Varoşların filozofu: Anlamın kalmadığı bir dünyada düşünmeye neden ve nasıl devam edeceğiz?

Editörden
-
Aa
+
a
a
a

Haftanın Kitabı'nda Ceyhan Usanmaz, felsefi referanslarıyla katmanlı Lars Iyer'in "Nietzsche Banliyöde" adlı yeni kitabı üzerine konuşuyor.

""

Friedrich Nietzsche, hayatının büyük bölümünü “kaçarak” geçirdi! Kaçış noktalarını da titizlikle belirlemişti: Yazları İsviçre'nin serin dağ havasına, Sils-Maria'nın berrak göl kıyısına sığınırdı; kışları ise İtalya'nın güneşine, Cenova'nın dar sokaklarına ya da Nice'in Akdeniz iklimine inerdi. Ağırlıkla migrenleri olmak üzere sağlık problemleriyle uğraşan bedeni onu sürekli başka bir iklim, başka bir rakım, başka bir ışık arayışına zorluyordu. Bu kaçışlar hem fiziksel bir zorunluluktu hem de (belki de aslen) felsefi bir tercih. (Hiç kuşkusuz akla ilk olarak Ecce Homo gelecektir.) Lars Iyer’ın yaptığı ise, Nietzsche'yi bambaşka bir coğrafyaya taşımak olmuş! Hep birlikte kasvetli bir banliyö olan Wokingham’a gidiyoruz, sıradan bir liseye. 

Banliyönün sıradanlığı, tekdüzeliği, can sıkıntısı malumdur; hep aynı yüzler, birbiri ardına dizilmiş yüzlerce benzer ev, yaşanmamışlık duygusu... Nietzsche Banliyöde romanında hikâye, Londra'nın otuz kilometre batısında, Thames Vadisi varoşlarına sıkışmış bir grup lise öğrencisi etrafında dönüyor. Chandra, Paula, Merv, Art... Okuldaki diğerlerinden kendilerini ayrıştırmış, kendi kasvetli entelektüel adacıklarını oluşturmuş gençler... Ve bir de Nietzsche var! Özel okuldan devlet okuluna geçiş yapmış, gerçek adını hiç öğrenemediğimiz, "Her Şeyin Faydasızlığı" başlığıyla blog yazan ve sınıf arkadaşlarınca verilen bu lakapla anılan (bıyıksız Nietzsche’ye benzerliğinden dolayı da!) gizemli yeni öğrenci.

Omurgasını diyalogların oluşturduğu Nietzsche Banliyöde, tahmin edilebileceği gibi, felsefi referanslarıyla katmanlı bir okuma sunuyor. En basitinden; romandaki Lou adlı kız arkadaşın, Nietzsche’nin biyografisini okuyanlara kimi hatırlatacağını söylemeye gerek yok sanırım! Ve Nietzsche’nin kimi kavramlarına aşina olanlara, romandaki o "hepsi daha önce olmuştu ve yine olacak" atmosferi de tanıdık gelecektir hiç kuşkusuz. “Can sıkıntısı. Korkunç bir can sıkıntısı. Zaman, her yerde zaman, ama yaşayabileceğimiz bir an bile yok. Bir tür arafta mıyız? Bir tür günahtan arınmaya mı çalışıyoruz? Geçmiş hayatımızda ne gibi bir suç işledik? Aynı Bugün Aslında Dündü filmindeki gibi. Aynı günü tekrar tekrar yaşıyoruz. Bir ders öğrenene kadar aynı boş dersi tekrar tekrar yaşıyoruz.” 

Lars Iyer

Diğer bir deyişle, Lars Iyer’ın, daha önce de Wittgenstein Jr. romanında kurduğuna benzer bir çerçeve Nietzsche Banliyöde romanında da var. Bir anlamda felsefe ile gündelik hayatı harmanlandığı bu romanlarda fikirler sadece süs olarak yer almıyor. Karakterlerin gerçekten tutunduğu yaşam biçimlerine dönüşüyor. Felsefi referanslar, okurun mutlaka yakalaması gereken öğeler değil belki ama zaman zaman, söz konusu filozoflara dair bilgiler, yorucu gelebilecek bölümler için bire bir! 


Lars Iyer
Nietzsche Banliyöde
çev. Şilan Oğurlu
Kolektif Kitap, 2026, 406 s.

*

Wittgenstein Jr.
çev. Selin Siral
Kolektif Kitap, 2016, 240 s.