirketler bize ödeme yapmak zorundadır, zararı karşılamak için. Ancak onlarla bu konuyu görüşmek, tartışmak imkânsız.
W.A.S.: İki sorum daha var. Dün, filmden sonra size, özellikle insanların hayatlarını anlatırken kendilerini birer kurban olarak tanımlamaları konusunda bir soru sormuştum. Hayatın her yönünü kaybetmiş oldukları için kurban durumundalar.
C.N.: Evet, çünkü onların hayatının nehirle doğrudan bağlantılı olduğunu söylemiştim. Nehre ihtiyaçları var. Nehirle birlikte yaşıyorlar.
W.A.S.: O nehri, yaşamın bir referansı ve yaşamı koruyan bir unsur olarak görüyorlar.
C.N.: Evet.
W.A.S.: Aslında filmde bir kadın, “Biz direniş halkıyız” demişti. Size şunu sormak istiyorum: Bugün, neredeyse 10 yıl geçmiş, yaşam ve adaleti ne ölçüde sahiplenmişler?
C.N.: 10 yıl sonra. Suyu temizlemek için Bilim insanları beklememiz gerektiğini söylüyor. Belki de—örneğin 3 yıla ihtiyacımız vardır. Çok uzun bir süre, çünkü ne zaman olacağını tam olarak bilmiyoruz; çünkü nehir çok büyük, tekrar ediyorum, 650 km nehirden bahsediyoruz. Bunu nasıl onarabileceğimizi hayal etmek zor. Ne zaman olacağını bilmiyoruz.
W.A.S.: Bu derin bir belirsizlik hissi. Bilemiyorsun. Sadece bekliyorsun.
C.N.: Evet. Bilemiyorsun. Ve orada yaşayan insanlar için de durum aynı. Sorun da bu.
W.A.S.: Evet. Aslında bu çok zor duygular; beklemek, sadece beklemek.
C.N.: Ve sonraki nesiller, oğlum, kızım, bilmiyorum. İnsanlar orada yaşıyorlar. Orada kalıyorlar çünkü ebeveynleri ve aileleri orada. O zaman oradan ayrılmak imkânsız oluyor.
W.A.S.: Son sorum. Diğer insanlarla birlikte oturan ve kartı kullanan o kadın beni çok etkiledi.
C.N.: Evet, bir oyun kartı.
W.A.S.: Bir oyun kartı.
C.N.: Evet, bunu ben yaptım.
W.A.S.: Siz mi yaptınız?
C.N.: Evet. Daha önce yoktu. Evet, insanlarla tartışmak için yaptım çünkü sorunu bilen insanları bir araya getirmenin ilginç olacağını biliyordum. Ve ben oralı değilim, tam olarak buradan değilim. Bilmiyorum, bu sorundan doğrudan müzdarip değilim.
Peki ne demek istiyorsun? Daha ilginç olduğu için bir şey söylersem, bu empati olurdu. Onlara söz hakkı vermek ilginçti. Evet, söz hakkı.
W.A.S.: Evet, söz hakkı vermek... Kullandığınız çok önemli bir ifade bu. O oyun karta geri dönmek istiyorum. Kadın bir kart çıkartıyor. Ev nerede? Diye soruyor, “Ev nerede?”
C.N.: Ana karakter mi?
W.A.S.: Evet, ana karakter. Ve o, “evimiz, nehrimizin olduğu yerdedir” diye cevap veriyor. Bu olağanüstü bir ifade. Son olarak bununla ilgili ne söylersiniz?
C.N.: Onlar için durum bu. Ben de bunu öğrendim. Anladım ki nehir onlar için hayatın ta kendisi, gelecek, tüm olasılıklar; çünkü nehirle yaşıyorlar ve bu nehri seviyorlar. Nehir, anılarının bir parçası. Ama tamamen yok olmuş ve kirlenmiş durumda. Eskiden pazar günleri nehrin kenarında aileleriyle mangal yaparlardı, ailenin diğer üyeleri de oraya gelirdi... İşte hayat budur ama o hayat artık orada değil.
W.A.S.: Missing Rio Doce filminin yönetmeni Claudia Neuburn. Bugün bizimle birlikteydi. Bizimle olduğunuz için çok teşekkür ederiz.
C.N.: Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Benzer İçerikler
Ganj Nehri, Himalaya nehirleri… Özellikle de Assam ve Bengal’den geçen Brahmaputra’ya uzanan bu bölgelerin hepsinde mevsimsel sel yaşanıyor
Waseem Ahmad Siddiqui, Bilal Jamal
Ashish Kothari: “Biz 'Swaraj' deriz; bu, ‘kendi kendini yönetme’ anlamına gelir"
Waseem Ahmad Siddiqui, Ashish Kothari
“Batı’nın suçluluğu hakkında konuşmanın zorluğu”
Waseem Ahmad Siddiqui, Edgar Hagen