Mücadele Atlası

Açık Alan
-
Aa
+
a
a
a

Onursal Engel, Mücadele Atlası'nda Burhaniye Çevre Platformu’ndan ve Ekoloji Birliği Eş Sözcüsü Süleyman Eryılmaz'la! Yerel direnişlerin nasıl büyüdüğünden hukuki süreçlere, Bergama’dan Akbelen’e uzanan ekoloji hattından ana akım medyanın sessizliğine kadar pek çok başlığı tartışıyorlar.

""
Mücadele Atlası
 

Mücadele Atlası

podcast servisi: iTunes / RSS

Onursal Engel: Merhabalar, bugün Apaçık Radyo'dayız. Mücadele Atlası'nın ilk bölümüyle "Açık Alan"dayız. Ben Onursal Engel. Türkiye'deki çevre mücadelelerini haritaladığımız bu programda, yerelden başlayıp Türkiye'nin ekoloji tarihini konuşuyoruz. Bugün ilk konuğumuz Süleyman Eryılmaz. Kendisi Burhaniye Çevre Platformu’ndan ve aynı zamanda Ekoloji Birliği Eş Sözcüsü. Bugün Burhaniye’den Türkiye’ye, belki dünyaya uzanan ekoloji mücadelesini konuşacağız. Merhabalar, hoş geldiniz.

Süleyman Eryılmaz: Hoş bulduk, teşekkür ederim. Hepimize kolay gelsin, sana da kolay gelsin.

O. E: Sağ olun, teşekkür ederiz. Öncelikle galiba bu hikâyeye Burhaniye’den başlamak daha doğru. Burhaniye’de ilk çevre mücadelesi ne üzerine örgütlendi ve bu kıvılcımı çakan ilk olay neydi diye sormak istiyorum.

S. E: Burhaniye; Edremit Körfezi’nde, bir tarafında Madra Dağı, bir tarafında Kaz Dağları bulunan çok önemli bir ekosistemin içerisinde yer alıyor. Edremit Körfezi’nin önemli ilçelerinden bir tanesi. Burası hem havasının nemsiz olmasıyla hem de denizin, çevrenin ve ormanın bir arada olduğu bir yaşam alanı olarak biliniyor. Ancak 2016’dan itibaren Madra Dağı’nın tepesinde bir altın madeni faaliyeti başladı. 2016’da ÇED başvurusu yapıldı ve kabul edildi. Bunun etkilerini yavaş yavaş hissetmeye başlayan Burhaniyeliler de Burhaniye Çevre Platformu’nu oluşturdular.

2017’nin Mart ayında; avukatlar, emekliler ve mühendislerden oluşan Burhaniye Çevre Platformu kuruldu. İlk müdahale de TÜMAD Altın Madeni’nin açılmaması yönündeydi; çünkü insanlar bunun çok büyük bir tahribat yaratacağını düşünüyordu. Nitekim 2019’da TÜMAD Altın Madeni faaliyete başladı. 2026’ya geldiğimizde, Körfez olağanüstü bir kirlilikle karşı karşıya kaldı. Özellikle Burhaniye’nin sokaklarında içme suyu olarak kullanılan "Düdüklü Suyu"nun 2 km yakınında başlayan faaliyet, su varlığını tehlikeye düşürdü. Yıllar içerisinde bu cennet gibi yer, özellikle deniz kirliliği ile karşı karşıya kaldı. Altyapının yetersizliği, arıtma tesislerinin azlığı, artan nüfus ve imar baskısıyla Edremit Körfezi kirlenmeye başladı. Burhaniye’de bu iki temel sorunla mücadele etmeye başladık. Ayvalık ve Edremit’teki kardeş ekoloji örgütleriyle birlikte ortak bir mücadele yürütüyoruz.

O. E: Peki yerel bir çevre mücadelesi nasıl büyüyor? Yani daha çok hukuki süreçler üzerinden mi ilerliyor, yoksa sokak eylemleri ve medyadaki görünürlük mü kazanım elde edilmesini sağlıyor?

S. E: Her ikisi de gerekli. Aslında hukuki girişimlerde bulunuluyor ama ben 20 senedir ekoloji aktivistiyim. Burhaniye’ye gelmeden önce İzmir’de EGEÇEP yürütme kurullarında yer aldım, eş sözcülüğünü yaptım. Ne yazık ki Türkiye’de hukukun her zaman doğru bir zeminde yürüdüğünü söyleyemem; bu konuda ciddi eksiklikler var. Ancak sokak eylemleri ve bilgilendirme toplantılarıyla duyarlılık artıyor.

Türkiye ekoloji tarihinde çok iyi örnekler var ama bu mücadeleyi kamuoyuna mal eden asıl olay Bergama’daki altın madeni mücadelesidir. Orada hem köylülerin hem kentlilerin yer alması, örnek sokak eylemleri ve hukuki süreçler bize yol gösterdi. Ancak Bergama'daki madeni Danıştay kararıyla kapatılmasına rağmen, 2007/2 sayılı genelge gibi yöntemlerle hukukun arkasından dolanıp madeni yeniden açtılar. Bu hukuksuzluk süreci o günden bugüne bir dayatma olarak devam ediyor.

İnsanlar özellikle su varlıklarının tehdit altına girmesi, iklim kriziyle ortaya çıkan karbon salımı ve karbon yutak alanı olan ormanların yok edilmesiyle karşılaştığında; topraklarının zehirlendiğini gördüğünde mücadelenin içine fiilen giriyorlar. Hukuki mücadele konusunda ise şunu eklemeliyim: Son dönemde bilirkişi ücretleri ve mahkeme masrafları olağanüstü artırıldı. Bizim gibi gönüllülük esasıyla çalışan ekoloji örgütleri ekonomik olarak çok zorlanıyor. Keşif ücretleri için 80-100 bin lira gibi rakamlar isteniyor. Adeta "mahkemeye başvurmayın" denmek isteniyor.

O. E: Anladım. Ben de Bergamalıyım biliyorsunuz, Bergama çevre mücadelesi içinde büyüdüm. Cumhuriyet Meydanı’ndaki o büyük eylemleri, Ovacık’taki direnişleri, yol kapatmaları hatırlıyorum. O günler medyada daha çok yer buluyordu. Bugün ana akım medyada Burhaniye veya Bergama’daki mücadelelere dair bir şey duymak çok zor. Bunun nedenini konuşmak gerekir herhalde.

S. E: Evet, çok zor. Burada Apaçık Radyo’ya -ve geçmişte Açık Radyo’ya- bir istisna koyabiliriz, bir pozitif ayrımcılık yapmak isterim. Çünkü her zaman bizim sesimiz oldular. Biz Apaçık Radyo’nun yaşaması için dayanışmaya devam edeceğiz.

Söylediğiniz doğru; özellikle metalik madencilik, fosil yakıtlar, kömür madenciliği ve termik santraller büyük bir lobi oluşturuyor. Bu lobi, ekoloji örgütlerinin çabalarının ana akım medyada görmezden gelinmesine neden oluyor. Son 10 yılda Anadolu toprakları her yerde bir ekolojik yıkımla karşı karşıya kaldı ve her yerde çoban ateşleri gibi yerel mücadeleler başladı. Bu bir sınıf meselesidir; doğayı meta olarak gören bir sermaye gücü ile doğayı korumaya çalışanlar karşı karşıya.

Örneğin Akbelen’deki mücadele dünya kamuoyunda ses getirdi. Bergama’da da öyleydi ancak o dönemde "dış güçlerin eliyle yapılıyor" gibi algı operasyonları yürütüldü. Hatta Necip Hablemitoğlu’nun Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası kitabı, altın madeni karşıtı mücadeleyi kesmek için özel olarak yazılmıştı. Bazı arkadaşlarımız DGM’lerde casuslukla yargılandılar, sonra aklandılar. Yani bu engelleme çabaları Bergama'dan bugüne miras kaldı.

O. E: Siz aynı zamanda Ekoloji Birliği Eş Sözcüsüsünüz. Şu an Türkiye’de en yoğun ekoloji mücadeleleri nerelerde yaşanıyor? Bir dönem Bergama ve Kaz Dağları, sonra Akbelen çok gündemdeydi. Şu an Karadeniz’de veya diğer bölgelerde durum ne?

S. E: Özellikle 2010’dan sonra ekolojik saldırılar arttı. Hem altın, demir, çinko gibi metalik madencilik hem de "yenilenebilir enerji" adı altında kontrolsüzce çoğalan RES, GES ve JES projeleriyle her yer talan ediliyor. Orman alanlarına, tarım arazilerine, meralara ve su varlıklarımıza saldırıyorlar.

Ekoloji Birliği’nin temelleri de aslında Bergama’daki tarihsel bir hazırlık toplantısıyla atıldı. Anadolu’nun dört bir yanındaki bu mücadeleleri koordine etmek için bir araya gelindi. 2019’da Eskişehir’de 58 örgütün katılımıyla resmen kuruldu; şu an bileşen sayımız 78’e ulaştı. Karadeniz’den Kürt illerine, Akdeniz’den İç Anadolu ve Ege’ye kadar her yerde varız.

Ekoloji Birliği bu mücadeleleri birleştirdi. Daha sonra İklim Adaleti Koalisyonu kuruldu; biz de onun içerisindeyiz. Bizden önce kurulan Türkiye Çevre Platformu (TÜRÇEP) da faaliyetlerine devam ediyor. Artık bu yapılar ortak mücadeleler geliştiriyor. Bölük pörçük olan hareketler bir bütün haline gelmeye başladı, bu çok olumlu.

O. E: Sorunlar ortak: madencilik, enerji üretimi, kıyı talanı... Bergama’daki birikmiş tecrübenin diğer örgütlerle paylaşılması süreci büyütüyor diye tahmin ediyorum.

S. E: Elbette. Ekoloji Birliği sayesinde hareketler medyada da daha görünür oldu. Örneğin Amasya Taşova’da bir yıkım olsa, tüm bileşenler ortak tepki veriyor.

Bir parantez de COP31 için açmak isterim. Birleşmiş Milletler her yıl iklim zirvesi (COP) yapıyor. COP30 Brezilya’da, Belém’de Amazon halklarıyla birlikte yapılmıştı. COP31 ise Türkiye ve Avustralya’nın eş başkanlığında yapılacak. Türkiye’de eş başkanlık tartışmaları hep sürer ama burada Türkiye eş başkanlığı kabul etmiş durumda.

Biz de bu resmi zirveye alternatif olarak bir "Halkların İklim Zirvesi" oluşturmaya çalışıyoruz. Bu daha önce Glasgow gibi yerlerde de yapılmıştı. Belém’de Amazon halkları, devletlerin oynadığı tiyatroyu açığa çıkaran bir zirve gerçekleştirdi. Biz de Kasım ayında Antalya’da; Pasifik halkları ve Akdeniz halklarını birleştirerek bir alternatif zirve planlıyoruz. İklim Adaleti Koalisyonu, Ekoloji Birliği ve TÜRÇEP olarak bu girişimi başlattık. Kadınların, LGBTİ+ların, hayvan hakları savunucularının ve hak savunucularının ortak koalisyonuyla bu süreci yürüteceğiz. Hedefimiz Kasım’da Antalya’da halkların yaşadığı gerçek zorlukları anlatmak.

O. E: Tabii ki, Kasım ayında bununla ilgili yeniden bir program yaparız.

S. E: Kasım’a kadar çok işimiz var. Zaman zaman HİZ koordinasyonundaki arkadaşlarımızla programlarınıza konuk olup kamuoyuna seslenmek isteriz.

O. E: Bunu nereden takip edebiliriz? Tarihler netleşti mi?

S. E: Devletlerin zirvesi 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da yapılacak. Biz de 18-20 Kasım tarihlerinde 3 gün boyunca Halkların İklim Zirvesi’ni gerçekleştireceğiz. Tüm ekoloji aktivistlerini ve halk mücadelesi yürütenleri oraya çağıracağız.

O. E: Teşekkür ederiz bugünkü ilk programımıza katıldığınız için. Hepsini takip edeceğiz, sizinle yeniden konuşmak isteriz. İyi günler.

S. E: Ben de teşekkür ederim.

O. E:Mücadele Atlası'nın sonuna geldik. Bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz. Apaçık Radyo’dayız.