“Bizim toprağımız aynı toprak, şirket aynı şirket, değişen ne?”
Açık Yeşil'de Ömer Madra ve Ümit Şahin, Akbelen’de acele kamulaştırma kararına ilişkin son gelişmeleri, COP31 öncesinde Türkiye’nin fosil yakıt politikalarını, IPCC’de yaşanan tıkanıklığı ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) yeni Emisyon Açığı Raporu’nu ele alıyor; küresel ısınma hedeflerinden Türkiye’nin artan sera gazı emisyonlarına uzanan iklim krizinin güncel tablosunu değerlendiriyorlar.
Ümit Şahin: Apaçık Radyo'da Açık Yeşil başlıyor. Ben Ümit Şahin.
Ömer Madra: Ben de Ömer Madra.
Ü.Ş.: Destekçimiz Eda Togan’a teşekkür ediyoruz. Apaçık Radyo stüdyolarından canlı yayınlanan Açık Yeşil’e maalesef kötü bir haberle başlayacağız.
Ö.M.: Hiç yapmazdık halbuki.
Ü.Ş.: Hiç yapmazdık ama... Üstelik de Türkiye'den kötü bir haber. İki gün önce Muğla'da yeni bir gelişme yaşandı. Biliyorsunuz, Yeniköy-Kemerköy Termik Santrali'nin kömür sahasını genişletmek için İkizköy'deki Akbelen Ormanı'nın çevresindeki altı köyde, 679 parseli kapsayan bir alanda acele kamulaştırma yapılmıştı. Hem de yanlış hatırlamıyorsam Türkiye'nin COP31'e ev sahipliği yapacağının açıklanmasından yaklaşık bir hafta sonra yapılmıştı bu. Ardından buna karşı dava açılmış ve Danıştay, bir acelelik hâli olmadığı gerekçesiyle yürütmeyi durdurma kararı vermişti. Ancak şimdi aynı mahkeme, kamulaştırmanın hukuka uygun olduğuna karar vermiş. Yani kamulaştırma her an başlayabilir.
Ö.M.: Evet, bu son derece önemli bir haber tabii. Yani BirGün’de de var: “Akbelen’de 679 ayrı parselin acele kamulaştırılması hukuka uygun bulundu.”
Ü.Ş.: Zeytinlikler, tarım alanları bunların içerisinde. Köylülere “Buradan gidin, sizin topraklarınızda kömür çıkaracağız” deniyor. Bu kömür santralleri de Türkiye'de en erken kapanması gereken Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinden ikisinin kömür sahası. Yani bir hiç uğruna, iki üç sene daha kömürden elektrik üretmek, iklimi değiştirmek ve havayı kirletmek için köylüler yerlerinden yurtlarından olacaklar. “Şaşkınız, öfkeliyiz” diyor İkizköy Direniyor grubu.
Ö.M.: Evet, dava avukatı Arif Ali Cangı da 15 gün içinde temyiz başvurusunda bulunacaklarını açıklamış. İkizköylüler de kararı kabul etmediklerini belirtiyor, bir şirketin kâr amacıyla topraklarına el konulmasına karşı çıkıyorlar. Yurttaşlar, Anayasa Mahkemesi'ne ve Adalet Bakanlığı'na seslenerek adalet talebinde bulunup mücadelelerine devam edeceklerini duyurdular. Bianet'te bu konuda ayrıntılı bir haber vardı.
Ü.Ş.: COP31’in ev sahibi ve başkanı Türkiye’den COP’a kadar olan üç haftada daha neler duyacağız? Maalesef bu, sahadan gelen gerçekten somut ve net bir kötü gelişme. Bunu söyleyebiliriz.
Ö.M.: Evet, sabah da söylemiştik. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Karadeniz'deki doğal gaz üretiminin Osman Gazi Yüzer Üretim Platformu'nun devreye girmesiyle iki katına çıkacağını açıklamıştı. Onu da bu sabah biraz konuşma fırsatı bulduk. Akbelen'i konuşamamıştık ama. “Her üç haneden biri yerli doğal gazımızı kullanacak” diye müjde veriyor. Bu da COP31'in ev sahipliğiyle ve toplantısıyla taban tabana zıt bir açıklama.
Ü.Ş.: Türkiye'nin ev sahipliği hamleleri... Bir diğer haberi doğrudan doğruya Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın web sitesinden okuyorum. 14 Ekim tarihli bir haber. Dünya Sıvılaştırılmış Doğal Gaz Birliği, İstanbul'da Sıvılaştırılmış Doğal Gaz Haftası düzenlemiş. LNG yani. LPG ve LNG, ikisi de herhâlde.
Ö.M.: Liquefied Petroleum Gas, yani sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG).
Ü.Ş.: Yani özellikle LPG herhâlde.
Ö.M.: LPG sektörü, tüp yani.
Ü.Ş.: Evet, tüp gaz. Şimdi bu etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, COP31'de biliyorsunuz bir temiz pişirme girişimi var. Özellikle Afrika ülkelerinde, yoksul ve en az gelişmiş ülkelerde biyokütleyle, odunla pişirmenin yerine temiz pişirme yöntemlerinin getirilmesini amaçlayan bir girişim. Türkiye de Uluslararası Enerji Ajansı ile birlikte buna öncülük ediyor. LPG'yi de temiz pişirmeye dahil edeceklerini açıklamış. Nasıl? Tüp gaz temiz pişirme olacakmış.
Ö.M.: Ya dalga geçiyorlar herhâlde ya da doğru değil. Bu haberler belki de bizimle dalga geçiyor.
Ü.Ş.: Gazete değil, doğrudan doğruya Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın web sitesinden okuyorum.
Ö.M.: Evet, yani peki, İkizköylülerle ilgili bu karar Ocak ayında alınmıştı, değil mi? Bu yılın başında zaten bozulmuştu.
Ü.Ş.: Yani bozulmamıştı da yürütmeyi durdurma kararı verilmişti. Şimdi yürütmeyi durdurma kararını bozmuşlar resmen.
Ö.M.: Evet, yani 10 Ocak'ta verilen acele kamulaştırma kararına karşı açılan davada yurttaşların lehine karar çıkmış ve 679 parsel tarım arazisini kapsayan kararın yürütmesi durdurulmuştu. Şimdi değiştirilmiş.
Ü.Ş.: Şimdi izin veriyor ama bakalım, Arif Ali Cangı temyize gideceklerini söylemiş. Belki bu da zaman kazandırıp işi tersine döndürebilir. Bunu takip edelim.
Ö.M.: "Toprak aynı toprak, şirket aynı şirket, değişen ne?" diye soruyorlar.
Ü.Ş.: Mahkeme de aynı mahkeme.
Ö.M.: Mahkeme de aynı mahkeme. Yani daha önce acelelik hâlinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle verilen yürütmeyi durdurma kararına işaret ediyorlar. Şimdi “Bizim toprağımız aynı toprak, şirket aynı şirket, değişen ne?” diye soruyorlar.
Ü.Ş.: Evet, geçen haftadan bir takip haberiyle devam edelim. Yeni değerlendirme raporunun 2028 öncesinde yayımlanmasına bir grup ülkenin karşı çıktığını söylemiştik. IPCC toplantısı devam ediyordu geçen hafta. Hatta sabah da IPCC'nin, yani Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin genel kurulunda bir tartışma yaşandığını söylemiştik.
Maalesef geçen Cuma günü IPCC toplantısı askıya alındı, tamamlanamadı. Özellikle iki konuda ilerleme sağlanamadı. Birincisi, tam da bu konu: Bir sonraki, yani yedinci değerlendirme raporu ne zaman çıkacak? Bütün bilim insanları 2028 içerisinde çıkarılması gerektiğini söylüyor. Rusya, Çin, Hindistan ve Suudi Arabistan'ın da dahil olduğu, aslında daha fazla ülke var, hepsinin ismi yazmıyor, ondan fazla ülke buna itiraz ettiği için süreç kilitlenmiş.
IPCC Başkanı Jim Skea da şöyle demiş, onu bulmam lazım. Çok güzel bir cümle. Bir dakika, ne demiş? “Çok kötü bir sonuç” demiş. Yani pardon, “Derin bir hayal kırıklığı” demiş. “Bunu da bundan daha ağır bir deyim bulamadığım için derin bir hayal kırıklığı diyorum” demiş. Terbiyem müsaade etmediği için de diyebilirdi.
Gerçekten IPCC tarihinin en büyük çatışmasının yaşandığı söyleniyor. Gelişmekte olan ülkeler resmen süreci tıkıyorlar. Mesela ABD zaten IPCC'den çekildi. Trump her yerden çekildiği gibi, oradan da çekildi ama arka planda bir rolü var mı diye insan merak etmeden yapamıyor doğrusu, bilmiyorum.
Üstelik şöyle bir risk de ortaya çıkmış: Bütçe de onaylanmamış. Bir sonuca varılamadığı için Ocak ayında yazarlar bir araya gelip toplantı yapacaklarmış. O toplantının da geleceği tehlikeye girmiş. Çünkü uçak biletlerini falan alamayacaklar. Bir sonraki senenin bütçesi onaylanmadığı için. Yani IPCC tamamen kilitlenmiş durumda. Nasıl bir çıkmazdır bu?
Ü.Ş.: Çok ağır bir şaka.
Ö.M.: Gülümsemeyi de içeren bir şey olduğu için, gülümsettiği için, evet, trajik bir şey.
Ü.Ş.: Çok trajik. Bazıları da hafife alıyorlar. “Canım, IPCC rapor çıkarmasa ne olacak?” falan diyorlar. Ama o zaman COP'lara da gerek yok. Çünkü bütün COP'larda ülkelerin ilerlemesi için elimizdeki neredeyse tek bilimsel referans, yani altın standart, IPCC raporları. Bunun yenisini yayımlamıyorsunuz. Elinizde sekiz sene önceki versiyonu var. Sekiz sene öncesine göre konuşmak başka.
Şimdi tam da yeri gelmişken son duruma, Emisyon Açığı Raporu'na gelelim. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), her sene açıkladığı Emisyon Açığı Raporu'nu bu sene de COP'a yetiştirdi, sağolsunlar.
Ö.M.: Evet, UNEP derken Birleşmiş Milletler Çevre Programı.
Ü.Ş.: Çevre Programı. Daha önce, zaten bir ay önce başka bir ara raporla açıkladıkları, 1,5 derecelik ısınma eşiğinin artık aşıldığı burada da tekrarlanıyor. Ama çok daha önemli ve yeni bazı şeyler var. Şimdi biraz onlardan bahsedeyim isterseniz.
Ö.M.: Evet, bu son derece önemli. Biz de biraz önce Açık Gazete’de bir cümleyle değinme fırsatı bulmuştuk. Yarına bırakmıştık. Seninle üzerine konuşmamız da iyi olacak. Son derece ciddi bir karar.
Ü.Ş.: Evet, şimdi biliyorsunuz, bütün Birleşmiş Milletler senaryolarında ısınmayı 1,5 dereceyle sınırlama senaryosu vardır. Çünkü Paris Anlaşması'nın hedefi bu. Artık o senaryo yok. Şu anda şöyle yazıyor: “1,5 dereceye geri dönmek üzere aşma senaryosu.” Buna dönüşmüş. Diyorlar ki en iyi ihtimalle, yani biraz sonra söyleyeceğim hızla fosil yakıtlardan çıkılır ve emisyonlar azaltılırsa ısınma 1,7 ile 1,8 derece arasında sınırlanabiliyor. Yani 1,5 derece artık bitti.
Ancak diyorlar ki 1,5 dereceyi aştıktan sonra, yüzyılın sonuna kadar 320 gigaton, yani 320 milyar ton karbondioksiti atmosferden çekebilirsek 1,5 dereceye geri dönebiliriz. Removal var ya, görünce söyleyeyim. 320 milyar ton.
Ö.M.: Tam Nasrettin Hoca hesabı bu.
Ü.Ş.: Tam anlamıyla Nasrettin Hoca hesabı. Aslında söylemek istemiyorlar çünkü politik hedef olan 1,5 dereceye zarar vermek istemiyorlar. Onların da hakkını teslim edelim. Bu yüzden, “Karbondioksiti havadan emersek 1,5 dereceye geri dönebiliriz” diyerek durumu biraz yumuşatıyorlar. Ama aslında şu anda en az 1,7-1,8 derece söz konusu.
Önce ısınmayı 1,7-1,8 derecede tutmak için emisyonların ne kadar azalması gerektiğini söyleyeyim. Emisyonların 2025 seviyelerine, yani geçen seneki seviyelere göre 2030'a kadar %18, 2035'e kadar %45, yani 10 yıl içinde neredeyse yarıya düşmesi gerekiyor. 2040'a kadar da %69 azaltılması gerekiyor.
Fosil yakıtlardan çıkışla ilgili rakamları da vermişler. Kömür, petrol ve doğal gazın toplam enerji arzındaki paylarının 2040'a kadar kömürde %75, petrolde %30, doğal gazda %35 azaltılması gerekiyor. Bu 2040'a kadar. 2050'ye kadar zaten iyice azalması gerekiyor.
Kömürden elektrik üretiminin 2035'e kadar 2025 seviyesine kıyasla en az %75 azalması ve 2040'a kadar tamamen bitmesi gerekiyor. Yani bütün dünyada elektrik üretiminde hiç kömür yakılmayacak. Demir çelik gibi sektörleri katmıyorlar, elektrik üretiminden söz ediyoruz. 2040'a kadar sıfırlanacak. Böyle bir formül.
Şimdi burada çok enteresan iki nokta var. Bir tanesi Türkiye ile ilgili. Ama Türkiye'ye gelmeden önce, çünkü Türkiye bu sene herhâlde COP başkanı olduğu için biraz daha fazla odağa oturmuş. Eskiden de vardı tabii, eski raporlarda da vardı ama bu sene biraz daha fazla yer alıyor. Onlardan biraz bahsedeceğim.
Önce raporun kendisine bakalım. Bu okuduklarım özetlenmiş bilgiler. Raporun aslına girdiğiniz zaman detayları görüyorsunuz. Burada çok çarpıcı bir şey var: Küresel emisyonlar 2024'ten 2025'e değişmemiş. Bu çok ilginç. Yani 58,4 milyar tonda sabit kalmış. En azından artmamış diyebilirsiniz ama rapor buna pek aldırış etmeyin diyor. Çünkü bu geçici bir durum. Emisyonların azalmaya başladığı ya da plato çizdiği anlamına gelmiyor.
ABD'nin emisyonları 2024'ten 2025'e rekor seviyede artmış. 135 milyon ton artmış. Daha önce düşüşteydi. Trump nihayet başardı yani. Bunun nasıl olduğunu, arka planını anlatan raporlar vardır herhâlde ama arayamadım. ABD bir şekilde emisyonlarını yeniden hızlı bir artışa geçirmeyi başarmış.
G20 içinde emisyonlarını en fazla artıran ikinci ülke de Türkiye. ABD'den sonra ikinci sırada geliyoruz. Onun dışında Endonezya ve Çin var. Endonezya 17 milyon ton, Çin de 17 milyon ton artırmış. Avrupa Birliği ise 7,5-7,7 milyon ton azaltmış. Hindistan bile bir miktar azaltmış. Ama dünyanın geri kalanında artış olduğu ve ABD'de emisyonlar çok arttığı için küresel toplam neredeyse değişmemiş. Böyle bir durum söz konusu.
Ö.M.: Kesinlikle bunları açıklıyoruz burada maalesef. Ben bir daha Karar gazetesinde 17 Ekim'de çıkan habere döneceğim. Cumhurbaşkanı, “Her üç haneden biri yerli doğal gazımızı kullanacak” diye müjde veriyor. Osman Gazi Yüzer Üretim Platformu'nun devreye girmesiyle doğal gaz üretiminin iki katına çıkacağını ve günlük 20 milyon metreküpe ulaşacağını açıklıyor. Açıklamayı yapan kim? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. “2027 yılı başından itibaren her üç haneden biri yerli doğal gazımızı kullanacak” diye müjde veriyor. İnsanın nutkunun tutulmasına yol açabilecek şeyler. “Enerji tarihimizde yeni bir sayfa açıyoruz” diyor.
Türkiye, COP31'e Antalya'da ev sahipliği yapacak ve öncülük edeceğini söylemişti ya. Cumhurbaşkanı, “İlk yüzer üretim platformunu Türkiye'ye kazandırdık. Bunu Temmuz 2024'te duyurduk” diyor. Geçen yıl Mayıs ayında Osman Gazi adı verilen platformun Dolmabahçe Sarayı'ndan Filyos'a uğurlandığını söylüyor. Şimdi de platform Karadeniz'deki görev yerine hareket ediyormuş. “Bu vizyoner projeye emek veren tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyor, platformda görev yapacak tüm personelimize başarılar diliyorum” diyor. Peki, COP31'de kendisinin konuşma yapma ihtimali var mı?
Ü.Ş.: Tabii ki. Hem açılışta, hem de liderler zirvesinde konuşacak.
Ö.M.: Peki, fosil yakıtlardan uzaklaşmayı açıklayacak mı? Bunu hatırlatmayacaklar mı, bilmiyorum. Merakla bekliyoruz yani.
Yani Zonguldak'taki Filyos Limanı'nda düzenlenen platform uğurlama törenine video mesaj göndermiş. Sakarya Gaz Sahası'nda üretilecek doğal gazı işleyerek karaya ulaştıracağını söylemiş. 2027 yılı başından itibaren her üç haneden birinin yerli doğal gazdan yararlanacağını ilan etmiş. Bilemiyorum ne deneceğini.
Ü.Ş.: Evet, bu arada tekrar Emisyon Açığı Raporu'na dönersek Türkiye'nin sera gazı emisyonlarında en çok artış gösteren ikinci ülke olmasına bakalım. Amerika'nın artışını söylemiştim. Ne kadardı? Bir dakika, tekrar döneyim. 132,5 milyon ton. Türkiye'nin artışı ise 24,5 milyon ton, 2024'ten 2025'e. Ama şöyle bir not ekleyeyim: 2025'in envanteri henüz açıklanmadı. Dolayısıyla bu tahmini bir rakam. Başka kaynaklardan hesaplıyorlar bunları ama aşağı yukarı doğrudur herhâlde.
Şimdi burada Türkiye ile ilgili asıl problem şu: Bir dakika, demin yanlış söyledim galiba. G20 içinde değil, dünyada en çok artış gösteren ikinci ülke. Çünkü birinci ABD, ikinci Türkiye, sonra İran ve Endonezya geliyor. Evet, dünyada emisyonları en çok artan ikinci ülkeyiz. Burada Türkiye'ye yönelik üstü kapalı, ağır bir eleştiri var. Teknik olmayacak şekilde, çok kısa sürede anlatmaya çalışacağım.
Biliyorsunuz, Türkiye'nin ulusal katkı beyanı, 2035'e kadar emisyonların referans senaryoya göre yüzde 42 azaltılmasını hedefliyor. Bu da şöyle oluyor: Türkiye'nin 2024 itibarıyla 600 milyon tona yakın emisyonu var. 2035'te 643 milyon tona çıkacak diyor. Türkiye de “Normalde biz bıraksak bu çok daha yüksek olacaktı. Biz bunu 635 milyon tonla sınırlayacağız” diyor.
Şimdi UNEP raporu diyor ki Türkiye'nin bu 643 milyon tonluk azaltım hedefi, mevcut politikalarıyla 2035'te ulaşacağı emisyon miktarının çok üzerinde. Türkiye'nin azaltım hedefi, aslında mevcut gidişatında ulaşacağı seviyeden çok daha yüksek. Yani Türkiye zaten azaltım hedefi olarak belirlediği seviyeye bile çıkamayacak.
Dolayısıyla Türkiye'nin ulusal katkı beyanındaki azaltım hedefi yok hükmünde oluyor. Çünkü azaltacağınızı söylediğiniz miktara zaten çıkamıyorsunuz ki oradan nasıl azaltacaksınız?
Rapor açıkça Türkiye'nin hedefinin mevcut politikalarla zaten aşılabilen bir hedef olduğunu söylüyor. Daha önceki Emisyon Açığı Raporlarında da buna overachievement diyorlardı, yani hedefin ötesine geçme gibi bir şey.
Türkiye ile aynı durumda olan birkaç ülke daha var. En yakın örnek Rusya'ymış. Türkiye'nin normal gidişatındaki emisyon miktarı, 2035 hedefinin neredeyse %20 altında kalacakmış. Dolayısıyla maalesef Birleşmiş Milletler, COP Başkanı Türkiye'nin gerçekte bir azaltım hedefi olmadığını, COP'tan çok kısa bir süre önce açıklamış oldu.
Ö.M.: Evet, UNEP'in yaptığı bu açıklamada belirttiği %18'lik azaltım hedefine dört yıl içinde nasıl ulaşılacağı da Türkiye gibi ülkeler açısından imkânsız görünüyor.
Ü.Ş.: Zaten nereye gittiğimizi bununla bitirelim. UNEP'in raporu, mevcut durumda 1,7-1,8 derecelik artışın gerçekçi olmadığını çok net bir şekilde kabul ediyor. Diyor ki mevcut politikalar sürerse dünya yüzyılın sonuna kadar 2,8 derece ısınacak. Eğer bütün ülkeler ulusal katkı beyanlarının tamamını yerine getirirse 2,6 derece. ABD'nin çekilmesiyle bu rakamlar kötüleşti. Çünkü daha önce ABD'nin taahhütleri de hesaba katılıyordu. O da çıkınca en iyi durumda 2,5-2,6 dereceye gidiyoruz.
Mucizevi bir durumda, en iyimser senaryoda, bütün ülkelerin söyledikleri her şey gerçekleşirse, mesela Türkiye'nin 2053 net sıfır hedefi bile tutturulursa 2,1 derece. Yani ısınmayı 2 derecenin altında tutmanın imkânsız olduğu artık net bir şekilde ortaya konmuş durumda.
Ö.M.: Evet, durum bu. Son dakikaya geldik ama bir şey daha ilave edeyim ben de. Geçen yıl Institute and Faculty of Actuaries, yani aktüerler, sigorta uzmanları gibi bir kuruluş ile Exeter Üniversitesi'nden uzmanlardan oluşan bir ekip, “Gezegensel Ödeme Gücü: Doğayla Dengemizi Bulmak” başlıklı bir rapor yayımlamıştı.
Küresel sıcaklığın 3 °C artmasının sonuçları ne olur diye bakmışlar. En az 4 milyar insanın hayatını kaybedebileceğini tahmin etmişler. Dünya nüfusu zaten 8 milyardan biraz fazla yani yarısı. O kadar acayip ki ana akım medyanın gerçeklikten ne kadar kopmuş olduğuna dair bir göstergeye ihtiyacınız varsa şunu düşünün, diyordu Media Lens'te çıkan bir yazıda: “Bu haber manşetlerde neredeyse hiç yankı bulmadı.”
Şimdi Britanya'da, İngiltere ve Galler'de üç ila altı ayrı yerde kuraklık alarmı verildiği söyleniyor. Bu görülmemiş bir şey. Buna rağmen Başbakan, Kuzey Denizi'nde bugün izin vereceğini söylemiş.
Ü.Ş.: Evet, Avrupa Birliği de Arktik'te petrol aramaları konusunda geri adım attı. Maalesef Avrupa Birliği'nden gelen bütün haberler kötü. Şimdi önümde açık ama zaman kalmadı. Otomotiv sektörüyle ve Arktik'le ilgili üst üste geri adım haberleri geliyor. Bu son derece kötü. Bir son cümle de geçen hafta İstanbul'da yedi ya da sekiz kişinin ölümüne neden olan...
Ö.M.: Sekiz.
Ü.Ş.: Sekiz değil mi? Sekiz kişi. Geçen hafta İstanbul'da sekiz kişinin ölümüne neden olan feci sel felaketinin iklim değişikliğiyle bağlantısına dair bir atıf çalışması yayımlandı. İklim değişikliğinin buna neden olabileceği bilimsel olarak belirtiliyor. Yağışın bir önceki rekorun %35 üzerine çıkmış olabileceği söyleniyor. Yani İstanbul'da rekor bir yağış yaşanmış. Bunu da ekleyerek bitirelim. Durum bu.
Bugün Açık Yeşil'den Paul Simon'la çıkacağız. 13 Ekim'de 85. yaş günüydü Paul Simon'ın. Kim olduğunu söylemeye bile gerek yok herhâlde. Simon & Garfunkel'den ve solo albümlerinden tanıyoruz. ABD'nin en önemli çağdaş ozanlarından biri Paul Simon. Şimdi onun çok güzel bir şarkısıyla çıkalım, 85. yaşını kutlayalım. “Still Crazy After All These Years” ile veda edelim. Gelecek hafta görüşmek üzere.
Ö.M.: Görüşmek üzere, hoşçakalın.
Benzer İçerikler
“Fosil yakıt düzeni yalnızca iklimi değil, hukuku da tüketiyor"
Ömer Madra
Birleşik iklim felaketi: IPCC raporu ne söylüyor? - 2
Ömer Madra
Akkuyu CEO'su: "Bu bir Rus santralidir"
Ömer Madra
"Büyük bir riyakârlık kriziyle karşı karşıyayız"
Ömer Madra, Ümit Şahin