Ara Seçimler Üzerine Düşünceler
Demokrat Parti yönetimi, seçim sonuçlarını Trump’a yönelik bir reddiye olarak değil, savunduğu pek az şey olan ve bunlar uğruna mücadele etmek için daha da az çaba gösteren bir partinin güçsüz ve etkisiz tutumunun onaylanması olarak görecek.
Demokratlar Temsilciler Meclisi ve Senatonun kontrolünü ele geçirmiş, Donald Trump’ı ve Cumhuriyetçi Parti’yi ağır bir yenilgiye uğratmış olabilirler. Ancak asıl mücadele daha yeni başlıyor. Bu mücadele yalnızca yozlaşmış Trump yönetiminden hesap sorma mücadelesi değil. Üstelik bunun gerçekleşebilmesi, Demokratların başkana karşı azil sürecini başlatma konusundaki isteksizliklerini aşmalarına bağlı. Aynı zamanda Chuck Schumer ve Hakeem Jeffries de dahil olmak üzere, Demokrat Parti’nin şirket çıkarlarına bağımlı hale gelmiş yönetici kadrosunu tasfiye etme mücadelesi.
Demokrat Parti, işçi sınıfına 1947 tarihli Taft-Hartley Yasası’ndan bu yana yapılan en büyük ihanete imza atarak NAFTA’yı (Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması) hayata geçiren ve sosyal yardım gibi programları büyük ölçüde tasfiye eden Bill Clinton’ın başkanlığından bu yana, şirketlerin ve oligarşinin iktidarının daha cilalı bir versiyonundan ibaret. Savaş aygıtına, İsrail lobisine ve milyarderler sınıfından finansörlerine kayıtsız şartsız boyun eğen bir parti.
Ülke çökmüş durumda. Yolsuzluk her iki partide de kökleşmiş. Federal kurumlar işlevsizleştirilmiş ve tahrip edilmiş. Yüksek Mahkeme de dahil olmak üzere yargı, sağcı ideologların eline teslim edilmiş. İşçi sınıfı, borç esareti ve insanca yaşamaya yetmeyen ücretler altında eziliyor. Anayasal normlar ve güvenceler ortadan kaldırılmış. Trump da dahil olmak üzere milyarderler ya çok az gelir vergisi ödüyor ya da hiç ödemiyor. Büyük şirketlerin kendi seçtikleri adayları finanse etmelerine olanak tanıyan Yüksek Mahkeme’nin 2010 tarihli Citizens United kararı, rüşvetin yasallaştırıldığı bir düzenin sürdürülmesini sağlıyor.
Halk asgari ücretin artırılmasını, herkes için Medicare kapsamında sağlık güvencesi sağlanmasını, büyük bankaların ve özel sermaye şirketlerinin denetlenmesini, İsrail’e silah sevkiyatının durdurulmasını ve seçim kampanyalarının finansmanında reform yapılmasını ne kadar yüksek sesle talep ederse etsin, Demokrat Parti yönetiminde ne bu talepleri dinleyen ne de umursayan var. Onlar yalnızca kendilerini finanse edenlerin çıkarlarına hizmet ediyor.
Neoliberalizm adı altında bize pazarlanan acımasız kapitalizmin, halkı yoksullaştırmaya ve serveti en zengin yüzde birlik kesimin elinde biriktirmeye devam etmesine göz mü yumulacak? Şirketler denetim ve kontrol altına alınacak mı? Şirketlerin işlediği suçlardan sorumlu olanlar yargı önüne çıkarılacak mı? Demokrasimiz yeniden tesis edilecek mi? Yoksa trilyoner Elon Musk’ın federal kurumları yerle bir ederken seçimlerin sonuçlarını kontrol edebilmek için yüz milyonlarca dolar akıtmasının yarattığı bu grotesk manzara normalleştirilecek mi?
Bernie Sanders gibi, yolsuzlukla ve sanayisizleşme ile kuralsızlaştırma politikalarının Amerikan işçi sınıfında yarattığı yıkımla mücadele etmeye çalışan bir avuç siyasetçi ise seçim kampanyalarının Barack Obama’nın da aralarında bulunduğu Demokrat Parti yönetimi tarafından sabote edildiğine tanık oluyor.
Michigan’dan senatör seçilen Abdül Al-Seyid ve muhtemelen Maine’den Troy Jackson da dahil olmak üzere ilerici adaylardan, Demokrat Parti yönetimini görevden uzaklaştırmak, asgari ücreti artırmak, herkes için sağlık güvencesi sağlamak, şirketlerin işlediği suçları yargıya taşımak ve Trump’a karşı azil sürecini başlatmak için ittifaklar kurmalarını talep etmeliyiz. Bunu başarmak bize bağlı.
Demokrat Parti’nin yönetici kadrosu, seçim sonuçlarını Trump’ın politikalarının reddedilmesi olarak değil, savunduğu pek az şey olan ve bunlar için bile neredeyse hiç mücadele etmeyen bir partinin etkisiz ve güçsüz tutumunun onaylanması olarak görecek. Bu da Demokratların seçmenlerine bir kez daha ihanet etmesi anlamına gelecek. Üstelik iki yıl sonra, daha iyi örgütlenmiş ve daha zeki bir başka faşistin Beyaz Saray’a yerleşmesi ihtimalini de canlı tutacak.
Elbette bu mücadele, yalnızca yozlaşmış Demokrat Parti yönetimini tasfiye etmeyi değil, aynı zamanda partiyi finanse eden ve kontrolü altında tutan büyük bağışçılara, lobicilere ve şirketlere karşı da cephe almayı gerektirecek.
Partiyi şirketlerin ve oligarkların elinden geri alma mücadelesi sert ve zorlu geçecek. Bu bağları koparmak için kitlesel hareketlerin gücüne yaslanmamız gerekecek. Başka hiçbir yol işe yaramayacak.
Başarısız olursak, zaten güçten düşmüş demokrasimiz bu ara seçimlerle kurtulmak bir yana, yok olmaya mahkûm olacak.
- Chris Hedges'ın 'Thoughts on the Midterm Elections' adlı makalesi Nil Kayarlar Sarrafoğlu tarafından çevrilmiştir.
Benzer İçerikler
Amerika’nın İntihar Paktı
Chris Hedges
Ya Tiranlık Ya Devrim
Chris Hedges
Amerika’nın Sermaye Sınıfı Hukuken Nasıl Hesap Vermez Hale Geldi?
Chris Hedges, Marie Gottschalk
Liz Truss, gücü aşırı neoliberal düşünce kuruluşlarına mı devretti?
George Monbiot