Trump’ın Hayali Düşmanları

Editörden
-
Aa
+
a
a
a

Trump yönetimi; solcu, ilerici, savaş karşıtı ve anti-emperyalist her türlü muhalefeti kara listeye almanın ve suç kapsamına sokmanın zeminini hazırlıyor.

""
Ölümün Benim Emrimdir / İllüstrasyon: Mr. Fish

Dışişleri Bakanlığının Küba’nın “Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı yürüttüğü yıkıcı faaliyet kampanyası” hakkındaki 100 sayfalık raporu ve Donald Trump’ın “Amerikalılara seçim altyapımızın güvenliği konusunda açıkça yalan söylendiği” yönündeki iddiası, diktatörlüğün zeminini hazırlıyor.

Seçimler “ulusal güvenlik” adına sabote edilecek. Sol muhalefet “terörle mücadele” adına suç sayılacak. Demokrasi, “özgürlüğü” koruma adına boğulacak.

Son zamanlarda Amerika’yı ele geçirmeye yönelik bir komünist komplo bulunduğu yönünde uyarılar yayınlamayı alışkanlık hâline getiren Trump, ABD’nin onlarca yıldır sürdürdüğü ekonomik savaş nedeniyle nüfusunun yaklaşık yüzde 90’ı aşırı yoksulluk içinde ve uzun süreli elektrik kesintileriyle yaşayan 9,6 milyonluk bir ada ülkesinin varoluşsal tehdit oluşturduğunu öne sürüyor.

Bu suçlamaların akla yatkın olması amaçlanmıyor. Seçimlerimizin manipüle edildiği iddiası gibi bunlar da Trump ile Cumhuriyetçi Partinin iktidar üzerindeki mutlak hâkimiyetine tehdit oluşturduğu düşünülen kurum ve kişileri hedef almak için kullanılan apaçık bahanelerdir. Küba’nın sözde “Amerikan tarihindeki en uzun süreli ve en zarar verici yabancı istihbarat sızmalarından birini gerçekleştirdiği” öne sürülürken Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore’nin yanı sıra devlet dışı grupların da “ABD’nin seçim altyapısını zaafa uğratabilecek kapasiteye sahip olduğu” iddia ediliyor.

Rapor, “Paravan Örgütler ve Yol Arkadaşları” başlığı altında Küba’nın “ideolojik ağına” mensup, birbirinden farklı kuruluşları bir araya getiriyor.

Örneğin, Presbiteryen Kilisesi tarafından ekümenik bir sosyal adalet kuruluşu olarak kurulan Toplumsal Örgütlenme İçin Dinlerarası Vakıf (IFCO), “Amerika Birleşik Devletleri’ndeki radikal ajitasyonu kolaylaştıran” Küba’ya ait bir “dayanışma ağının” parçası olarak tanımlanıyor.

Ben, Presbiteryen Kilisesinde ruhbanlık yetkisi verilmiş bir din görevlisiyim. Presbiteryen Kilisesinin “radikal ajitasyonu” kolaylaştırmadığına sizi temin edebilirim.

Rapor, IFCO’nun tamamen yasal biçimde aracılık ettiği çok çeşitli kuruluşları sıralıyor; IFCO bu kuruluşlar adına vergiden muaf bağışları kolaylaştırıyor, hibe yönetimi, mevzuata uygunluk ve raporlama işlemlerini yürütüyor. Bunlar arasında The Jericho Movement, Equality for Flatbush, Claudia Jones School, Haitian Women for Haitian Refugees, changingFrequencies, Viva Palestina US ve raporun “Küba’nın ABD’deki ideolojik ağının başlıca aktivist gruplarından biri” olarak tanımladığı The People’s Forum yer alıyor.

Ulusal Avukatlar Birliği (NLG) ile Amerika Demokratik Sosyalistleri (DSA) de aynı bölümde ağır biçimde suçlanıyor. NLG, “Küba’nın ABD’deki ağı içinde önemini en istikrarlı biçimde koruyan —ve en sinsi— kuruluşlardan biridir.”

Rapor şöyle devam ediyor:

Aşırı solcu avukatlar ile radikal sokak aktivistlerinden oluşan bu birlik, 1960’lardan günümüze kadar Amerika Birleşik Devletleri’nin başına bela olan aşırı sol terör ve şiddet eylemlerinin orantısız derecede büyük bir bölümünde kilit rol oynamıştır. Tarihi boyunca Küba ve diğer komünist rejimlerle yakın bağlarını korumuş; 1970’lerin Weather Underground örgütünden günümüzün şiddet yanlısı BLM militanlarına ve Antifa terör hücrelerine kadar terörizmi ve aşırılıkçı şiddeti savunup kolaylaştırmaya yönelik faaliyetlerde bulunmak da dâhil olmak üzere, uluslararası aşırı solun davalarını açıkça ilerletmeye çalışmıştır.

NLG, hukuki temsil hakkı anayasal güvence altında olan aktivistlere yardım sağladığı için “yabancı nüfuz operasyonu” olarak damgalanıyor.

Trump yönetimi 2025 yılında Harvard Üniversitesine sağlanacak federal fonları, soykırıma karşı çıkan kişi ve öğrenci gruplarına hukuki yardım sunan Ulusal Avukatlar Birliğinin Harvard Hukuk Fakültesi şubesinin (HLS NLG) finansmanının kesilmesi ve kapatılması şartına bağladı.

Raporun bir alt bölümü, CODEPINK’in savaş karşıtı aktivistleri ile kurucu ortakları Medea Benjamin ve Jodie Evans’a ayrılmış. Bölümde, Evans’ın varlıklı yazılım girişimcisi Neville Roy Singham’la yaptığı evlilik törenine “ilerici çevrelerin önde gelen isimlerinin” katıldığı belirtiliyor. Katılımcılar arasında Democracy Now!’ın eş sunucusu Amy Goodman, Ben & Jerry’s’in kurucu ortağı Ben Cohen ve daha önce Eve Ensler adıyla tanınan, “Vajina Monologları”nın yazarı oyun yazarı V de bulunuyor.

Bir düğüne katılan davetlilerin isimlerinin sıralanması, raporun en tuhaf bölümlerinden biri.

Rapor, Singham’ın “aşırı sol” olarak nitelendirilen solcu kuruluşlara verdiği desteğin etkisini fazlasıyla abartırken ABD’li şirketlerin, milyonerlerin, milyarderlerin ve İsrail lobisinin iki büyük siyasi partiye, süper siyasi eylem komitelerine, düşünce kuruluşlarına ve savunuculuk ağlarına aktardığı devasa meblağları görmezden geliyor.

İsrail, ABD siyaseti ve dış politikası üzerinde Küba, Rusya ve Çin’in toplamından çok daha sinsi bir etkiye sahip.

Dışişleri Bakanlığı, The People’s Forum’un kurucu ortakları Manolo De Los Santos ile Claudia De la Cruz’u hedef alıyor.

Rapor, çoğu onlarca yıl öncesine ait ve Soğuk Savaş paranoyasıyla yoğrulmuş belgelere dayanıyor. Bunlar arasında, “Küba hükûmetinin aygıtının, bir numaralı görevi olan komünist yıkıcılığın ihracını gerçekleştirmek üzere yıllar içinde giderek örgütlendiğine dair ezici kanıtlar bulunduğunu” ileri süren 1966 tarihli bir Senato raporu da yer alıyor.

Rapor, “dünyanın dört bir yanındaki çalkantıların büyük bölümünün siyasi, toplumsal ya da dinî nitelikteki bölgesel ve yerel anlaşmazlıklardan kaynaklandığını ve komünizmle hiçbir ilgisi olmadığını” kabul eden 1981 tarihli bir CIA değerlendirmesi de dâhil olmak üzere, daha sağduyulu analizleri görmezden geliyor.

“Devrimci Turizm” başlıklı bölümde Venceremos (“Başaracağız”) Tugayı, “yabancı bir gücün Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı bugüne dek yürüttüğü en kapsamlı ve tehlikeli sızma operasyonlarından biri” olarak nitelendiriliyor. Bu iddia, hiçbir kanıt sunmadan yalnızca imalara dayanarak binlerce kişi ve kuruluşa Küba hesabına çalışan unsurlar oldukları iftirasını atıyor.

Raporda, Mother Jones’un aslında dört kurucusu olmasına rağmen “kurucusu” ile birlikte “diğer bazı [isimleri belirtilmeyen] tanınmış dergi editörleri, güçlü sendikaların ve savunuculuk gruplarının liderleri, düşünce kuruluşlarının yöneticileri ve ABD’nin önde gelen üniversitelerinde görev yapan bir dizi profesör” Tugayın “mezunları” olarak sıralanıyor.

Küba’ya insani yardım malzemesi taşımak suç değildir. Ne var ki Adalet Bakanlığının Gazze’deki insani yardım kuruluşlarına mali destek sağlayan hayırsever Fergie Chambers’ın İspanya’dan iadesine yönelik talebi, yaptırımlar ve abluka altında acı çekenlere yardım eden her kişi ve kuruluşun suçlu sayılmasına yol açabilir.

Rapor, Küba’ya “ABD yaptırımlarına meydan okuyarak” malzeme taşıyan Mart 2026 tarihli “Nuestra América Konvoyu”nun katılımcılarını hedef alıyor. Raporda, “33 ülkeden 120 kuruluşun konvoya katıldığı” ve aralarında ABD Temsilciler Meclisi üyesi İlhan Omar’ın kızı Isra Hirsi’nin, geçen yıl “Olacağı Önceden Bilinen Bir Soykırım” adlı kitabımı konuştuğum video oyunu yayıncısı ve yorumcu Hasan Piker’in, Birleşik Krallık İşçi Partisinin eski lideri Jeremy Corbyn’in ve “Avrupa Parlamentosunun mevcut ve eski bazı üyelerinin” de bulunduğu “bir dizi etkili ilerici ismin” konvoyda yer aldığı belirtiliyor. Geçen ay İsrail askerlerinin işkencesine uğramasının ardından röportaj yaptığım Gazze filosu aktivisti Thiago Avila’nın adı bile geçiyor.

Raporda adı geçenler, Küba’nın ideolojik telkinleri sonucunda “radikalleşmedi.” Siyasi görüşleri kendi ülkelerinin koşullarında; ırkçılığa, soykırıma, polis şiddetine, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) haydutlarının göçmenlerle ABD vatandaşlarına yönelik terör ve cinayetlerine, neoliberalizme, ayrıca ABD emperyalizmi ile militarizminin suçlarına karşı mücadele içinde şekillendi.

Rapor, çok sayıda kişinin adını öylesine temelsiz gerekçelerle anıyor ki buna inanmak için metni bizzat okumak gerekiyor.

New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani’nin adı, cinayet suçlamasıyla kumpasa getirildiği neredeyse kesin olan ve 1979’da bir ABD hapishanesinden kaçtıktan sonra Küba’ya sığınan Assata Shakur’a yönelik bir “anmayı” “kınamayı” reddettiği için geçiriliyor.

Rapor, “komünist rejime yönelik dostane tutumu” nedeniyle Los Angeles Belediye Başkanı Karen Bass’e iki paragraf ayırıyor. Buna kanıt olarak ise Bass’in, dönemin Başkanı Barack Obama’ya Küba ziyaretinde eşlik eden Kongre heyetinde yer alması gösteriliyor.

Rapora göre Kübalı ajanlar, “yüzlerce paravan örgütte, aktivist kuruluşta, dayanışma merkezinde, ideolojik sivil toplum kuruluşunda ve kâr amacı gütmeyen kuruluş ağında varlıklarını sürdürüyor. Bu gruplar, toplu olarak modern Amerikan tarihindeki düşmanca yabancı nüfuzun en büyük, en gelişmiş ve en tehlikeli kanallarından birini oluşturuyor.” Küba’nın, sözde “ABD hükûmetinin en üst kademelerine sızdığı, kuşaklar boyunca Amerikalı aktivistleri devşirip yetiştirdiği [ve] Amerikan topraklarında eşi benzeri görülmemiş bir sol terör dalgasını desteklediği [vurgu bana ait]” iddia ediliyor.

“Terörizm” kelimesine dikkat edin. Bu kelimenin söz konusu kişi ve kuruluşları terörist ilan ettiğine dikkat edin. Onları acımasız terör yasalarına tabi kıldığına dikkat edin. Trump yönetiminin “radikal sol”un peşine düşüp kökünü kazımaya kendini adadığını da unutmayın.

Rapor, Küba ve müttefiklerinin “kısmen Batı’nın çocuklarını kendi miraslarına karşı dönmeye ikna eden yeni ve sinsi bir yöntemle yürütülen, Batı medeniyetinin bizzat kendisine karşı bir devrim” başlattığını ileri sürüyor. Havana’yı “George Floyd ayaklanmalarını büyük bir sevinçle desteklemekle” suçluyor. “Antifa’nın yükselişi” ile “Amerikan üniversite kampüslerindeki terör yanlısı aktivizm patlamasının” “şu ya da bu şekilde Küba’nın etkisiyle ilişkilendirilebileceğini” iddia ediyor.

Rapor, DSA’yı Küba’nın “kendisini Üçüncü Dünyacı radikalizmin manevi başkenti olarak konumlandırma çabasının ideolojik zaferini gösteren son derece çarpıcı bir örnek” olarak nitelendiriyor. Örgütün, “Küba rejiminin davasına güçlü, neredeyse dinsel bir bağlılık” duyduğunu ileri sürüyor. Küba’nın, Kara Panterler, Weather Underground ve Antifa da dâhil olmak üzere “Amerika’nın en tanınmış ve etkili aşırılıkçı hareketlerini şekillendiren” “dallı budaklı bir devrimci ağ” kurduğunu iddia ediyor. Bu ağların ABD’deki “güçlü solcu kâr amacı gütmeyen kuruluşları, ICE karşıtı kolektifleri, sosyalist grupları ve Marksist militan örgütleri” kapsadığı belirtiliyor.

Rapor, Küba’nın “Amerika’nın altını oymaya, onu zayıflatmaya ve istikrarsızlaştırmaya; casuslar ve askerlerin yanı sıra öğrenciler ve entelektüellerle, terör hücrelerinin yanı sıra dayanışma komiteleri ve kâr amacı gütmeyen kuruluş ağlarıyla, ayrıca diplomatik örtü altında faaliyet gösteren istihbarat görevlileriyle çalıştığı” sonucuna varıyor.

Bu topyekûn saldırı ürpertici. McCarthycilikten bile daha vahim. Amerikan toplumunda yürütülecek acımasız bir tasfiyenin habercisi.

Raporda adı geçenler hiçbir kanıt olmaksızın mahkûm ediliyor. Hukuki güvencelerden mahrum bırakılıyorlar. Rapordaki iddiaların en iyi ihtimalle çarpıtılmış, çoğu zaman ise bütünüyle uydurma olması önem taşımıyor. Faşist propaganda hakikate dayanmaz. Liberal değerlere, demokrasiye ve sola duyulan nefrete dayanır. İnsanlığa bulaşmış birer leke olarak mahkûm edilenler ortadan kaldırıldığında ahlaki, manevi ve ekonomik bir yeniden doğuş yaşanacağı inancına dayanır.

Bu faşist dansı daha önce de gördük. Bundan sonra ne geleceğini biliyoruz. Hiç de iyi olmayacak.


* Chris Hedges'ın 'Trump’s Phantom Enemies' adlı makalesi Nil Kayarlar Sarrafoğlu tarafından çevrilmiştir.