Apaçık Radyo

“Gençlerin asıl sorusu: Nasıl bir gelecek?”

31 Ekim 2026

Radyo Agos’ta, araştırmacı yazar Deniz Keziban Çakıcı ile Sırbistan ve Fransa’daki gençlik hareketlerini mercek altına alıyor, Sırbistan’daki öğrenci hareketinin seçim zaferini yakından inceliyoruz.

Yetvart Danzikyan: Deniz Keziban Çakıcı’yla Sırbistan ve Fransa’daki gençlik hareketlerini konuşacağız. Deniz Hanım, hoş geldiniz.

Deniz Keziban Çakıcı: Merhaba.

Image
""

Y.D.: Merhaba. Sizinle Fransa ve Sırbistan’daki gençlik hareketlerini konuşmuştuk. Bu hareketleri yakından takip ediyorsunuz, yazılarınız da var. Tabii ikisi birbirinden ayrılıyor. Sırbistan’daki hareket bir öğrenci hareketi olarak başladı, seçimlere girdiler ve kazandılar. Dolayısıyla siyasi bir lideri olmasa da bu gençlik hareketi siyasi bir hüviyet kazandı. Bir tren kazasından sonra başlayan hareketi öğrenciler sürükledi ve bütün Sırbistan’a yayılarak örgütlü bir siyasi harekete dönüştürdüler. Sırbistan’ın geleneksel milliyetçi iktidar zincirinin bir halkası olarak nitelendirebileceğimiz Vučić iktidarını devirdiler. Nasıl oldu bu? Önce buradan başlayalım, sözü size bırakayım.

D.K.Ç.: Sırbistan’daki öğrenci hareketini anlamak için ülkenin yakın tarihine kısaca bakmanın iyi olacağını düşünüyorum. Biliyorsunuz, başkenti ve en büyük şehri Belgrad. Yüzölçümü 77.474 kilometrekare. 2025 verilerine göre yaklaşık 6,5 milyon nüfusa sahip. Resmî dili Sırpça ama Rumence, Macarca, Slovakça ve Hırvatça gibi azınlık dilleri de var. Etnik grupların çeşitlilik gösterdiği bir ülke Sırbistan. Nüfusun %83’ünü Sırplar, %3,5’ini Macarlar, %2’sini Çingeneler, %2’sini Boşnaklar, %9’unu ise diğer azınlıklar oluşturuyor.

Sırbistan ekonomisi temel olarak enerji, otomotiv endüstrisi, tarım ve madenciliğe dayanıyor. 1918’den 1945’e kadar krallıkla yönetilmiş bir ülke. 1945’ten 1980’e kadar ise sosyalist dönem yaşanıyor. Bu dönemde ülke, en uzun süre görev yapan ve en güçlü liderlerinden biri olan Tito tarafından yönetiliyor. Tito sonrasında, yani 1980’den 1992’ye kadar ülke kolektif bir başkanlık konseyi tarafından yönetiliyor. Dağılma sürecinde ve sonrasında ise Milošević gibi isimler öne çıkıyor.

Sırbistan, 1990’lı yıllarda Yugoslavya’nın dağılması sırasında yaşanan savaşların, milliyetçiliğin, etnik çatışmaların ve otoriter yönetimlerin ağır izlerini taşıyan bir ülke. Bu dönemin en güçlü siyasi figürü Milošević. Onun yönetimi savaşlar, uluslararası yaptırımlar, ekonomik krizler, katliamlar ve siyasi baskılarla anılıyor.

Ancak Sırbistan’ın tarihinde bu dönemlere dayanan güçlü bir öğrenci direnişi geleneği de var. Kasım 1996’da yapılan yerel seçimlerdeki usulsüzlüklere ve seçim sahtekârlığına karşı öğrenciler aylarca yürüyüşler düzenliyor. Bu barışçıl sokak eylemleri sonucunda Milošević, Şubat 1997’de özel bir yasayı imzalamak ve muhalefetin kazandığı yerel yönetimleri resmen tanımak zorunda kalıyor. Üniversiteler, Milošević yönetimine karşı demokratik muhalefetin önemli merkezlerinden biri hâline geliyor. 2000 yılında ise geniş bir toplumsal seferberlik sonucunda Milošević iktidardan uzaklaştırılıyor. Bunda öğrencilerin payı çok büyük.

Bu önemli bir tarihsel deneyim çünkü Sırbistan’da öğrencilerin siyasete müdahalesinin ilk kez 2024’te başlamadığını gösteriyor. 2024’te doğan hareketin önceki gösterilerden ayrılan yönü ise üniversitelerde geliştirdiği doğrudan demokrasi uygulamalarını ülke çapında bir siyasi örgütlenmeye dönüştürmesi.

Öğrenci hareketinin ortaya çıktığı dönemde yönetimde Sırp İlerleme Partisi’nden Vučić bulunuyor. Uzun süredir devam eden bir yönetimden söz ediyoruz. Vučić önce başbakanlık, ardından cumhurbaşkanlığı yapıyor. Bu süreçte Sırbistan’da siyasi gücün merkezileştiği, medya özgürlüğünün ortadan kaldırıldığı, kamu kurumlarının iktidar partisine bağımlı hâle geldiği ve yolsuzlukların arttığı bir dönem yaşanıyor.

Muhalefet partileri var, seçimler de yapılıyor. Ancak muhalefet, seçimlerin eşit koşullarda gerçekleşmediğini, kamu kaynaklarının iktidar lehine kullanıldığını ve medyanın yalnızca iktidara hizmet ettiğini söylüyor. Vučić yönetimi ise uyguladığı politikaları sürekli istikrar, ekonomik kalkınma ve ulusal çıkarların korunmasıyla gerekçelendiriyor.

Sırbistan’ın 2009’da başlayan ve hâlâ süren Avrupa Birliği üyelik süreci, bağımsızlığını tanımadığı Kosova ile ilişkileri, Rusya ve Çin’e yakınlığı da bu dönemin önemli siyasi meseleleri arasında. Ülke, resmî olarak Avrupa Birliği entegrasyonunu hedeflerken ekonomik ve siyasi alanda Moskova ve Pekin ile ilişkilerini sürdürerek çok kutuplu bir denge politikası izliyor.

Öğrenci hareketi tam da bu ortamda yeniden ortaya çıkıyor. Gençlerin itirazı yalnızca Vučić’in şahsına değil; kamu kurumlarının işleyişine, devletin kime hesap verdiğine ve yurttaşların karar alma süreçlerinden dışlanmasına yöneliyor. 2024’te başlayan hareket böyle bir zeminde şekilleniyor.

Image
""

Y.D.: Novi Sad faciası, hatta katliamı demek belki daha doğru. Bu, hareketi tetikleyen olay oluyor, değil mi?

D.K.Ç.: Evet, Novi Sad faciası tam da bunların üzerine geliyor. Bir tren garından çıkıp ülke çapında siyasi bir harekete dönüşüyor.

1 Kasım 2024’te Sırbistan’ın ikinci büyük kenti Novi Sad’da tren garının beton sundurması çöküyor. Faciada 16 kişi hayatını kaybediyor. Banklarda oturan çocuklar, kadınlar, insanlar yaşamlarını yitiriyor.

Tren garı, Çinli şirketlerin de yer aldığı bir modernizasyon projesinin parçası aslında. Gar son yıllarda iki kez yenilenmiş. Önce bir firmaya, ardından başka bir firmaya, sonra da Çinli bir firmaya verilmiş. Facianın ardından yenileme çalışmaları, ihaleler, yolsuzluk, şeffaflık eksikliği, denetimler ve kamu görevlilerinin sorumluluğu sorgulanmaya başlanıyor. Bunu da öğrenciler başlatıyor. İnsanların sorduğu sorular çok basit aslında: Bu yapı neden çöktü? Yenileme çalışmalarını kim yaptı? Denetimlerden kim sorumluydu? Devlet neden yurttaşların güvenliğini sağlayamadı?

Facia, ülkede uzun zamandır biriken yolsuzluk ve hesap verebilirlik sorunlarını görünür hâle getiriyor. Öğrenciler ise bu hareketin başını çekiyor. Kederle birleşen bir öfke, öfkeye dönüşen bir umutsuzluk içinde yola çıkıyorlar. Öğrenciler, kurbanların anısına sessiz anmalar düzenlemeye başlıyor. Her cuma saat 11:52’de, sundurmanın çöktüğü saatte, hayatını kaybedenler için 16 dakikalık saygı duruşları yapıyorlar. Bıkmadan, yılmadan. Bu sessiz anmalar giderek büyüyen siyasi protestoların sembolüne dönüşüyor. Novi Sad’da çökenin yalnızca beton bir sundurma olmadığını, toplumun devlet kurumlarına duyduğu güvenin de ağır bir darbe aldığını bu kesintisiz sessiz anmalarda görüyoruz.

Novi Sad’dan sonra ise öğrenciler başka bir örgütlenmeye geçiyor. Öğrenci hareketinin başarısını anlamak için gösterilerin büyüklüğünden önce örgütlenme biçimine bakmak gerekiyor sanıyorum.

Image
""

Y.D.: Nasıl bir örgütleme biçimi?

D.K.Ç.: Kasım-Aralık 2024 gibi üniversite boykotlarıyla ilk forumlar başlıyor. Novi Sad faciasının ardından öğrenciler üniversitelerde dersleri boykot etmeye ve fakülteleri işgal ederek toplantılar düzenlemeye başlıyorlar. Yani saat 11:52’deki sessiz duruşlar fakültelere taşınıyor.

Öğrencilerin ilk talepleri arasında faciaya ilişkin belgelerin açıklanması, sorumluların hesap vermesi, göstericilere yönelik saldırıların soruşturulması ve öğrencilere yönelik baskıların sona erdirilmesi bulunuyor.

Hareketin en dikkat çekici özelliği, tek bir lider tarafından örgütlenmemesi. Üniversitelerde plenum adı verilen, bizdeki karşılığıyla forumlar, yani öğrenci genel kurulları oluşturuluyor. Bu toplantılarda öğrenciler söz alıyor, önerilerini sunuyor, tartışıyor ve ortak kararlar almaya başlıyorlar. Forumlar, öğrencilerin yalnızca protestoların katılımcısı değil, karar vericisi olmasını da sağlıyor. Bu, Sırbistan’daki hareketin en önemli yeniliği bence. Demokrasi talep ederken kendi aralarında da demokratik karar verme mekanizmaları oluşturuyorlar.

Ocak-Mart 2025 döneminde hareket ülke geneline yayılıyor. Bunun da öncüsü öğrenciler. Üniversitelerde başlayan boykotlar giderek başka kentlere taşınıyor. Çünkü öğrenciler bir şehirden diğerine uzun yürüyüşler yapmaya başlıyorlar. Yol kapatma eylemleri, sessiz anmalar ve kitlesel gösteriler düzenliyorlar. Bazı öğrenciler şehirler arasında gruplar hâlinde günlerce yürüyor. Güzergâh boyunca yerel halktan destek görüyorlar. Polis onlara saldırırken halk öğrencileri evlerine alıyor, barındırıyor, yemek veriyor ve ertesi gün yeniden yola koyulmaları için destek oluyor. Bu yürüyüşler, hareketin yalnızca Belgrad ve Novi Sad gibi büyük üniversite kentleriyle sınırlı kalmamasını sağlıyor. Çiftçiler, öğretmenler, akademisyenler, avukatlar ve farklı meslek gruplarından yurttaşlar, her şehirden ve kasabadan bu yürüyüşlere destek vermeye başlıyor.

15 Mart 2025’te Belgrad’da çok büyük bir gösteri düzenleniyor. Bu gösteri, hareketin ülke çapındaki etkisini ortaya koyan önemli dönüm noktalarından biri oluyor. Öğrencilerin talepleri giderek daha geniş bir siyasi anlam kazanıyor. Bağımsız yargı, özgür medya, şeffaf kamu ihaleleri ve devlet kurumlarının hesap verebilirliği ilk taleplere eklenmeye başlıyor.

2025’in ilkbahar ve yaz aylarında ise protestodan siyasi alternatife geçiş yaşanıyor. Öğrenciler başlangıçta mevcut siyasi partilerden bağımsız kalmaya özen gösteriyorlar. Bunun nedeni yalnızca iktidara duydukları güvensizlik değil, geleneksel muhalefetin de Vučić yönetimine karşı etkili bir alternatif oluşturamadığını düşünmeleri.

Y.D.: Zamanla siyasi zemini de reddediyorlar özetle.

D.K.Ç.: Evet, öğrenciler önce gruplar hâlinde muhalefetle görüşmeye gidiyorlar. Fakat o görüşmelerden oldukça umutsuz dönüyorlar. Bu insanların bir şey yapmayacağını, bir şeyi değiştirecek güçlerinin olmadığını, sisteme uyum sağladıklarını düşünüyorlar. Bunun ardından siyasi alternatif olma sorusu gündeme geliyor. Zamanla önemli tartışmalar ortaya çıkıyor. Sokakta yüz binlerce insanı bir araya getirmek yeterli mi? Yoksa siyasi iktidarı değiştirmek için seçimlere de müdahale etmek mi gerekiyor?

Hareketin bir bölümü erken seçim talebini savunmaya başlıyor. Bu sorgulama, öğrenci hareketinin tarihinde önemli bir dönüm noktası aslında. Çünkü protestolar yalnızca hesap sorma mücadelesi olmaktan çıkıp iktidarın değiştirilmesini hedefleyen bir hâle geliyor.

Image
""

2026’da da öğrenci listesini oluşturuyorlar. Öğrenciler, geleneksel muhalefet partilerinden birine katılmak yerine kendi destekleyecekleri aday listelerini oluşturmaya başlıyorlar. Bunu da yine forumlarda yapıyorlar. Her üniversitede toplanan forumlarda, kendilerini ve halkı temsil edebileceğini düşündükleri isimleri sıralamaya başlıyorlar. Bu isimler günlerce tartışılıyor. Uygun bulunmayanlar eleniyor, uygun görülenler listede tutuluyor. Bu listeye de öğrenci listesi adı veriliyor.

En dikkat çekici tercihlerinden biri ise öğrencilerin kendilerinin milletvekili adayı olmaması. Listede farklı mesleklerden isimler yer alıyor ama öğrenciler bulunmuyor. Böylece öğrenciler, kendi adlarına siyaset yapacak bir lider yaratmak yerine toplumsal talepleri parlamentoya taşıyacak, farklı kesimlerden oluşan geniş bir temsil alanı oluşturmayı hedefliyorlar.

Y.D.: Evet, kendilerine bir kariyer yaratmıyorlar aslında. Böyle bir eğilimleri de yok ama olası eleştirilerin de önünü kesmiş oluyorlar.

D.K.Ç.: Evet.

Y.D.: Evet, aynen. Gerçekten çok önemli ve seçimi kazanıyorlar. Son dokuz dakikamız Deniz Hanım. Fransa’yı da konuşacağız demiştik. Şimdi seçimi kazandılar ama bundan sonra onları yeni bir yol, hatta yeni bir sınav bekliyor. Çünkü karşılarında taşlaşmış bir bürokratik yapı da var.

D.K.Ç.: Tabii sistem, evet.

Y.D.: Onları nasıl değiştirecekler? İsterseniz bununla ilgili başka bir program yapalım. Çünkü biz sosyal medyada programın tanıtımını yaparken Fransa ve Sırbistan’ı konuşacağız demiştik. Fransa’ya çok fazla zaman kalmadı. Gördüğüm kadarıyla bugün de eylemler bekleniyor, dün de vardı.

Image
""

Yedi sekiz dakikada Fransa’yı konuşalım. Sırbistan tabii daha geniş konuşulmayı hak ediyor çünkü orada iktidarı kazandılar. Fransa’da ise gençlerin sık sık sokağa çıktığına tanık oluyoruz. Macron hükümetinin sert tedbirler aldığını da görüyoruz, duyuyoruz. Peki, son durum ne? Son dalga nereden çıktı, neye karşı çıkıldı? Kısaca özetlerseniz seviniriz.

D.K.Ç.: Evet, Fransa’da bu rahatsızlıklar yeni değil. Özellikle son 12 yıldır halkta ve öğrencilerde büyük bir rahatsızlık var. Çünkü Macron’un iktidara gelmesiyle birlikte sunulan sosyal hizmetlerde ciddi gerilemeler oldu. Hastanelerin ödenekleri kesilmeye başladı. Önceden bir birimde 10 doktor çalışıyorsa bu sayı üçe indi. Bir okulda 10 eğitimci varsa beşe düştü örneğin. Aile yardımları gibi kazanılmış haklar yavaş yavaş ortadan kaldırılmaya başlandı.

Öğrenciler okula gidiyor ama derslerine girecek öğretmen bulamıyorlar. Bu ilk bakışta yerel bir eğitim sorunu gibi görünebilir ancak benzer sorunlar başka okullarda da yaşanıyor. Öğretmen eksikliği, kalabalık sınıflar ve özellikle 2018 yılında uygulanmaya başlanan ulusal dijital platform önemli sorunlar arasında.

Üniversiteye girişte yeni bir yöntem uygulamaya başladılar. Bu yöntem birtakım algoritmalara dayanıyor. Hangi üniversitenin öğrencileri hangi kriterlere göre elediği belli değil, şeffaflık yok. Algoritmalar mahalle ve lise etiketlerine göre ayrımcılık yapıyor. Örneğin, banliyö bölgesinde oturuyorsanız puanınız ne kadar yüksek olursa olsun algoritma sizi otomatik olarak eliyor. Yani Şanzelize’deki bir lisenin en başarısız öğrencisi en iyi üniversiteye girebilirken banliyödeki en çalışkan çocuk açıkta kalabiliyor.

Y.D.: Skandal aslında bu.

D.K.Ç.: Korkunç yani. İşçi işçi kalsın, köylü köylü kalsın.

Y.D.: Yani bu belgelenmiş bir şey mi yoksa?

D.K.Ç.: Evet, çok iyi belgelenmiş bir şeyden söz ediyorum. Senato raporlarına girip kayda geçmiş bir durum bu. Yani Fransa Cumhuriyeti’nin değişmez değerleri denilen eşitlik, kardeşlik ve özgürlük yerle bir oldu.

Créteil Lisesi’nde 21 Eylül’de öğrenciler artık yeter diyerek boykot başlattılar, okulun girişini kapattılar. Buradan da rahatsızlıklar hızla şehrin diğer liselerine yayıldı.

Eğitim sorunları, gençlerin geleceğe ilişkin kaygılarından bağımsız değil. Bugün Fransa’da gençlerin önemli bir bölümü hayat pahalılığı, barınma sorunu, iş güvencesizliği ve gelecek kaygısıyla karşı karşıya. Üniversite öğrencileri için kira ve yaşam giderleri ciddi bir yük oluşturuyor. Lise öğrencileri ise daha eğitimlerini tamamlamadan gelecekte nasıl bir hayat kurabileceklerini sorguluyor.

Bir taraftan sürekli başarılı olmaları, diğer taraftan rekabet etmeleri bekleniyor. Ancak eğitim sistemindeki eşitsizlikler, ayrımcılıklar ve ekonomik koşullar bu rekabeti adaletsiz, hatta imkânsız hâle getiriyor. Bu nedenle hareket yalnızca liselerdeki sorunlarla sınırlı kalmadı, halka da yayıldı. Gençlerin asıl sorusu şu: Eğitim alıyoruz, çalışıyoruz, kurallara uyuyoruz. Peki, karşılığında nasıl bir gelecek elde edeceğiz?

Image
""

Y.D.: Yani geleceksizlik endişesi aslında yeni çağın bütün ülkeleri kapsayan bir sorunu ama Fransa’da bu daha derin yaşanıyor belli ki.

D.K.Ç.: Evet, öncesi de var biliyorsunuz. 2018’de Sarı Yelekliler hareketi başlamıştı. O da büyük ölçüde polis gücüyle bastırılmıştı. Araya Covid girdi, kısıtlamalar getirildi, insanlar evlerine kapatıldı. Şimdi benzer bir durum yaşanıyor ve hareket çok büyüdü. Öğrencilerden çıkıp halka yayıldı. Zaten sürekli kesilen ödenekler nedeniyle toplumda temelden gelen bir hoşnutsuzluk vardı. Gösteri hakkı, demokratik bir toplumun temel özgürlüklerinden biri. Her ne kadar kısıtlamalar getirilmiş olsa da sonuçta demokrasinin beşiği olarak anılan Fransa’dan söz ediyoruz. Güvenlik gerekçesi, barışçıl gösteri hakkının sınırsız biçimde kısıtlanmasını haklı çıkaramaz.

Fransa’da gençlerin taleplerine siyasi bir yanıt mı verilecek, yoksa gençler öncelikle bir güvenlik sorunu olarak mı görülecek? Bu konu şu anda çok gündemde. Yalnızca Fransa için değil, demokratik hakların tartışıldığı bütün ülkeler için.

Y.D.: Dolayısıyla bugün de sanıyorum bir gösteri daha bekleniyor.

D.K.Ç.: Bugün bir gösteri var. Ayın beşinde ise beş büyük sendikanın da katılacağı, halkın geniş kesimleriyle birleşen çok daha büyük bir genel grev başlayacak. Grevin ucu açık, süresiz de devam edebilir. Durum hükümetin vereceği yanıta göre değişecek. Ancak talepleri kabul edilmeden ve Macron görevi bırakmadan bu harekete son vermeyeceklerini söylüyorlar.

Y.D.: Macron iktidarını zor günler bekliyor. Bizim de süremiz doldu. Siz Fransa’da yaşıyorsunuz. Saat farkımız da iki saat oldu. Sabah 07:30'da kalkıp yayınımıza bağlandınız.

D.K.Ç.: Hiç sorun değil.

Y.D.: Çok teşekkür ederiz. Bunu şu yüzden söylüyorum: Bu konuşmaları tekrarlayabiliriz. Çünkü buralardan bağlanabildiğimiz çok sayıda gazeteci ve akademisyen var. Sizin de iki ülkeyi yakından takip etmeniz sayesinde hem Fransa’yı, hem Sırbistan’ı konuşmuş olduk.

Her iki ülkede de konuşacağımız çok şey var. Brezilya’ya daha hiç gelemedik. Brezilya da başlı başına bir dosya. Seçimlerin birinci turunda gerideyken ikinci turunda öne geçti. Orada da dijital bir organizasyon vardı ama ona hiç vakit kalmadı. Belki başka bir hafta konuşuruz. Yine sizi sabahın köründe kaldırırız. 

D.K.Ç.: Canlı program, yapacak bir şey yok.

Y.D.: Deniz Keziban Çakıcı, konuğumuz, Fransa’dan bağlandı bize. Çok teşekkürler Deniz Hanım. 

D.K.Ç.: Ben teşekkür ederim. İyi hafta sonları. Hoşçakalın.

Y.D.: Teşekkürler. Sağolun. 

Benzer İçerikler

  -     
● Canlı Yayın
—
Şimdiki
—
Sıradaki
—
Sıradaki
—
Sıradaki