"Akdeniz’de birimiz bu işi kaçırırsak Akdeniz tümden etkileniyor"
Açık Gazete'de Ömer Madra ve Özdeş Özbay, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras ve ICLEI Europe’tan (Local Governments for Sustainability) Gökşen Şahin ile geçtiğimiz günlerde Muğla Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde ve ICLEI Europe iş birliğiyle düzenlenen Akdeniz İklim Zirvesi'ni ele alıyorlar.
Özdeş Özbay: Evet, saat 09.30 itibarıyla iki konuğumuz var. Açılışta da söylemiştik: Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras ve Local Governments for Sustainability yani Sürdürülebilirlik İçin Yerel Yönetimler’in Avrupa biriminden Gökçen Şahin. Gökçen aynı zamanda eski Açık Gazete sunucularından biriydi. Apaçık Radyo dinleyicileri kendisine biraz aşinadır. Hoşgeldiniz Ahmet Bey, hoşgeldin Gökçen.
Ömer Madra: Merhabalar, hoşgeldiniz.
Ahmet Aras: Merhaba Ömer Bey.
Gökçen Şahin: Merhabalar.
Ö.Ö.: Hoşgeldin. Geçtiğimiz günlerde Muğla Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde ve Gökçen, senin de çalıştığın ICLEI Europe iş birliğiyle Akdeniz İklim Zirvesi gerçekleştirildi. Üç kıtadan yerel yöneticiler, uluslararası kuruluşların temsilcileri ve iklim alanında çalışan paydaşlar Muğla’da buluştular. İki gün süren bu zirvede nelerin konuşulduğunu ve zirvenin çıktılarının COP31 sürecine nasıl taşınmasının planlandığını sizlerle konuşmak istiyoruz.
Ahmet Bey, tekrar hoşgeldiniz yayınımıza. Muğla’da düzenlenen Akdeniz İklim Zirvesi’ni bize kısaca anlatabilir misiniz?
A.A.: Teşekkür ederim. Gökçen Hanım’a da tabii ki ICLEI’nin çabalarından ve kendisinin katkılarından ötürü gerçekten çok minnettarım. Sağolsunlar, ICLEI ile birlikte müthiş bir iş çıkardık. O yüzden tekrar teşekkür ediyorum kendilerine.
Şimdi Akdeniz İklim Zirvesi, malum iklim değişikliğinin etkilerinden en fazla zarar gören bölgelerden birinin belediye başkanı olarak beni çok ilgilendiriyordu tabii ki. Ben zaten Bodrum Belediye Başkanlığımdan beri bölgedeki değişimi çok net bir şekilde görüyorum. Bu toprakların çocuğuyum. Deniz kenarında doğdum, denizlerde büyüdüm. Çocukluğumdan, yüzme öğrendiğimden beri dalış yaparım. Sadece deniz dibindeki değişimi benim şu kısacık ömrümde görseniz aslında ne kadar hızlı bir şekilde kötüye gittiğimizi anlarsınız. O yüzden özellikle doğa tahribatını, çevre meselelerini kendi yaşamımda da bizzat şahit olarak içselleştirmiş biriyim.
Bir taraftan da belediye başkanı olarak büyük bir sorumluluk altındayız. O yüzden Bodrum Belediye Başkanlığımdan beri bu konuya eğilmiştim ama büyükşehir olunca sorumluluğum daha da arttı. Artık 1.500 kilometre kıyısı olan Muğla’dan söz ediyoruz. Bir taraftan turizm hareketleriyle nüfusu, dinamik nüfusu sürekli değişen bir Muğla; diğer taraftan büyük bir göç dalgası, yapılaşma baskısı, madenler, termik santraller, çimento fabrikaları derken inanılmaz bir tahribat var. Hem insan eliyle, hem de iklim değişikliğinin etkileriyle. Orman yangınlarında da bunu çok net bir şekilde hissediyoruz. Bir şeyler yapmamız gerektiğini biliyorduk zaten.
Ben de dünyada, özellikle önce Akdeniz’de, sonra Avrupa’da ve küresel ölçekte neler yapılıyor diye araştırmaya başladım. Bütün COP’lara katıldık. Azerbaycan’da yapılan COP’a gittim. Brezilya’ya gidemedim ama oraya da ekiplerimi gönderdim. Gittim derken belediye olarak katıldık. Antalya’daki COP31 için de çok heyecanlıyız ama bu yetmiyor.
Bir taraftan Birleşmiş Milletler Okyanus Konferansı’na, Akdeniz İklim Birliği’nin yaptığı FASTAKİ toplantısına gittim. Oralarda konuşulan konulardan aslında her ülkede bu sıkıntıların yaşandığını net bir şekilde öğrendik. Ardından çözüm önerileri üzerinde çalışmaya başladık. Neler yapabiliriz derken Akdeniz İklim Zirvesi fikri doğdu. Sonrasında da ICLEI ile birlikte bu fikri hayata geçirdik.
Akdeniz’in üç kıtasından, biraz önce ifade ettiğiniz gibi, belediye başkanları, yerel liderler, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler temsilcileri katıldı. ICLEI, UCLG, Akdeniz Kentler Birliği MedCities gibi çok önemli kent ağlarının yanı sıra uluslararası finansman kuruluşları, bu konuda bizi destekleyen Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) gibi kurum ve kuruluşların da katılımıyla gerçekten çok güçlü bir zirve gerçekleştirdik.
Sonuçlarını da net bir şekilde ortaya koyduk çünkü altı maddelik bir deklarasyon yayımladık. Tam ismiyle Akdeniz Kentleri İçin İklim Deklarasyonu’nu yayımladık ve çıkan bu kararları COP31’de, Antalya’da şehirler düzleminde savunacağız.
Ö.Ö.: Ve bu 26 imzacı belediye anlamında mı?
A.A.: Tabii, belediyeler ve yerel yönetimler. Bazıları belediye, bazıları da MedCities, UCLG, MEWA gibi şehir ağları. Fas’tan İspanya’ya, Adriyatik’ten Filistin’e birçok Akdeniz ülkesinden belediyenin katıldığı bir zirve oldu burası.
Ö.Ö.: Filistin'den de katılım oldu mu?
A.A.: Oldu tabii.
Ö.Ö.: Çok önemli.
A.A.: Hebron Belediyesi ki bir milyonun üzerinde nüfusu olan bir belediyedir. Ramallah Belediye Başkanımız katıldı. Tafu'dan belediye başkan yardımcıları ve temsilcileri katıldı. Yani Filistin'den üç belediye katıldı.
Biz Akdeniz'i düşünürken hiçbir yeri geride bırakamayız. Bugün Lazkiye'den yani Suriye'den, Tartus'tan tutun; Filistin, Lübnan, Beyrut, Mısır, bütün Kuzey Afrika, ardından İspanya, Cebelitarık, Marsilya, Côte d'Azur kıyıları, Adriyatik, Yunanistan, Ege, Kıbrıs ve bizler... Herkes bu işe önem vermek zorunda. Çünkü Akdeniz'de birimiz bu işi kaçırırsak Akdeniz tümden etkileniyor.
Geçen hafta Suriye'deydim, Lazkiye'deydim. Lazkiye'de bir, bir buçuk milyon nüfus var, arıtma tesisi yok. Atık suyu olduğu gibi denize bırakıyorlar. Suriye'nin durumu da ortada. Şimdi ben sadece Muğla'da arıtma tesislerimi yaparak, denizimi korumaya gayret ederek Akdeniz'i korumaya yetemiyorum. Herkesin adım atması ve Akdeniz için bir birlik oluşturmamız gerekiyor. İşte bu zirvenin bence en önemli çıktılarından biri buydu.
İkincisi de gerçekten uygulamaya geçme kararlılığıydı. İklim hedefleri konuşulur, Paris İklim Anlaşması imzalanır, COP'lar yapılır, orada taahhütler verilir. Ulusal, küresel meseleler konuşulur ama asıl kentlerde uygulama yapılırsa bu işten kurtuluruz. Elektrifikasyona geçersek, atık su tesislerimizi tamamlarsak, gri suyu ve atık suyu geri kullanabilirsek, atık yönetiminde geri dönüşümü hayata geçirebilirsek, orman yangınları için önlem alırsak, suyumuzu tasarruflu kullanırsak, yağmur hasadı yaparsak, binalarımızı enerji verimli hâle getirirsek kurtulabiliriz.
Yani kentlerde bu uygulamalar yapılırsa iklim değişikliğinin etkilerini azaltabiliriz. Yoksa ülkeler zaten kendi aralarında birbirlerini yiyorlar. Sanayileşmede, ulaşımda... Hükümetlere göre enerji gerekli, tabii ki gerekli, termik santral çalışacak. Öbür tarafta uluslararası taşımacılık, gemiler, uçaklar... Mesela iklim değişikliğinin etkileri konusunda uçaklar hiç konuşulmuyor.
Ömer Madra: Pardon, araya gireyim, kusura bakmayın. Deklarasyonu da iki cümleyle özetlemeniz mümkün olabilir mi?
A.A.: Tabii ki. Deklarasyonumuz özellikle bu COP'un bir uygulama COP'u olması gerektiğini yani taahhütlerden, sözleşmelerden çok somut projelerin ortaya konmasını, bu projelere uygun finansmanın bulunmasını ve uygulanmasını talep ediyor. İkincisi, belediyelerin bu konudaki yetkilerinin ve kapasitelerinin artırılması gerektiğinin çerçevesini çiziyor. Çünkü belediyeler bu işi yapmadan başaramazsınız, dedik deklarasyonumuzda.
Akdeniz'de bir birlik oluşturmamız gerektiğini de vurguladık. Biraz önce ifade ettiğim gibi, tek tek her ülkenin veya kentin çabası yeterli olmayacak. Bütün ülkelerin ve kentlerin bir araya gelmesi gerekiyor. Akdeniz'i ancak bu şekilde iklim değişikliğinin etkilerinden, kirlilikten, plastik ve deniz kirliliğinden, ekosistemdeki kırılmadan, biyolojik bozulmadan, biyoçeşitliliğin kaybından kurtarabiliriz, dedik. Bunun gibi çok net maddeler ortaya koyduk.
Ö.M.: Evet, çok teşekkürler.
Ö.Ö.: Sağolun. Buradan isterseniz biraz Gökçen’e de topu atalım. Gökçen, ICLEI’nin bu organizasyondaki rolü ve buradan çıkan deklarasyonun COP içerisinde nasıl bir etki yaratması öngörülüyor? Bu soruları da sana yöneltelim.
G.Ş.: Çok teşekkürler Özdeş. Ahmet Başkanım, esas biz size teşekkür borçluyuz. Gerçekten herkese harika bir ev sahipliği yaptınız.
Ahmet Başkan'ın da dediği gibi, bence bu zirveden çıkan en önemli sonuçlardan biri, Akdeniz'de herkesin sorunlarının farklı ama birbiriyle yaklaşık olarak aynı sonuçlara vardığını görmemizdi. En büyük sorunu tabii ki Akdeniz çevresinde Filistinli şehirler yaşıyor. Filistin'deki şehirlere özellikle verilen önem, orada gösterilen dayanışma ve aynı zamanda onlara nasıl destek olunabileceği üzerine çok somut çalışılması bu toplantıda çok önemliydi bence.
COP'a doğru giderken nasıl etkileri olabilir konusuna geçersek, Akdeniz'in bölgesel önemini oraya taşımak gerekiyor. Çünkü Akdeniz, coğrafi konumu gereği dünyanın geri kalanından yüzde 20 daha hızlı ısınıyor. Dolayısıyla bölgenin hızlı ısınmadan, doğa tahribatından, şehirleşmeden ve aşırı turizmden kaynaklanan kendine özgü sorunları var. Ahmet Başkan'ın da söylediği gibi bunlara çözüm üretilmesi gerekiyor.
Çıkan deklarasyon altı maddeden oluşuyordu. Ahmet Başkan kısaca belirtti. Uluslararası düzeyde alınan kararlar önce uluslara, ardından uygulayıcı olarak şehirlere gelmesin; şehirler de kendi sorunlarını anlatabilsinler diye ortak bir partner olarak görülmelerini istiyor. Finansmanın doğru projelerde, yerelde önemli olan ve yerelin koşullarına uygun projelerde kullanılmasını talep ediyor. Özellikle yerel aktörlerin desteğiyle bir adil geçiş tasarlanmasını istiyor ki biliyorsunuz, adil geçiş mekanizması bu COP'un önemli müzakere konularından biri.
Aynı zamanda adaptasyon konusunda da şimdiye kadar küresel olarak çok para harcadık. Şu an sonuçlarını görüyoruz ki bazıları çok tepeden inme projeler olduğu için İngilizcede maladaptation dediğimiz yanlış uyum uygulamalarına dönüştü. Örneğin bazı projeler her yere klima konmasını destekledi. Şu an bunun etkilerini görüyoruz.
Ö.Ö.: Doğrusu bu değilmiş; yeşillendirme ve doğa bazlı çözümleri öne çıkarmakmış.
Ö.M.: Evet, şehirlerde gölgelikler örneğin...
Ö.Ö.: Barselona gibi bazı şehirler 10 dakika gölge mesafesi koyuyorlar. Yani 10 dakikada bir yeşil ve gölgelik alana ulaşmanız lazım. Bunlar doğru projelermiş. Bir zamana kadar tepeden inme projelerle yanlış uyum politikaları yürütüldü.
G.Ş.: Deklarasyonu bitireyim, sonra gelelim. Son olarak deklarasyon, COP'u ilk defa Akdeniz'de yaptığımız için Akdeniz'in bir ekosistem olarak kırılganlığının altının çizilmesini istiyor. Bunların tamamını kapsıyor ve bu maddelerin hepsi aslında bir müzakere maddesine karşılık geliyor baktığımız zaman.
Dolayısıyla COP'a giderken gerçekten bir mihenk taşı olan zirveydi. Adil geçiş mekanizmasında yerellerin öneminin artırılmasını istiyor. Biz de bu maddeleri alıp COP'ta müzakereleri takip eden arkadaşlar olarak bunun için mücadele etmeye devam edeceğiz. Çıktılardan biri de hem COP Başkanlığı, hem de Avustralya'nın müzakere başkanlığı sürecinde bu konuların savunuculuğunu yapmaya devam etmek olacak.
Ö.Ö.: Aklıma şu geldi, araya gireceğim. Bahsettiğin önemli uygulamalar Barselona Belediyesi’nde, bir de Paris Belediyesi’nde vardı. En son The Guardian gazetesinde üç belediye başkanı birlikte bir mektup yazmışlardı. Paris, Milano ve ABD'den, Phoenix belediyeleri kendi uygulamalarını dünyayla paylaşmışlardı. “Biz bu konuda fena olmayan bir deneyime sahibiz ve bunu diğer bütün belediyelerle paylaşmak istiyoruz. Çünkü bunun bizde kalmasının pek bir anlamı yok,” diye.
Dolayısıyla bu tarz deneyimler ve belediyeler son dönemde gittikçe öne çıkıyor. Hatta belediyeler arası ağlar var. Bir ara Barselona Belediye Başkanı Ada Colau tarafından Korkusuz Şehirler mesela kurulmuştu. Burada da radikal kamucu yöntemler etrafında belediyelerin bir araya gelişi söz konusuydu. Mavi Topluluklar diye bir belediyeler ağı vardı. Suyu bir insan hakkı olarak tanıyan belediyeler burada bir araya gelmişti. Selanik, Berlin gibi belediyeler de vardı.
Dolayısıyla ulusal düzeyde son derece yetersiz kararlar alınıyor COP’larda ama günün sonunda Ahmet Başkan da söyledi, bu yerelde çözülebilecek bir sorun değil, ulusal çapta bile çözülebilecek bir sorun değil. Çünkü ekolojik krizin sınırları yok, doğanın sınırları yok. Dolayısıyla uluslararası yan yana gelişler son derece önemli. O yüzden Akdeniz İklim Zirvesi de bu anlamıyla çok önemli görünüyor.
Ö.M.: Evet, deklarasyon da öyle, aynı şekilde önemli.
G.Ş.: Yani son bir şey ekleyeyim. Ben ICLEI'de çalışıyorum ve biz de o ağlardan bir tanesiyiz. Sürdürülebilirlik için çalışan yerel yönetimleri bir araya getiriyoruz.
Bu toplantının bence en önemli noktalarından biri, sadece belediyeleri değil, Ahmet Başkan'ın da dediği gibi belediye ağlarını da bir araya getirmesiydi. Biz ICLEI olarak bu etkinlikte, küresel ölçekte çalışan bir başka ağ olan UCLG ve Akdeniz bölgesinde çalışan MedCities (Mediterranean Cities Network) ile bir araya gelip ağlar arasındaki iş birliğimizi Akdeniz özelinde nasıl güçlendirebileceğimizi konuştuk.
Tabii ki bunun devamı ve takibi olacak. Bu bölgeye özel neler yapabiliriz, iş birliklerini ve birbirimizden öğrenme kapasitemizi nasıl artırabiliriz, nasıl ortak projeler üretebiliriz, belediye çalışanlarını bir araya getirip deneyim paylaşmalarını nasıl sağlayabiliriz? Bunları konuşmaya devam edeceğiz. Bunlar da dediğiniz gibi çok önemli adımlar.
Ö.Ö.: Evet. Hatta son yıllarda belediyeler arasındaki bu ağlar için “belediyeden belediyeye iş birliği” deniyordu. Hani şu anda neoliberal dönemde kamu-özel sektör ya da yerel yönetim-özel sektör ortaklığı deniyor ya, sadece işin bu kısmı vurgulanıyor. Belediyelerin hem birbirinden öğrenmesi, hem de birbirine destek olması anlamında bu tarz kavramlar da ortaya çıkarılıyordu.
Ö.M.: Evet. Sonuç olarak hem toplantıyı, hem de deklarasyonu genel olarak nasıl değerlendirebiliriz? Ahmet Bey, sizden kısa bir özet alabilir miyiz?
A.A.: Tabii ki Ömer Bey. Şimdi ben şunu savunuyorum: Biz belediyelerde yapacağımız projelerle, atacağımız adımlarla, küçük büyük bakmadan kentleri en azından daha yaşanır hâle getirebiliriz. Biraz önce Barselona örneğinden, ardından Paris’ten söz ettiniz. Küçük küçük adımlarla bunu başarabiliriz.
Mesela bizim en büyük problemimiz su. Zaten kısıtlı olan su kaynağının düzgün kullanılması benim yetkimde ve sorumluluğumda olan bir konu. Şimdi ben çıkıp da termik santraller kapansın diye feveran etsem kapanmıyor abi. Dünyanın her yerinde karbon salan koca koca sanayi tesisleri var. Ben bir Greenpeace üyesi değilim. Elimde yetki, aynı zamanda sorumluluk var. Kendi önüme bir tane ağaç dikmemişken gidip de bilmem neredeki sanayi tesisiyle uğraşırsam bunun somut bir sonucunu veya faydasını göremem.
O yüzden belediyeler kendi ellerindeki yetkilerle kentleri ağaçlandırabilir mi mesela? Barselona’nın yaptığı gibi. Barselona’ya çok gidip geliyorum ben. Collboni de arkadaşımız, Barselona Belediye Başkanı. Adam belediyenin önündeki mermerleri söküp ağaç dikiyor meydanlarda. Asfaltları kaldırıp ağaç dikiyor. Gerçekten en küçük sokağına kadar her yeri yemyeşil olmuş kentin.
Muğla’nın zaten %68’i orman, Allah’a şükür ama kentlerimiz bu konuda çok zayıf. Bodrum, Fethiye... Özellikle Marmaris bu konuda şanslıdır. Büyük kentlerden söz edeyim mesela, Milas gibi yerlerde büyük ısı adaları oluşuyor.
Ö.Ö.: Barselona’da bir de biliyorsunuz, kent merkezindeki bazı mahallelerin trafiksizleştirilmesi, araçların çıkarılmasıyla birlikte hem karbon emisyonlarının düşürülmesi, hem toplu taşımanın artırılması, hem de bu alanların ağaçlandırılması gibi birçok açıdan olumlu uygulamalar var.
A.A.: Tabii, yani bu küçük bir şey mesela. Ağaç dikmek için kimden neyin iznini alacağız? Bulduğumuz bütün kamu alanlarını ağaçlandırabiliriz.
İkincisi, atık su arıtma tesisleri benim yetkimde. Ben şimdi atık su arıtma tesislerini adam gibi yapmazsam, yetkimde olan bir konuda denize iyi arıtılmamış suyu veya hiç arıtmadan atık suyu deşarj ediyorsam, doğaya salıyorsam, aynı zamanda o kıymetli atık suyu geri dönüştürüp peyzaj sulamasında, temizlikte veya tarımsal amaçlı kullanmıyorsam...
Biraz önce ifade ettiğiniz gibi kentimi yayalaştırma faaliyetleriyle, mikromobiliteyle desteklemiyorsam ki bunlar benim yetkimde olan işler; bisiklet yolları, scooterlar, elektrikli bisikletler gibi paylaşımlı modellere geçirmiyorsam o zaman meseleyi sadece konuşup duruyoruz demektir.
Aslında yetkimiz dâhilinde olan şeyleri yapmak bile küçücük de olsa çok büyük etki yaratacaktır. Ben Muğla'da yaparım, birisi Marakeş'te yapar, öbürü Nice'te, bir başkası Dubrovnik'te, Budva'da yapar. Böylece Akdeniz'in her köşesinden küçük küçük adımlarla, atılımlarla büyük bir etki yaratırız diye düşünüyorum.
Bence belediyeler önce kendi üzerlerine düşeni yapsın, ondan sonra ulusal ve küresel politikalarla uğraşsın. ICLEI bu tür işlerle uğraşır, doğru, onun işidir. Ama ben önce kendi kapımın önünü bir süpüreyim. Bunu yapmadan kimseyi suçlayamam, bir şey de diyemem. Yoksa gerçeklikten kopuyoruz. İş sadece siyasette kalıyor, lafta kalıyor yani.
Ö.Ö.: Evet, çok haklısınız. Pratik burada önemli. Zaten Türkiye’de COP31 yaklaşıyor. Tabii ki Türkiye ev sahibi, hükümet de bu sürecin yürütücüsü. Ancak kendi uygulamalarıyla çeliştiğinde herkes bunu da hatırlatıyor. Yapılacak pratik şeyler var.
A.A.: Gerçekten Çevre ve Şehircilik Bakanımızı dinlediğimiz zaman artık “Biz eyleme geçeceğiz,” diyor. Mesela plastik kirliliğiyle mücadele için DOA diye bir uygulama başlattılar ve artık ortalıkta pet şişe görmüyoruz. Çünkü pet şişeler paralı hâle gelince herkes toplamaya başladı. Tek kullanımlık plastiklerin kullanımını zaten azaltmak zorundayız ama bir taraftan da bu tür geri dönüşüm uygulamaları çok işe yaradı.
Aynı zamanda mapa-şamandıra konusu mesela. Bakın, Bakan Bey somut şeyler de yapıyor. Yapmıyorlar değil, onu da söyleyeyim. DOA uygulaması gibi, Göcek koylarında teknelerin bıraktığı sintinelerin, atık suların kontrolü için de somut bir proje yaptılar. Mapa-şamandıra sistemini bunları denetleyen Derya adlı bir uygulamayla desteklediler.
Posidonia çayırlarını korumak için teknenin demirlediği yeri işaretliyorlar. Biz de gidip atık suyunu alıyoruz. Benim de teknelerden atık su toplama sistemim var. Bir taraftan TURMEPA topluyor, Bakanlığın da sistemleri var. Böylece o işi kontrol altına almaya başladık. Aynı zamanda Fethiye dip çamuru temizliği sistemini de iki, üç hafta önce başlattık. Mesela onu da Bakanlık başlattı.
Ö.Ö.: Bu arada süremizin sonuna geldik.
Ö.M.: Çok özür dileriz.
A.A.: Bir taraftan adımlar da atıyorlar ama öbür taraftan enerji politikasına bakıyorsunuz, hâlâ kömür ağırlıklı bir enerji politikası yürütülüyor. Maden ruhsatları da peynir ekmek gibi dağıtılıyor.
Ö.M.: Çok teşekkür ederiz ama süreyi bitirdik maalesef.
A.A.: Estağfurullah çok yararlı bir konuşma, diyalog oldu. Sağolun.
Ö.M.: Bunun devamını da getirmek dileğiyle.
A.A.: İnşallah çok teşekkür ederiz.
Ö.M.: Çok teşekkür ederiz.
Ö.Ö.: Çok teşekkürler, görüşmek üzere.
G.Ş.: Çok teşekkür ederiz, sağ olun.
Ö.M.: Görüşmek üzere.
Ö.Ö.: Biz teşekkür ederiz.
Benzer İçerikler
Süheyla Doğan: “Umut etmezsek yaşayamayız ve mücadele edemeyiz"
Ömer Madra, Özdeş Özbay, Süheyla Doğan
"Bizim, sorunun kaynağına, özüne dönüp fosil yakıtları hedef almamız lazım"
Gökşen Şahin
"COP'tan daha geniş ve daha kapsayıcı bir Halkların İklim Zirvesi örgütlüyoruz"
Ecehan Balta, Sezgin Sarı
"İnsan hakları olmadan iklim adaleti olmaz"
Cem Bico