Apaçık Radyo

"Savaşlarda kazananlar savaş şirketleri"

14 Eylül 2026

Ekonomi Politik'te Ali Bilge, 11 Eylül saldırılarının 25. yılında, saldırıların ardından ABD’de genişleyen başkanlık yetkilerini ve “terörle mücadele” politikalarının küresel sonuçlarını ele alırken; Afganistan ve Irak savaşlarından uluslararası hukukun aşınmasına, sivil kayıplardan savaşların ekonomik maliyetlerine uzanan çeyrek yüzyıllık dönemi değerlendiriyor.

Özdeş Özbay: Merhabalar Ali Bey, günaydın!

Ali Bilge: Merhaba Özdeş!

Ö.Ö.: Bu hafta Ömer Bey bizimle olacak demiştik ama tatili uzatmaya karar verdi ve dolayısıyla bu hafta da birlikte program yapacağız. Ne konuşacağız?

A.B.: 11 Eylül’ün 25. yıldönümü, üzerine konuşalım istiyorum. Aslında çok yakıcı gündemler var ama saldırıların da 25.yılı. Bu yüzyılın başlangıcında dünyayı olağanüstü ölçüde etkilemiş ve yönlendirmiş bir vaziyet. Elbette gündem yüklü; mesela gemi kazalarını hemen unutuverdik, Üsküdar Belediyesi'nde yaşanan anormallikler var, Ankara Belediye Başkanı’nın Erdoğan’ı ziyareti var, İmralı sürecine ilişkin pek çok değinilecek husus var, dün gece başlayan ‘ailem güvende’ adı altında LGBTİ+lere yönelik operasyonlar var ama 25. yılında 11 Eylül’ü es geçmeyelim çünkü çok önemli bir olay. Dinleyicilerimizle değerlendirmelerimizi ve bilgilerimizi paylaşalım. 

Image
""


11 Eylül saldırıları ile hiç dokunulmaz diyen ABD’ye dokunuldu, çok büyük bir şok yaşandı , üzerinden de çeyrek yüzyıl geçti. Bugün ABD nüfusunun %50'den fazlası o günü yaşamamış olanlardan oluşuyor. 100 milyona yakın çocuk doğmuş 2001’den bu yana; ABD’de 11 Eylül’ü yaşamayan, tanık olmamış kuşaklar var. Bu nedenle 11 Eylül artık ABD’de tarih kitaplarında okutuluyor; 18-24 yaş arası grubun %60’ı ya ilkokulda okuduğundan ya da başkalarından öğrendiğini söylüyor. Ayrıca bu kesimler 11 Eylül’ü sosyal medyadan da öğreniyorlar.

Peki, Amerikan toplumuna ve dünyaya 11 Eylül nasıl anlatılıyor? Hâlâ pek çok soru yanıt bulmuş değil, Amerikan toplumunun çoğunluğu 11 Eylül öncesi ve sonrasının tam olarak aydınlatıldığına inanmıyor ki dünyada da böyle. Durum böyle olunca da gerçek nedenler araştırılıyor, sorgulanıyor. Sonuç olarak 11 Eylül komple teorilerinin ve bilgi kirliliğinin hakim olduğu bir alan olmuş durumda. Neden ve nasıl engellenemediği üzerine durulan hususların başında o geliyor. Bizde yaşanan 15 Temmuz darbe girişimi ile 11 Eylül arasında benzer yanlar var; her ikisinde de istihbarat vardı, izleniyorlardı ama engellenmediler, engellenemediler. Bu bağlamda benzerlikler kurmak mümkün. 

21. yüzyılın başında gerçekleşen bu çok önemli olayın üzerinden çeyrek asır geçti. Peki bu süreç nasıl sorgulandı, neler sorduk, neler konuşuldu, nedenleri nasıl araştırıldı?

Öncelikle, 11 Eylül ABD’nin tek kutuplu dünyaya dayattığı neoliberal politikaların bir sonucu olup olmadığını tartıştık. Çin’in yükselişi, Rusya’nın dirilişi ile 11 Eylül arasında ilişki kurduk. 11 Eylül'den sonra 2008’de kapitalizmin büyük krizlerinden biri yaşandı ve bu kriz ile 11 Eylül’ü yaratan etkenler arasında ilişki kurulmaya çalıştık. Kapitalizmin vahşi dönemini sorguladık yani neoliberalizmin gemi azıya aldığı 1991 sonrasından ekonomi politik sonuçlar çıkarmaya çalıştık, Trump iktidarlarını pek çoğumuz 11 Eylül’ün bir eseri olarak değerlendirdik. 

Image
""


Bunlara ilaveten Arap baharını 11 Eylül üzerinden de okumamız gerekiyor. İslam ülkelerinde, Orta Doğu’da yıkılan rejimler, yönetimlerle bağlantısını kurmadan değerlendirme yapmak eksik olur. Dolayısıyla odağa 11 Eylül’ü koyarak geçen çeyrek yüzyılda dünyada yaşanan gelişmeleri değerlendirmekte fayda var. Tarih, sonuçta bunların nasıl analiz edildiğine, neler yapıldığına, neler sorgulandığına göre dönemi analiz edenleri yargılayacak. 

Şimdi bu konuda üzerinde durulması gereken en önemli husus şudur: Saldırılardan bir hafta sonra ABD'de bir yasa kabul edildi. Bu yasa başkana, kongreye sormadan dünyada istediği yerde askeri tedbirleri alma yasasıydı. Savaş kararları ABD Anayasası'na göre Amerikan kongresinde alınıyor ama bu olaydan sonra çıkan yasa ile başkan uygun gördüğü devletlere karşı kuvvet kullanabiliyor. Amerikan başkanlarının anayasaya göre yetkileri sınırlandırılmıştır, bu yasa ile yetki alanı çok fazla genişledi. Kabul edilen yasanın en önemli özelliği, coğrafi sınırı ve süresinin olmamasıdır, geçici gibi gözüken bu yasa kalıcı hale geldi geçen 25 yıl içerisinde. 

Ö.Ö.: Ama bu galiba operasyon anlamında kullanılıyor değil mi?

A.B.: Bu nedenle ‘askeri harekat’ deniyor, ‘savaş’ denmiyor. 

Ö.Ö.: Çünkü Trump da sanırım buna yaslanıyor zaten, bir anda savaş ilan etmiyor, bir operasyon, vs. diyor.

A.B.: Savaş ilanı kongre kararına bağlı olduğu için başkanlar bunu kullanıyorlar. Mesela 1991 Kuveyt'in Irak tarafından işgali sonrasında alınan kararlar sınırlıydı, zaten savaş ülkeler koalisyonu üzerinden yürüdü. Bu yasa başkanlık yetkisini genişleten, coğrafi sınırı ve süresi belli olmayan bir düzenleme. ABD’de Brown Üniversitesi'nin 11 Eylül sonrası savaşlarla ilgili yaptığı çalışmalara göre 2001 yılından itibaren bu yetkiye dayanarak ABD, 22 ülkede askeri faaliyette bulunmuş. Bunların bir kısmı direk savaş, askeri operasyonlar, diğerleri ise ülkelere askeri destekler verilerek yapılıyor. Sonuçta 11 Eylül sonrası çıkan bu yasa ile yurt dışı müdahaleler yapıldı ve kongre kararına bağlı olan yetkiler de başkana devredilmiş oldu. Bu yetkiler yurt içinde de kullanıldı. Bu yasa ile özgürlüklerden feda edildi, Amerikan Anayasası'nın özgürlükçü yanları tırpanlandı, hak ve özgürlükler kısıtlandı. Böyle durumlarda bu yasalar genellikle topluma bir ikilemle sunulur; güvenlik mi özgürlük mü? 

Bana göre bu tür yasalar, seçimli otokratik rejimlerin gelişmesine geçit veriyor. Panik halinde bu yasalar kabul ediliyor ancak bu yasalar geçici olmuyor, hukuki dille ilgası olmuyor, kalıcılaşıyor. Bu yasalar var olduğu müddetçe seçimle gelen iktidarlar, bu düzenlemelere dayanarak demokrasiden uzaklaşıp otokratikleşmeyi hızlandırıyorlar. 

15 Temmuz’la böyle bir analoji kurmak mümkün; darbe girişimi sonrasında kabul edilen OHAL düzenlemeleriyle otokrasiye geçişin zemini oluştu, olağanüstü dönemde kabul edilen yasa ve düzenlemeler, OHAL’de yapılan bir referandum ile Anayasa daha sonra da yasaların içine katılınca otokratik rejime geçiş sağlandı

ABD, bu yetki ile dünyada çok sayıda müdahaleler gerçekleştirdi, doğrudan askeri harekatlar/savaşlar Afganistan, Pakistan, Irak, Suriye, Somali, Libya, Yemen’e yönelik oldu. Pek çok ülkeye de bu yasa ile bağlantılı, terörle mücadele adı altında askeri faaliyetler ve müdahaleler de bulundu. Genellikle bu tür yasaları adı “terörle mücadele yasası” oluyor. Bu bağlamda baktığınızda Türkiye’nin de dahil olduğu - eğit-donat’lar da dahil olmak üzere - 22 ülkede yasaya göre faaliyetler olduğuna tanık oluyoruz. Bu yasaya göre Küba’nın dibine Guantanamo hapishanesi yapıldı ki hem uluslararası hukuku, hem de Amerikan iç hukukunu alt üst eden bir durum. 

Biraz önce ABD içinde bu yasa kullanıldı mı, içte ne kadar kullanıldı demiştim. İçeride ordu kullanma yetkisi yok ama olağanüstü koşullarda buna bakılmıyor sonuçta. ABD içinde de bu yasa ile ulusal güvenlik devleti genişledi. Yeni iç güvenlik teşkilatı da bildiğim kadarıyla bu yasanın verdiği yetkiler oluşturuldu. Son yıllarda ABD içinde protestolara zalimce müdahale eden yeni teşkilatta bu yasaya dayanarak 11 Eylül sonrasında oluşturuldu. Hem ABD içini, hem de ABD dışını dizayn eden bir yasa oldu. İçeride özellikle hava alanları, güvenlik sistemleri, izlemeler, sınır uygulamaları, Guantanamo, göz altılar vb. uygulamalar arttı. Hatta ben de 2003 yılında bu yasasının uygulamasına muhatap oldum; Brezilya’daki Porto Allegre’deki Dünya Sosyal Forumu’ndan dönerken havalimanında beş saati aşkın süre gözaltına alındım. 

Ö.Ö.: Öyle mi?

A.B.: Evet, Atlanta’da.

Ö.Ö.: ABD üzerinden mi aktarmalı geliyordunuz?

A.B.: Evet. Giderken bir sorun olmadı ama Dünya Sosyal Forumu’ndan dönerken gözaltı durumu oldu. 2003 Irak savaşına doğru gidiyorduk, günler sayılıydı ve anladığım kadarıyla belli ülkelerden gelen kişileri seçiyorlar, bunaltıcı saatler geçiriyorsunuz, sonrasında 10 yıllık vizemi iptal ettiler ama aynı kişiler iptal edilen vizenin üstüne bir etiketi zımbalayıp üç aylık vize verdiler! Sonuçta herkese değebiliyor bu yasa.

Belirtilmesi gereken bir diğer husus da şu: Sonrasında bu yasanın göçmen politikasıyla iç içe geçtiğine tanık olduk. Göçmenler 11 Eylül sonrasında ABD’de terörist muamelesi görmeye başladı. 

Bizde de başvurulan iltisak kavramına benzer uygulamalar ABD’de de oluyor. Göçmenler, potansiyel olarak terörle iltisaklı, ilişkili kişiler olarak algılanıp operasyonlara muhatap oluyorlar. İltisak kavramı otokrasilerde göçmenleri ve muhalifleri bertaraf etmede çok kullanışlı bir uygulama. İltisaklı olabilir diyerek gözaltı, tutuklama ya da sınır dışı edilmeler olabiliyor. İltisak, otokrasilerde dolaşıma giren önemli bir uygulama! Altını çizmiş olalım. 

18 Eylül 2011 tarihinde kabul edilen ve başkana savaş değil, askeri harekat yapabilme yetkisi veren düzenlemelerin süresi ve coğrafi sınırı olmadığı için şu anda da halihazırda geçerli. Trump da bu yasaya göre savaş ve müdahale kararları alıyor. Kongre bu şekilde bypass edilme imkanı tanıyor. Yasama yürütmeye yetki devrediyor ve sonuçta kuvvetler arası denge de bozulmuş oluyor. Bu yetkiyle Maduro’ya kadar uzanıyorsunuz, denizlerde gemilere el koyuyorsunuz, ülkelere istediğiniz gibi müdahale edebiliyorsunuz. Başkana, tek adama verilmiş yetkiler bunlar. 

ABD'de 11 Eylül sonrası çıkan bu yasa küresel bir şekilde uygulama alanı buldu. 11 Eylül sonrası kabul edilen bu yasa, ABD tarafından küresel bir hukuk gibi uygulandı. ABD sanki uluslararası bir örgüt kararına dayanan müdahalelermiş gibi keyfi, istediği gibi uyguluyor. Bana göre bu yasa ve uygulanışı 25 yıldır uluslararası hukukun önemli ölçüde değer yitirmesine neden oluyor. Uluslararası örgütler de açığa düştü, hurdaya çıktı. II. Dünya Savaşı sonrası kurulan bu örgütler, 11 Eylüle kadar zaten önemli ölçüde değerini yitirmeye başlamışlardı. Askeri harekat yetki yasasıyla bu kudret nereye kadar uzandı? ABD'nin başına Trump gibi biri geldiğine neler oldu? Adam ne diyor? “Kanada da benim, Grönland da benim, Panama, Meksika, Küba, İzlanda..." En son “Ay da bizimdir” demeye başladı.

Ö.Ö.: Hürmüz Boğazı.

Image
""


A.B.: 11 Eylül sonrasında verilen yetkinin nelere yol açtığına hepimiz tanık olduk, oluyoruz. Başta söylediğim gibi, ABD ve dünyanın çok önemli nüfusu 11 Eylül’ü artık tarih kitaplarından öğreniyor, tanık olanlar 25 yılda azalmış durumda. Sen tanık oldun mu? O sırada sen kaç yaşlarındaydın?

Ö.Ö.: Ne zaman?

A.B.: 11 Eylül 2001’de.

Ö.Ö.: Üniversitedeydim.

A.B.: O zaman sen de tanıklar kapsamındasın. 

Ö.Ö.: Evet.

A.B.: 11 Eylül’ü okuldan, ebeveynlerinden yahut sosyal medyadan öğrenenler ABD’de neredeyse %60’a ulaşmış. Bu nedenle hafızayı tazelemek gerekiyor. Yasa sonrası olanlara bakalım: ABD önce Afganistan’a gitti, halk alkışlarla karşıladı ancak istihbaratları o kadar yetersizdi ki Taliban’ı bulamadılar. Kim Taliban? Herkes silahlıydı. Daha sonra savaş ağalarıyla ittifak kurdular, onlar Amerikan ordusuna hedefleri gösterdiler.

Ö.Ö.: Bu kavram Afganistan’a özel olarak çok kullanılıyor, değil mi? “Warlords” diyorlar uzun zamandan beri. Afganistan’da, Sovyet işgali, ondan önceki dönem, sonrası vs. bunlara karşı savaşanlar için “savaş ağaları” diye çevriliyor herhalde. Afganistan’da gündeme gelmiş bir kavram bu.

A.B.: Evet, dostum Raşit Dostum gibi adamlar. 

Ö.Ö.: Evet.

Image
""


A.B.: O da savaş ağalarından biriydi. Ancak savaş ağaları halkı ve rakiplerini Taliban diye göstermişler, halkı göstermişler. Taliban’a pozisyon alan siviller bu şiddet karşında Taliban safına geçenler oldu. Nihayetinde 20 yıl sonra ABD buraya gelme nedeni olan Taliban’a ülkeyi bırakıp çıktı! Bu savaş, her iki ülkenin de, Afganistan’ın ve ABD’nin tarihleri boyunca en uzun savaşı oldu. Her iki ülke de daha önce 20 yıl boyunca savaşmamışlardı. Savaşın başlamasından 11 yıl sonra Usame Bin Ladin öldürüldü ki o da bir garipti. Obama ve Hillary Clinton’ın yönetimde olduğu zamandı. Usame bin Ladin’in ölüsü bile görülmedi, okyanusa atıldığı söylendi. Yakalanmaz mıydı? Yargılanamaz mıydı? Ne oldu? Bu durum da yeterince sorgulanmadı.

Obama için söylenecek başka şeyler de var ama onu geçiyorum. Sonuçta Irak’ta kimyasal ve nükleer silahlar bulunmadı, yalan olduğunu sonraki yıllarda ABD yönetimleri itiraf ettiler. Afganistan’ı 20 yıl sonra Taliban’a bıraktılar ve ülke bir zulüm ülkesi haline tekrar geldi. Şu anda Afganistan’da yaşayan insanlarla dünyada ilgilenen yok.

Irak’ta ve Afganistan’da milyonlarca insan öldü, kayıplar içinde yine Brown Üniversitesi'nin araştırmalarına başvurmak mümkün çünkü en esaslı çalışmaları onlar yapıyorlar. 11 Eylül sonrası savaşları inceleyen projede 100’e yakın uzman çalışıyor, en kapsamlı raporlar burada bulunuyor. 2001-2023 yılları arasında Irak ve Afganistan savaşlarında 940 bin kişi savaş şiddetiyle, bizatihi bombaların, mermilerin muhatabı olarak ölmüş. Bunun 432 bini sivil yani %40’dan fazlası sivil. Üstelik bu ülkeler geri kalmış, alt yapıları da sorunlu ülkelerdi. Var olan bu alt ve üst yapılar da çöktü; sağlık sistemi, eğitim, barınma ne varsa çöktü. Hastalık, açlık ve çevre sorunlarından da 3,6-3,8 milyon kişi ölmüş! Toplam 4,5-4,7 milyon kişinin öldüğü tespit edilmiş. Bu rakam da nihai değil, 2023’ten sonrasını da kapsamıyor. İran savaşına ilişkin rakamlar da dahil değil. 

Yalanlarla geçen 25 yıl, kimyasal silahlar, nükleer silahlara ilişkin yalanlar söylendiği gibi sivil ölümlerine ilişkinde yalanlar söyledi. Görüldü ki hükümetin söylediklerinin 30 katı sivil ölmüş, inanılmaz seviyede. 

11 Eylül sonrası yaşanan bu travma, Amerikan toplumunu da bölmüş durumda. Toplumsal kesimlerin birbiriyle diyalog kurmaktan uzaklaştığı tespit ediliyor, görüş farklılıklarını konuşmuyorlar, azalıyor, sorunları çözmekten uzaklaşan polarize olmuş bir toplum haline geldiği saptanıyor. 

Image
""


ABD'nin de çok ciddi kayıpları var ama tabii ki Irak ve Afganistan kayıplarıyla kıyaslanmayacak düzeyde. 7 binden fazla Amerikan askeri ölmüş ancak bunun 4 katından fazla savaş gazisi intihar etmiş. Yeni öğrendim; ABD'de 1.8 milyondan fazla savaş gazisi bulunuyormuş. Bu rakamı 1991’den itibaren hesaplıyorlar, gazilerin çeşitli engellilik ve sağlık sorunları bulunuyor. Savaş gazilerinin %40’ından fazlası da ömür boyu sağlık hizmetlerinden yararlanmak durumundaymış. Bu durumun Amerikan ekonomisine çok yüksek maliyeti var; 2050 yılına kadar savaş gazilerinin sağlık ve bakım yükümlülükleri 2.2-2.5 trilyon dolar arasında olacağı hesaplanıyor. 

Ülkelerin sorunlu alt yapının çökmesiyle birlikte aynı zamanda bu ülkelerin zenginlikleri, ürettikleri, ihracatları da zarar görüyor, bu anlamda da çok ciddi kayıplar var. Irak’ta sadece 2003-2008 döneminde 140 milyar dolara yakın bir tahribat, kayıp olduğu tespit edilmişti. Savaşlarda ülkelerin sahip olduğu petrol ve enerji kaynaklarının yönetimleri de el değiştiriyor . 

Ülkeler önemli ölçüde zarar uğradı, kayıpların hesaplanması çok karışık ve zor. Çünkü bu ülkeler savaşlar öncesinde de uluslararası denetimlere dahil olan ülkeler değillerdi. IMF, Dünya Bankası, OECD gibi uluslararası örgütler raporlar hazırlar ama bu ülkeler rakamlar iletmedikleri için tahrip kapsamı da tam tespit edilemiyor. 11 Eylül sonrası savaşların Amerikan ekonomisine de trilyonlarca dolarlık çok ciddi bir maliyeti bulunuyor. Suriye’yi de kattığınızda kayıplar 8-9 trilyona kadar ulaşıyor. 

Peki kazananlar kimler? Yapılan çalışmalara göre kazananlar savaş şirketleri: Lockheed Martin, Boeing, General Dynamics gibi en büyük 8-10 tanesi. Bunlar içinde teknoloji şirketleri de bulunuyor, bunlar inanılmaz kâr ediyorlar Savaşların Amerikan ekonomisine faiz, borçlanma maliyeti var, bunları da garibanlar vergileri ile ödüyorlar. 

Sadece 2024 yılında beş savunma, silah, savaş şirketi Pentagon’dan 771 milyar dolar ihale almış. Sadece beşi! Yani geri tarafını düşünün. 

Biz iktisatçılar bir fizibilite yaparken öncelikle yatırımın kaç kişilik istihdam yarattığına bakarız, istihdam dostu yatırım mı, teknoloji yoğun yatırım mı? Brown Üniversitesi'nde yapılan araştırmaya göre, 1 milyon dolarlık askeri harcama beş kişilik iş, istihdam üretiyor ama eğitime yapılan 1 milyon dolarlık harcama 13 kişilik iş yaratıyor. 

Son olarak Jr. Bush ne demişti? "Roma’nın Kartaca Savaşı'ndan sonra en büyük gücü biziz” demişti. ABD dünyaya hükümranlığını 11 Eylül sonrası başkana yetkiler veren yasa ile yaptı, yapmaya da devam etti. Trump da buna dayanıyor; her yöne saldırıyor, "Dünya benim!” diyor. Bu savaşlar sürerken bir pankart hatırlıyorum: "Bomba atmayın, Bush’u atın!" diyordu. 11 Eylül’ün 25. yılında olan biteni hatırlatmadan geçmeyelim istedim, umarım yararlı olmuştur.

Ö.Ö.: Çok teşekkür ederiz Ali Bey, haftaya görüşmek üzere. 

A.B.: Görüşmek üzere, hoşçakal!

Benzer İçerikler

  -     
Canlı Yayın
Şimdiki
Sıradaki
Sıradaki
Sıradaki