Apaçık Radyo

“Asıl çözüm bulmamız gereken mesele, kapitalizmin yalnızca yoksulluk değil, sağcı yoksullar da üretmesidir"

26 Ekim 2026

Ekonomi Politik'te Ali Bilge, ABD'de 3 Kasım'da yapılacak ara seçimler öncesinde Trump yönetiminin ekonomi ve dış politikalarını, artan eşitsizlikleri, Türkiye-ABD ilişkilerini ve olası seçim sonuçlarının etkilerini değerlendirirken; Brezilya'daki seçim zaferini, Sırbistan'daki gelişmeleri ve dünya genelinde yükselen toplumsal hareketleri ele alıyor.

Ömer Madra: Günaydın Ali Bey, merhabalar!

Ali Bilge: Günaydın Ömer Bey, günaydın Özdeş!

Özdeş Özbay: Günaydın!

Ö.M.: Ekonomi Politik programında bugün dünya ve Türkiye gündeminde hareketli gelişmeler ve dönüşümler var. Seçim haberleri de geliyor. ABD seçimleri de yaklaşıyor. Hangisinden başlayalım, neyi ele alalım?

A.B.: Haftalardır fon vurgununu konuşuyoruz ve konuşmaya devam edeceğiz ancak bu sabah biraz diğer ülkelerdeki seçimleri konuşalım: Aslında dünyadaki seçimleri Ahmet İnsel’le değerlendiriyorsunuz ama bu sabah Brezilya ve Sırbistan seçimleri çok şeyin ters gittiği dünyamızda gülümsememizi sağladı. 

Image
""

3 Kasım’da sekiz gün sonra ABD’de yapılacak ara seçimler iki defa seçilip gelen Donald Trump’ın bir anlamda referandumu olacak. 3 Kasım’da temsilciler meclisinin tamamı senatoda 35 üyenin yeniden seçimi gerçekleşecek, Trump kongrenin her iki tarafında da az farkla üstün durumda ancak bu durumun değişeceği görülüyor. Bu nedenle 3 Kasım seçimleri kilit rol oynuyor. ABD başkanın da Trump gibi kendi ülkesini ve gezegeni alt üst eden bir başkan olması nedeniyle çok önemli. 

Trump’ın 2024’te başlayan ikinci döneminin üzerinden geçen iki yıllık süreci kabaca ve zaman el verdiğince değerlendirelim: Bunun büyük bölümü savaşla geçti; hem Ukrayna savaşı konusunda aldığı tutum, daha sonra İsrail’le birlikte önce Gazze’ye, sonra İran’a savaş ilan etmesi en önemli gelişmeler oldu. Savaşların doğurduğu hem ABD için, hem dünya için devasa sorunlar ile karşı karşıyayız. 

ABD içinde olabildiğince iç muhalefeti ve demokrasiyi baskı altına alan uygulamalarıyla da göze çarptı. En son bir demokrat vekilin evine baskın yapıldı, dünya ayağa kalktı, içeride de muazzam baskıların uygulandığı bir dönem oldu.

İsrail’le birlikte İran ve Gazze savaşı, Rusya ile savaşan Ukrayna’yı yalnız bırakması, Batı'yı yalnız bırakması, Avrupa’daki müttefikleri zor durumda bırakması, Rusya ve Putin’i tercih etmesi, dünyada da otokratların ve diktatörlerin önünü açan politikalar izlemesi geçen iki yılda göze çarpan en önemli hususlar oldu.

Image
""

Siyasi kırılmalar yaşıyoruz ve en öneli kırılma ABD'nin Avrupa’daki müttefikleri arasında gerçekleşti. Avrupa kıtası ABD'ye karşı bir güven sorunu yaşıyor. En son uygulamalardan biri, Rusya’nın yaptırımlar nedeniyle engellenen yakıt enerji ihracatına izin verilmesi, uygulanan yaptırımların kaldırılması oldu. ABD'de dizel fiyatlarını düşürmek ve 3 Kasım seçimlerinde oylarını bu şekilde arttırmak düşüncesiyle, seçmeni yeniden kazanmak arzusuyla yapılan bir uygulamaydı. Çünkü ABD'de dizel fiyatları yılbaşından bu yana %70, benzin ise %40 artmış durumda. Enerji, fiyatlarında artış muazzam bir zincirleme memnuniyetsizlik yaratıyor. 

Ancak Ukrayna savaşında Rusya’ya destek çıkılmasına tepki yüksek. Trump, Avrupalı müttefikleri tarafından çok büyük eleştiriler aldı. Rusya’ya yaptırımların kalkmasını sağlayan bu anlaşma, Rusya’nın savaşa daha fazla kaynak aktarmasına imkan vermesi nedeniyle yerden yere vuruluyor ve Rusya’ya can simidi şeklinde de değerlendiriliyor. ABD’nin Avrupa’daki müttefiklerini, NATO’daki müttefiklerini çok ciddi memnuniyetsizliğe sevk etti.

Ayrıca bu uygulamada dizel fiyatlarını düşürmedi, beklendiği ölçüde bir değişiklik olmadı. Rusya da zor durumda. Satacağı petrolünün de miktarı belli; Rusya’nın satacağı yakıt Amerikan tüketiminin bir haftalığına denk geliyormuş. 

İran’a savaş açılması, Hürmüz ve Babülmendep Boğazlarının kapanması dünyanın enerji dengesini alt üst etti. Dünyadaki tüm ekonomileri - Amerikan ekonomisi dahil - darboğaza soktu. İki hafta önce programda İran meclis başkanı Mohammad Bagher Ghalibaf’ın Taylor denklemine iki değişken eklediğinden bahsetmiştik. İki değişken ise Hürmüz ve Babülmendep Boğazları idi. Bu iki boğaz açılmadan, dünyada yakıt fiyatlarının gerçekçi bir düzeye gelmesi mümkün değil, ülkelerin enflasyon ve diğer ekonomik performansları da bunlarla bağlantılı. 

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskyy, Trump’ın ikinci döneminde adeta şamar oğlanına döndü; Trump ve diğer ABD'li yetkililerin sürekli karalamalarına muhatap oldu. Trump, Putin’e büyük bir hayranlık besliyor ve hatta “Onunla daha iyi ilişki kuruyorum," dedi. Bana şunu anımsattı: Hitler ve Stalin’in birbirlerine gizliden gizliye sempati besledikleri iddia edilir, burada açıktan bir sempati var. 

Image
""

Tabii çok üzücü olan, Rusya’ya yakıt satışını imkanı sağlanmasıyla birlikte - Elon Musk’ın Starlink’ın bir versiyonuymuş galiba - füze uyarı sisteminin devre dışı kalması oldu. Rusya’dan füze saldırısı olduğunda bu uydular uyarı veriyor, Ukrayna da karşı önlemini alıyor ve füzeleri refüze ediyor, havada imha ediyor, bir şekilde önlemini alıyordu. Bu desteği askıya aldılar ve bu durum sivillerin ölmesine yol açtı, açmaya da devam ediyor. Ukrayna’nın önceden uyarılmaması inanılmaz bir kötülük. Özdeş, sen galiba geçen hafta Daltonlar çetesinin de bu işte kullanıldığını söylemiştin.

Ö.Ö.: Evet, öyle iddialar vardı.

A.B.: Henüz netleşmedi ama böyle iddialar var. Uyarı desteğinin kapatılması Ukrayna’da çocuk ölümlerine, sivil ölümlerine yol açtı. 

Trump’ın iki yıllık tüm uygulamalarından bahsetmek mümkün değil ama en son Rusya’ya yakıt ihracatını serbest bırakması ve savaş dinamiğine katkıda bulunması, uyarı da bulunan uydunun devreden çıkarılması büyük bir şok yarattı. Ukrayna’nın var olup olmaması egemenliği kadar artık mesele. Avrupa’nın ne olacağı ve özgürlüğü ile ilgili bir problem haline gelmeye başladı. Trump, Batı dünyasını parçalıyor; hem Amerika’nın içini parçalıyor, hem de Batı dünyasını parçalıyor. 

Tabii seçime giderken diğer önemli faktörlerden biri de iktisadi durum ve eşitsizlik hali. Geçen iki yılda gelir dağılımı bozuklukları had safhaya ulaştı. Trump’ın 2016’da ve 2024’te yeniden seçilmesinde seçmenin ekonomik memnuniyetsizliği önemli bir rol oynamıştı ama bu sefer kendisi bunlarla karşı karşıya. ABD’de çok ciddi ekonomik sorunlar yaşanıyor ücretli kesimde, alt ve orta gruplarda. Dikkatimi çeken demokratlar, eski liderler Kamala Harris ve Barack Obama gibi liderler sahaya inmiş durumdalar; 2 Kasım seçimlerdeki adaylara destek veriyorlar.

Image
""

Bütün dünyada genelde seçmen nezdinde iktisadi sorunlar ortak: Barınma ve konut meselesi, sağlık hizmetleri — ki ABD'de sağlık sistemi içler acısı durumda — ve özellikle alt ve orta gelir grupları için çocukların ve gençlerin eğitimi son derece önemli meseleler. Ayrıca sosyal yardımlar/yoksulluk sorunsalı; bunlar seçim kampanyasında dile getiriliyor ve büyük bir olasılıkla karşılığının gelmesi Cumhuriyetçi Parti'nin ve Trump’ın yenilmesi bekleniyor. Tabii ki yolsuzluk ve kirlenme de dile getirilen başat konulardan. Obama; “Sizi soyanların cebinden alıp size vermek için oy vermelisiniz,” diyor. 

İşaret etmem gereken bir husus da Amerikan seçmeninin siyasetten gittikçe kopuş yaşaması; seçmen kopuyor siyasetten. Şöyle bir algı var ve doğru da: Siyaset zenginlerin egemenliğinde yürüyor; bağışlar, şirketlerin varlığı, ağırlığının olması ve buna karşı sendikal gücün yok denecek kadar azalmış olması, ücretlerin bunlara karşı koyacak bir örgütlenmenin olmaması seçmeni seçimden ve siyasetten soğutuyor, umutsuzluğu güçlendiriyor. Nitekim katılım oranları hep düşüktür değil mi Amerikan seçimlerinde? Avrupa’da gördüğümüz oranların altında cereyan eder seçimlere katılım oranları.

Ö.Ö.: Donald Trump’ın “Ben aslında kaybetmedim,” dediği seçimde katılım ciddi oranda yükselmişti. Çünkü Trump’a karşı özellikle Black Lives Matter hareketi, birkaç milyon kişiyi daha sokağa dökerek sandığa da götürmüş ve bu durum fark yaratmıştı. Ancak sonrasında katılım yeniden düştü.

A.B.: Tekrar düştü, evet. Saydığım tüm bu olumsuzluklar, Cumhuriyetçi Parti’nin Trump’ın ezici bir mağlubiyet alabileceğini gösteriyor ama benim yine de tereddütlerim var. Çünkü kapitalizmin son 50 yılının en önemli başarısı yoksullardan sağcı üretmesi oldu. Neo liberal dönemin en büyük başarısı sağcı yoksul yetiştirmesidir. Pek çok ülkede - Türkiye’de de - yoksulların sağa kaymasını, kendilerine düşman olanlara destek vermesini yaşamadık mı? Trump, iki sene önce seçim kampanyasında göçmenleri ülkeden atacağını söylemesine rağmen göçmenler oy vermemişti. 

Ö.M.: Ana konusu zaten göçmenlerdi, hedeflerinden belki de en önemlisi onlardı. Yabancılar, siyahlar ve farklı ten renklerine sahip insanlar, hepsi namlunun ucundaydı.

A.B.: Ancak onlardan oy aldı. Asıl çözüm bulmamız gereken mesele, kapitalizmin yoksulluk üretiyor olması kadar, sağcı yoksul üretmesi meselesidir. Sağcı yoksul meselesinin kilidini çözmeye çalışmalıyız, asıl mesele budur. 

Brezilya ve Sırbistan’da bu sabah bizi gülümseten gelişmelerin devamını dünyaya yayılmasını diliyoruz ama böyle sağcı yoksullar gibi kilitli bir durum da var. İşte beni tereddüde düşüren budur, sağcı yoksulların üretilmesi saptamasıdır. Mesela son bir uygulaması var seçimlere girerken: Bir idamı canlı yayınlayacaklar biliyor musunuz?

Ö.M.: Evet, evet!

A.B.: Bu nasıl bir şey yahu?

Ö.M.: Ona karşı çıkmak zorunda kaldı sonunda Donald Trump, onaylamadı.

Image
""

A.B.: Evet, onaylamadı ama canlı infazı bir iletişim politikası olarak ortaya koydu, inanılır gibi değil! Şimdi bazı sorular soralım: Trump seçimlerden yenilgiyle çıktı diyelim; peki, Trump durabilir mi? Yenilmesi duracağına delalet eder mi, karşılık gelir mi? Bana pek öyle gelmiyor. Çünkü biz 2020 seçim yenilgisinde Trump’ın kongre baskınını yaşadık; binaların yakıldığına, tahrip olduğuna, seçim sonucunun kabul edilmediğine, kan ve vahşet ile sonuçlandığına şahit olduk. Dolayısıyla ara seçim yenilgisiyle duracağını hiç sanmıyorum.

Ö.M.: Kongre baskınını düzenleyen sağcıların hepsi hapse atıldı, ardından hepsi affedildi. 

A.B.: Evet. 

Ö.Ö.: Kaybederse seçim sonuçlarını tanımayacak, kabul etmeyecek. Daha önce de seçim sonuçlarını tanımamıştı. Biliyorsunuz, Bolsonaro da seçim sonuçlarını kabul etmemişti.

Ö.M.: Flavio Bolsonaro da seçim sonuçları resmen ilan edilmesine rağmen açıkça, “Ben bu seçim sonuçlarını tanımıyorum,” dedi.

A.B.: Bizde de seçim sonuçları örtük bir şekilde tanınmadı - bunları yaşıyoruz otokrasilerde. Zaten Trump, “Demokratlar kazanırsa kilitlerim,” diyor, her şeyi veto edeceği ve “Demokratlar müzakere masasına oturmaya gelecekler,” diyor, “Böleceğim,” diyor, “Bu bölünmüşlüğü kullanacağım,” diyor. Ancak demokratlar temsilciler meclisinde çoğunluğu kazanır ise eli kolu bağlanacak; harcamalar üzerinde yetkisi azalıyor, yasama gündemini demokratlar belirliyor, hatta yetkilileri ve yöneticileri soruşturmaya ve duruşmaya çağırabiliyorlar.

Dolayısıyla demokratların galibiyetiyle sonuçlanacak seçimler sonrasında ABD'nin siyasi ve iktisadi hayatın kilitlenmesini beklemek mümkün. Elbette bu durum dünyaya da yansıyacak. Bir sonraki 2028 genel seçimlerine kadar bütçe meseleleri, harcama kısıtlamaları, yasama tıkanıklığı gibi hususlar hayatı felç edebilir. Trump da kilitlemeye teşne gözüküyor. 

Image
""

Tabii otokrat liderlerin birbirine bağlandığı dünyada Trump’tan en fazla medet uman, bel bağlamış ülkelerin başında Türkiye geliyor ki bağın çok güvenilir olmadığını rahip Bronson olayında biliyoruz. Türkiye’ye meşruiyet verdiğini iddia eden bir Amerikan yönetimi ile karşı karşıyayız ve Türkiye neredeyse teslim olmuş vaziyette. Geçtiğimiz iki senede Suriye ve Türkiye’ye bir bölge valisinin atandığını ve bölge yetkilisinin günlük hayatın, siyasetin içinde çok fazla görünür belirgin olduğunu biliyor ve görüyoruz. Bölgesel enerji politikasından tutun, Irak ve Suriye politikasına gündeme getirmeye yeterince fırsat bulamadığınız Mekke anlaşmasına kadar geniş bir alanda varlığına şahit olduğumuz bir vaziyetle, bir oluşumla yaşıyoruz. 

Trump’ın seçimlerde yenilmesi Türkiye ile devam eden ilişkilerin de zayıflaması anlamına gelecek. Savunma alanında F35 meselesi var, iki yıldır çözülemedi. Kaan uçak motoru meselesi var; uçağın motoru geldi geliyor, F35 açıldı açılıyor deniyor ama bunlar hâlâ sonuçlanmadı. Türkiye’nin savunma alanında ABD kongresine bağımlı olduğu hususlar var. Teslimatlar gerçekleşmiyor bir türlü. Demokratların çoğunluğu ele geçirdiği bir kongrede demokratların bunları kilitlemesi çok olağan bir durumdur. Trump’ın çoğunluğa sahip olduğu dönemde bile sonuçlanmıyor, engelleri aşmaya bugün bile gücü yetmiyor, üstelik demokratların kongreyi kazandığı bir durumda bu işler daha da zorlaşacak.

Türkiye‘de iktidar, aynı zamanda Trump’ın önümüzdeki seçimlerde vereceği desteğe de güveniyor/du. Trump’ın Türkiye’deki iktidar dostları için seçimler öncesinde bazı mali kaynakların açılması, swap kanallarının devreye girmesi, istihbarat, veri, anketler üzerinde bilişim desteği gibi hususlar çok önemli. Artık bu desteklerle seçimler cereyan ediyor. Bu konularda şeffaflık çok önemli ama Türkiye bu alanda oldukça gri bir pozisyonda bulunuyor. 

Ülke içinde kilitlenmiş bir Trump’ın dünyayla, Türkiye'yle ilgisinin ne ölçüde şekilleneceği bir soru işareti elbette. Türkiye’de muhalefetin derdi büyük, her gün belediye başkanları içeri alınıyor, her gün basın mensubu arkadaşlarımız içeri alınıyor, gazetecilerin hayatı dikenli tel içerisinde geçiyor.

Ö.Ö.: Biz de sabah bundan bahsediyorduk. Bütün dünyada kitlesel gösteriler, Brezilya’daki seçim zaferi, Sırbistan’daki öğrenci hareketleri gibi gelişmeler yaşanırken bizde bu konuda pek olumlu haber yok. Üstelik barolarda tam tersine aşırı sağın kazanması söz konusu. Mesela Ümit Kocasakal geri geldi; aldık başımıza belayı şimdi!

A.B.: Barolarda demokratların mevzu kaybetmesi çok yıpratıcı; aynı şey mühendis odalarında da geçerli. Sivil toplum örgütlerinde, meslek örgütlerinde, 80 öncesi bu yapılara “demokratik kitle örgütleri” derdik, buralarda zayıflama gerçekten içler acısı. Yoksul sağcıların artması seçmenin korkusunun genişlemesine ve tepkilerin azalmasına yol açıyor.

Ö.Ö.: Evet.

A.B.: Nitekim bunu her alanda görüyoruz; kitlesel karşılık bulamıyor, umudun tükenmesine yol açıyor doğrusunu söylemek gerekirse. 

Ö.Ö.: Bu atmosfer zaten aşırı sağın yükselmesinin ana hedefi.

Image
""

Ö.M.: Evet, öyle. Ben de bir ekleme yapayım: CEPR (Center for Economic Policy Research) diye bir kuruluş var. Kurucusu ve başkanı Francesca Emanuel’in Brezilya seçimleri için söyledikleri ilginç: “Bu seçimler Brezilya halkı için tarihi bir zafer oldu çünkü faşizm tehdidine karşı demokrasiyi savunmak için sokağa döküldüler. Öğrenciler, işçi sınıfı, çalışanlar ve orta sınıf, ilk günden itibaren sokaklarda yorulmak bilmeksizin büyük bir mücadele verdi ve bunun sonucunu da aldı. Kolay da olmadı. Sorularınıza daha fazla cevap veremeyeceğim, şimdi kutlamalara gitmem lazım,” demiş.

Amerikalı, Demokrat Partili solcu bir milletvekili de seçimleri izlemiş. O da “Amerikan seçimleri için çok önemli bir örnek oluşturuyor,” diyor. Haklı olduğunu gösteren bazı gelişmeler de var.

A.B.: Çok iyi anlıyorum. Brezilya tabii dünyada kıta büyüklüğünde bir ülke; nüfusu çok yüksek, çok güçlü.

Ö.M.: Evet, 150 milyon kişi oy vermiş, Türkiye nüfusunun iki katı.

A.B.: İnanılır gibi değil! 2003’te Açık Radyo’da yayınlara oradan başladık, ‘Ekonomi Politik Brezilya’da doğdu’ dersek doğru olur.

Ö.M.: Doğru.

A.B.: Lula da yeni seçilmişti. 23-24 yıl geçmiş ve yeniden seçilmiş olması çok önemli. İbre nasıl döndü merak ediyorum; birinci tur ile ikinci tur arasındaki gelişmeler nelerdi diye merak ettim ve galiba en önemlisi, çalışan haklarına ilişkin yeni bir yasa çıkmış, haftalık çalışmada ücretsiz tatil günleri ücretli olmuş, böyle bir düzenleme yapılmış. İbrenin Lula’ya dönmesinde bunun önemli olduğunu düşünüyorum. 

Bu durum, haklar meselesinin ne kadar önemli olduğunu bize gösteriyor. İnsan merak ediyor; kısa sürede bu dönüşüm nasıl oldu? Sahtekarlıklar mı var? Ancak seçim sonuçları Amazon’u da önemli ölçüde kurtardı.

Ö.M.: Yalnız Amazon değil, Brezilya’nın başka çok önemli doğa harikaları da var. Flavio Bolsonaro kazansaydı bunların hepsinin elden gitmesinden söz ediliyordu zaten. Bakalım ne olacak?

Pennsylvania’dan ABD Temsilciler Meclisi adayı Chris Rapp de, “Bu, ABD seçimleri için de çok büyük önem taşıyor. Portekizceye ‘Trumpismo’ olarak çevrilen Trumpizmin de yavaşlamaya ve gerilemeye başladığını gösteriyor. Bu hayvanı, bu canavarı öldürmek bizim sorumluluğumuz,” demiş.

Burada “hayvan” diye nitelendirdiği şey de adaletsizlik, oligarşi, zenginlerin saltanatı ve neoliberalizm.

Ö.Ö.: Neye hayvan demiş onu anlamadım?

Ö.M.: Canavar demek istiyor, yanlış çevirmişim. “Beast” diyor, yani canavar. “Adaletsizlik, oligarşi ve neoliberalizm; bütün bunların hepsi bir arada. Şimdi sıra bizde. 3 Kasım’da gidişatı tersine çevirebiliriz. Bunu daha sonra konuşuruz, ben şimdi Brezilyalılarla kutlamaya gidiyorum,” demiş.

A.B.: Darısı başımıza! Türkiye’nin ABD’nin Orta Doğu’daki arka bahçesi olmadığını ispat edelim, yaşanan adaletsizliğe ve oligarşiye karşı demokrasinin zaferini nasıl bir yolla kazanacağımızı düşünelim. Hoşçakalın!

Ö.M.: Evet, çok teşekkürler Ali Bey, görüşmek üzere.

Ö.Ö.: Görüşmek üzere.

Benzer İçerikler

  -     
● Canlı Yayın
—
Şimdiki
—
Sıradaki
—
Sıradaki
—
Sıradaki