Ne yazık ki Pakistan’ın arabuluculuğunda sağlanan ateşkes anlaşmasının kalıcı olması son derece düşük bir ihtimal. Bunun iki temel nedeni var.
İlk olarak, İsrail İran’ın altyapısına yönelik bombardımanın durdurulmasına kesin bir şekilde karşı çıkıyor. Bu bombardıman kampanyası, İsrail’in İran’ı işlevsiz bir devlete dönüştürme çabasının bir parçası olarak görülüyor. İsrail’in anlaşmayı sabote etme kapasitesi bulunuyor. Nitekim, Lübnan’a yönelik saldırılarını durdurmayı reddederek bunu şimdiden yapıyor.
İkinci olarak, İran’ın ileri sürdüğü asgari talepler ABD ve İsrail açısından hâlâ kabul edilemez nitelikte. Bu taleplerin karşılanması ancak daha fazla baskı oluşturulmasıyla mümkün görünüyor. İran ise bu baskıyı, Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol ve doğalgaz sevkiyatlarını engellemeyi sürdürerek ve bölgedeki kritik altyapıları hedef alarak artırabilir.
İran, kalıcı ve resmî bir şekilde düşmanlıkların sona erdirilmesini, Hürmüz Boğazı üzerinde kontrol sahibi olmayı, Lübnan’daki İsrail saldırılarının durdurulmasını, ABD’nin bölgedeki askerî üslerini çekmesini, savaşın yol açtığı zararlar için tazminat ödenmesini, nükleer zenginleştirme faaliyetlerini sürdürme hakkını ve İran’a yönelik tüm yaptırımların kaldırılmasını talep ediyor.
İran’ın bu taleplerinden geri adım atacağını düşünmüyorum; özellikle de Hürmüz Boğazı’nı uzun süre kapalı tutarak ABD’yi taviz vermeye zorlayabilecek bir kapasiteye sahipken. Bu da daha fazla savaş ve küresel ekonominin boğulması anlamına geliyor.
Bu, İran’ın kazanabileceği bir savaş. Ve İran yönetimi bunun farkında.
* Chris Hedges'in 'Why the Ceasefire is Doomed' adlı makalesi Nil Kayarlar Sarrafoğlu tarafından çevrilmiştir.

