İklim alanında çalışan 16 sivil toplum kuruluşundan oluşan İklim Ağı, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü öncesinde önemli bir çağrıda bulundu. COP31'e başkanlık yapacak Türkiye'nin, hem işçileri hem de doğayı koruyacak ulusal bir adil geçiş mekanizması kurması gerektiğini vurgulayan İklim Ağı, madencilerle dayanışma duygularını da güçlü bir şekilde dile getirdi. Hem doğayı hem de emeği sömüren fosil yakıtları geride bıraktığımız bir gelecek istediklerini açıklayan ağ, Türkiye'nin COP31 başkanlığını önce kendi evinde değişimi başlatarak, kömürden çıkış takvimini ilan ederek ve ulusal adil geçiş mekanizmasını katılımcı biçimde kurarak anlamlı kılması gerektiğini açıkça ortaya koydu. "Adil bir geçiş hem işçi hem de gezegen için vazgeçilmez bir zorunluluktur," diyor İklim Ağı.
Sırada küresel bir liderlik sesi var. Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro, 57 hükümeti bir araya getirdiği iklim toplantısında son derece çarpıcı bir uyarıda bulundu. Dünyayı tehdit eden şeyin, savaşa ve faşizme zemin hazırlayan, insanlığın potansiyel yok oluşuna yol açan fosil yakıt bağımlısı bir kapitalizm modeli olduğunu söyleyen Petro, bu sistemin insanlığı ve diğer tüm yaşam türlerini de yanına alarak intihar edebileceğini vurguladı. Asıl sorunun, kapitalizmin fosil yakıtsız bir enerji modeline gerçekten uyum sağlayıp sağlayamayacağı olduğuna dikkat çeken Petro'nun bu güçlü çıkışı uluslararası iklim müzakerelerine cesur ve farklı bir ses kattı.
Programımızın bir sonraki haberi hem bilimsel hem de can yakıcı. King's College London'dan araştırmacılar hamileliğin ilk üç ayında yüksek hava kirliliğine maruz kalan bebeklerin konuşmayı öğrenmesinin çok daha uzun sürdüğünü ortaya koydu. Azot dioksit ile ince ve ultra ince partikül maddeler, dil gelişimini olumsuz etkiliyor. Erken doğan bebekler içinse tablo daha da kaygı verici: prematüre bebeklerde hem konuşma hem de motor becerilerin gelişimi ciddi biçimde bozuluyor. Bu araştırma, hava kirliliğinin etkilerinin doğumdan çok önce, anne karnında başladığını bilimsel olarak belgeledi. Kentsel hava kalitesinin iyileştirilmesi artık bir kamu sağlığı aciliyeti.
Dördüncü durağımız ekonomik bir hesaplaşma. 350.org'un güncel analizine göre, İran savaşının ilk 60 gününde petrol ve gaz fiyatlarındaki ani artış Türkiye'ye yaklaşık 3 milyar dolarlık ek ekonomik yük bindirdi. Bu hesaplama ulusal tüketim seviyeleri ve azalan talep gibi etkenler gözetilerek dikkatle yapıldı. Üstelik bu rakam artan gıda ve gübre maliyetlerini, ekonomik üretim ve istihdam kayıplarını ya da fosil yakıt fiyat oynaklığının tetiklediği daha geniş çaplı enflasyonu henüz kapsamıyor; gerçek maliyet çok daha büyük olabilir. Fosil yakıt bağımlılığının faturası yalnızca çevre üzerinden değil, her vatandaşın cebinden de doğrudan çıkıyor.
Şimdi hukuki arenadan güzel bir haber. Eskişehir'in Sarıcakaya ilçesinde açılmak istenen altın-gümüş madeni projesine karşı yerel çevre örgütü ESÇEVDER'in sürdürdüğü uzun soluklu mücadele meyvesini verdi. Eskişehir 2. İdare Mahkemesi, projeye verilen ÇED Gerekli Değil kararının hukuka aykırı olduğuna ikinci kez hükmetti. Mahkeme, maden ruhsatı sürecindeki keyfiliği ve hukuk tanımazlığı açıkça tespit etti. Dernek, yetkililerin görevi kötüye kullandığını vurgulayarak hukuki haklarını saklı tuttuğunu duyurdu. Bu karar, çevre hukukunda yerel örgütlerin sesinin ne denli güçlü olabileceğini bir kez daha gözler önüne serdi. Yerel halkın sesi hukuki zeminde güç kazanabiliyor.
Programımızın son haberi Antalya'dan geliyor ve rakamlar son derece kaygı verici. Akseki ilçesindeki Gidengelmez Dağı'nda planlanan boksit madeni için yaklaşık 60 bin ağaç kesilecek. 792 hektarlık maden ruhsatı alanının 461 hektarında işletme izni verilmiş olup 21 Mayıs 2026'da Ankara'da kapasite artışına ilişkin bir toplantı yapılacak. Karaçam, kızılçam, ardıç ve sedir gibi değerli türlerin yanı sıra yaklaşık 400 bin ton bitkisel toprak da sıyrılacak. ÇED raporunun madencilik sonrasında orman dokusunun mevcut durumdan daha iyi hale geleceğini ileri sürmesi ise kamuoyunda ciddi soru işaretleri uyandırıyor.

