Bu haftaki programımızda; Zap Mama ve Khadja Nin gibi Afrika kökenli Belçikalı müzisyenlerin yanı sıra Arno ve Axelle Red gibi, anadilleri Flamanca olduğu halde repertuarlarında Fransızca şarkılara yer veren isimlerden parçalar dinledik.
Programın açılışını; Kongo asıllı Belçikalı şarkıcı Marie Daulne‘un kurduğu Zap Mama grubunun Take me Coco adlı parçasıyla yaptık. 1964’de Kongo’da dünyaya gelen Marie’nin Belçika vatandaşı olan babası Cyrille, o henüz birkaç günlükken ülkede yaşanan kriz sırasında Simba isyancıları tarafından kaçırılıp öldürülmüş, annesi Bernadette o ve kardeşleriyle birlikte ormana kaçıp saklanmak zorunda kalmıştı. Birkaç ay sonra Belçikalı paraşütçüler tarafından kurtarılan aile böylece Belçika’ya yerleşecek, sıkıntılarla dolu geçen çocukluk yıllarında voleybola ilgi duyan Marie ise, bacağının kırılması sonucu Olimpiyatlara katılma hayalinden vazgeçip rotayı müziğe çevirecekti. Böylelikle 1987’de Antwerp’de bir caz okuluna kaydolan, bunun ardından da 1989’da tamamı kadınlardan oluşan Quintet a cappella adlı grubu kuran Daulne, 1991’de Zap Mama adıyla ilk albümünü yayınladı. Söz konusu a cappella grubuyla birlikte çalıştığı afro-pop, afro-fusion ve afro-reggae tarzındaki bu albümünün başarasının ardından çeşitli Avrupa festivallerinde sahne alma fırsatını yakalayan Zap Mama, 1994 tarihli ikinci albümüyle “En İyi Dünya Müziği Albümü” dalında Grammy’ye aday gösterildi. Bu sayede uluslararası bir şöhrete kavuşan grup, Avrupa’nın yanı sıra ABD ve Japonya’da da turneye çıkarken, Virgin Stüdyosuyla sözleşme imzalayan Marie Daulne 1996’dan itibaren kariyerine tek başına devam etme kararı alacaktı. 1998’de Afrika, Avustralya ve Kuzey Avrupa’yı kapsayan bir turneye çıkan sanatçının, 2000’de ABD’ye yerleşmesi, kariyeri açısından yeni bir dönüm noktası oldu. O yıl Hans Zimmer’la birlikte başrolünde Tom Cruise’in yer aldığı Görevimiz Tehlike 2 filminin soundtrack’indeki parçalara katkıda bulunan Marie, 2000’lerin geri kalan kısmında kendi yayınladığı albümlerin yanı sıra Sergio Mendes, Arno ve Alanis Morisette’le birlikte seslendirdiği şarkılarla da gündeme geldi.
On iki yaşındayken babasını kaybetmesinin ardından on altısına geldiğinde eğitimini sürdürmek için ailesiyle birlikte Kinşasa’ya yerleşen Khadja Nin, burada bir Belçikalıyla evlenmiş ve 1980’de eşi ve küçük oğluyla birlikte Belçika’ya taşınmıştı. Bunun hemen sonrasında önce annesini daha sonra da eşini kaybeden ve oğlunu tek başına büyütmek zorunda kalan Khadja, teselliyi müzikte bulacak ve Bea Luna ve Virginie Linon ile birlikte Fragile on the Rocks grubunu kuracaktı. Söz konusu üçlünün ilk ve tek albümü 1990’da piyasaya çıkmasının ardından kariyerine tek başına devam etme kararı alan Khadja, 1992’de swahili dilinde söylediği şarkılardan oluşan ilk solo albümünü piyasaya çıkardı. Philippe Allart, Chris Jorris, Arnould Massart ve Philippe de Cock gibi önemli müzisyenlerle çalıştığı bu albüm sonrasında, Sambolera mayi son adlı parçasıyla 1996 yazına damga vuran sanatçı, bu dönemde oğluyla birlikte Burundi’ye dönmeye karar verse de, ülkede yaşanan katliamlar bu kararından vazgeçmesine ve 2006’da evleneceği eski Formula 1 pilotu Jacky Ickx’le birlikte Monte Carlo’ya yerleşmesine neden oldu. Son olarak 1998’de “Ya” adlı albümle müzik marketleri ziyaret eden Khandja Nin, bu albümde Nelson Mandela’ya ithaf ettiği bir şarkıya da yer vermişti.
1995’te Liège’de kurulan rap & hip-hop grubu Starflam, ilk albümünü 1997'de yayınlamasının ardından 2001 tarihli "Survivant" adlı albümüyle otuz bini aşan bir satış rakamına ulaşmıştı. Topluluk üyeleri ilk albümlerinde; Jacques Brel’in Belçika’dan bahseden ünlü parçası Le plat pays'den aldıkları ilhamla yazılan Ce plat pays adlı parçaya yer vermişti. Şarkıda: “Benim düz ülkem yavaşça can çekişiyor. Soğuk bir krallıkta kokuşmuş para ve gururla, Yavaş yavaş can çekişen bu düz ülkenin yası, aşırı bir nefret ve açgözlülükten. İpotek altına alınmış Belçika tıpkı Monopoly’deki gibi, Halkın sesi diye bir şey yok, çoktan kalkmış ortadan, Nasıl umut edersin birlik olsun bu ülkede, Sadece borcu sayesinde ayakta duran bir memlekette” sözleriyle oldukça karamsar bir Belçika portresi çizilyordu.
1988’de Ruanda’nın başkenti Kigali’de dünyaya gelen Jean-Pierre Ntwali Mucumbitsi ya da sahne adıyla Jali, bu isim için doğduğu şehrin en yüksek tepesinden ilham almış. Babasının o henüz iki yaşındayken tıp eğitimi almak için geçici bir burs kazanması sayesine Belçika’ya gelen genç adam, 1994’te patlak veren iç savaş nedeniyle ülkesine bir daha ancak 2005’te dönebilecek, Ruanda’ya karşı beslediği tüm sevgiye rağmen sonunda tamamen Belçika’ya yerleşme kararı alacaktı. Tıpkı vatandaşı Stromae gibi çocukluk ve gençlik yılları rap akımının etkisi altında geçse de kendini rap müzisyeni olarak görmeyen sanatçı, ilk bestelerini Bob Marley ve Tracy Chapman gibi isimlerden aldığı ilhamla yapmış. Bunların yanı sıra Kongolu müzisyen Lokua Kanza ve Georges Brassens’e hayranlık besleyen Jali: “Çaba göstermek zorunda kaldığım tek şey çok karmaşık melodiler yapmamak oldu. Şarkılarımın anlaşılmasını kolaylaştırmak, kelimelerin akışını sadeleştirmek istiyordum” sözleriyle Brassens’in müzikal anlayışını benimsediğini ifade ediyor bir anlamda.
Fransızcanın 19. Yüzyılın sonlarına dek tüm Belçika'nın resmi dili olması nedeniyle Flamanca konuşulan Flandres bölgesinin tarihi ve kültüründe de önemli bir rol oynayan Fransızca şarkılar, bölge halkı tarafından hep sevilmişti. Bu yüzden bu bölgeden çıkan Jacques Brel, Arno ya Axelle Red gibi isimlerin Fransa’da başarılı olması, onlar için sadece bir gurur kaynağı değil aynı zamanda geçmişleriyle yeniden buluşma anlamına da geliyordu. Bu bağlamda, Flaman bölgesinde yaşayan birinin şarkılarını Fransızca olarak seslendirmesi de pek yadırganmamalı. Örneğin 1949’da Ostende’da dünyaya gelen Arno’nun Fransızca şarkılar söylemesinin üç ana nedeni vardı: bunlardan ilki Manş Denizi kıyısında yer alan ve çoğunlukla Fransızca konuşulan, hatta altmışlarda “küçük Paris” olarak anılan Ostende’da doğmuş olması, ikincisi sevgililerinin genelde Fransızca konuşması, üçüncüsü ise birlikte çalıştığı stüdyonun ve menajerinin Paris’te bulunmasıydı. Çocukluk yıllarında Fransızca şarkılarla pek fazla ilgilenmeyen ve Brel’in tarzını fazlasıyla aşırı ve ağır bulan Arno, daha çok Anglosakson sanatçılara hayranlık beslese Adamo ve Jacques Dutronc’a da saygı duyuyordu. Bunun başlıca nedeni bu iki ismin örneğin Johnny Hallyday, Eddy Mitchell ya da Dick Rivers’ın aksine dönemin Anglosakson sanatçılarını kopyalamamalarıydı. Böylelikle müzik kariyerine İngilizce şarkılarla başlayan Arno, 1981’de TC Matic grubuyla çıkardığı albüme iki Fransızca şarkı eklemeyi de ihmal etmedi. Bunlardan birinin ismi, adeta ülkenin sloganı olarak görülen: L’union fait la force'tu (Birlikten kuvvet doğar). Yine TC Matic’in 1983 tarihli albümünde yer alan Putain putain ise, Arno’nun ülkenin bölünme tehlikesine karşı duyduğu tepkiyi dile getirdiği bir şarkıydı. Bu konuyla ilgili : “Benim için Belçika, Brüksel’dir. Flandres ya da Valon Bölgeleri değil. Çünkü Brüksel’de akşam eve döndüğümde o gün hangi dili konuştuğumu bilmem. Bu şehir sadece bize ait değil, o herkese ait.” diyordu sanatçı.
Arno, tamamen Fransızca şarkılardan oluşan 1995 tarihli "À la française" adlı albümdeki, Léo Ferré tarafından üne kavuşturulan Jean-Roger Caussimon şarkısı Comme à Ostende'la dünyaya geldiği kente selam göndermişti. Bununla birlikte sanatçı, her albümüne en az bir yeni Fransızca şarkı koymaya ya da Jacques Brel, Claude Nougaro ya da Adamo gibi isimlere ait ünlü parçaları yeniden yorumlamaya özen gösteriyordu. Bunun yan sıra farklı müzisyenlerle iş birliği yaptığı "Charles et les Lulus" ya da "Charles and the White Trash European Blues Connection" gibi albümlerde, bu kez şarkılarını çoğunlukla İngilizce olarak seslendiriyordu. Hayatının büyük bölümünü Brüksel’de geçiren sanatçı, kendini Brüksel’in çok kültürlülüğünü temsil eden "melez bir sokak köpeği" olarak gördüğünü belirtiyor ve önünde bir de konser verdiği Brüksel’deki ünlü opera binası Théâtre de la Monnaie gibi Belçika’yla özdeşleşen sembollere çok bağlı olduğunu ifade ediyordu. Politikacıların Belçika’ya has özellikleri yok etmesinden ve ülkenin için boşaltmasından dolayı onlara karşı öfke duyduğunu vurgulayan sanatçı, geleceğe umutla bakmasını sağlayan tek unsurun tüm engellere rağmen birlikte çalışmaya, üretmeye devam eden Flaman ve Frankofon sanatçılar olduğunu vurguluyordu. İki binli yıllarda Fransa’da da büyük bir hayran kitlesi edinen ve "Belçika’nın Tom Waits’i" lakabıyla ünü yavaş yavaş uluslararası bir boyuta kavuşan Arno, uzun süren bir hastalık dönemi sonrasında bundan yaklaşık dört yıl önce, 23 Nisan 2022’de aramızdan ayrıldı. Buna karşın üretmeye hayatının son günlerine dek devam eden sanatçının, piyanist Sofiane Pamart’la birlikte kariyerinin en önemli şarkılarını minimalist düzenlemelerle yeniden yorumladığı “Vivre” yani “Yaşamak” adlı albüm 2021 Mayıs’ında piyasaya çıktı. Arno, söz konusu albümde TC Matic’le çalıştığı dönemde seslendirdiği Elle adore le noir ya da Putain putain gibi şarkıların yanı sıra Les yeux de ma mère ya da Quelqu’un a touché ma femme gibi solo kariyerinin öne çıkan parçalara da yer vermişti.
Tıpkı Arno gibi anadili Flamanca olmasına karşın Fransızca şarkılarla şöhrete kavuşan bir diğer isim de Axelle Red. Henüz küçük bir kızken Louis de Funès filmleri izleyerek Fransızca öğrenen 1968 doğumu sanatçı, gençlik döneminde sesinin blues ve soul müzik için çok uygun olduğunu fark edecekti. İlk dinleyişte akıllara Vanessa Paradis’yi getiren bu özel ses, ilk kez 1993’te, “Sans plus attendre” isimli albümle dinleyici karşısına çıktı. Bu albümde yer alan Sensualité, bir sonraki yılın en sevilen romantik parçalarından biri haline gelirken Red’in 1996’da yayınlanan "À tatons” adlı albümü; Rester femme, À quoi ça sert ve Rien que d’y penser gibi parçalar sayesinde kısa sürede “Altın Plak” statüsüne erişti. Kayıtları Nashville’de, Isaac Hayes ve Steve Cooper gibi efsanevi müzisyenler eşliğinde gerçekleştirilen bu albüm, aynı zamanda Red’e “En İyi Kadın Şarkıcı” dalında bir Victoire de la Musique ödülü getirdi 1998 Haziran’ında Fransa’da düzenlenen Dünya Kupası’nın resmi şarkısı La cour des grands’ı Youssou N’Dour’la birlikte seslendiren Red, ayın yıl Olympia’da verdiği konserlerde Sam Moore, Percy Sledge ve Eddie Floyd gibi tecrübeli soul müzisyenleriyle aynı sahneyi paylaştı. Yukarıda da belirttiğimiz gibi anadili Flamanca olmasına karşın, bu dilde hiç şarkı yazmadı Axelle. Daha küçük bir çocukken tuttuğu günlüğe de Fransızca yazan ve tatillerini Valon bölgesindeki Genval’de Fransızca konuşan anneannesi ve yanında kuzenleriyle birlikte geçiren sanatçı, buna karşın Flaman bölgesinde de büyük bir hayran kitlesi edindi. Bununla ilgili: “Flaman radyoları artık neredeyse hiç Fransızca şarkı çalmıyor ama benim şarkılarımı çalıyorlar çünkü ben de Flamanım ve yaptığım müzik biraz Amerikan müziğini andırıyor. Flamanlar ve Frankofonlar kültürel anlamda ne yazık ki git gide birbirlerinden uzaklaşıyor.” ifadelerini kullanan sanatçı “Bazen kendi kendine Belçika kusursuz bir ülke değil diyorsun sonra seyahat ettikçe başkalarına kıyasla çok da eksiğimiz olmadığını görüyorsun. Belçika’da yolunda olmayan birçok şeyin olduğun biliyorum ama diğer ülkelerde de durum pek farklı değil. Çoğunlukla Paris’te yaşıyorum ama hep Brüksel’e geri dönüyorum. Kendimi Belçikalı olarak hissediyorum.” sözleriyle ülkesine olan bağlılığını dile getiriyordu.
Kaynak:
- De Brel à Stromae: La Grande Histoire Belge de la Chanson Française, Thierry Coljon, Renaissance du livre, 2014
| Şarkıcı / Yorumcu | Parça Adı | Albüm Adı | Süre |
|---|---|---|---|
| Zap Mama | Take me Coco | Zap Mama | 4:13 |
| Zap Mama | Dessiné | Odyssée | 3:30 |
| Jean-Louis Daulne | Vesoul | Jean-Louis Daulne | 3:44 |
| Khadja Nin | Sambolera Mayi Son | Sambolera | 4:31 |
| Starflam | Ce plat pays | Starflam | 4:35 |
| Jali | Española | Des jours et des lunes | 3:38 |
| Jali | Mon Paris | Des jours et des lunes | 3:49 |
| Arno | Brussels | Brussld | 3:29 |
| Arno | Comme à Ostende | À la française | 4:07 |
| Arno & Sofiane Pamart | Solo gigolo | Vivre | 3:30 |
| Axelle Red | Sensualité | Sans plus attendre | 3:52 |

