Kral Çıplak: Dijital Vicdan, Özgürlük ve Sorumluluk

Açık Alan
-
Aa
+
a
a
a

Açık Alan'da bu hafta mikrofonu liselerinin radyo kulübünü temsilen Eba, Duru, Yunus ve İdil'e emanet ediyoruz. Kral Çıplak’ta dijital dünyanın etik değerlerini; dijital vicdan, deformasyon, slacktivizm gibi kavramlar üzerinden tartışıyorlar.

""
Kral Çıplak
 

Kral Çıplak

podcast servisi: iTunes / RSS

Eba: Hepinize merhaba değerli Apaçık Radyo dinleyicileri. Ben Eba.

Duru: Ben Duru.

Yunus: Ben Yunus.

İdil: Ben de İdil.

Eba: Kral Çıplak isimli programımızla sizlerleyiz. Bu programımızda dijital vicdan kavramını ele almaya karar verdik ki şu anda dünyada veya özellikle ülkemizde önemli, toplumu etkileyen bir olay yaşandığı zaman aslında hepimizin gözlemlediği, insanların yaptığı veya gözlemlediği bir kavram.

Ben bu kavramı konuşmak için aslında biraz hani geçmişten başlamanın daha iyi olduğunu düşünüyorum. Hatta dünyada özgürlük fikirleri, özgürlük kavramı ve sorumluluk kavramı üzerinden giderek buraya ulaşmak bence daha doğru. Oradan başlamak gerekirse... Şimdi dünyada özgürlük fikirleri zaten günümüze kadar giderek artıyor ve işte 16., 17., 18. yüzyılda farklı farklı alanlarda; bilim olsun, felsefe olsun, ekonomi, siyaset, bir sürü insanın özgürlük kavramı üzerine durduğunu görüyoruz. Hani birkaç örnek vermem gerekirse; 1600'lerde John Locke felsefe alanında yaşamdan, özgürlükten, özel mülkiyetten bahsediyor. Onun dışında ekonomi alanında, zaten ekonomi deyince akla gelen belki de ilk isim Adam Smith, 1700'lerde serbest piyasadan bahsediyor, görünmez elden bahsediyor. Biraz daha liberal bir ekonomiden bahsediyor. Fransa'ya gidersek yine 1700'lerde Montesquieu siyaset alanında özgürlükten biraz bahsediyor; kuvvetler ayrılığı ilkesini vesaire öne atan bir isim. Ve o zaman aslında başlayan özgürlük sesleri şu an günümüzde bayağı yoğun.

Sosyal medyanın da kullanımının artmasıyla özgürlük kavramının aslında, yani herkesin özgürce düşüncelerini ifade edebildiği bir mecra oldu sosyal medya. Özgürlükle beraber gelmesi gereken bir kavram bence etik ve bir diğeri de sorumluluk. Şöyle ki; insanlar artık evet düşüncelerini özgürce ifade edebiliyorlar ama bazı ahlaki sorumlulukları var toplumdaki her insanın. Ve dijital vicdanın tam olarak tanımını vermem gerekirse de: Dijital ortamda bireyler ahlaki sorumluluklarını gerçek eylemlerle yerine getirmek yerine, daha çok beğenilerle, paylaşımlarla veya hikâyelerle yerine getirdiklerini düşünüyorlar. Siz biraz da aslında bunların üzerinde durun isterseniz. Ben farklı bir bakış açısıyla başlayayım programa: Özgürlüğü dengeleyen kavramın ben sorumluluk olduğunu düşünüyorum ve aynı zamanda da etik. Sosyal medyada şu an özellikle anonimlik konusu herkesin istediğini istediği şekilde söyleyebilirlemesi hakkında bir özgürlük oluşturdu. Ve insanlar anonimlik sayesinde bence söyledikleri şeyin sorumluluğunu artık üzerlerinde hissetmiyorlar. Dolayısıyla özellikle sanatçılar, sporcular veya ünlü isimler çok sert sözlere, sert eleştirilere maruz kalabiliyorlar bence sosyal medya üzerinde. Buna şey eklemek istiyorum...

İdil: Ben zaten; eskiden özgürlük tanımı ilkokuldayken bile "başkasının hayatını kısıtlamayacak şekilde, onu üzmeyecek, onu etkilemeyecek şekilde kendini rahatça ifade etmek" gibi bir noktadan anlatılırdı. Şimdi zaten "başkasını etkilememek" bölümünden eser kalmadı. Sadece istediğini söyleyebilmek, istediğini yapabilmek gibi lanse edildiği çok oluyor.

Yunus: Evet, zaten genelde her zaman insanlar köşeye sıkıştığında böyle bir durumda her zaman fikir özgürlüğünden bahsederler ve her zaman insanların özel hayatlarını veya kendilerini rahatsız etmeden yapmak yerine daha çok fikir özgürlüğü kısmına odaklanırlar. Yani daha çok işlerine geldiği gibi tanımı almış gibiler bence.

Eba: Evet, şu an özellikle Twitter veya yeni adıyla X'te insanların kendi ismi olmayan, işte rastgele harflerle belki de hesaplar açtığını, profil fotoğraflarının herhangi bir şey olduğunu ve bu tarz hesapların da herkese, her konu hakkında ağzına geldiği şekilde konuştuğunu görüyoruz ki dijital vicdan dediğimiz de aslında bence bununla çok alakalı. Yani dijital vicdan kavramını bu programın devamında; insanların günlük hayattaki tepkilerini göstermek konusunda artık daha az şeyler yaptıklarını, sadece bir şeyler paylaştıklarını söyleyebiliriz. Ama bence bu konunun üzerinde de durmamız lazım. Hani herkes tabii ki ifade özgürlüğü olmalı, herkes kendi düşüncesini ifade edebilmeli ama orada üslup çok önemli bir kavram bence ve fikirlerimizi ifade ederken şu an etrafımızda çoğu insanın etik dışına çıktığını bence görebiliyoruz.

İdil: İşte anonimlik bunun güvenini veriyor zaten. Yani "Adımı bilmiyorlar, tipimi bilmiyorlar, ne diyeceklerim beni asla etkilemeyecek" gibi bir noktadan ele aldıkları için zaten otomatik olarak tüm kavram değişiyor şu anda. Anonimlikle beraber tüm özgürlük ve işte başkasını etkilememek üzerinden ve dijital vicdana değinecek olursak; anonimlik bunu tamamen şu anda farklı bir noktaya taşımış durumda ve bunun aslında çok da fazla bir çözümü şu anda yok etkilerine karşı.

Eba: Evet ve aslında insanların bu tarz yorumlarını sansürlediğimiz zaman da ifade özgürlüklerini elinden almış gibi oluyoruz. Biz tabii ki sansürlemiyoruz da, yani bir kurum veya kuruluş sansürlediği zaman böyle anlaşılabiliyor. Lakin üslup önemli. Yani herkes tabii ki düşüncesini ifade edebilir ama nasıl ifade ettiğinin önemini çoğu insan şu anda sosyal medyada unutmuştur.

Duru: Evet, yoksa ifade özgürlüğü tabii ki çok önemli. Şey var ya, "Ne dediğin değil, nasıl dediğin" olayı. Aynen, o yüzden tam olarak o yani. Gerçek hayatta yapamayacağını sosyal medyada da yapamayacağını bilmen lazım. Belli bir sınır ve çerçeve içinde kalmak önemli.

İdil: Bu noktada ama zaten dünya o kadar yeni bir şekilde gelişiyor ki insanların bu noktada çok da bir şeyi yok, daha fikri yok. Yani "Buna nasıl bir tavır takınmalıyız, bunun nasıl çözümünü oluşturmalıyız?" gibi bir şeye daha gelmediler. Çünkü zaten sosyal medyada bu gibi kavramların çıkması daha çok yeni. Buna daha problemi tam olarak adlandıramamışken, bunun üzerine bir çözüm bulmaya çalışmak zaten artık çok imkânsız yani.

Eba: Ya bir kere "sosyal medyadaki dayılar" diye bile bir geyik... Yani şu an o yüzden daha toplum sosyal medyayla yeni yeni tanışırken, daha tam adapte olamamışken aslında böyle sorunların yaşanması normal ama tabii ki biz böyle bir program yaptığımız zaman da bundan bahsetmemek olmazdı. Çünkü insanların hani artık günden güne buna biraz daha dikkat etmeleri gerekiyor. Başka bir şey dijital vicdan kavramı hakkında eklemek isteyen?

Duru: Hayır, senden sonra ben konuyu devralabilirim istiyorsan, başka bir bakış açısından. Buyur. Dijital vicdanı etkileyen konu üzerine haber kanalları doğru haber vermek yerine hızlı haber vermeye daha çok önem verdiğinden dolayı zaten doğruluk ve güvenilirlik azalıyor halkın, kamuoyunun yani haber sitelerine karşı. Burada düşünmek gereken birkaç şey var: Haber kanalları mesela neden önemli ve neden var olmalı? Tabii ki bir bilgiyi, bir kararı halka açıklayan ilk kaynaklar ve tabii ki hız bu sektörde çok önemli. Bu hız kaygısı ve yarışı... O kadar çok farklı seçenek ve rakip var ki bu sektörde, tabii ki hız yarışı ve kaygısı olacak. Ama ben düşünüyorum ki güvenilir olmak veya izleyicilerin, dinleyicilerin seni seçiyor olması, sana güveniyor olması daha önemli. Çünkü hız geçici ama güven kalıcı oluyor böyle durumlarda.

Eba: Yani firmalar özelinde, haber yapan kanallar özelinde baktığımız zaman tabii ki aslında insanların ilk gördüğü, haberi ilk yapan, dolayısıyla en hızlı olan oluyor. Ama ben tabii ki kanalların arkasındaki nasıl çalışıyor dinamiği tam bilmiyorum ama hızlı haber verirken haberlerin doğruluğu eğer sarsılırsa bence bu firmanın veya kanalın kendisini de negatif etkileyecek bir durum. Yani tabii ki insanlar, o kanallar en çok izlenmeyi alanlar olacak; insanlar ilk onu görecek, ilk onları sosyal medyada paylaşacak. Ama bu paylaşılan haberlerde bir yanlışlık olması durumunda bence bu aslında firmalar için iyi bir şey gibi gözükürken hızlı olmak onlar için tehlikeli bir hale gelebilir.

Duru: Bence de. Bir de ilk haberi veren olmak, şimdi en önemli onu konuşuyorduk; daha fazla izlenme, daha fazla tıklanma ve daha fazla reklam geliri anlamına geliyor. Dijital dünyada hız, ekonomik kazançla doğrudan bağlantılı. O yüzden ekonomik kaygılar, ekonomik kazançlar insanların etik değerlerinin önüne geçiyor ki bu, yani benim naçizane düşüncem, hiç takdir etmediğim bir durum. Ben tercih etmiyorum. Örneğin buradan tavsiye etmem gerekse dinleyen kişilere; belirli etik değerlerin içinde kalabilmiş siteleri, güvendiğim kaynakları, tarafsız bir metin okumayı, bir haber okumayı her şeyin üstüne koyuyorum. Zaten onu yorumlayacak kişinin ben olduğumu düşünüyorum.

İdil: Tabii ki zaten bir de şimdi bu hızdan falan bahsettin ve güvenilirlik azalmasından bahsettin. Zaten bir noktada da biz bir haberi ilk olarak okuyup tepki verdikten sonra bu haberinin yanlış olduğunu öğrenmek, bu çok metaforik olarak konuşuyorum ama bir noktada bizim o sıradaki gündeme karşı birazcık duyarsızlaşmamızı da sağlıyor. Yani aslında vicdan dediğimiz şeyin dijital ortamda ne kadar hızlı kırılabildiğini de görüyoruz bu noktada.

Yunus: Ben de ondan bahsedecektim tam. Yani bu hız sadece Eba'nın dediği gibi firmalar üzerinden değil de bence bu firmaların topluluğunun oluşturduğu rekabet ortamında bence bir sıkıntı yaratıyor. Çünkü bir firma hızlı haber yapma amacıyla daha çok etkileşim veya daha çok reklam geliri, daha çok gelir elde ettiği sürece bütün firmalar bunu yapmaya yönelecek daha çok gelir ve etkileşim için. Bütün firmalar bunu yaptığında da gündem günümüzdeki gibi, şu an bütün haber kanallarının yaptığı gibi, gündem durmadan değişecek ve herkesin getirdiği haberin, haber değerinden çok haberi getirdiği hız daha çok önem kazanacak ve aslında dijital vicdan konusu da biraz burada devreye giriyor bence.

Eba: Ya evet, sorumluluk kavramından da bahsetmişlik. Hızlı haber yapmak; hani tabii ki insanlar bu haberleri okuyacak, bu haberleri izleyecek, görecek. Ama insanlara yanlış haber verme olasılığının sorumluluğunu bence hafife alan özellikle bazı kanallar olduğunu söyleyebilirim. Çünkü bir kere insanlar bu haberleri okuduktan sonra, diyelim ki İdil'in söylediği gibi bunun yanlış olduğu öğrenildi, yine de arkada bence insanların bir ön yargısı oluşacak. Dolayısıyla bazı meselelere, bazı mevzulara objektif bir şekilde bakamayacak olabilirler ki bu da genel algının biraz sapmasına sebeye olabilir. Ve hızdan bahsetmişken mesela sadece haber kanalları özelinde de değil; gündem İdil'in de söylediği gibi çok hızlı değişiyor. Ve insanlar bazen bu değişen gündem içinde bazı konular hakkında toplumda gereken şeyi yapamıyorlar. Dijital vicdan kavramında söylediğimiz gibi sadece bir story atmak, bir şey yazmak aslında yeterli değil ve insanlar gerçek hayatta eyleme çoğu zaman geçmeyi unutuyorlar.

Duru: Ben burada araya girecektim o yüzden. Güvenin zaten kolay kurulan bir şey olmadığı için güveni kırmamak önemli. Çok kolay kırılıyor ama çok kolay da kurulmuyor. Elbette medya kuruluşları yanlış yaptıklarında düzeltme yayınlayabiliyorlar bu arada. Belki de buna güvenerek ilk haberi yayınlayan kişi olmak istiyorlar. Ancak sorun şu: Yanlış bilgi ilk anda büyük bir etki yaratabiliyorken düzeltme haberi aynı etkiyi yaratmıyor, insanlara aynı hızda ulaşmıyor. Dolayısıyla insanların zihninde ilk duydukları bilgi kalabiliyor. Bu da güven kaybına zaten konuştuğumuz gibi yol açıyor. Bir kez sarsılan güveni yeniden inşa etmek bence o yüzden çok zor.

İdil: Tabii işte zaten haber yapmanın asıl amacından sapmasıyla beraber senin dediğin şeye çıkıyor zaten baktığında. Bir de yani bir noktada da dünyada bu haberlerin hem çoğalmasıyla; işte yanlış haber, hızlı haber şeyleriyle beraber, noktalarıyla beraber bizim medyada gördüğümüz ve hep karşımıza çıkan aslında bir yorgunluk var bu gündeme karşı ve bir hayal kırıklığı döngüsüne dönüşüyor bir noktadan sonra. Bunu birazcık da aslında kendi ele alacağım noktaya bağlamak istiyorum ben.

Ben bu konuyu araştırırken aslında bir kavram buldum: Slacktivism. Aslında Türkçe karşılığıyla birazcık "miskin aktivizm" ve "tembellik aktivizmi" olarak da anılıyor. Direkt olarak tanımı şu: Sosyal medya üzerinden minimal çabayla gerçekleştirilen aktivizm. Aktivizmin kastedildiği yeni bir tanımlama bu. Daha çok insanları iyi hissettiren ama çok da bir etkisi olmayan bir aktivizmden bahsediyor aslında. Bu da tabii bizim şu anki konumuza çok bağlanıyor. Bu konuyu araştırırken aynı zamanda şey de düşündüm ben: Şu anda insanlar neden sosyal medya üzerinden bir şeyleri savunmaya ve bir şeylere ses çıkartmaya çalışıyor? Eskiden yapıldığı gibi neden protesto ya da bir direniş üzerinden bu yapılmıyor? Bu herhangi bir fikir için geçerli, yani şu anki gündem üzerinden konuşmuyorum; herhangi bir şekilde ses çıkartma eylemi fiziksel olarak gerçekleşmiyor. Ben de bunu merak ettim, birazcık araştırdım. Bir makalede okudum -nereden olduğunu şu an hatırlamıyorum bunun için de özür dilerim ama- böyle spontane ve kendiliğinden gelişen hareketlerin hızlıca büyük kitleleşmesinden sonra aslında birazcık sönükleşmesinin sebebi, olaylarla beraber yaşanan toplumsal hoşnutsuzluğun yarattığı boşluğun daha örgütlü ve daha iyi finanse edilen gruplar tarafından doldurulması aslında. Birazcık bu olayı da kendi lehlerine kullanmaları.

Az önce bahsettiğim bu işte "gündem yorgunluğu" ve "hayal kırıklığı döngüsüne" de bu bağlanıyor aslında. Yani insanlar kendi enerji harcadıkları, kendi fikirlerini belirtmeye harcadıkları enerjiden bir karşılık alamıyorlar ve bu noktada da pes etmeye başlıyorlar ve bir hayal kırıklığı döngüsüne dönüşüyor bu. Ve gündemin hep her gün değişiyor olmasından da yoruluyoruz biz de sonra. Bu her konu için geçerli; yani yaşanan suçlar, gündemin getirdiği şey, eğitimin geldiği durum gibi şeyler konusundan... Yani bunu her konuya açabiliriz. Bu noktada da aslında insanlar şeye dönüyorlar bir noktadan sonra: "Ben zaten belirli bir eylem aldığımda bu herhangi bir sonuç elde etmeyecek, karşılık görmeyecek." Aynen. "Ben o zaman sesimi çıkartmak istesem de bunu en kolay yoldan yaparım" deyip sosyal medyaya başvuruyorlar. Anlattığım tüm şeyi buraya bağlamaya çalışıyorum son birkaç dakikadır. Ve tabii ki insanlar bu noktada da etkilerinin farkına varmıyorlar. Yani sosyal medyada bir konu hakkında seslerini çıkartmak için harcadıkları uğraşı başka bir şekilde seslerini çıkartmaya harcasalar belki de etkileri çok daha büyük olacak kendi savundukları konu hakkında. Ama çok da bunun farkında değiller şu anda.

Eba: Eskiden, özellikle sosyal medya yokken -ki bizim biraz daha hani lise dönemimizde, ergenlik dönemimizde popüler oldu sosyal medya- çocukluğumuzda bu kadar yaygın olarak kullanılmıyordu.
İdil: Bu kadar yoktu evet, evet.

Eba: Yani eskiden özellikle toplumsal bir mesele konusunda insanlar bir şey yapmak istediği zaman işte evden çıkıp bir yere gidip o konuda bir eyleme geçiyorlardı. Ama sosyal medya aslında hem konfor sağladı çünkü...

Yunus: Her şeyi kolaylaştırdığı gibi bunu da kolaylaştırdı. Aynen.

Eba: Yani insanlar istediği gibi bir şey yazabiliyorlar.

Yunus: Ama tepkiyi öyle verdiğini düşünüyor en azından insanlar.

Eba: Aynen, asıl sıkıntı orada zaten. O story'yi attığı zaman, bir paylaşım yaptığı zaman bunun yeterli olduğunu düşünüyor artık insanlar. Ama aslında tabii ki sosyal medyada ses çıkarmak da önemli bir şey ama bu çok kolay ve etkisi de aslında çok az. Yani şu ana kadar mesela biz lise hayatımız boyunca, hatta çok geriye gitmeye gerek yok, Hatay depremini gördük, Kartalkaya yangınını gördük. Bu konuda herkes sosyal medyada paylaşım yaptı ama asıl soru: Sosyal medyanın dışında insanlar ne yaptı? Çünkü bu tarz toplumun genelini ilgilendiren konularda bizim oraya attığımız story bizi takip eden insanların konu hakkında bilgilenmesi haricinde hiçbir şeye yaramıyor. Yani aslında somut bir faydası yok.

Duru: Sürdürülebilirliği zaten 24 saat, kalıcı bile değil. Ya bir de ben şeye de değinmek istiyorum senden sonra; hani sosyal medya işimizi çok da kolaylaştırdı, bir de beraberinde getirdiği bir sürü fayda var. Onlardan bir tanesi de; bir kere güvenli, evinden çıkmadan bir tuşla, başına bir şey gelmeyecek bir şekilde... Hani bundan çok eminsin. Şimdi dışarı çıksan bir metro... Özellikle Türkiye'de son yıllarda kutuplaşma çok arttı. Dışarıda politik bir kavgaya girmemek neredeyse imkânsız. İnsanlar çok agresif, çok sinirli, dolmuş bir vaziyette. Kimsenin hali kalmadı yani kendine, fikrini doğru düzgün açıklamaya.

İdil: Ben de tam olarak buna değinmek istiyorum aslında. Özellikle yani geçtiğimiz sene, tam bir sene önce neredeyse hatta yaşadığımız işte dönemde, sokağa çıkıp sesini çıkartmak ve bunun getirdikleri hakkında çok fazla şeyler döndü sosyal medyada. İşte tutuklanan öğrenciler, yok işte senin sesinin susturulması, gözaltına alınmak gibi kavramlar da gün yüzüne çıkınca tam olarak "sosyal medyada ne kadar güvenli hissettirdiği" konusu açıldı aslında. Yani çünkü ben mesela bir genç olarak şu anda üniversiteye geçeceğim ve içimden diyorum ki: "Başıma bir şey gelmesin." Çok doğal bir duygu bu yani; bu şekilde hissetmemeli zaten kimse, böyle bir şey istemem kimse için ama bunları gördükçe sosyal medyada ya da haberler bize bunları lanse ettikçe insanlar içinde bir korku kaplıyor: "Bana bir şey olmasın, neden ben şey yapayım ki?"

Eba: Ve "başıma bir şey gelmesin" korkusuna çözüm olarak sosyal medya o kadar kolay, o kadar rahat ve o kadar erişilebilir bir çözüm ki insanlar zaten artık sokağa çıkmayı düşünmüyorlar bile.

İdil: Tabii ki. Herhangi bir protesto olayı yani savunduğun fikirle alakalı herhangi bir şeye dönüşmüyor bu zaten. Bu hani A konusu olsun B konusu olsun hiç fark etmez. Bu arada ben şey geri dönüşü de aldım; ben belirli şeyleri story'lerime atan biriyim yani yalan söylemeyeceğim, ben çok aktifim bu konuda ama birkaç arkadaşımdan "Ben aslında senin attığın story'lerden birkaç şey öğrendim" geri dönüşü aldım.

Duru: Ben de öğreniyorum hepsine bakıyorum.

İdil: Teşekkür ederim. Ama bir noktada işte bu yetersiz. Asla önemsiz değil zaten, sadece yetersiz evet. Ya ben yalan story atıyor olsaydım? Ben bunu isteyerek yapıyor olsaydım?

Yunus: Evet işte tam da burada yani bu insanların getirdiği boş cesaretin, yani sosyal medyanın getirdiği boş cesaretin biraz insanlar üzerindeki ne kadar kulağa faydalı gelse de zararlı bazı etkileri var. Bunların bence en önemli iki tanesi troller ve manipülasyon. İlk olarak trollerden bahsedecek olursak; troller daha çok işte günlük hayatta yapamayacağı şeyleri, söyleyemeyeceği lafları daha çok işte Twitter'dan veya Instagram'dan yaptığı, ağzına veya aklına ilk gelen fikri söyleyerek yaptığı paylaşımlarla aslında birazcık daha insanları kutuplaştırma amacıyla veya etkileşim amacıyla yaptığı paylaşımlarla biraz daha günümüzde göz önüne geliyor. Aslında bunlar hani ne kadar troll dense bile insanlar, bizim gibi insanlardan çok daha üst düzey insanlar bile bunlara kanarken veya yani bu gibi yalan haberleri trolllerin oluşturduğu yalan haberlere veya insanları kutuplaştırma çabasına kanarken, yani bizim gibilerin kanmaması bence mümkün değil. Ve aynı zamanda konuşmamızın başında konuştuğumuz anonim hesaplar da bence bunun ciddi bir desteği oldu diyebilirim. Çünkü anonim hesaplar da aslında bu cesareti sağlayan en büyük şey. Yani ne kadar bir şekilde kimin bu sözü söylediği bilinse de o an biz anonim hesaptan bir şey yazarken, anonim hesabın sahibi olan birisi bir şey yazarken kendini inanılmaz güvende hissediyor. Yani sanki kendisi onu söylemiyor, sanki kendi kafasında yarattığı bir kişi bunu söylüyor gibi bir kafasında bir şey var ve dediğim gibi...

Duru: Bir bakıma da öyle. Bir profil açıyor, bir profil fotoğrafı koyuyor, belki kendisine bile ait değil. Bir bakıma kendisi değil evet, yarattığı bir profil konuşuyor orada.

Eba: Ya senin aslında başta trollük ve manipülasyon diye bence çok güzel ayırdın. Çünkü trollük dediğimiz biraz da klavye delikanlılığı. Evet. Aynen. O kadar iyi açıkladın ki şu anda. Mesela birini sokakta görse yüzüne söyleyemeyeceği şeyi evde alıyor telefonunu işte aklına geldiği gibi yazıyor. Ama asıl daha tehlikelisi manipülasyon.

Yunus: Evet, manipülasyon daha tehlikeli çünkü sistematik bir şey ve manipülasyon bizim tanımadığımız veya anonim hesapların ardından yapılan bir şeyden ziyade daha çok tanıdığımız, halkın örnek aldığı veya sürekli olarak dinlediği, okuduğu insanlardan veya bu insanların işte üye olduğu veya içinde bulunduğu topluluklar tarafından yapılanlar. Tabii bunu deyince de akla ilk başta haber kanalları geliyor. Bugünlerde yani benim direkt bu konu manipülasyon deyince, bu konuyu düşününce aklıma ilk başta direkt her zaman Instagram'da gördüğümüz veya TikTok'ta gördüğümüz o kısa haber videolarının üstünde yazan başlıklar; kısa başlıklar aslında. Yani iki dakikalık veya üç dakikalık haber videosunu özetleyen veya kendi açısından onu anlatmaya veya insanlara "nasıl demeye getirdiğini" özetleyen şeyler daha çok benim aklıma geliyor. Aynı zamanda bunlar daha çok siyasi olaylarda veya toplumsal bazı hassasiyetin yüksek olduğu dönemlerde daha çok artıyor ve insanları da bu şekilde birazcık daha yine trolleşmede olduğu gibi kutuplaşmaya ve daha çok insanları nefrete yöneltiyor. Yani bu sadece haber videoları değil, bu dediğimiz gibi haber topluluklarının, haber şirketlerinin dışında bazı insanların tek başına çektiği videolarla beraber veya bazı haberleri vermek isterken aslında kameraya bakarkenki duruşu, ses tonu bile bazen bu kadar etkili olabiliyor ve onun gibi düşünenler onun karşıtlarına daha fazla nefret beslerken, onun karşıtları da yine nefret duygusunu birazcık daha toplumda mevcut hale getiriyor bence bu gibi şeyler.

Duru: Kesinlikle, evet. Sona doğru gelirken ben bir soru sormak istiyorum, öyle kapatalım. Sizce dijital vicdan konusu, burada 20 dakikadır konuştuğumuz bu konu, bir gün hani optimist bir şekilde bakarsak sona gelir mi, kapanır mı yoksa alışmamız gereken bir gerçek olarak kalır mı?

Eba: Bence bir kere son Yunus'un söyledikleriyle alakalı olacak zaten. Manipülasyon bence hep olur çünkü orada insanların hani bir farkındalık eksikliği değil orada yanlış olan; orada insanların direkt bir niyeti var.

İdil: Ama...

Eba: Onun dışında insanların hani etik dışına çıkması ve biraz daha artık üsluba önem vermeleri bence toplumun sosyal medya kullanımına alışmasıyla biraz daha azalabilir.

İdil: Öyleyse de birazcık uzun sürebilir diyelim.

Eba: Evet. Başka ekleyeceğiniz bir şey var mı?

İdil: Her konuya çok iyi dokunduk bence, o yüzden şu an yok.

Eba: Umarım dinleyiciler de bizimle aynı fikirdedir.