Motor Sesleri Değil, Ada'nın Sessizliği

-
Aa
+
a
a
a

Dünya Mirası Adalar'da Nevin Sungur, Dünya Mirası Adalar Derneği'nden Kamer Alyanakyan ve Nizam Mahalle Meclisi'nden Hatice Kaymakçı ile Büyükada’da yapılması planlanan lüks otomobil gösterisinin Adalar'ın geleceği için ne anlama geldiğini ve Adalıların bu konuda ne düşündüğünü ele alıyor.

""
Büyükada’da Lüks Otomobil Tartışması
 

Büyükada’da Lüks Otomobil Tartışması

podcast servisi: iTunes / RSS

Nevin Sungur: Apaçık Radyo'da Dünya Mirası Adalar programına başlıyoruz. Hepiniz hoşgeldiniz. Ben Nevin Sungur. Teknik Masada Andrei Gritcu bizimle beraber, teşekkürler Andrei. Bugün Derya aramızda değil; yoğun bir dönemin içinden geçtiği için kısa bir süreliğine izin istedi. Önümüzdeki haftadan itibaren yeniden birlikte olacağız kendisiyle. Biz özledik ve eminim sizler de özlemişsinizdir. 

Ülke gündemi yüzünden malum hepimizin gözü kulağı bir yandan Ankara'da yaşanan gelişmelerde ama yaşadığımız yerlerdeki sorunları da konuşmayı ihmal etmememiz gerekiyor. Hem konuşacağız, hem çözüm aramaya devam edeceğiz. Hepimizin bildiği gibi demokrasi ve katılım sadece ülke ölçeğinde değil, mahallemizde, sokağımızda ve yaşadığımız kentte de anlam kazanıyor. 

Bugün Adalar'da son dönemde tartışma yaratan bir konuyu tekrar gündeme getiriyoruz. Yaklaşık iki hafta önce bir grup lüks otomobil sahibi insanın araçlarını çıkarma gemisiyle Büyükada'ya getirerek 19 Haziran'da bir etkinlik düzenlemeyi planladıklarından bahsetmiştik. Bu etkinliği de drone ve kameralarla çekip uluslararası medya ve platformlarda yayınlama hayalleri olduğunu dile getirmiştik. Bu etkinliği savunanlar Adalar için büyük bir tanıtım olacağını düşünüyorlar, buraların dünya çapında görünürlüğün artacağını ve bir marka değeri yaratacağını öne sürüyorlar. 

İki hafta önceki programımızda toplumsal araştırmacı Turgut Kartal ile bunu konuşmuş ve bu tür kararların kamusal alan, kent hakkı ve katılım açısından ne anlama geldiğinden bahsetmiştik. Bugün Adalar'da yaşanan tartışma da tam olarak bu nedenle çok önemli aslında çünkü Adalar yalnızca güzel manzaralardan oluşan bir vitrin değil; burada yaşayan insanların evi. Dünyada çok az örneği kalan araçsız yaşam kültürüyle, yaya önceliğiyle ve kamusal karakteriyle de pamuklara sarılarak korunması gereken çok özel bir yer. 

Tartışmanın bir başka boyutu daha var. Adalarda faaliyet gösteren mahalle meclisleri, yurttaş inisiyatifleri gibi çok sayıda sivil toplum kuruluşu olduğunu hepimiz biliyoruz. Ama buna rağmen azmanbüsler, faytonların kaldırılması örneklerinde de yaşadığımız gibi bu tür önemli kararların burada yaşayan insanların görüşü ve onayı sağlanmadan gündeme gelmesi ciddi bir rahatsızlık yaratıyor. 

Ayrıca bu tür etkinliklere karşı çıkanların küçük ve marjinal bir grup olduğu yönünde bazı değerlendirmeler de oluyor ki bu da çok yanlış. Çünkü mahalle meclislerinden, sivil toplum örgütlerine, çevre ve kültür mirası alanında çalışan birçok yapıya baktığımızda bunun da küçük bir kesim olmadığını görüyoruz. Sadece onlar değil tabii ki, burada yaşayan Adalıların da büyük bir bölümü bu tür meselelere karşı duruyor. 

Şimdi sorulması gereken soru şu: Adalar’ın geleceğini burada yaşayanlar mı belirleyecek yoksa dışarıdan gelen ekonomik ve ticari beklentilerin şekillendirdiği bir gösteri alanına mı dönüşecek? 

Çok uzattım biliyorum ama biraz giriş yapmak ve bu meseleyi açmak ihtiyacı hissettim. Bugün tüm bunların peşine düşeceğiz. 

Konuklarım Dünya Mirası Adalar Derneği üyesi Kamer Alyanakyan ve Nizam Mahalle Meclisi temsilcisi Hatice Kaymakçı. Hoşgeldiniz ikiniz de, çok teşekkürler katıldığınız için yayınımıza. 



Şimdi öncelikle Kamer Alyanakyan’dan başlayalım isterseniz. Kamer, sen bu etkinlik sürecini yakından biliyorsun. Yeni bazı gelişmeler de var sanırım. Bize kısaca özetler misin? Neler yaşandı bugüne kadar?

Kamer Alyanakyan: Bir arkadaşım lüks bir otomobil markasının Büyükada'ya 25-30 civarında araçla gelip Adalar’ı tanıtacak bir etkinlik hazırlığında olduğunu duyduğunu ve benim bundan haberdar olmam gerektiğin söyledi. Ben ise önce inanmak istemedim.

Adalar huzurlu, sessiz, sakin ve motorlu araçlara kapalı bir yer olarak biliniyor. Adalar’ı motorlu araçlarla dünyaya tanıtmak zaten çelişkili bir tanıtım girişimi. Bu yüzden ben de, “Ya vazgeçerler veya yetkililer izin vermez” diye düşündüm. Ama yine de bir araştırayım dedim. Arkadaşım markanın ismini vermişti. Sahibinin kim olduğuna baktım. Adına 'Öncü' diyelim. Bu kişiyle sosyal medyada yaklaşık 35 tane müşterek arkadaşı olduğunu gördüm. Bunun üzerine ortak arkadaşlarıma sordum. Öncü onlardan bir iki tanesini aramış. 18 Mayıs civarı detaylı çalışmalar ve izin süreçlerini başlatmak için Ada'ya geleceğini öğrendim.

Bunun üzerine 18 Mayıs sabahı kendisiyle herhangi bir dernek ya da Adalar Kent Konseyi'ni temsilcisi olarak değil, Kamel Alyanakyan olarak görüşmek istedim. Benimle birlikte yine Sivil Toplum birleşenlerinde gayet aktif olan bir Adalı arkadaşla beraber bu heyetle bir görüşme gerçekleştirdik. İki buçuk - üç saate yakın süren bu görüşmede bize ne yapmak istediklerini anlattılar. Böyle bir tanıtımın Ada için çok yararlı olacağına inanmışlar. Bize bu tür etkinliklerin geçmişte nerelerde yapıldığından örnekler verdiler. 

N.S.: 30'a yakın araçtan bahsediyorlar değil mi? 

K.A.: Evet. Ayrıca bu etkinliğin markanın Türkiye distribütörünün dahil olmadığı bir şekilde gerçekleşeceğini söylediler. Bu marka araç sahiplerinin oluşturduğu bir meraklı grubun düzenleyeceği bir zarafet geçidi şeklinde olacakmış. Ada’nın anayollardan geçilerek muhtemelen Dilburnu'nda arabaların sergilenmesiyle de son bulacak. 15-20 drone aracılığıyla çekim yapılacak olan bu tanıtımın, Adalara çok şey katacağına inanmışlar. Muhtemelen bütün bu söylediklerini pozitif karşılayacağımızı ve ikna olacağımızı düşündüler. Onların konuşması bitince ben ve arkadaşım sırayla konuştuk. 

N.S.: Süre problemimiz var bu nedenle biraz daha toparlayarak anlatabilir misin? Çok teşekkür ederim. 

K.A.: Tamam. Biz bu etkinliğin Adalar’a uygun olmadığını; Adalar’ın yavaş, sakin, huzurlu bir yer olduğunu; motorlu, hele ki egzozlu, fosil yakıtlı araçlarla Adalar’da gezilmesinin buraları yanlış tanıtacağını; Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk'ün bile gelişlerinde ona sunulan otomobilleri reddettiğini, sadece yürüyüş ve fayton yardımıyla gideceği yerlere gittiğini söyledik.

Asıl zarafet arabalarınızla Adalar’da gezinmek değil; asıl güzel tanıtım böyle yapılmaz.

Önce İstanbul'da geçidinizi tamamlayıp sonrasında da vapur, yelkenli ve motorlarla gelirsiniz. Lüks otomobil sahibi olanların bile Ada’ya baskı türlü hiç geliş yolunun olmadığını dünyaya böyle tanıtırsınız. Çünkü Adalar her zaman bu şekilde tanıtılıyor. Bundan farklı bir şekilde yapılırsa yanlış tanıtıma girer dedik. Bizi ilgiyle dinleyip hak verdiklerini ve takdir ettiklerini söylediler, Ancak yine de bu etkinliğe öyle bir inanmışlık vardı ki etkinliği yapıp yapmayacaklarını tam anlayamadık o gün. Özetle böyle geçti. 

N.S.: Ama yeni gelişmeler var. Gerekli yerlere başvurulmuş ve anladığımız kadarıyla izin alma sürecine girilmiş. Sizin bu ikna çabalarınıza ve Adaların tepkilerine rağmen bu proje devam ediyor gibi gözüküyor şu anda, öyle mi? 

K.A.: Ben buluşmadan sonra bir nezaket mesajı yazdım bu Öncü kişiye ama bir yanıt almadım. Sonrasında bayram tatili başladı. 9 gün boyunca her yer kapalı olacağı için herhangi bir başvuru için zaman kaybı yaşayacaktık. Dolayısıyla ben 21 Mayıs sabahı Adalı WhatsApp gruplarında bu etkinliği paylaşmak yoluna gittim. Bana inananlar oldu ama inanmayanlar, "Bizi kafalamaya, çalışıyorsun” diyenler oldu. 

N.S.: Ama sonuçta bugün izin alındığına dair bir gelişme var. Bu arada sen belki ismini söylemekten imtina ediyorsun ama bu organizasyonun başında da Uğur Işık var. Daha önceki programımızda da bu ismi zikretmiştik. Kendisi bir lüks araç fan kulübünün başında. Anladığımız kadarıyla da hızdan hoşlanan bir isim. İsmini verdiğimiz için tabii ki kendisine cevap hakkı doğuyor. Eğer bu konuda konuşmak isterse bu programa konuk etmeyi tabii ki çok isteriz kendisini. 

Bu meselenin duyulmasıyla farklı gruplardan, farklı insanlardan tepkiler gelmeye başladı çok haklı olarak. Sen de biraz önce bahsettin; bazıları inanmıyor ve bazıları da bu tür organizasyonların Adalar’a olumlu bir katkısı olacağını düşünüyor. Daha önce yine hız içeren bir bisiklet yarışması söz konusu olmuştu ve Adalılar yine bunu istemediklerini söylemişlerdi ama buna rağmen düzenlendi.  

Hız Adalar’a uygun bir şey değil çünkü hız olduğu zaman kaza riski çok yüksek oluyor. Biz burada sadece kendimize ait olan değil; Ada’nın hayvanlarıyla beraber yaşıyoruz. Bu hayvanlar bu tür organizasyonlarda çok savunmasız kalıyorlar ve çok zarar görüyorlar. Bu da işin çok önemli bir tarafı. Bu yüzden de istemiyoruz ama bu da çok yanlış anlaşılıyor bazıları tarafından. Bize, “Siz Ada’da hiçbir şey yapılmasını istemiyorsunuz. Azmanbüsleri de istemiyordunuz, faytonların kaldırılmasını istemiyorsunuz" diyorlar. Bu türden bir sürü eleştiriye de maruz kalıyoruz. Ama şu var ki, bütün bu organizasyonlar, bütün bu değişimler, verilen kararlar aslında Adalıların hayatını birebir etkiliyor. 

Şimdi ben Hatice Hanım'a söz vermek istiyorum. Biz burada ne yapmak istiyoruz? 30 tane arabanın geçit törenini mi izlemek istiyoruz Hatice Hanım? 

Hatice Kaymakçı: Merhaba. Süre sorunumuz var, bu yüzden çok kısa kısa değineceğim. Ama şunu da belirteyim; Koruma Kurulu Kararları, şunlara bunlara değinmeyeceğim. Herkes bıktı onlardan çünkü - ki yeri geldiğinde bunların çok kolaylıkla çiğnendiğini de görüyoruz. Bence başka bir açıdan bakmak lazım.

Adalılar ne istiyordan çıkıp, günübirlik ya da konaklamalı turist olarak gelen kişiler Adalar’a niye geliyor? Belki de buradan yola çıkmak lazım. İnsanlar başka bir yere niye gidiyorlar? Bir kültürel miras, ikincisi doğal değerler için ki Ada’da bunlar çokça var zaten.

Şimdi bu tip organizasyonlar ve faaliyetler için sivil toplum kuruluşları olarak genel bir davranış şekli geliştirmezsek sürekli olarak böyle taleplerle tek tek uğraşıp enerji harcamak zorunda kalacağız. Geçmişte biliyorsunuz, bir enerji içeceği, ondan önce yine bir Adalı grup, derneğin adını vermek istemiyorum, sponsor olduğu için yine araçların gelip teşhir edildiği bir etkinlik olmuştu. Bugün lüks bir araba markası söz konusu. Bunlarla tek tek uğraşmayı ve Ada halkı olarak enerji sarf etmemizi de doğru bulmuyorum. Bu yüzden en başta bu faaliyetler nasıl planlanır, nasıl onaylanır, neye göre karar verilir, Hatice'nin, Kamer’in, Nevin'in görüşüne göre mi yoksa bir turizmin etik ilkelerine göre mi karar alınır? Bunu konuşmamız ve bununla ilgili bir yöntem geliştirmemiz gerekir.

Türkiye, Dünya Turizm Örgütü'ne üye ve onun ilkelerini kabul etmiş durumda. Dünya Turizm Örgütü'nün ‘Turizmin Etik İlkeleri’ başlığı altında Türkiye'nin kabul ettiği bir maddesi var. “Bir ilçedeki, ülkedeki, şehirdeki doğal ve kültürel değerleri en başta ve en çok yerel halk korumalıdır. Yerel halk, işletmeler, devlet ve turistler oradaki çevreyi ve kültürel mirası korumaktan sorumludur." En çok da orada oturanlar. Peki burada bir faaliyet yürütülürken ya da bir faaliyete onay verilirken ne yapmak lazım?

Yerel halkın, kendini temsil eden kurumlarla işbirliği içinde olmak lazım. Burada kamu kurumlarından bahsetmiyorum; merkezi ya da yerel yönetimleri ayırmadan söylüyorum, Bu kurumlarda kararlar genel olarak masa başında 3-5 maddeye göre verilir. Yerel halkı temsil eden en önemli oluşumlar mahalle meclisleri ve kent konseyleridir. Her kesimden, her siyasi görüşten, her eğitimden, her cinsten kişilerin oluşturduğu bir mahalle meclisi var Adalar’da. Onların aldığı kararlar, bir dernek başkanının tek başına aldığı karar gibi değil. Herkesin bir araya gelerek, görüş birliği içinde aldıkları kararlar. Katılımcılık çok önemli ve özellikle kültürel miras alanları olan yerlerde, faaliyetler belirlenirken tüm ilgili kurum, kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları arasında bir işbirliği olmalıdır ve hepsinin görüşü alınmalıdır. Lüks bir araba markası ya da enerji içeceği şu bu olabilir ama biz masa başında oturup da “Yetkimiz var” diye karar veremeyiz.  

Şunu da unutmamamız lazım. Bizlere marjinal grup deniyor ama halbuki biz bu korumayı en çok İstanbul'dan gelenler için yapıyoruz. Günde 60-70 bin kişinin geldiği bir ilçeyi, bir alanı korumak zorundayız.

Ben de biliyorum açıkçası burada yaşayıp keyfime bakmayı. Bana ne faydası var gelip bu konularla ilgili çalışmanın? Ama sorumlu bir vatandaşın görevi bulunduğu yerin keyfini çıkarırken korumak ve kendisinden sonra gelecek olanlara bulduğu gibi en azından bırakmaktır. Bence sorumlu bir insan olmanın en önemli unsurlarından biri budur diye düşünüyorum. Vakit çok kısıtlı olduğu için böyle çok kabaca özetlemek istedim. 

N.S.: Çok güzel bir noktaya değindin. Biz çoğu zaman anlatamıyoruz galiba derdimizi ve hep bazı insanlarla karşı karşıya geliyoruz. Kamer, sen de sonuçta bugüne kadar yapılan eylemlerde, azmanbüsten, faytona, birçok eylemde yer aldın. Hatice Hanım'ın söyledikleriyle ilgili senin de görüşünü alabilir miyim? 

K.A.: Benim kulağıma çalınan bazı şeyler var. İnsanların sanki bu benim tek başıma verdiğim bir mücadeleymiş gibi konuştuklarını duyuyorum, “Kamer adında Ada’nın bir tane delisi var. O olmasa işlerimiz daha rahat olurdu.” diyorlar. Ben sorunun Kamer’den ibaret olmadığını düşünüyorum. Burada tüm Adalılardan istirham ediyorum. Eğer bir tepkiniz var ise bunu lütfen uygun yollarla, yasaları çiğnemeden gösterme hakkınız vardır. 

Burada bir anekdot hatırlatmak istiyorum. Ben hala ismini kullanmaktan imtina ediyorum. Öncü ve arkadaşları, 18 Mayıs'ta Adaya geldikleri gün bizimle buluştuklarında, "Siz olsa olsa %3'sünüz" gibi bir ifadede bulundu. Ben bunu kendi kendine uydurabileceğini sanmıyorum, muhtemelen izin sürecinde görüştüğü bir takım insanlardan böyle bir izlenim edindi. Bizim gibi seslerin çok önemsenmemesi gerektiğini kendisine söylemek için böyle rakamsal bir ifade kullanıldığını sanıyorum. Bunun böyle olmadığını lütfen hissettirelim onlara.  

N.S.: Zaten bu programda onun için konuşuyoruz. Senin ve Hatice Hanım da bahsettiği gibi, demokratik toplumlarda önemli olan yalnızca kararların ne olduğu değil, o kararların nasıl alındığıdır. Katılımın, şeffaflığın ve yerel halkın söz hakkının güçlenmesi hepimizin ortak sorumluluğu. Bugün lüks otomobilleri konuşuyoruz ama aslında mesela otomobiller değil; bu Adalıların geleceğine ilişkin ne yapılması gerekiyor, kararların nasıl alınması gerekiyor. 

K.A.: Adalar Kent Konseyi Koordinasyon Grubu'nda biz bir anket yaptık. Ankette karşı olanlar %100, benimseyenler 0. Mademki yüzdelerle konuşuyoruz., burada benimseyen lehinde olduğunu söyleyen tek bir kişi de çıkmadı. 

N.S.: Tamam. Dünya Mirası Adalar Derneği'nden Kamer Alyanakyan ve Nizam Mahalle Meclisi'nden Hatice Kaymakçı katıldığınız için, katkılarınız için çok teşekkür ediyorum Bir kez daha hatırlatalım: Biz bu konunun takipçisi olmaya devam edeceğiz çünkü Adalar hepimizin. Haftaya yeniden görüşmek üzere. Hoşçakalın. 

K.A.: Bizi ağırladığınız için teşekkür ederiz Nevin hanım, sağolun.