Haftanın Kitabı'nda Ceyhan Usanmaz, akademik gücü yüksek, politik derinliğe sahip, fanteziyi her zaman tuhaf ve karanlık yerden çekip çıkaran yazar China Miéville'in Keanu Reeves ile birlikte kaleme aldığı "Öteyer Kitabı" üzerine konuşuyor.
Keanu Reeves’in ölümsüz olduğuna dair efsane, artık herkesin malumu. Orta Çağ portrelerindeki şaşırtıcı benzerlikler, değişmeyen yüz hatları ve biz ölümlüler için zamanın o durdurulamaz akışına aldırmayan bir sükûnet… İnsan ister istemez, “bu adam hiç yaşlanmıyor mu?” diye soruyor. Popüler kültür zemini de sorunun üstüne çullanıp bunu bir mitolojiye çevirdi bile.

İlginçtir, Öteyer Kitabı da tam olarak bu efsaneyi hatırlatacak bir havayla açılıyor ama tek numarası “Keanu Reeves’in karizmasına yaslanmak” değil; sayfalar ilerledikçe asıl ağırlığın China Miéville’de olduğunu hissediyoruz. Akademik gücü yüksek, politik derinliğe sahip, fanteziyi her zaman tuhaf ve karanlık yerden çekip çıkaran bir yazar olarak China Miéville, zaten birçok kişi için bir Hollywood yıldızından farksız!

Öteyer Kitabı da, Hollywood parıltısından çok, farklı bir dünyanın, bambaşka bir varoluş katmanının kapısını aralıyor. Miéville’in alışık olduğumuz o “çarpık” mekân duygusu, tuhaf varlıklar, gerçeklikle rüya arasındaki muğlaklık burada da kendisini gösteriyor. Ama bu kez Keanu Reeves’in varlığı, metne sakin bir sinematografi de eklemiş gibi; metnin kurduğu atmosferin önemli bir parçası olarak sessizlikler, bakışlar, gölgeler, kaybolma hissi… Öteyer Kitabı’nı, zaten bu anlamda, “alanlarında ünlü iki ismin ortaklığının ürünü” şeklinde nitelendiremeyiz yalnızca; Miéville’in spekülatif zekâsıyla Reeves’in –kimilerine hayli şaşırtıcı gelebilecek– sezgisinin ilginç bir kesişimi denebilir belki. Hem çok aşina olduğumuz hem de rahatsız edici şekilde yabancı bir deneyim. Adının çağrıştırdığı gibi, başka bir yere açılıyor çünkü Öteyer Kitabı. Bu “başka yer”, ne tam anlamıyla bir kaçış mekânı ne de sözcüklerin kolayca resmettiği bir coğrafya. Neyin içeride ya da neyin dışarıda olduğunu tam olarak kestiremediğimiz bir eşik.

Kitabın özü şu sorunun etrafında dolaşıyor: Öteyer nedir, neresidir? Bir ihtimal, kaybolmayı dilediğimiz yer. Bir ihtimal, kendimizi bulabileceğimiz yer. Yoksa içimizde büyüyen “oraya ait olamama” hissinin karanlık bir formu mu? Miéville külliyatında olduğu gibi burada da tam bir cevap yok ama cevabın olmayışı bile bir tür tatmin yaratıyor. Sonuç olarak; Keanu Reeves özelinde popüler zeminde dolaştırılan “ölümsüzlük” miti bir tür şaka olabilir ama Miéville’in kurduğu evrenlerde zamanın zaten pek önemi yok. Reeves’in “ölümsüzlük” efsanesi burada yalnızca bir başlangıç iması. Ağırlıkla Miéville’in kurduğu dünya ise efsaneyi sessizce yutuyor; gölgeyi daha derine çekip, okuru, kolay açıklanamayan bir karanlığın içinden geçmeye çağırıyor. Belki gerçek ölümsüzlük de tam olarak burada, yani anlatının hiç bitmemesinde, kitabın kapağını kapattıktan sonra bile okurun zihninden sızacak o tuhaf “öteyer” hissindedir...
Keanu Reeves, China Miéville
Öteyer Kitabı
çev. Burcu Asena Şahin
İthaki Yayınları, 2026, 380 s.

