Apaçık Radyo

“COP31’e Bir Ay Kala Antalya’da Petrol ve Doğal Gaz İçin Acele Kamulaştırma!”

12 Ekim 2026

Ekonomi Politik'te Ali Bilge, COP31'e bir aydan az süre kala Antalya'da petrol ve doğal gaz aramaları için alınan acele kamulaştırma kararını, bu kararın bölgenin doğası, tarımı ve turizmi üzerindeki olası etkilerini ele alıyor; Hürmüz Boğazı'ndaki enerji krizini, küresel petrol fiyatlarındaki dalgalanmaları, ABD-Rusya ilişkilerini ve enerji politikalarının dünya ekonomisi ile enflasyon üzerindeki etkilerini değerlendiriyor.

Ömer Madra: Günaydın Ali Bey, merhabalar!

Ali Bilge: Merhaba Ömer Bey, merhaba Özdeş!

Özdeş Özbay: Günaydın!

Ö.M.: Bir hafta eksiktim. Uzun bir aradan sonra tam kadro hep beraberiz. Dün konuştuğumuzda bugün çarpıcı bir haberle başlayalım demiştik. Antalya’da bir şeyler oluyor. Ne oluyor, siz anlatır mısınız?

A.B.: Antalya COP31’e hazırlanıyor, bir aydan az zaman kaldı. Ancak Cumartesi günü yayımlanan Resmî Gazete’de, Antalya il ve ilçelerinde doğal gaz ve petrol sondajları için acele kamulaştırma kararı yayımlandı. Bu bir Cumhurbaşkanlığı kararı ve gerçekten sürpriz oldu. Karara şöyle bir baktım, sadece Antalya’yı ilgilendirmiyor. Sayabildiğim kadarıyla Niğde’den Adıyaman’a kadar 15-16 ilde enerjiyle ilgili acele kamulaştırma kararları alınmış.

Image
""

Acele kamulaştırmanın petrol ve doğal gaz açısından yapıldığı söyleniyor. Antalya’nın Kaş, Finike, Elmalı gibi ilçeleri de bu kapsamda. Antalya, Türkiye’nin gerçekten beyaz altın diye adlandırılan turizm gelirlerinin en yüksek olduğu illerden biri. Türkiye’nin 65 milyar dolar civarında turizm geliri var, bunun %27’si bizzat Antalya ilinden sağlanıyor. Dalaman’a kadar uzatırsanız bu oran üçte birini de geçiyor.

İkincisi, Antalya bir tarım memleketi. Yaş meyve ve sebze ihracatının yapıldığı ve olabildiğince ağır sanayinin konumlanmadığı bir yer.

Ö.M.: Kesinti oldu galiba, son birkaç cümleniz maalesef duyulmadı. Hangi ilçelerinde olduğunu tekrar belirtirseniz.

A.B.: Antalya’nın Demre, Finike, Kumluca, Elmalı, Korkuteli ve Kaş ilçelerinde.

Ö.M.: En önemli turizm merkezlerinden bazılarını da içeriyor, değil mi?

A.B.: Evet.

Ö.M.: “Akdeniz Petrol ve Doğalgaz Arama ve Üretim Projesi kapsamında ihtiyaç duyulan taşınmazlar için acele kamulaştırma yolu açıldı” deniyor.

A.B.: Evet. Bir iki gün önce bölgede bir gezi yaptık. Dağlar, özellikle taş ve mermer ocaklarıyla zaten delik deşik olmuş durumda. Ormanlar da öyle. Petrol ve doğal gaz için hiç uygun değil, dediğim gibi burası bir turizm kenti. Türkiye’nin turizm gelirinin üçte birini bu bölge sağlıyor. Türkiye’nin turizm geliri bu sene kur politikası nedeniyle biraz düşüyor. Bölge son derece önemli bir döviz kaynağı.

Aynı zamanda bütün betonlaşmaya rağmen doğası çok zengin. Özellikle gıda, yaş meyve ve sebze üretiminde çok önemli bir varlığı olan ilimiz. Bildiğimiz kadarıyla bugüne kadar burada petrol ve doğal gaz açısından belirlenmiş, ilan edilmiş bir rezerv söz konusu değil. 1936’ya kadar uzanan tek tük iddialar çalışmalar var ama kesinleşmiş bir şey yok.

90’lı yıllarda turizm öne çıkarılmıştı. Güney Antalya Projesi 1960’larda yapıldı, Alanya da bu işe dahil edildi.

Şimdi COP31’e bir aydan az zaman kalmışken bir anda sürpriz bir karar alınıyor ve “Acele kamulaştıracağız” deniyor. TPAO, biliyorsunuz, Türkiye’nin petrol ve doğal gaz arayan kuruluşu. TPAO’nun yabancılarla da iş birlikleri var.

“Mavi Vatan” meselesi hareketlendiği zaman yine bir program yaptığımızı hatırlıyorum. O zaman da Antalya’daydım. Türkiye’nin “kendi gemilerimiz” dediği ama kiraladığı gemilerle açık denizde yaptığı aramalar söz konusuydu. Bunlar daha çok politik meselelerdi. Denizler, münhasır ekonomik bölgeler paylaşılmaya çalışılıyordu. Ama şimdi karada gerçekleşeceklerden söz ediyoruz.

Gerçekten kanıtlanmış, belirlenmiş rezervler yok. Üstelik Antalya gibi bir turizm sahasında, tahribata rağmen doğasının sınırlı da olsa korunduğu bir bölgede gerçekleşecek bu çalışmalar. Türkiye’nin 65 milyar dolarlık turizm gelirinin önemli bir kısmını sağlayan bir bölgeden söz ediyoruz. Buraya yapılan yatırımlar da ciddi tutarlarda.

Geçen haftalarda Özdeş’le yaptığımız programda da konuştuk. COP31 için “Antalya’nın tanıtımı” deniyor. Geçen hafta, burada bir de uzay kongresi vardı. Türkiye Uzay Ajansı’nın faaliyetleri de Antalya’nın tanıtımı olarak sunuluyordu.

Şimdi bir yandan COP31, diğer yandan Uzay Ajansı faaliyetleri Antalya’nın tanıtımı olarak öne sürülüyor. Üstelik bunlar içerikten yoksun bir şekilde yapılıyor. Tam COP31 öncesinde ise petrol ve doğal gaz aramaları için acele kamulaştırma kararı alınıyor. Hem de “acele” kamulaştırma!

Garip bir durum. Ortaya konmuş, kanıtlanmış bir rezerv yok. Bölge tarih boyunca da petrol ve doğal gaz rezervleriyle bilinen bir yer değil. Şu anda da kanıtlanmış bir şey yok. İnsanın aklına bunun başka amaçlarla düşünüldüğü ihtimali de gelmiyor değil. Dolayısıyla açıklanmaya muhtaç bir durum söz konusu.

Ö.M.: Ben de şunu ekleyeyim izninizle ki sizin de işaretiniz üzerine fark ettik: Lider Antalya adlı yerel bir gazetede yayımlanan ayrıntılı bir haber vardı. “Kaş, Demre, Finike, Kumluca, Elmalı ve Korkuteli ilçelerini kapsayan çok önemli bir karar alınmış. Burada arama ve üretim alanları, bu alanlara ulaşımı sağlayacak yollar, petrol ve doğal gaz boru hatları, enerji nakil hatları, üretim kampları, idari kampüs alanları ve depolama tesisleri için gerekli taşınmazlar yer alıyor” diye bir haber. 

Sekiz ayrı alanda acele kamulaştırma söz konusu. Taşınmazların mülkiyet yoluyla ya da daimi veya geçici irtifak hakkı kurularak kamulaştırılması öngörülüyormuş. Taşınmazların bedeli mahkeme tarafından tespit edilip ilgili bedel yatırıldıktan sonra, diğer kamulaştırma işlemleri tamamlanmadan taşınmazlara el konulabilecekmiş. Çok acayip bir durum.

A.B.: Evet, acayip bir durum.

Ö.Ö.: Bu acele kamulaştırma mesela altı yıldızlı otelleri kapsıyor mudur sizce? Oralarda varsa ne olacak?

Ö.M.: Oralarda yoktur!

A.B.: Elmalı ve Korkuteli kıyıda değil ama Finike, Kaş ve Kumluca kıyıda. Antalya çok geniş bir alana yayılmış bir ilimiz. Sınırlarını takip ettiğimizde yaklaşık 350 kilometreye ulaşıyor 

Antalya, biliyorsunuz, I. Dünya Savaşı sonrasında İtalyanların işgaline uğrar. Burada krom ararlar. Muğla ve Antalya ağırlıklı olarak krom merkezidir. Hâlen devam eden faaliyetler var, son dönemde ormanların içindeki taş ve mermer ocaklarıyla dağlar çürük dişlerle dolu. Bir de orman yangınlarını görüyoruz. Hafta sonu Burdur ve Antalya’nın ilçelerini biraz dolaşma imkânım oldu. Döndüğümde de bu kararla karşılaştım.

Bu şoktan Hürmüz şokuna geçiş yapalım isterseniz?

Ö.M.: Son bir şey daha ilave edeyim izninizle: Turizm, tarım ve örtü altı üretim faaliyetleri diyorlar, ne demekse?

A.B.: Seracılığı kastediyor olabilirler.

Ö.M.: Olabilir, ben de öyle düşünmüştüm. Onların yürütüldüğü bu ilçelerde kamulaştırılacak taşınmazların hangi bölgelerde bulunduğu da henüz açıklanmamış. Esas mesele, kararda “Taşınmazların mahalle ve parsel bilgileri ile yüzölçümleri ve toplam kamulaştırma alanına ilişkin ayrıntılara yer verilmedi” diyor. 

A.B.: Burada sondaja ihtiyaç var ama arkeolojik araştırmalar için. Türkiye’de en fazla kazı ve ören yerinin bulunduğu bölgelerdendir Antalya. Ortaya çıkarılmış ve kazıları devam eden pek çok alan var. Halihazırda ören yerlerinin üzerine otel yapılmasına karşı mücadeleler yürütülüyor. Mesela Kemer’de böyle bir mücadele devam ediyor. Bir yandan müze yıkıldı, ona ilişkin etkinlikler de sürüyor.

Toprak altı araştırmalarının arkeolojiyle ilgili olması gerekirken bir anda karşımızda TPAO’yu gördük. Bu kararın alınması gerçekten şok edici. İzleyeceğiz, bakacağız.

Ö.M.: Evet, takipte kalmamız gerekiyor. Bu konuda yürütülebilecek mücadeleleri de yakından izleyeceğiz.

A.B.: Tabii tabii. Ben erken uyananlardan oldum. Yerelde yaşayan insanların da henüz bilgisi yok. Neye istinaden alındı bu karar? Önlerine bir şey koyarsın, öyle bir kanıt bulgu da yok, bilmiyoruz.

Image
""

Petrol ve doğal gaz meselesi tüm Türkiye’yi, Antalya’yı da çok meşgul ediyor ama dünyayı da ciddi biçimde etkiledi. Malum, Hürmüz şoku var, Ukrayna-Rusya savaşı var. Hafta sonunda Trump bir açıklama yaptı. “Ukrayna ile Rusya’yı anlaştılar, birbirlerinin enerji altyapılarına zarar vermeyecekler, bir enerji anlaşmasını sağlamış bulunuyoruz” dedi. Zelenski ise, “Sen bu anlaşmayı Rusya ile yapmışsın ama detaylarını açıkla, ayrıca 60 gün de sürsün, bizde bu arada seçimleri yapayım” dedi. Bu açıklamalar öncesinde Trump, Rusya’ya yönelik yaptırımları gevşetme kararı aldığını, özellikle Rusya’nın dizel satışını engellemeyeceklerini ve bunu yaptırım kapsamından çıkardıklarını açıklamıştı. “7 Nisan 2027’ye kadar sürecek" diye de tarih verdi. Hem ABD’de, hem de dünyada petrol fiyatlarını, özellikle dizel fiyatlarını düşeceğini söyledi. 

Bu bir heyecan yarattı ama Rusya tarafı iki anlaşmayı da şu ana kadar teyit etmiş değil. Trump’ın Rusya’ya yönelik yaptırımları gevşettiğine, Rusya’nın dünyaya rahatlıkla dizel satabileceğine ilişkin anlaştıklarına dair bir teyitte bulunmadı. Trump ; Ukrayna ve Rusya’nın birbirlerinin enerji altyapılarını vurmayacaklarına ilişkin anlaşmaya sadık kalmalarını istediğini söylüyor. Ancak Trump’ın her iki anlaşmanın da yapıldığı yönündeki açıklamalarına karşın Rusya tarafından, bildiğim kadarıyla, henüz bir teyit gelmedi. Çünkü petrol fiyatları gerçekten 2026 yılında uçtu gitti. Aslında uzun zamandır bu programda değinmek istediğim bir konu var. 20. ve 21. yüzyıllarda yaşadığımız petrol şoklarını dinleyicilerimize anlatmak istiyorum. Bu iki yüzyılın tarihi petrol ve enerji tarihi olarak karşımıza çıkıyor.

Hürmüz meselesi, ABD de dahil olmak üzere bütün dünyayı etkiledi. Ukrayna savaşı da enerji maliyetlerini inanılmaz derecede artırdı. Buna karşılık Eylül ayında ilginç bir gelişme yaşandı. İran yaklaşık 25 gün boyunca Suudi tankerlerini hedef almadı. Suudi Arabistan’ın petrol satışları arttı, fiyatlar neredeyse savaş öncesindeki seviyelere döndü. Bu durum aslında örtük bir anlaşma olduğunu düşündürüyor.

Husiler bir yandan Babülmendep Boğazı’nı bloke edince, Hürmüz’de de blokaj olduğu için Suudiler gemiden gemiye petrol transferi gerçekleştirdiler. Bunu Çin ve Güney Kore gemileriyle yaptılar. Bunun karşılığında da bir geçiş ücreti ödeniyor.

Suudi Arabistan’ın petrol satışları 25 günde yapılan sevkiyatla savaş öncesindeki seviyelere çıktı. Bu durum i henüz taraflarca açıkça belirtilmiş değil. İran da buradan bir geçiş ücreti alıyor. Yani bir paralı yol, bir de parasız yol var. Otoban parası alıyor ve buradan kaynak sağlıyor. Bu sevkiyatlar Çin gemileriyle yapılıyor. Petrol Çin’e tedarik ediliyor, Güney Kore’ye gidiyor.

Suudi Arabistan da petrol satamadığı için ekonomik açıdan zorlanıyordu. Uluslararası piyasalara “sukuk” için çıkmışlardı. Bir rahatlatma operasyonu yapıldığı anlaşılıyor. Bu açıkça ilan edilmiyor ama herkes birbirine göz yumuyor. İran da buna izin vererek ciddi bir geçiş geliri elde ediyor. Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri için aynı durum söz konusu değil. Suudilerle ilgili bu örtük anlaşmaya Pakistan Dışişleri Bakanı’nın aracılık ettiği de iddia ediliyor.

Herkes zor durumda. İran tarafına baktığınızda, durum böyle devam ederse aralık ayı itibarıyla İran’ın petrol ve enerji gelirlerinden oluşan döviz rezervlerinin sıfırlanacağı söyleniyor. Aralık ortasında böyle bir durumla karşılaşılabilir. Bu ciddi bir mesele. Çünkü İran denizdeki petrolünü, gemilerde beklettiği petrolün belirli bir bölümünü satıyor. Sıfırlama İran açısından çok önemli bir husus ve ülkeyi sıkıştırıyor.

3 Kasım’da ABD'de seçimler var. Herkesin kullandığı, tarımda da kullanılan dizelin galon fiyatı 6,2 dolara çıkmış durumda. Bu nedenle Trump, Ukrayna konusunda Rusya’nın henüz teyit etmediği anlaşmaları gündeme getiriyor. Diğer taraftan herhâlde Trump’la Çin Başkanı Xi Jinping anlaştılar. Bu iş başka türlü olmaz. Ancak anladığım kadarıyla bu örtük anlaşma sona ermiş. Dün gece ve önceki gün yeniden saldırılar söz konusu olmuş.

Ö.M.: Onların bir kısmından da bahsetme fırsatı bulduk zaten.

Image
""

A.B.: Bir de şu var, şimdi anlatacağım gerçekten kara mizah. Biliyorsunuz, petrol enerji girdi maliyetlerinde çok önemli bir paya sahip olduğu için dünyada enflasyonu yükseltiyor. ABD'de de yükseltiyor, Türkiye zaten allak bullak Merkez bankaları da böyle durumlarda faizleri yükseltiyor. Amerikan Merkez Bankası da Trump’ın baskısına rağmen faizleri yükseltmek zorunda kaldı yani Trump’ın getirdiği Trump’ı dinlemedi. 

Bunun üzerine çok ilginç bir şey oldu: İran Meclis Başkanı Galibaf, merkez bankalarının, bilhassa Amerikan Merkez Bankası’nın neredeyse 30-40 yıldır kullandığı bir denkleme değindi: Taylor denklemini yeniden yazdı. Bu denklem, merkez bankalarının faiz artırma ve indirme kararlarında kullanılan bir denklem. Taylor da hâlâ yaşıyor. Baba Bush döneminde öne çıkan bir iktisatçıydı. Galibaf dedi ki: “Biz bu denklemi değiştiriyoruz. Bu denkleme Hürmüz katsayısını ve Babülmendep değişkenini ekliyoruz. Çünkü faizi ne kadar yükseltirsen yükselt, bu boğazlar açılmazsa enflasyonla mücadele edemezsin.” Bir matematiksel formülle ABD’ye meydan okudu. Bu gerçekten çok önemli bir olaydı. 

Geçen haftalarda fon krizi nedeniyle bir türlü değinemedim. Galibaf; denklemin adını değiştirdi, “Boğazlar Taylor Kuralı” dedi. “Bir faiz artırımı Hürmüz Boğazı’nı açmaya yeterli değildir. Risk primini, yani faizi biz belirliyoruz” dedi. Bu çok zekice. Denkleme iki değişken ekledi ve “Bu denklemi belirleyen unsurlar Hürmüz Boğazı ve Babülmendep Boğazı’dır. Enflasyonla savaşmak istiyorsan bu boğazlardaki akışın engellenmemesi gerekir” dedi.

Şu ana kadar Taylor bir açıklama yapmadı ama iktisatçılar nezdinde gerçekten bir kara mizah durumu. Çünkü doğru bir katkı oldu!. Bunları dikkate almadan faizleri düşürmek mümkün değil. Trump’ın istediği ise faizlerin düşmesi, ekonominin canlanması ve seçmen desteğini koruması.

Bu, geçen haftalarda çok önemli bir gelişmeydi. İran Meclis Başkanı’nın iktisat eğitimi bile yok. Pilotluk yapmış, galiba fizik okumuş ama bu denklemi bu şekilde değiştirdi. Buna da değinmiş olalım. 

Ö.M.: Son bir nokta olarak şunu da ilave edeyim izninizle. Bu tuhaflıkların sonu gelmiyor. Mesele yalnızca petrol de değil. Küresel kampanya grubu 350.org, COP31’in ev sahiplerinden kömürden çıkış için bir tarih belirlemelerini ve fosil yakıtlardan çıkışa yönelik ulusal yol haritalarını açıklamalarını talep etti.

İki ev sahibi var: Türkiye ve Avustralya. İkisi de bir yandan BM İklim Konferansı COP31’i yönetip konferansa ev sahipliği yaparken diğer yandan kömür ihracatını artırmak gibi büyük bir tuhaflığın içindeler.

Ayrıca 9 Ekim’de The Guardian’da bir haber vardı. Türkiye’nin İklim Bakanı Murat Kurum, zengin ülkelerin silahlanmaya ve savunmaya para ayırmak yerine iklim için çok daha fazla harcama yapmaları gerektiğini söylemiş. Aynı günlerde petrol konusunda yeni yatırımlar için taşınmazların acele kamulaştırılmasının yolu açılırken Murat Kurum da zengin ülkelerden savunmaya ve silahlanmaya değil, iklime daha fazla kaynak ayırmalarını istemiş. Böyle çelişkilerle dolu bir dünyada yaşamaya devam edeceğiz anlaşılan.

A.B.: Son bir şey, İstanbul’da kentsel dönüşüm yapılıyor ya, o kadar çok ev yıkılmış ki oturacak ev kalmayınca kiralar %170 artmış.

Ö.M.: Absürditenin son durumu. Bunları konuşmaya elbette devam edeceğiz Ali Bey, çok teşekkürler.

A.B.: İyi yayınlar size!

Ö.Ö.: Görüşmek üzere.

Benzer İçerikler

  -     
● Canlı Yayın
—
Şimdiki
—
Sıradaki
—
Sıradaki
—
Sıradaki