"Gelir dağılımını boza boza, tahrip ede ede, bombalaya bombalaya bir dezenflasyon programı uyguluyoruz"
Ekonomi Politik'te Ali Bilge, fon skandalının siyasi ve bürokratik boyutlarını, sorumlulara yönelik işlem yapılmamasını ve krizin ekonomi üzerindeki etkilerini değerlendiriyor; yüksek enflasyon, gelir dağılımındaki bozulma, muhalefete yönelik baskılar ve seçim tartışmaları üzerinden Türkiye'nin ekonomi politik gündemini ele alıyor.
Ömer Madra: Günaydın Ali Bey, merhabalar!
Ali Bilge: Merhaba Ömer Bey, merhaba Özdeş!
Özdeş Özbay: Günaydın!
Ö.M.: Ortaya karışık yaparız diye konuşmuştuk ama sizin için de uygunsa bu fon meselesini biraz daha merkezde konuşabiliriz. Özellikle 200 ve 50 liralık banknotlardaki imzaların da...
A.B.: İmza sahipleri içeride değil mi?
Ö.M.: Evet, inanılır gibi değil. Uydurulsa kolay kolay yapılamazdı ama doğru. Erkan Kilimci, Emrah Şener ve son olarak Taha Çakmak, banknotların üzerinde imzası bulunan en sorumlu maliyeci bürokratlar, şimdi bu fon skandalının içindeler. Nasıl yorumlayacağız?
A.B.: Fon skandalının üzerinden , bir ay geçmesine rağmen ilerleme yok, Meclis’te konuya ilişkin 10 önerge verildi, kabul edilmedi. İstifa müessesesi yok zaten, affedilme müessesesi var. Kurumlardan birinde bile sorumluluk hissedip istifa eden yok ya da “Affettim seni, kenara aldım, açığa aldım” yok. Fonların açık ve kapalı dönem listeleri açıklanmadı. Kimler çıktı, kimler çıkamadı? Bilmiyoruz. Sorumlular hakkında herhangi bir işlem yok, yatırımcılar hakkında işlem yok. Özellikle çıkış sürecinde satıp çıkanların isimlerini bilmiyoruz. Bazı kurban seçilenler var, onlar dışında bilmiyoruz.
Geçen haftalarda bir fotoğraftan söz etmiştim. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında fon faciasını konuşan kurul toplantısına ilişkin bir fotoğraftı; bir tarafta ekonomi bakanı ve bürokratlar, diğer tarafta partinin üst düzey yöneticileri , genel başkan yardımcıları bulunuyordu. Bu fotoğraf meselenin nerede döndüğünü, işin özünü gösteriyordu. Gazetecilik hayatımda pek çok skandal gördüm ama böyle fotoğrafa rastladığımı hatırlamıyorum. Genelde böyle durumlarda hükümetin ilgili bakanları bürokratlarla, teknokratlarla birlikte toplanır ve çözüm bulmaya çalışır , parti kadroları ile toplanılmaz! Bu fotoğraf , muhatabın adresini açıkça neresi olduğunu gösteriyordu. Bu fotoğraf fon vurgununun nerede döndüğünü, özünün, öznenin nerede olduğunu gösteriyordu.
Şimdi bu işin içinde, yargı dahil her türlü bürokrasisinin, külliye, milletvekilleri, partinin , cemaat ve tarikatların da olduğu anlaşılıyor. Çok geniş bir çerçeve var. 455 bin yatırımcının yayılımını bilmiyoruz ama rahatsız olanların ifadelerine baktığımızda geniş bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz.
Dolaysıyla, suçlular arasında seçim yapmak zorunda kalıyorsunuz bu da pek kolay olmuyor. Bir tarafa yıkamıyorsunuz. Çünkü ona değen bana değiyor, bana değen ona değiyor. Anladığım kadarıyla olayımızda suçlular da birbirini ütmüş vaziyette. Bu nedenle parti ve bürokratik yapı da çok karışmış vaziyette. Kurban belirlemede de zorlanıyorlar. Şu anda düşünülen, “Hepsini nasıl kurtarabiliriz? Bunların peşinde olduklarını anlıyorum ama olmuyor.
İşin içinden çıkmakta zorlanıyorlar. O yüzden bilgiler saklanıyor, sadece bir çerçeveleme yapılıyor, hafife alma turları düzenleniyor. Tabii ki bunun sonucunda medya üzerine baskı geliyor. Konuyla ilgili yazan çizenler içeri alınıyor, konunun üstünde duran medya kuruluşları baskı altına alınıyor. Buna karşın fon vurgunundaki pozisyonu açıkça belli olan eski bakana AKP Genel Başkan Yardımcısı’na, sarayın manevi evladına ve ailesine dokunan yok. Gördüğümüz tablo bu.
Bugün Türkiye’de içinde bulunduğumuz rejime otokrasi demek bana göre hafif kalıyor. Otokrasinin ötesine geçmiş bir tanımı artık kullanmak durumundayız. Nasıl ve ne şekilde kullanabileceksek..
Geçen hafta en önemli muhalif organa HALK TV’ye kayyum atandı, kanal susturuldu, tamamen bitirildi. T24’e erişim kaldırılıyor . Muhalif basın susturuluyor ve ana muhalefet susturulmaya çalışılıyor. Önümüzdeki süreçte şunlar sürpriz olmamalı. Peki neler olabilir? CHP ve DEM iktidara destek çıktığı takdirde, fezlekelerin gündeme getirilmesi ve Anayasa değişikleri ile Erdoğan’ın yeniden seçilmesi pekâlâ mümkün olabilir. Fezlekeleri yürürlüğe girmesi ile Yeni Parti de felç edilebilir. Yeni Parti’nin teşkilatlanma aşamasında bir parti olduğunu da göz önünde bulundurmak lazım.
Bunlar TBMM gündemine gelebilir. Bu şekilde de “asrın soygunu” diye adlandırılan...
Ö.M.: “110 milyar dolarlık asrın vurgununa dönüştü” diyor Özgür Özel de. “Başlangıçta 20 milyar dolar hesaplanıyordu, borsada değer kayıplarıyla birlikte büyüdü ve 110 milyar dolarlık bir krize dönüştü. Tarafsız hesaplamalarda yaratılan son tahribatla birlikte 110 milyar dolara ulaştı” diyor. “Kimdir sorumlu olan? Lafı hiç eğip bükmeyelim, üç kelimeyle Recep Tayyip Erdoğan.”
A.B.: Geçen bir ayda içerideki durumlara ilişkin bilgiler sızıyor. Tamamı olmasa da ucundan çıkıyor. Fonun resmi batışından önce bilgi alıp çıkış yapan bakan yardımcısı ve AKP Genel Başkan Yardımcısı olduğu gibi, sızıyor , fonun içinde kalanlar ve önceden bilgi alıp çıkanlar arzı endam ediyorlar, tamamı olmasa da her gün bir şeyler dökülüyor , son bilgi yetkilisinden geldi , bu çıkışlara finansman da İşsizlik Fonu’ndan sağlanıyor! Böyle bir rezalet olur mu?
Ö.M.: Evet, inanılır gibi değil.
A.B.: Daha neler, ne tüy dikmeler göreceğiz?
IMF ve Dünya Bankası’nın yılda iki toplantısı olur, bu klasiktir. Biri ABD'de, diğeri başka bir ülkede olur. Şimdi Asya’da bir ülkede oluyor. Mehmet Şimşek, bu toplantılara gitmiyor, katılmıyor. Fon vurgunu yaşanırken nasıl gideceksiniz? Bu toplantılara ekonomi bakanları, merkez bankası başkanları katılır. Bizimkiler her sene yel yepelek giderler, çünkü uluslararası piyasalar buradadır. Borç alacağın, tahvil satacağın kurumlar buradadır , Türkiye’ye borç verenlerin bulunduğu arenalardır bu toplantılar. 100 milyara yakın iktisadi etkisi olan bir fon vurgunun yaşayan ülkenin Maliye Bakanı olarak sorulara muhatap olmak hiç kolay olmamalı.
Ö.M.: Evet, Uluslararası Para Fonu’ndan bahsediyoruz.
A.B.: Evet, Zaten enflasyonu dört yıldır düşüremediğimiz bir program uyguluyoruz! Benim iktisat yayıncılığı hayatım sürekli enflasyonun nasıl düşürüleceğine ilişkin yöntemleri konuşmakla geçti. Heterodoks yöntemleri, Ortodoks yöntemleri, İsrail deneyimini, Latin Amerika, Asya, Doğu Avrupa vb. örnekleri incelemekle geçti.
Dünyada hali hazırda bizim gibi yüksek enflasyonlu fazla ülke yok. Arjantin, Somali falan var, yüksek faiz ve enflasyonda en ön sıralardayız. İş böyle olunca , yüksek enflasyona sahip ülkeler azalınca, dünyada akademik ve ampirik enflasyon çalışmaları yapanlar azalmış. Eskisi gibi ilgi yok. Ama biz hâlâ yüksek enflasyondayız. Üstelik dört yıldır, gelir dağılımını boza boza, tahrip ede ede, bombalaya bombalaya bir dezenflasyon programı uyguluyoruz. Dünyanın en uzun dezenflasyon programı, sürekli başarısızlıkla sonuçlanıyor. Her sene, her ay revize ediyoruz bu programları.
Ö.Ö.: Üstelik enflasyonu yüksek olup Türkiye kadar yüksek olmayan ülkeler arasında Ukrayna gibi beş yıldır işgal altında olan ülkeler de var, İran vs. var. İnsan, “Nasıl oluyor?” diyor.
A.B.: Enflasyon çalışan akademisyen, uzman azalmış çünkü artık yüksek enflasyonlu çok fazla ülke yok. Savaşan ülkeler bile kontrol altına alıyorlar. İlgili literatürde de azalma var. Hâlbuki 80’li, 90’lı, 2000’li yıllarda içimiz dışımız bunlarla geçerdi.
Ö.M.: Evet, gayet net olarak hatırlıyorum ben de.
A.B.: Aman Allah’ım, ölürdük! İsrail ne yapmış, Michael Bruno ne demiş, Latin Amerika’da nasıl uygulamış? Söyleşilerle, araştırmalarla geçerdi hayatımız , deneyimleri öğrenmeye çalışırdık. Şimdi bunlar azalmış, ama Türkiye’de enflasyon hâlâ çok yüksek , yukarıda.
Sanayi üretimimizin gerilediği bir ortamdayız. Konkordato ilan eden edene, kur politikasıyla batan batana. İşte böyle bir ortamda fon krizi kasırgasına yakalandık. Zaten zayıf bir ekonomi, bir de böylesine bir fon vurgunu karşı karşıya kalındı.
Geçen haftalarda da konuştuk, skandalın tabanı geniş, büyük bir tabanı var. Ama kimse farkına varmamış, kervan yürümüş gitmiş, haberleri yokmuş! Bir deyiş, yeni bir ata sözünü öğrendim; tam yerine geldi söylemem lazım; söz şöyle ; “Hünkârın haberi olmadan eşkıya kervan soymaz” diyor. Bundan herkesin haberi var. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in haberi var, bir sene önce ikaz ediyor ama yardımcısı da işin içinde..
Ö.M.: Evet, çok ilginç. Mesela bu konuda biraz önce değinme fırsatı bulduğumuz Karar gazetesinden Yıldıray Uğur’un yazısına bir kez daha dönecek olursak, “Bu dolandırıcılığı en azından izleyip işlerini yapmadıkları kesin olan BDDK, SPK, Borsa İstanbul yöneticilerinden tek bir tanesinin koltuğundan olmaması, hatta bu isimlerin hâlâ fon krizine çözüm masasında oturmaya devam etmesi, sadece bu krizin değil, devletin de kötü yönetildiğini gösteriyor” diyor.
A.B.: Bakın yıllardır Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi için sürekli kullandığım bir metafor vardır: 'Bu lokomotif bu vagonları taşıyamıyor' diyorum . Bu örnek olayımızda bunu görüyoruz.. AKP kurucularından biri “40 milletvekili var bu işin içinde” diyor. Başta anlattığım fotoğraftan da bunu anlıyoruz. Kim ne kadar yararlandı, kim ne kadar zarar gördü? Kim kimi üttü, bilmiyoruz. Bürokrasi ve partinin işin içinde olduğu anlaşıyor.
Ö.M.: BDDK’nın da, SPK’nın da, Borsa İstanbul’un da yöneticileri, hepsi dâhil. Manipüle edilmiş Özata şirketinin tutuklanmış yöneticisinin kayınpederi hâlâ Hazine Bakan Yardımcısı, babası da hâlâ BDDK Etik Kurulu üyesi. Alay eder gibi bir durum.
A.B.: Devlet Denetleme Kurulu Başkanı aynı zamanda Borsa İstanbul Yönetim Kurulu üyesi! Kimin eli kimin cebinde? Ortada acayip bir durum var, o yüzden işin içinden çıkılamıyor.
17-25 Aralık’ta sınırlıydı. Skandal çok büyüktü ama böyle yayılmış bir durum yoktu. Türkiye’de kurulan sistem, yolsuzluk bir ekonomi politiktir , bir tercihtir demiştik önceki programlarda. Ancak bu vurgunda çok fazla iç içe geçmişlik var,
bu durum, iktidar ortakları arasında da iktidar partisi içinde de gerilim yaratıyor.
Fon vurgunundan doğan zarar eninde sonunda bütçe kaynaklarından karşılanacak, daha önceki krizlerde de yaşadığımız gibi. Ancak 2027 bütçesi sınırlı bir bütçe. Zaten, Türkiye ekonomisi kasırga üzerine kasırga yaşıyor. Suç örgütü gibi çalışan bir mekanizma kuruluyor ve herkes biliyor ki bu iş tehlikeye doğru gidiyor. Sonunda yabancılar postasını koyuyor ve çıban patlıyor.
Meselenin üstünü ne kadar kapatmaya çalışsanız da sızıntı ve akan irini engelleyemiyorsunuz. Ama üstünü örtmek için elden gelen esirgenmiyor ancak AKP iktidarını sarsacağı muhakkak.
Nasıl bir ortamda bu fon vurgunu ile karşılaştık? Mekke Anlaşmasının içeriği açıklanmamışken , Meclis’e sevk edildi mi onu da bilmiyorum,
Ö.M.: Edilmemişti.
A.B.: Azerbaycan ile bir kriz başlamış durumda
Ö.M.: Evet, o da başörtüsü krizi ama ona da değinmeye pek fırsatımız olmadı.
A.B.: Bunların hepsi başlı başına program konusu COP31’de de Kıbrıs krizi yaşanmış, ondan haberiniz var mı?
Ö.Ö.: Nasıl yani?
Ö.M.: Ben de bilmiyorum onu.
A.B.: Ona biraz değinelim o zaman. Avustralya ev sahipliğini Türkiye’ye bırakmış ama lider ülke Avustralya.
Ö.Ö.: COP başkanı Avustralya, resmi müzakerelerin başında o var.
A.B.: Evet, biz sadece düzenleyici ülke olarak varız. Avustralya, “Maliyetine değmez, biz bunu Türkiye’ye bırakalım” demiş. Türkiye de üstüne atlamış.
Ö.Ö.: Aslında Türkiye biraz dayattı kendini.
A.B.: Kendisi istedi yani?
Ö.Ö.: Evet.
A.B.: Ortak ev sahipliği modeli benimsenmemiş. Türkiye, “Biz yapacağız hem de turizm kenti Antalya’yı tanıtacağız” demiş.
Ö.Ö.: Avustralya’nın karar almasında Türkiye’ye danışma zorunluluğu gibi şeyler var ama müzakere başkanı resmen Avustralya.
A.B.: Nitekim Nisan ayında BM bilgilendirme toplantısına, Kıbrıs Rum kesimi dediğimiz, Kıbrıs Cumhuriyeti toplantıya çağrılmamış , alınmamış. Bu bir kriz yaratmış. Kıbrıs’ın hazırlık sürecinin dışında tutulması sonucunda, Yunanistan ve Rum lider, AB ve BM nezdinde harekete geçmişler. Elbette Türkiye üzerine baskı yapılıyor. AB’de 27 ülke var , “Hep birden ya da hiçbiri” tehditleri oluyor. Çok ciddi gerilimler olmuş . “Bu konu AB ‘nin meselesidir, COP31’de tüm üye ülkeler eşittir, Kıbrıs’ı davet etmek zorundasınız, doğal katılımcı ülkedir” baskıları sonucunda Türkiye, bizim Rum yönetimi dediğimiz Kıbrıs Cumhuriyeti’ne davet mektubu göndermek durumunda kalmış. Ancak davet mektubunun kim tarafından imzalandığı bilinmiyor. Böyle bir gerilim yaşanarak COP31’e gidiyoruz. Fon vurgunu da böyle bir ortamda yaşanıyor.
Seçimle ilgili gelişmeler oldu açıklamalar yapıldı. Cumhurbaşkanlığı danışmanı Mehmet Uçum, “ seçim 2028’in Mart ayında olacak” şeklinde bir açıklama yaptı. Türkiye’de seçimlerin nasıl ve hangi tarihte yapılacağını bir bürokrattan öğrenmiş olduk. https://www.evrensel.net/haber/6005094/cumhurbaskani-basdanismani-mehmet-ucumdan-secim-aciklamasi-tarih-buyuk-oranda-netlesti
Ö.Ö.: Buna AKP içerisinden bile itiraz geldi biliyorsunuz. “Bizim haberimiz yok, Mehmet Uçum kesinleşti diye haber veriyor” şeklinde. Erken seçim olacaksa zaten bunun kararının parlamentoda alınması gerekiyor.
A.B.: Seçimlerin nasıl yapılacağına ilişkin Anayasa’da ve yasalarda düzenlenmiş bir prosedür var. Saray danışmanının seçimleri 2028 ‘de yapılacağını söylemesi bize şunu gösteriyor: Fon vurgunu kasırgası seçimlerin 2028’e ertelenmesini gerekli kılıyor. Çünkü vurgunun dumanı henüz tüterken seçimlere gitmek pek mümkün değil. Galiba Abdülkadir Selvi yazdı, "Fon krizi AKP’nin oylarını 3,5 puan düşürmüş."
Ö.M.: Evet, Abdülkadir Selvi yazdı.
A.B.: Fon skandalı ile böyle bir gerileme sürecindeyken seçimleri bir yıl önceye almak göze alınacak bir durum değil , ayrıca CHP’ye yapılan operasyon, butlan meselesi, Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına getirilmesi, iktidarın istediği ölçüde ana muhalefette bir kayba yol açmadı. Aynı durum çerçeve yasa ve çözüm süreci için de geçerli. Her ikisi de AKP ‘ye istediği ölçüde yaramadı , üstüne fon krizi eklenince saraydaki uzmanların seçimler için 2028’i düşünmesi normal.. Seçimlere ilişkin açıklamaların fon krizinin etkisiyle yapıldığını anlıyoruz.
Erdoğan’ın yeniden seçilmesine ilişkin çalışmalar ve açıklamalar devam ederken Mısır Devlet Başkanı otokrat Sisi, kendi süresini uzatmayacağına dair açıklama yaptı.
Ö.Ö.: Evet, ama o da 2030’muş.
A.B.: Yasal süresi oymuş, daha da uzatmayacakmış. Bizde uzatma kaçıncı? Bu dördüncü oluyor!
Ö.Ö.: Sisi’nin bu söylemine yine de bakmayın. Sonra “Beni milletim istedi” deyip tekrar aday olabiliyorlar.
A.B.: Otokratik ülkeler de alışılagelmiş böyle durumlara çok oluyor , alışıyorlar
Ö.M.: Her zaman mümkün, evet.
Ö.Ö.: Kılıçdaroğlu da böyle diyor biliyorsunuz. “Ben hiçbir zaman aday olmadım, beni hep başkaları CHP başkanlığına aday gösterdi. Ben meraklısı değilim” dedi.
A.B.: Evet, öyle.
Ö.M.: Ben de son bir şey ilave etmek istiyorum. Bu fon meselesine son bir kez daha dönecek olursak, Özgür Özel’in söylediği bir şey var: “Bu işin çözümü konusundaki önerimizi dört hafta önce Meclis’e sunduk ama dikkate alınmadı. Haksız kazancı olanların peşine düşülecek, bunların elde ettikleri kârlara, paralara el konulacak ve yurt dışıyla irtibat kurulup yurt dışına kaçırılan paralar geri getirilerek mağdurların paraları ödenecek. Bununla ilgili hiçbir şey yapılmadı” diyor.
A.B.: Özgür Özel bazen saf olabiliyor. “Bu işi birlikte çözelim yapalım “ gibi sözler sarf edebiliyor. Zaten vekillerin gözlerine siyah bant çekilmesi protestosu da bir acayipti , gerçekten kimin aklına geldi?
Ö.Ö.: Çok dalga geçildi onunla.
A.B.: Yok böyle bir şey! Ana muhalefet protestosunu bu şekilde mi yapmalı. Bir iletişim hatası olduğu muhakkak.
Ö.Ö.: Bilmem dikkatinizi çekti mi? Murat Sevinç yazdı, Diken’de vardı. “Bu tarz muhalefet, halkın biraz yılgın olduğu bir muhalefet yapma biçimi” demişti.
A.B.: Evet, teslimiyetçi bir muhalefet biçimi.
Ö.Ö.: Sembolik ve biraz kolaycı.
A.B.: Size bir bomba haber! “Almanya’da film gibi bir firar: Gardiyanları kelepçelediler, Türk uyuşturucu baronu elektrikli scooter’la kaçırıldı!”
Ö.Ö.: Gerçekten mi?
A.B.: Evet, 17 yıl hapis cezasına çarptırılan uyuşturucu baronunu scooter’la kaçırma teşebbüsünde bulunuldu ve şimdi adam aranıyor. Bunu da son haberimiz olarak verelim, AB haberlerine ek yapmış olalım.
Ö.M.: Hangi çete?
A.B.: Diyar Gündüz çetenin adı, operasyon Alman diyarında olmuş,! Baron Diyar’ı sağlık kontrolü için götürüldüğü yerde, silahlı adamları scooter’la kaçırmış.
Ö.Ö.: O zaman ben size hemen bir ek yapayım. Ukrayna ordusunun internetini kesmişlerdi biliyorsunuz. Rusya, Starlink sabotajını Türk vatandaşı Daltonlar’a yaptırmış. Buna dair Karar’da haber var.
A.B.: Ooo! Bu ondan da beter , suçları ‘upgrade’ ettik ?
Ö.Ö.: Evet.
A.B.: Çok güzel! Aslında başka bir haber daha var. İtalya’da bir kentte tümüyle Türk çeteleri egemen olmuş. Kentin ismini hatırlamıyorum ama mafyatik başarılarımız oldukça fazla.
Ö.Ö.: Arnavutluk’ta da vardı bu tarz bir durum.
A.B.: Evet, Sırbistan’da ve Balkanlar’da ciddi vukuatlarımız var.
Ö.M.: Vaktimiz maalesef tükendi.
A.B.: Çok konu var ama ortaya karışık böyle oluyor.
Ö.M.: Böyle oluyor, özellikle de bu fondan buraya Daltonlar’a sıçramamız ilginç oldu.
A.B.: Her yer Daltonlar ile dolu!
Ö.M.: Peki, çok teşekkür ederiz Ali Bey.
A.B.: Görüşürüz.
Ö.Ö.: Görüşmek üzere.
Benzer İçerikler
"Bürokrasi ve yargıya siyasi rejim egemen ise ve üstelik bu rejim otokrasi ise bürokrasi elini kıpırdatamıyor"
Ali Bilge
"Otokrasi denetlemez ya da istediği zaman denetler"
Ali Bilge
"Memleket siyasetinde çapraz kavgalar, çatışmalar yaşanıyor"
Ali Bilge
"Yaşananlar tercih edilen bir ekonomi politiktir"
Ali Bilge