Haftanın Kitabı’nda Ceyhan Usanmaz, "Ogura’ya Öyküler: Yüz Japon Şairinden Birer Şiir" üzerinden şiirin yüzyıllar boyunca bir bellek oyunu olarak nasıl yaşatıldığını ve bu geleneğin kültürler arasında nasıl bir köprü kurduğunu anlatıyor.
Şiir ezberlemek, yabancısı olduğumuz bir durum değil. Çocukluk dönemlerinde, bayramlarda kürsüye çıkanlara oldukça tanıdık gelecektir hatta. Şiirle oyun oynamak ise bambaşka bir şey. Bir de, şiiri yüzyıllarca bir oyunun içinde yaşatmak var(mış). İşte böylesi bir sebatkârlık bize oldukça uzak gelebilir, hatta belki de ancak Uzak Doğululara özgü bir özellik! Peki ama, araya bir köprü kurmak mümkün müdür yine de? Ogura’ya Öyküler: Yüz Japon Şairinden Birer Şiir adlı çalışma, tam olarak böyle bir dünyanın kapısını aralıyor.

Bu kitap bir şairin kitabı değil. Bir dönem kitabı da değil. Bir bakıma, bir bellek kitabı. Ogura Hyakunin Isshu (Yüz Şairden Birer Şiir), 1235 yılında Fujiwara no Teika tarafından derleniyor. Daha doğrusu, Fujiwara no Teika, yakın arkadaşı Utsunomiya no Yoritsuna’nın Ogura Dağı’ndaki villasının kâğıt duvarlarını süslemek amacıyla, VII. yüzyıl ile XIII. yüzyıl arasından seçtiği 100 farklı şairin en ünlü şiirlerini bir araya getiriyor. Bu seçkide imparatorlardan din adamlarına, soylulardan nedimelere kadar toplumun her kesiminden 79 erkek ve 21 kadın şair yer alıyor. İşte bu derleme, Japonya’da yalnızca bir şiir antolojisi olarak değil, ortak bir kültürel payda gibi görülüyor. Japonya’da birçok insan bu şiirleri ezbere biliyor. Ve şiir burada yalnızca okunmuyor, aynı zamanda “oynanıyor” da. Karuta adı verilen kart oyunlarında insanlar, şiirleri dinleyip doğru kartı bulmaya çalışıyor. Diğer bir deyişle şiir, sayfadan çıkıp bir bellek oyununa dönüşüyor.

Tam burada, elimizdeki Ogura’ya Öyküler kitabının en dikkat çekici özelliği ortaya çıkıyor. Çünkü bu Türkçe baskı, yalnızca bir çeviri değil. Bir anlamda bir kültür aktarımı projesi. VII. yüzyıldan XIII. yüzyıla uzanan 100 waka şiiri Türkçeye çevrilmiş, evet; ama bununla yetinilmemiş. Her şiirin yanına küçük anlatılar, tarihsel bağlamlar ve açıklamalar eklenmiş. Böylece kitap yalnızca şiir seçkisi olmaktan çıkıp bir tür kültürel rehbere dönüşmüş. Üstelik, karuta konusunda da oldukça özgün bir tarafı var Ogura’ya Öyküler kitabının. Yalnızca yazılı içerikle değil, görselliğiyle de ön plana çıkıyor. Çünkü şiirler, Türk-Japon ortak bir görsel proje ile Türk karutalarına dönüştürülmüş. Sanatçılardan akademisyenlere kadar onlarca kişinin katkısıyla üretilen bu kartlar, klasik Japon karutalarının birebir kopyası değil. Türk-Japon kültürel etkileşimi üzerinden yeniden yorumlanmış. (Örneğin, 10 numaralı şiirdeki kör müzisyen figürü, bu kitapta Âşık Veysel olarak tasvir edilmiş.) Minyatürden sumi-e’ye, belgeselden müziğe kadar uzanan disiplinler arası bir üretim söz konusu. Hatta bazı kartlarda şiirlerin Türkçe ve Japonca seslerine QR kod üzerinden ulaşmak mümkün. Şiirlerin kartlara basılması ya da görselleştirilmesi yeni bir şey değil aslında. Ama şiirin kültürler arasında bir anlamda yeniden kartlara yazılarak görselleştirilmesi, hiç kuşkusuz oldukça özgün bir girişim.

Genel olarak şiirlerin de, belki de en etkileyici tarafı; bin yıl önce yazılmış olsalar da halen “konuşmaları”; günümüzün animelerine, mangalarına ya da modern Japon romanlarına baktığımızda bile bu damarın izlerini sürmek mümkün. Çünkü waka yalnızca bir şiir türü değil... Bu yüzden, elimizdeki çalışma, klasik anlamda bir antoloji değil. Bir medeniyetin “nasıl hissettiğini” anlatan kısa notlar gibi okunuyor... Ogura’ya Öyküler kitabı da, bin yıllık bir geleneğin "sanat, sanat içinde" anlayışıyla nasıl günümüze taşındığını ve iki farklı kültür arasında nasıl bir bağ kurduğunu etkileyici bir şekilde gözler önüne seriyor.
Ogura’ya Öyküler: Yüz Japon Şairinden Birer Şiir
Yazan ve klasik Japoncadan çeviriler: Esin Esen
ESN Akademi, 2025, 226 s.

