Hüsnükabul Kayıt Arşivi

-
Aa
+
a
a
a
Programın kayıtlarını buradan dinleyebileceğiniz gibi, podcast kanalına üye olarak farklı podcast uygulamaları aracılığıyla mobil cihazlarınızdan da dinleyebilir, yeni bölümler yayınlandıkça haberdar olabilirsiniz: iTunes / RSS

Podcast kanalları ve üyeliği hakkında daha detaylı bilgi almak için tıklayın.
Bir ‘siyasi’ topluluğa kimler dahil edilir ve hangi koşullar altında?

İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi Ayhan Kaya ile bir araya geliyoruz.

25 Mart 2026 tarihinde, Springer Nature ve IMISCOE (Uluslararası Göç Araştırma Ağı) tarafından desteklenen Migration and the Politics of Integration (Göç ve Entegrasyon Politikaları) başlıklı kitap yayınlandı. Bu kitap, Ayhan Kaya ve Karin Borevi tarafından yazılmış. Biz de bu fırsatı değerlendirerek kendisiyle hem bu kitabı, hem de kitabın ana teması olan “uyum politikası”nı tartışıyor; günümüzden somut örneklerle konuyu Türkiye ve Avrupa bağlamında ele almaya çalışıyoruz.

Kitabın girişinde ve sayfalarında sıkça yer alan şu soruyu soruyoruz: Uyum, eğer bir topluluğa aidiyetin ön koşulu olarak öne sunuluyorsa – en azından iktidar (ulus devlet) bunu ön koşul olarak öne sunuyorsa - ve belirli koşulları gerektiriyorsa, o halde “Bir ‘siyasi’ topluluğa kimler dahil edilir ve hangi koşullar altında bu aidiyet gerçekleşir?
 
Kitapta ele alınan siyasi topluluk kavramı, bir ulus devlet içindeki mücadeleye katılmaktan doğan bir aidiyet duygusunu ifade ediyor... Mevcut sistemde, bu mücadelede hemen herkes (göçmenler dahil) bir “tehdit” olarak görülüyor. Bu nedenle, siyasi topluluğa aidiyet konusunu tartışırken, bu mücadeleye katılma ve dışlanmanın sınırlarını, başka bir ifadeyle “yalnızlık” meselesini de - Türkiye içindeki bu özel yalnızlığı da - ele alıyoruz. 

Bir ‘siyasi’ topluluğa kimler dahil edilir ve hangi koşullar altında?
 

Bir ‘siyasi’ topluluğa kimler dahil edilir ve hangi koşullar altında?

17 Haziran 2026
Dayanışma sadece aynı kimliği paylaşanlar arasında mı mümkün, yoksa farklı inançlara, farklı dünya görüşlerine ve farklı hayat tecrübelerine sahip insanlar ortak bir adalet duygusunda buluşabilir mi? 

Bayramdan önce Levent Baştürk ile gerçekleştirdiğimiz programda zamanımız kısıtlı olduğu için diğer konuları ele alamadık ve bu nedenle kendisini yeniden ağırlıyoruz.  

Filistin meselesi etrafında Sumud filosu örneği önemli bir tartışma başlığı sunuyor. Filistin dayanışmasının yalnızca Müslümanlara özgü değil; Hıristiyanların  ve farklı dünya görüşlerinden insanların da ortak bir vicdani zeminde buluşabildiğini görüyoruz. Bu durum bize empati ve dayanışmanın kimlik sınırlarını aşan bir karakter taşıyıp taşımadığını yeniden düşündürüyor. Farklı inanç ve düşünce dünyalarından insanların adalet talebi etrafında bir araya gelmesi, günümüz dünyasında üzerinde durulması gereken önemli bir deneyim olarak karşımızda duruyor. 
 
Levent Baştürk ile somut olarak, Müslümanların Filistin'le ilgili söylem ve dayanışma pratikleri, Hıristiyanlar, Müslümanlar: empati, dayanışma, kapitalizm ve din, "inanç temelli ilericilik" başlıklarını konuşuyoruz ve aslında bütün bu başlıkları birbirine bağlayan temel soru: Dayanışma sadece aynı kimliği paylaşanlar arasında mı mümkün, yoksa farklı inançlara, farklı dünya görüşlerine ve farklı hayat tecrübelerine sahip insanlar ortak bir adalet duygusunda buluşabilir mi? 

Dayanışma sadece aynı kimliği paylaşanlar arasında mı mümkün, yoksa farklı inançlara, farklı dünya görüşlerine ve farklı hayat tecrübelerine sahip insanlar ortak bir adalet duygusunda buluşabilir mi? 
 

Dayanışma sadece aynı kimliği paylaşanlar arasında mı mümkün, yoksa farklı inançlara, farklı dünya görüşlerine ve farklı hayat tecrübelerine sahip insanlar ortak bir adalet duygusunda buluşabilir mi? 

10 Haziran 2026
"Eskiden var olan küresel dünya düzeni, bilirsiniz, bir nevi çöktü"

Bayram tatiline girmeden önce, New Lines dergisi için iki tanınmış yazar ve gazeteci olan Surbhi Gupta ve Christine El-Kholy ile önemli bir röportaj yapma fırsatı bulduk.

29 Nisan 2026 tarihinde Surbhi ve Christine, New Lines dergisinde, “Pakistan Vatandaşları BAE’den Keyfi Gözaltı ve Sınır Dışı Edilme İddialarında Bulunuyor” başlıklı bir makale kaleme aldılar. Bu son derece önemli yazıda Birleşmiş Arap Emirlikleri'nden gelen tanıklıklar, tesisler arası nakillerin tekrarlanan bir örüntüsünü, resmi suçlamaların bulunmamasını ve ailelerin cevap bulmak için çabalamasına neden olan hızlı geri gönderme uygulamalarını ortaya koyuyorlar. 

 

"Eskiden var olan küresel dünya düzeni, bilirsiniz, bir nevi çöktü"
 

"Eskiden var olan küresel dünya düzeni, bilirsiniz, bir nevi çöktü"

03 Haziran 2026
Filistin Dayanışmasının Politik Haritası

Konuğumuz siyaset bilimci Levent Baştürk ile Türkiye–Filistin ilişkilerinde dayanışma söylemi ile devlet çıkarları arasındaki gerilimleri, Filistin’le dayanışmanın Müslüman, Hıristiyan ve seküler çevrelerde kurduğu ortak ağları, ABD’de “inanç temelli ilericilik” tartışmalarını ve tüm bu başlıkları kapitalizm–din ilişkisi çerçevesinde konuşuyoruz. 

Filistin Dayanışmasının Politik Haritası
 

Filistin Dayanışmasının Politik Haritası

20 Mayıs 2026
Kumi Naidoo ile söyleşi: “Şu! … tarihsel dönemde, karamsarlık bizim kesinlikle göze alamayacağımız bir ayrıcalık”

Geçen hafta Kumi Naidoo ile röportaj yapma fırsatı buldum. Sohbetimiz sırasında çok önemli bazı konulara değindi. Yaşadığımız dönemi iki kelimeyle tanımlıyor: Kesişimsellik ve kapsayıcılık.

Kumi’ye, karmaşık bir dönemde yaşadığımızı söyledim. Buna karşılık, dünya çapında olağanüstü olaylar yaşanırken, “insan hakları seçici olmamalıdır,” diyor. Kimsenin mücadelesi bir başkasınınkinden daha önemli değildir. Bu mücadeleleri eşit olarak görmeliyiz. Ancak o zaman aramızda ulusötesi bir ittifak kurabiliriz.

Gazze, Lübnan, İran, Filistin ve Sudan'da yaşanan insanlık dışı muameleyi görmezden gelemeyiz, diyor. Ana akım haber ajansları bunu görmezden geliyor. Roportaj sırasında, Sudan’daki insani krizin dış müdahaleler nedeniyle daha da şiddetlendiğini belirtiyor. Ve Birleşmiş Milletler ve Afrika Birliği’ni acil önlem almaya çağırdı. Sıradan insanlar, adalet mücadelesinde sadece seyirci kalmayı bırakmalı ve bu mücadelenin merkezinde aktif bir rol üstlenmelidir.

Kumi ayrıca, fosil yakıtların on yıllardır COP sonuçlarında büyük ölçüde yer almadığını vurguladı. Yakın zamanda yaklaşık 60 ülkeyi bir araya getiren ve fosil yakıtlara odaklanan Santa Marta konferansından bahseden Kumi, konferansın sonuçlarının Türkiye'deki COP'a ve Tuvalu ile İrlanda'nın koordinasyonunda planlanan Pasifik konferansına katkı sağlayacağını belirtti. Adaleti sağlamak ve gelecek nesilleri korumak için sivil toplumun iklim değişikliğini kesişimsel bir ekonomik ve siyasi mücadele olarak ele alması çağrısında bulundu.

Son olarak, şunu belirtmek isterim ki, Kumi olağanüstü bir umut, alçakgönüllü ve bilgelik sahibi bir kişi. Kumi'yi dinlerken, sanki onu uzun zamandır tanışıyormuşuz gibi hissettim. 

 

Kumi Naidoo ile söyleşi: “Şu! … tarihsel dönemde, karamsarlık bizim kesinlikle göze alamayacağımız bir ayrıcalık”
 

Kumi Naidoo ile söyleşi: “Şu! … tarihsel dönemde, karamsarlık bizim kesinlikle göze alamayacağımız bir ayrıcalık”

13 Mayıs 2026
Sınır Dışı, Geri Dönüş ve Suriye Gerçeği

Taha El Gazi ile Türkiye’den sınır dışı edilme sürecinden Suriye’ye dönüş deneyimine uzanan kişisel hikâyesi üzerinden; göçmen hakları, geçici koruma statüsünün geleceği, geri gönderme politikaları ve savaş sonrası Suriye’de sağlık, eğitim ve yaşam koşullarını ele alıyoruz.

Sınır Dışı, Geri Dönüş ve Suriye Gerçeği
 

Sınır Dışı, Geri Dönüş ve Suriye Gerçeği

06 Mayıs 2026
Daniel Levy ile söyleşi: Kendimize soruyoruz, "Neyi feda ediyoruz?" Ve bence cevap, "Kesinlikle hiçbir şey feda etmiyoruz"

Londra'dan İsrailli barış müzakerecisi Daniel Levy ile bir röportaj yapma fırsatı bulduk.

Daniel Levy, Orta Doğu ve İsrail-Filistin çatışması konusunda uzmanlığa sahip İngiliz-İsrailli bir analist, yorumcu, yazar ve İsrail hükümetinin eski danışmanı. Kendisi daha önce Taba zirvesi ve Oslo 2 barış sürecinin bir parçası olarak İsrailli müzakereciydi.

Daniel'in The Guardian’da yayınladığı son makalesinin başlığı: “Benyamin Netanyahu ‘Büyük İsrail’den Bahsederken Aslında Neyi Kastediyor?”

Burada sizlerle sadece Daniel Levy’ye sorduğum son sorunun yanıtını paylaşmak istiyorum:

Daniel Levy, röportaj sırasında Daniel Levy’ye yönelttiğim son soru şuydu: “İçinde bulunduğumuz bu dünyada kendimizi nasıl yeniden konumlandırabiliriz? …Eşi benzeri görülmemiş bir vahşet ve saygısızlığı dünyanın bugüne kadar tanık olduğu en aşağılayıcı söylemlerin eşlik ettiği korkunç bir savaş döneminden geçiyoruz—bu sözler büyük güçlerin, cumhurbaşkanlarının ve üst düzey kabine üyelerinin ağzından çıkıyor. Bu, hepimiz için son derece aşağılayıcı bir an. Bunu nasıl aşabiliriz?”

Soruma Daniel şöyle cevap verdi: “Bu son derece önemli bir soru ve bence çoğumuzun aklında olan bir soru; burada ‘biz’ dediğimde kendimi de dahil ediyorum. Biz—Batı’dan gelen, beyaz, Yahudi olan ve bu eylemlerin atfedildiği kişiler. Çünkü aramızda söylenenlere, yapılanlara ve bunların kimin adına yapıldığına bakan birçok kişi olduğuna inanıyorum. Bu, günlük hayatımızda farkında olduğumuz bir şeyin en çirkin, en korkutucu tezahürüdür; yani, böylesine adaletsiz, eşitsiz bir dünyada yaşadığımız gerçeğinin tezahürüdür,” diyor. Ancak ekliyor: “Farklı bir gelecek hayal etmeye başlamalıyız.”
 

Daniel Levy ile söyleşi: Kendimize soruyoruz, "Neyi feda ediyoruz?" Ve bence cevap, "Kesinlikle hiçbir şey feda etmiyoruz"
 

Daniel Levy ile söyleşi: Kendimize soruyoruz, "Neyi feda ediyoruz?" Ve bence cevap, "Kesinlikle hiçbir şey feda etmiyoruz"

29 Nisan 2026
Raza Rumi ile söyleşi: “Zira pek çok toplum iç çatlaklar ve çöküşlerle karşı karşıya”

13 Nisan 2026 tarihinde, New York saatiyle sabah 09:00’da ve İstanbul saatiyle ise öğleden sonra saat 16:00’da Raza Rumi ile röportaj yapma fırsatı bulduk.

Raza, siyaset analisti ve gazeteci. Pakistan'ın Lahor kentinde doğdu. Hayatının önemli bir bölümünü 2014 yılının Mart ayından itibaren sürgünde geçirdi. Pakistan'daki insan hakları ihlallerine karşı mücadelede önde gelen bir kamuoyu sesi. Halen Friday Times gazetesinin editörü ve çevrimiçi medya platformu Naya Daur Media'nın genel yayın yönetmenliğini yürütmekte.

Biz Raza Rumi ile röportajda küresel siyaset, savaşlar, ateşkes süreçleri ve toplumsal uyum krizinin tartışılmasına odaklandık. Özellikle, Pakistan’ın İran-ABD ve Lübnan bağlamındaki arabuluculuk rolü değerlendirilirken, nükleer silahlar, petrol yolları ve Hürmüz Boğazı gibi stratejik konuların çatışmalar üzerindeki etkisi ele aldık. Ayrıca Pakistan başta olmak üzere birçok ülkede insan hakları ihlalleri, mülteci politikaları, iç baskılar ve ulus devletlerin ahlaki meşruiyet kaybı sorguladı, Raza Rumi siyaset analisti ve gazeteci.

Raza Rumi ile söyleşi: “Zira pek çok toplum iç çatlaklar ve çöküşlerle karşı karşıya”
 

Raza Rumi ile söyleşi: “Zira pek çok toplum iç çatlaklar ve çöküşlerle karşı karşıya”

22 Nisan 2026
Filistinli esirler adına: “Suç Duyurusu!”

8 Nisan 2026 tarihinde Çağlayan Adliyesi'nin adına “Filistinli esirler adına: ‘Suç duyurusu’” başlıklı basın açıklaması yapılmıştı. Biz de bu vesileyle Gülden Sönmez'i ağırlıyoruz. 

Ancak öncesinde, Pakistan’ın başkentinden İslamabat’ta ABD ile İran arasında iki gün süren ateşkes görüşmeler ile ilgili bir görüş yazısıyla ilgili özet olarak bahsetmek istiyorum: Sık sık dile getirdiğimiz, Harvard Kennedy Okulu Uluslararası İlişkilerde Profesör, Lahor Üniversitesi Dekanı, Rabia Akhtar, 13 Nisan 2026 tarihinde, yeni bir yazı daha kaleme almış:  “Pakistan, Ateşkes ve Savaş Sonrası Ortadoğu’nun Biçimi” (Pakistan, the Ceasefire, and the Shape of the Post-War Middle East).

Rabia Akhtar, bu yazıda, “ABD ile İran arasında ilan edilen iki haftalık ateşkes, barış değildir. Bu, bölgesel düzenin ne kadar kırılgan olduğunu, Hürmüz Boğazı’nın ne kadar çabuk küresel bir baskı aracına dönüşebileceğini ve sınırlı çatışma ile sistemik çöküş arasındaki çizginin ne kadar ince olduğunu ortaya koyan bir savaşın ara vermesidir,” diyor.

Pakistan’ın bu ateşkesin sağlanmasında oynadığı rol, çatışmayı çözdüğü için değil, stratejik kriz anlarında coğrafya, güven ve diplomatik hafızanın hâlâ önem taşıdığını bölgeye hatırlattığı için önemlidir. Pakistan, mevcut ateşkesin sağlanmasında kilit bir rol oynadı ve İslamabad’da takip eden diplomatik görüşmelere ev sahipliği yaptı; ancak ateşkes, özellikle Lübnan ve deniz erişimi konusunda hâlâ kırılgan ve tartışmalı bir durumda.

Bu savaşın ardından ortaya çıkacak durum, savaş öncesi Ortadoğu’ya benzemeyecektir. Silahlar susmuş olsa bile, bölgenin eski dengesine dönmesi pek olası görünmüyor. Bunun yerine, bölge daha militarize, daha ağa bağlı ve krizlere daha yatkın bir düzene doğru ilerliyor: Körfez’in güvenliği, İran’ın nükleer potansiyeli, İsrail’in hareket özgürlüğü, ABD’nin bölgedeki varlığı ve orta güç arabulucuların rolü gibi konuların hepsinin birden yeniden müzakere edileceği bir düzene. Ateşkesin kendisi bile çatlakları ortaya koyuyor. Washington ve Tahran bir ara verilmesi gerektiği konusunda hemfikir, ancak tam olarak neyin kararlaştırıldığı konusunda anlaşamıyorlar. Pakistan ve İran, ateşkesin Lübnan’ı da kapsaması gerektiğini söylerken, ABD ve İsrail bu yorumu reddediyor. Bu, önemsiz bir uyuşmazlık değil. Bu ateşkesin nihai bir çözüm değil, çözülmemiş savaşlar üzerinde askıya alınmış, tartışmalı bir çerçeve olduğunu gösteriyor.

Şimdi, esas konuya gelirsek, 8 Nisan 2026 tarihinde, Çağlayan Adliyesi'nin adına 'Filistinli esirler adına ‘Suç duyurusu’' olarak bir basın açıklaması gerçekleşti. İstanbul'da Av. Gülden Sönmez’in de yer aldığı bir grup avukat ve insan hakları savunucusu, İsrail cezaevlerinde tutulan Filistinlilere yönelik işkenceleri ve idam yasasını, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyine ve Ulusal Yargı Mekanizmalarına taşıdı. Ayrıca, temsil ettiği 18 Filistinli tutuklu ve yakınları adına İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundular.  İsrail zindanlarında hayatını kaybeden 145 kişinin bilgilerini de içeren dilekçemizde kimliklerini tespit ettiğimiz Türk vatandaşı İsrailliler de bulunmaktadır. İsrailli sorumlu kişiler hakkında INTERPOL vasıtasıyla yakalama talep edilmiştir.

Filistinli esirler adına: “Suç Duyurusu!”
 

Filistinli esirler adına: “Suç Duyurusu!”

15 Nisan 2026
Hüsnükabul: 23. Radyo Şenliği Özel

“Apaçık Radyo’yu düşündüğümde aklıma bir kumaş benzetmesi geliyor. Kumaşa yakından bakarsanız, iplikleri görürsünüz. Birbirine bağlanmış iplikler. Birbirlerinin içinden ve üzerinden geçerek iç içe dolandıkça, aralarındaki bağın gücü artar. Yaklaştıkça, bu gücün bağlarını görürsünüz. Ancak geri çekildiğinizde tek bir bütün parça görürsünüz, bir kumaş parçası. Geçirgen, gözenekli, ama kendine özgü. Şimdi, bu kumaş parçası bir tür “Apaçık Radyo”yu temsil ediyor.”

Hüsnükabul programının sunucularından Waseem Ahmed Sıddıqi, Apaçık Radyo’yu bu sözlerle anlatıyor.

Hüsnükabul: 23. Radyo Şenliği Özel
 

Hüsnükabul: 23. Radyo Şenliği Özel

08 Nisan 2026