"Yaşananlar tercih edilen bir ekonomi politiktir"
Ekonomi Politik'te Ali Bilge, fon skandalını Türkiye’de yolsuzluğun sistemik hale gelmesi ve bir ekonomi politik tercih olarak işlemesi üzerinden değerlendiriyor; iktidarın skandalı çerçeveleme yöntemlerini, seçmenle kurduğu ekonomik ilişkiyi ve yolsuzluğun yaklaşan seçimlere olası etkilerini ele alıyor.
Özdeş Özbay: Merhabalar Ali Bey, günaydın!
Ali Bilge: Günaydın Özdeş, günaydın Suda!
Ö.Ö.: Bugünkü gündemimizde neler var?
A.B.: Fon skandalına devam edeceğiz ama öncesinde minik başlıklar aktarmak istiyorum: Nasıl bir Türkiye’de yaşıyoruz ve nasıl bir ortamda fon skandalını konuşuyoruz? İlki bir bütçe rakamı; Orman Genel Müdürlüğü’nün 6 aylık bütçe gerçekleşmelerine göre OGM 2026’nın ilk altı ayında yangınla mücadele ve orman korumaya 8,9 milyon TL ayırırken, Atatürk Orman Çiftliği arazisinde yer alan Cumhurbaşkanlığı sarayı önünde kurulan Beştepe Millet Ormanı için bütçesini kat be kat aşarak 467,6 milyon TL harcamış.
Ö.Ö.: Gerçekten mi? Bu gerçekten büyük bir fark! 8 milyon nere, 468 milyon nere?
A.B.: Saray, Atatürk Orman Çiftliği arazisi içine kurulduğundan orada zaten bir koruluk, ormanlık alan hep vardı O alanı daha da zenginleştirmek ve bir çeşit arboretum gibi yapılması isteniyor. Ülkenin ve dünyanın pek çok yerinden ağaçlar getirilerek zenginleştirerek millet bahçesi yapılıyor. Yangına yok ama sarayın önüne harcama çok! Anormal, asimetrik bir bütçe harcaması!
İkinci başlığımız, Türkiye’nin en büyük sanayi şirketlerinin bilançosunda göze çarpan feci duruma ilişkin; 50 büyük şirketin 6 aylık finansal tablolarına göre şirketlerin faizden elde ettiği gelirin tutar 100 milyar TL’yi aşmış durumda. Bunlar reel sektörden şirketleri; TÜPRAŞ gibi, Turkcell gibi, THY gibi şirketler. Türkiye’de şirketler ana faaliyet geliri ve karlarından ziyade, faiz gelirleri ile vaziyeti kurtarıyorlar. Artık şirketler kaynaklarını finansal varlıklara ve fonlara yatırıyorlar, oradan elde ettikleri finansal getiriler toplam gelirler içinde çok önemli bir yer tutuyor. Son fon skandalının ve el konulan fonlara para yatıran şirketlerin payı nedir? Bilmiyoruz. Faaliyet geliri elde edemeyenler faiz geliri elde ediyor, şirketler bu şekilde şirketler ayakta kalmaya çalışıyor. Endişe veren muazzam bir anormallik.
Üçüncü başlığım, epeydir paylaşamadığım bir haberdi. Nasıl bir Türkiye’deyiz? Fon skandalı nasıl bir Türkiye’de oluyor? Bodrum’da, Yalıkavak marinada bir mekanda yüzbinlerce dolar değerindeki kol saatleri üzerinde havyar servisi yapılmış.
Ö.Ö.: Neden bunu yaptılar?
A.B.: Kim olduklarını bilmiyoruz ama muhtemelen malum fonlardan anormal para elde kazananalardır. Görgüsüzlüğün daniskası denir buna. İşte böyle bir ülkedeyiz! Yüzbinlerce dolarlık kol saatinin üzerinde havyar servis ediliyor. Dünyada eşi benzeri pek yoktur herhalde?
Ö.Ö.: Tabakta kol saati ve onun üzerinde havyar mı var?
A.B.: Evet, kol saatinin üzerinde havyar servisi.
Ö.Ö.: Kol saatini mi yalıyorlar yani?!
A.B.: Yerken de muhtemelen saati de çiziyorlardır. Son başlığımız ise Erdoğan bugün Antalya’ya geliyor, peki neye geliyor? Antalya ‘da uluslararası uzay kongresi yapılıyor. Türkiye’de son yıllarda Uzay Ajansı adlı bir kamu kuruluşu oluşturuldu. Yeni bir kuruluş, faaliyet raporlarına bakmakta fayda var. İlginç, uzayın fethinin detayları daha sonra konuşuruz, evlere şenlik incelenmesi gereken bir kurum. Yeni bir kuruluş, somut ne yapmış belli değil ama biliyorsunuz dünyada her şeye talip oluyoruz, talip olduğumuz her şeyin başına da "Türkiye’yi, Antalya’yı tanıtmak ve turizmi geliştirmek için" diyoruz. Uluslararası Uzay Kongresi bugün Antalya’da Cumhurbaşkanın konuşması ile başlıyor. Fon skandalının ortasında uzayı konuşacağız!
Türkiye Uzay Ajansı'nın sitesine, faaliyetlerine bakmakta fayda var; değerli bir mizah unsuru olabilir. 2025 faaliyet raporuna baktığınızda, kurumun bulunduğu binanın kat planları yer alıyor. Göze batan başlıkları genişletmek mümkün ama böylesi bir ortamda üç haftadır muazzam bir fon yolsuzluğunu konuşuyoruz.
24 yıldır Apaçık Radyo’da sürdürdüğümüz programımızın adı Ekonomi Politik. Programlarda bakarız, inceleriz; devletin kaynakları nasıl dağıtılıyor, kimlere, hangi kurallara, hangi siyasi bedeller karşısında aktarıldığına bakarız. Kamudan servet ve sermaye transferlerinin kişilere ve şirketlere olup olmadığını takip eder, inceleriz.
Rüşvet ve yolsuzluk normal bir ülkede ahlaki bir sapma olarak değerlendirilir ancak yolsuzluk tekil olmaktan çıkmış ve sistemik hale gelmiş ise artık bu bir ekonomi politiktir. Belirli kişi ve kuruluşlara kaynak ve servet aktarım biçimi haline gelmiş ise bu artık iktidarın, rejimin uyguladığı bir ekonomi politik bir tercihtir. Bu tercih ile rejim yapılanmış ve ayakta duruyor demektir.
24 yıl boyunca yaptığımız programlarda, 150 kez değişen kamu ihale yasasına, kamu ihalelerine, imar izinlerine, kredi tahsislerine, verilen ruhsatlara baktık, özelleştirmelere baktık ki bu saydıklarım kamudan sermaye ve servet aktarım mekanizmaları olarak çalıştırılırlar, bunlar ekonomi politiğin temel konusudur ki bunların münferit ve istisna olmadığını sistemik zenginleşme, servet edinme, sermaye biriktirme aracı haline gelmiş olduğunu uzun yıllardır tespit ediyoruz.
Türkiye’de yaşanan bu fon krizi de listesini tutamadığımız benzerlerine eklenmiş bulunuyor. 17-25 Aralık olayları, 128 milyar doların kaybı, KKM’ler, NAS’lar TOKİ ihaleleri, özelleştirmeler, KOİ projeleri, şehir hastaneleri, otoyollar vb gibi faaliyetlere baktığımızda muazzam bir aktarım olduğunu, bunun ekonomi politik olduğunu, tercihlere göre servet edindirme politikalarının izlendiğini görüyoruz.
17-25 Aralık 2013 olaylarından sonra aylarca süren büyük bir kriz yaşandı, kaos oluştu. Bakanlar, bakan çocukları, banka genel müdürleri ortalıkta para sayma makinaları, ayakkabı kutusunda paralar, istifalar filan oldu, meydan karıştı. Bakanların yargılanmasına sıra geldi, Yüce Divan'a sevkleri söz konusu olduğunda, - bunları Ahmet Davutoğlu’nun ağzından dinledik - siyasi ahlak yasası mevzusu gündeme geldiğinde, mecliste kanun çıkarmak üzere hazırlıklara başlandığında, hatırlayalım Erdoğan ne demişti? "Bunları yaparsanız bu yasaları çıkarırsanız, partide ilçe başkanlığı yapacak bir kişi bile bulamazsınız." Altını çizelim; Türkiye’de yolsuzluk mevzuları ekonomi politik içinde ele alınması gereken bir tercihler dizisidir.17-25 Aralık büyük bir olaydır ama tabanı geniş değildir; uluslararası ve içerideki etkileri, tepkileri ve aksı büyüktür.
İktidar o dönemde yolsuzluk skandalı üzerine neler yaptı? Bugün neler yapıyor? Doğru soru da şu: Yolsuzluk skandallarında otoriter rejimler nasıl bir politika izliyorlar?
Fon skandalı içindeyiz, iktidar ortağı Bahçeli 3-4 gün hiç konuşmadı, sonrasında ise yazılı bir açıklama yaptı. Bahçeli ve Erdoğan’ın fon skandalına ilişkin değerlendirmelerine baktığımızda, bu olayı çerçevelemeye, sınırlamaya çalıştıklarını görüyoruz. Yolsuzluk olduğu apaçık ortadayken kabul etmekten başka çare yok ama beraberinde başka yolsuzluk ve kanunsuzluklar da ortaya konuyor; çeşitlendirme hemen devreye giriyor, başka hedefler gösteriliyor. Politik olarak yargı eliyle devam eden belediye operasyonları ile eşdeğer kılınmaya çalışılıyor, skandal sınırlama ve çerçeve içine alınmaya çalışılıyor. Skandalın sistemik bir durum olmadığı, kaynağının rejim olmadığı, ekonomi politik bir tercih olmadığı örtülerek meselenin üzerine gidileceği de ihmal edilmeden skandal çerçeve içine alınıyor.
17-25 Aralık’ta skandal “paralel yapı” ile çerçevelendirilmişti. 17-25’de eski ortak suçlanıyordu, hem terörist ilan edildi, hem haşhaşi ilan edildi, hem yolsuzluğun kaynağı eski ortak oldu, hem de iç ve dış mihraklar da bunlara eklendi. Dış mihraklar oldum olası iktidarların skandallar karşısında kullandığı bir argümandır. Son fon olayında pek kullanılmadı; şu ana kadar bir kişi, "İsrail kaynaklıdır bu fon skandalı” demiş.
Seçimli otoriter rejimlerde yaşanan yolsuzluklarda iktidarlar seçmen ile olan bağı nasıl yönetiyor? Biraz da ona bakalım: Evet, demokratik olmayan bir seçim yapılıyor, seçim kurullarının, yargının ve medyanın hakimi bir iktidar var. Sandık sonuçlarına rıza gösterilmiyor, muhalefetin sandığa yansıyan iradesi seçim sonrasında yargı eliyle iktidarın inisiyatifine geçiyor ama tüm bunlara rağmen seçimler yapılabiliyor - garip ama gerçek böyle. Uluslararası kuruluşların onaylamadığı, “demokratik seçimler değil” dediği seçimleri yapıyoruz.
Ülkemizin ve dünyanın deneyimlerine baktığımızda yolsuzluk skandallarının tek başına iktidarı düşürmediğine tanık oluyoruz. NAS’ta, 128 milyarda, KKM’de, 17-25 Aralık’ta da böyle oldu. Belli bir kesime ciddi bir transferi yaşanmasına karşın seçmen nezdinde büyük kırılmalara yol açmadı. Nedenini incelediğimizde şunu tespit ediyoruz: Otokratik rejimde büyük bir yolsuzluk yaşanmış ancak iktidar yoksul ve orta gelirli seçmenin tabağına bir şeyler koyuyorsa, toplumsal kesimlerin sınıfsal durumuna göre onlara küçük de olsa ianeler verebiliyorsa, minik transferler yapabiliyorsa seçimlerde yolsuzluğun etkisi çok büyük olmayabiliyor, iktidar aleyhine büyük sonuçlar olmayabiliyor.
Bir seçimde pahalı kaynaklarla kredi garanti fonundan para dağıttılar, böyle seçim alındı, bir seçimde de dış kaynaklardan imkan sağlandı. Putin, Botaş’ın borcunu erteledi, bu sayede topluma “ ianeler” dağıtıldı. Toplumsal kesimlere bir şeyle verilmesi seçimlerde yolsuzluğun olumsuz sonuçlarını etkileyebiliyor. Önümüzdeki seçimlerde dostumuz Trump’ın ülkemize açacağı swap kanalları devreye girebilir çünkü dağıtabilecek kaynak pek yok. Doğrusu yoksula dağıtabilecek maddi anlamda bir şeyler verebiliyorsa yolsuzluğun tahribatı beklenen ölçüde olmuyor. Seçmenin hafızası da geriye dönük çok uzun değil, yapılan araştırmalarda seçmenin büyük çoğunluğunun iktidar uygulamalarına dönük olarak hafızası 1 yılla 6 ay arasında bulunuyor. Son 6 ayda ne verdiyseniz onu öne çıkararak tercihlerde bulunuyor.
Demokratik rejimlerde seçmenin yolsuzluğu karşılama refleksi ile otoriter rejimlerdeki toplumsal refleksi farklı oluyor.
Sorumuz şu: Otokratik rejim önümüzdeki seçimlerde yolsuzluğun seçmen üzerindeki etkisini azaltacak bir kaynak ayırabilecek mi? Hayatları alt üst olmuş yoksulların, büyük fon skandalı nedeniyle de daha da perişan olmuş yoksullara, seçmenlere emeklilere bir şeyler verilebilecek mi? Vereceği kaynağı nereden bulunacak? Fon yolsuzluğunun seçmen üzerindeki tahribatını azaltabilecek mi? Yolsuzluk seçmenin iktidara var olan tepkisini daha da mı artıracak?
İktidar seçmen nezdinde erimeye devam ediyor Son seçimlerden bu yana ekonomide çok başarısız bir performansınız var, üstüne üstlük 20 milyar dolarlık ek bir maliyetle de karşı karşıya kalmış durumdasınız. Ne yapacaksınız?
Önce çerçeveleme sınırlama, eşitleme yapılıyor, "Belediyelerin de üstüne gidiyoruz, orayı da hallediyoruz, burayı da halledeceğiz" deniyor. Bazı kuvvetli kurbanlar seçiliyor ama partide ve seçmende muazzam bir infial olmasına karşın, bastırılıyor, büyük bir tepkinin dillendirilmesi önleniyor. İktidar medyanın büyük çoğunluğunu, neredeyse %99’unu elinde bulunduruyor, fon yolsuzluğunda da etkin bir şekilde medyayı kullanıyor .
Fon skandalının tabanı diğer skandallar gibi değil, oldukça geniş bir tabanı bulunuyor. 2 milyonluk bir kitleyi etkiliyor, irili ufaklı kimler nasıl etkilendi bilmiyoruz. İçlerindekiler hangi gelir eşiklerinde, kimler bu fonlara para yatırdı, partililerin ya da parti sempatizanların sayısı nedir? Orta gelirliler, yoksullar ne kadar buraya rağbet etti? Çocuğunun okul taksitini ödemek için maaşından artırdığını yatırıyor, borç alıp yatırıyor, ev satıp yatırıyor. Pek çok nedenle fon skandalının etkisi yüksektir. Bu nedenle parti yönetimi değişsin, olağanüstü kongre yapılsın çağrıları da oluyor.
Ancak otoriter rejimlerde bu tür durumlarda lidere hiç dokunulmuyor; genellikle liderin çevresine yakın insanlardan, aferistlerden, sofra müdavimlerinden, (Cumhuriyetin ilk dönemlerinde Falih Rıfkı‘ya göre) ‘Padişahım çok yaşa’cılardan suçlu çıkarılıyor. Lider suçsuzdur, olan bitenden habersizdir. Yolsuzluk tamamen inkar edilmez ama rejimin, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin işleyişinden kesinlikle kaynaklanan bir durum değildir. Olan bitenler liderin zaaflarından, sistemin zaaflarından istisnadır. Sorun çürük elmalardır! İktidar ortaklarının açıklamalarına baktığımızda da bunu görüyoruz.
Ö.Ö.: Tabii, “Devletimiz gerekeni yapıyor,” diye bakıyorlar. Herhalde şu da ilginç olsa gerek; siz de söylediniz, seçimlere az bir vakit kalmış durumda. Mesela şimdi 100 milyar dolarlık bir etkisi olabilecek fon meselesi gündemde. Yani bu müdahale yapılmasa aslında böyle bir kayıp olmayacaktı, kimsenin de fonlarda böyle krizler olduğundan çok ruhu duymayacaktı.
Bunun nedenini soracaktım çünkü sanki şu da var: Bu fon krizinin patlama sebeplerinden biri de yurt dışına çok yüksek miktarda para çıkarılmasıydı. Zaten Türkiye’nin bir kaynak krizi var ve hatta dışarıdaki paraların Türkiye’ye getirilmesi için AKP birtakım aflar falan çıkarmıştı.
A.B.: Evet, Varlık Barışı.
Ö.Ö.: Evet, böyle şeyler yapılıyordu.
A.B.: Varlık Barışı devam ederken oldu bu.
Ö.Ö.: Aynen, bu fonlardan büyük kazanç sağlayanların paralarını bir de yurt dışına çıkarması, herhalde düğmeye basılmasını sağlayan şey oldu diye sorayım.
A.B.: Varlık barışının sonuçlarına ilişkin bilgimiz yok, henüz zikredilmedi. Zaten uygulamanın süresinin bitmesine daha var, takip etmeye çalışıyorum. Ama şu kadar döviz, para neyse geldi diye bir açıklamaya rastlamadım. Elbette, 'çok para gelsin, ister kara, kirli, neyse, yeter ki gelsin çünkü ülkenin kaynağa ihtiyacı var’ diye bakılıyor. Ancak Varlık Barışlarına baktığımızda çok büyük meblağlar beklenir ama genellikle de beklenenin altında gelir. Fon skandalından elde edilen paraların yurt dışına ne kadarı çıkarıldı, bilmiyoruz , kimler bunlar bilmiyoruz. Ancak Hazine Bakanı görüyordu, bir yıldır rahatsızlığını dile getiriyordu.
Fon skandalına adım adım yaklaşırken, üstelik bir de Varlık Barışı çıkarıldı ve uygulamaya geçti. Suni bir şekilde yükselt parayı, üç bine katla, sonra yurt dışına çıkar, daha sonra getir Varlık Barışı'na sok. Bu zincir ne ölçüde gerçekleşti bilmiyoruz. Şimşek, fon uyarılarını önceden yapıyor ama arada Varlık Barışı düzenlemesi çıkarılıyor.
Dış kaynaklarla ancak ayakta duran bir ekonomimiz var. Yüksek faizi veriyorsun, dış kaynak geliyor ve son zamanlarda gelen de dış kaynak riskini göze alanlardan. Ekonominiz IMF denetimindeyse , piyasaların sevdiği inandığı bir program içindeyseniz dış kaynak daha rahat gelir; değilse uçmuş vaziyettesiniz , gelmez ya da riski seven kısmı gelir.
Dış kaynaklar geldiğinde bankacılık sistemi bu kaynaklardan yararlanarak kredi hacmini genişletiyor. Kabaca anlatıyorum; sonra tüketici kredileriyle, ev, araba kredileriyle ekonomi canlandırıyor. İktidarlar bunu isterler ama gidişatı riskli gören yabancılar, fon olayını tespit etmiyorlar mı? Elbette tehlikeli bir gidişatı gördüler; büyük bir hacim, çığ geliyor ve sonunda büyük uyarı finansal sermayenin uluslararası kanadından Türkiye’ye geldi. Uyarılar, raporlar sonucunda artık müdahale edilmek durumunda kalındı ve patladı.
İster mi seçim öncesinde böyle bir durumu, skandalın patlamasını? Olmasını istemez, seçim sonrasına erteler ama buna engel olamadı. O zaman ne yapıyor? Çerçeveleme yapıyor, “Etkisi sınırlıdır” diyor. Türkiye’nin para vererek kendini değerlendirdiği kredi derecelendirme “sistemik bir risk yok” vs. der. Evet, kaynak akışının devam etmesini sağlamak için elden gelen yapılır.
Toplumla ilişkiler yönetilir, parti ve seçmende büyük huzursuzluklar var ama şikayetleri dile getiren hemen kuşatılıyor, geri çark ediyor. ‘Bugüne kadar yaptıklarına göz yumdum, itaat etmezsen bugüne kadar aldıklarını verirsin ya da bundan sonra hiçbir şey alamazsın’ mesajı veriliyor. Üstte büyük havuzlar, aşağıda küçük havuzlar. Aşağı kadar gidiyor bu mekanizma, muhtarlara kadar inen bir menfaat dağıtım dizgesi oluştu. Kaybedenler sesini yükseltmeye başladığında mazi hatırlatılır, ‘Artık havuzdan, bu yoldan çıkacağım’ diyenler cezalandırılır.
Fon skandalı sonrasında sorunu çözmek üzere oluşturulan bir kurul toplanışında basına servis edilen bir fotoğraf var. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ortada, solunda bakanlar ve bürokratlar, karşısında da tüm AKP genel başkan yardımcıları. İşte bu fotoğraf işin gerçeğini, mozaiğini anlatıyor. Bir tarafta bakan ve bürokratlar, karşı tarafta AKP başkan yardımcıları, portada saray. Konunun özeti bu fotoğraftır.
Belli ki parti çok etkilenmiş bu fon skandalından. Yaşanan önceki skandallarda, krizlerde böyle fotoğraf görmedim. Hükümet oturur bürokrasiyle birlikte bu sorunu çözmeye çalışır, partinin yönetimiyle oturmaz.
Ö.Ö.: İçeriden gelen itirazlardan bir tanesi de, biliyorsunuz, İstanbul Milletvekili Serkan Bayram’dan geliyordu. İlginç açıklamalar yapıyordu ama dün geri adım atmış.
A.B.: Hemen büktüler değil mi?
Ö.Ö.: Evet tabii, hemen geri adım atmış. “Sözlerim yanlış anlaşıldı, çarpıtıldı. Cumhurbaşkanımızdan helallik istiyorum,” diyor. Gerçekten ilginç açıklamaları vardı. Mesela, “Adalet böyle giderse Türkiye uçuruma ve sosyal patlamaya gider. Reis neşteri vursun, partideki virüsleri temizlesin,” diyordu. Alenen partiye bir gönderme vardı. Bunlardan dolayı özür dilemek durumunda kalmış.
Bir yandan da, “Benim heybem boş, o yüzden ben rahat konuşuyorum,” diyor. Bence bu da anlamlı bir vurgu.
A.B.: AKP; parti-devlet olunca, demokrasilerde gördüğümüz parti hüviyetini yitirdi. Partinin yöneticilerini tanımıyoruz bile; Ömer Çelik çoğunlukla bilinen isimdir. Uzun süren otokratik iktidarlarda yöneticiler sık sık değiştirilir, ödül ve ceza sistemi uygulanır, eleştirenler küme düşer, gider, yenileri gelir.
Parti içine de, parti dışına da, toplumsal tepkiye de çerçeveleme uygulanır, öfkeyi dağıtma operasyonları yapılır. Fon yolsuzluğunun yarattığı kırıklığın seçime yansımaması için elden gelen yapılacak ama kırıklığı azaltmanı yolu seçmen verecek kaynağın bulunmasıdır. İktidarın tek çapası Trump’la geliştirdiği olağanüstü ilişkiler olduğu anlaşılıyor; önceki seçimlerde swap kaynakları kullanıldı, dış denge tamir edildi, içeriye de bir kaynak pompalanması oldu.
Seçmenle ‘al-ver ilişkisi’ üzerine kurulu bir yapı var. Bu yöntem iktidarın seçmenle yolsuzluklarda uyguladığı çok önemli bir ilişki biçimidir. Ancak iktidarınızın iktisadi performansı yoksa, ekonomik büyümesi yoksa, vatandaşa bir şey veremiyorsan o zaman yolsuzluklar seçimlerde olumsuz yansımalara yol açıyor.
Seçmen nezdinde yolsuzluk iktidarın meşruiyetini kendisine bir şey vermezse ya da az verirse azaltıyor. Son yıllarda bu anlamda perişan bir 16,5 milyon Türkiye’nin emeklisi var ve bunun %85’i açlık, yoksulluk sınırının altında maaş alıyor, asgari ücret durumu belli.
Erime sürecine girmiş bir iktidar vardı, bu iktidar ne yaptı? Bölme-parçalama yaptı, muhalefeti eritme ve satın alma ile geçen bir 2 yıl yaşadık ve devam ediyor . Erdoğan’ı seçimlerde yenebilecek rakibi Ekrem İmamoğlu içeride, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin AKP’ye geçmesi eli kulağında , 8 üyeye kalmış durumda, her gün bir belediyede operasyon oluyor.
İktidarlar etnik ve dini kimlikle de seçmenle bağını kurar. Ne yapar, geçmişte ne yapıyordu? 2015 seçimlerinde çoğunluğunu kaybetti, iktidar sonra şiddet ve terör mevzusu üzerinden seçmenle korku üzerinden bağ kurdu, Kasım 2015’te başarılı oldu, yeniden iktidarını tek sürdürme imkanı buldu. Son olarak şunu söylemek lazım, yaşananlar tercih edilen bir ekonomi politiktir.
Ö.Ö.: Peki, çok teşekkürler Ali Bey. Haftaya Ömer Bey varken tekrar görüşürüz.
A.B.: Görüşürüz, hoşçakalın!
Benzer İçerikler
"Bürokrasi ve yargıya siyasi rejim egemen ise ve üstelik bu rejim otokrasi ise bürokrasi elini kıpırdatamıyor"
Ali Bilge
Türkiye'nin ekonomi programı
Ali Bilge
“Sivil toplum bitiriliyor, çıtı çıkmayan bir toplum isteniyor”
Ali Bilge
'Otokratik bir rejim içinde yeni bir seçime gidiyoruz'
Ali Bilge