Eski BM Özel Gıda Hakkı Raportörü Hilal Evren, Gazze’de kıtlık ilanı sürecini ve bunun uluslararası hukuk ile siyasetteki yansımalarını Suda Sim Meriç'e anlatıyor.
Suda Sim Meriç: Hilal Hocam da bizimle birlikte. Eski Birleşmiş Milletler Özel Gıda Hakkı raportörü. IPC, 22 Ağustos'ta çok gecikmiş bir şekilde Gazze'de kıtılık olduğunu resmen ilan etti. Ki bu sizin üzerinde çalışmalar yaptığınız, uzmanlık alanınız. IPC’in bu raporuna dair belirli kriterler, beklentiler mevcuttu, bu süreç nasıl ilerliyor, bize anlatabilir misiniz?
Hilal Evren: Tabii, IPC dediğimiz kısaca Entegre Gıda Güvensizliği'nin kontrol edilmesiyle ilgili Birleşmiş Milletler'in kurduğu bir platform. Platform dememin sebebi şu: Bir tek kurum yok burada. IPC'nin altında bir bilim kurulu var, Femine Review Committee (Kıtlığı inceleme komitesi) diyoruz biz buna. 5-6 tane profesörden oluşan bu komite, bir kıtlık tehlikesi ya da aşırı gıda problemleri ortaya çıktığında veri topluyor. Aslında, genellikle yerele inilerek toplanıyor bu veriler. Fakat maalesef, Gazze'de böyle bir şey söz konusu olmadı.
İsrail 7 Ekim'den itibaren hiçbir kimseyi, ne bir uzmanı ne de bir gazeteciyi Gazze'nin sınırları içine almadığı için, Gazze bir kapalı kutu. Bunu da bu IPC raporlarında görebilmemiz çok zor oldu. Bu IPC'nin gönderdiği beşinci raporu. Yani, 9 Ekim'den itibaren başlayan savaştan Aralık’a kadar zaten gıda güvencesizliği, özellikle Kuzey Gazze'de başlamıştı. Bu durum önce Merkez Gazze'ye, ardından da güneye doğru yavaş yavaş inmeye başladı.
Bu raporların hazırlanmasında birtakım uzaktan röportajlar yapıldı, doktorlarla görüşüldü. Fakat hiç kimse alana giremedi, zaten İsrail’in Gazze’ye kimseyi almamasının amacı, raporları engellemek. Uluslararası gazeteciler de aynı sorunlarla uğraşıyor, Gazze’de neler olup bittiğini göstermemek için ellerinden geleni yaptı İsrail.
IPC 5 tane rapor yazdı, kıtlığın yaklaşmakta olduğunu veriler ve harita görüntüleriyle kanıtlıyordu. Tüm raporlara internetten ulaşabilirsiniz. Fakat komite ile görüştüğümde benim gayriresmi aldığım bilgiye göre; önceki raporlar tam ortaya çıkmadan önce, çünkü raporlar düzenli sıklıklarla hazırlanıyor ve önümüzdeki altı aydaki durumu anlatıyor, İsrail insani yardımları içeri sokarak açlığın biraz daha tolere edilebilir seviyeye çıkmasına çalıştı. Bu nedenle kıtlık ilanı epey uzun sürdü. Fakat özellikle Temmuz ayındaki rapor artık bunun açık bir biçimde kıtlığın ilanına gitmesi gerektiğini gösterdi. Çünkü İsrail 2 Mart'tan itibaren, yani en son ateşkesi bitirdikten sonra, bütün Birleşmiş Milletler İnsani Yardımları’nı kesti ve 2-3 ay boyunca Gazze’ye hiçbir yardım girmedi.
Mayıs ayında “biz kendimize göre bir insani yardım kuracağız” dediler. Gazze İnsani Yardım Vakfı biçiminde, insani yardımla alakası olmayan neredeyse bir öldürme makinesi biçiminde kurulmuş bir sistemi getirdi. Bu sistem daha da büyük bir probleme sebep oldu uluslararası alanda. İşte o nedenle IPC artık bunun kıtlık ilanıyla ancak İzah edilebileceğini anlatmak için Birleşmiş Milletler bunu yapması gerekiyor.
Aslında raporu üzerine çıkaracağı ülkelerle birlikte hazırlaması gerekiyor, ki ülkeler de genelde bunu kabul etmek istemezler. O nedenle hep politik bir sorun çıkar. Tabii Gazze'deki durum farklı, Gazze'de resmi bir devlet olmadığı için Birleşmiş Milletler bunu kendisi ilan etti. Böylece yıllardır beklenen önemli bir adım atılmış oldu Ağustos 22'de.
S. S. M: Gazze’ye dışarıdan çok uzun süreden beri bir yardım gidemiyor. Fakat bilgi alınan yerler, insanlar var mı orada? Belki daha öncesinde yerleştirilmiş bir gözlem noktası olduğunu anlıyoruz burada.
H. E: Kesinlikle gözlem noktası var. Kesinlikle veriler var. Şu anda zaten dijital bir dünyada yaşıyoruz. Bunların anlaşılmaması hemen hemen imkansız. Örneğin Gazze'deki tarım alanlarının yüzde doksan sekizi ya tamamen ortadan kaldırıldı ya da ulaşılamıyor. Artık Gazze’lilerin çok uzak, çok küçük bir alanda toplu olarak yaşamaları gerekiyor. Bu görüntülere ve verilere de zaten hem uydularla, hem drone'larla, hem telefonlarla yani her türlü araçla, insani yardım örgütlerinin de yardımıyla ulaşmaları son derece mümkün. Yani, kişisel olarak Gazze’ye gidilmesi söz konusu değil. İsrail zaten bu yüzden rapora isyan etti. Dedi ki bu rapor yalandır, düzmecedir. Hiç kimse bunları bilemez dedi, çünkü kendileri bilgileri göndermek istemiyorlar. Bunun tabii uluslararası alanda hiçbir kıymete harbiyesi olmadı. Çünkü İsrail her alanda yalanlarıyla uluslararası arenayı doldurmuş vaziyette. Daha öncesinde, biz yardımları gönderiyoruz ama Hamas geliyor, kendileri için kullanıyor diyorlardı. Bunu hiçbir zaman tam delillerle ortaya koyamıyorduk. Söyleniyordu ama delili yoktu. O nedenle İsrail'in yapmış olduğu bu itirazın hiçbir önemi olmadı.
S. S. M: Çünkü devlet mekanizmaları üzerinden de dijital ortamlarda itirazlar yayınlamışlar. Dışişleri Bakanlığı üzerinden ve dijital hükümet sayfası üzerinden, düpedüz yalan ve düzmece diyor. Verilerin yetersiz ve düzmece veriler olduğunu söylüyor ve birbiriyle uyuşmadığını söylüyor. Şaşkınlıkla izledim.
H. E: İsrail'in şimdiye kadar yaptığı düzmece raporlar herkes tarafından biliniyor. Mesela cinsiyetle ilgili birtakım güçlerin kullanılmasında da Birleşmiş Milletler raporlarında yanlış bilgiler görüyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’nden aldığ kuvvetle, herhangi bir diplomatik kanalla kendilerini haklı çıkartmakta şimdiye kadar başarılıydılar ama artık bu başarı sona erdi. Son noktaydı bu. Çünkü çok fazla yalan söylediler, çok fazla düzmece rapor hazırladılar. Artık uluslararası alanda olayları objektif olarak izleyenleri ikna edemezler. Çünkü doğruluğunu da kanıtlayamıyorlar.
Rapordaki bahsettikleri veriler neden uymuyor? Kendi verdikleri veriler onlar. Oysa IPC'nin raporları o kadar belirgin ki, çıkan beş adet raporu karşılaştırdığınız zaman tutarsızlıkla karşılaşmıyorsunuz. Bu insanlar önemli profesörler, bilim adamları. Ne İsrail'e ne de Hamas'a yardım etmek gibi bir merakları yok. Hamas'ın raporlarını ellerine aldılar diye itham ediyorlar. Hamas'a en ağır karşı çıkanlar bu insanlardı zaten. Böyle bir taraf tutma söz konusu değil. Kimse de fazla ciddiye almadı bu ithamları.
S. S. M: Peki ne olacak bundan sonra?
H. E: Tamam, 22 aydır beklediğimiz kıtlık ilanını yaptı. Ne olacak şimdi? Bir sürü şeyin önünü açtı bu. Rapor açık bir şekilde bu kıtlığın insan eliyle yapıldığını söylüyor. İnsan eliyle yapılmış bir kıtlığın uluslararası hukukta cezai yaptırımı var. Savaş hallerinde bilerek açlığa sebep olup gıdanın bir savaş aleti olarak kullanılması, uluslararası hukukta savaş suçu, hatta insanlık suçudur, buna göre cezalandırılır. Uluslararası Ceza Mahkemesi bunun peşinde, Netanyahu'ya karşı suç duyurusunda bulunuldu. International Court of Justice yani Uluslararası Adalet Divanı'nın da soykırım sözleşmesiyle ilgili davası devam ediyor. Onlar da 3 tane ara rapor vererek açlığın ve kıtlığın bir soykırım aracı olarak kullanılabilme ihtimalini de gözden geçirip, İsrail'e önerilerde bulunmuştu. İsrail bunların hiçbirini dinlemiyor. Aynı şekilde bu kıtlıkla ilgili İnsani yardım derhal açılsın deniyor.
S. S. M: Onu da dinlemiyor. “Ben zaten kendi yardımımı yapıyorum” diyor, “Ne ihtiyaç var ki?” diyor.
H. E: Evet. Bu durumda ancak İsrail'i Amerika Birleşik Devletleri durdurabilir. Amerika Birleşik Devletleri durduramadığı takdirde Birleşmiş Milletler devreye girebilir ama Birleşmiş Milletler'de güvenlik konseyinde Amerika veto hakkını kullandığı zaman bunlar hiçbir işe yaramayacaktır. Ancak şöyle bir durum var, Responsibility to Protect, yani koruma yükümlülüğü söz konusu. Bu durumda Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun güvenlik konseyine gitmeden bir karar alması mümkün. Bu çok uzak ihtimal olmakla birlikte gerçekleşmemesi için de bir sebep yok. Ancak İsrail'in ve ABD'nin bunun dışında tutulabilmesi söz konusu. Birçok ülke yavaş yavaş İsrail'in karşısına çıkmakla birlikte hiçbir önemli yaptırımla suçlamayı devam ettirmiyorlar. İsrail’in politik ve ekonomik bakımdan gücü ve tabi Amerika'nın desteği maalesef uluslararası ciddi bir gücün Filistin’i desteklemesinin önüne geçiyor. Ama bilmiyoruz, çünkü boykotlar, yatırım ve finansal ilişkilerin durdurulması, ambargo kurulması, uluslararası alanda mümkün olabiliyor. Bazı hükümetler yavaş yavaş bu konuda kararlar alıyor ama bazıları henüz çekingen. Burada sivil toplum örgütlerin baskısı çok önemli. Peki bu baskı nasıl artırılabilir? Bizim mahkememiz yani Gaza Tribunal gibi, flotillaların yola çıkmaları, her cumartesi Londra, Roma, Madrid gibi büyük şehirlerde büyük gösterilerin düzenlenmesi, yürüyüşlerin yapılmasından başka bir şey maalesef elimizden gelmiyor. Yani bilmeyenlere anlatıyoruz.
S. S. M: En azından bir şekilde duyuruyoruz.
H. E: Yaptığınız çok önemli. Türkiye'de Birleşmiş Milletler’in Kıtlık ilan edilmesiyle ilgili acaba bir farkındalık var mı? Bilmiyorum. Ama bu farkındalığı bence Apaçık Radyo'nun ortaya çıkarması son derece önemli. Yani bütün görevimiz bu.
S. S. M: Aynen öyle. Radyo olarak bizim ve bir bilirkişi olarak da sizin sorumluluğumuz bu. Biz elimizden geleni yapmakla mükellefiz.