Osama Bin Trump
İmparatorluk sınırlarımızı aşan yayılmacılığımız 25 yıl önce Teröre Karşı Savaş İle başladı. Şimdi ise Donald Trump’ın İran’a karşı yürüttüğü savaşla karanlık bir sona doğru sürükleniyor.
Amerikan tarihinin en büyük stratejik fiyaskosuna dönüşen İran savaşını başlatan Donald Trump, Amerikan İmparatorluğunun gerilemesini başlatan kişi değildir; ancak onun ölümcül sona ermesinden sorumludur.
Bu son.
Petrol zengini Basra Körfezi’ndeki ABD üsleri hasar gördü ya da yerle bir edildi ve yeniden inşa edileceklerini sanmıyorum. Müttefiklerimiz, Avrupadakiler bile, bizi terk ediyor. Trump’ın bayağılığında, sersemletici cehaletinde ve zalimliğinde cisimleşen Amerikan toplumunun çürümüşlüğü ve ahlaksızlığı, İmparatorluğun tanımlayıcı özellikleridir. Gazze’deki soykırıma imkân sağlanması da dahil olmak üzere, İmparatorluğun uluslararası insancıl hukuku alenen hiçe sayması karşısında dehşete düşen Küresel Güney, bizi düşman olarak görüyor. Ebu Gureyb Hapishanesi bizim bilincimizden silinmiş olabilir, ama dünyanın geri kalanı için ABD askerleri ve taşeronlarının tutuklu Iraklıları sadistçe aşağıladığı ve işkence ettiği görüntüler, bir zamanlar dünyaya ihraç ettiğimiz Disneyleştirilmiş Amerika imgesinin yerini aldı. Dünyanın petrol arzını sekteye uğratan İran savaşı, küresel ekonomiyi hızla uçurumdan aşağı sürüklüyor.
Batıyoruz. Ve beraberimizde pek çok kişiyi de sürükleyeceğiz.
Usame bin Ladin, Kuzey Arap Denizi’nin sularında bir mezara gömülmüş olabilir. El Kaide eski gücünün yalnızca bir gölgesi haline gelmiş olabilir. Ama İmparatorluğun son yirmi beş yıldaki vahim hesap hataları — askerî fiyaskolara trilyonlarca dolar saçması ve bizim Ubu Roi versiyonumuz Donald J. Trump’ın yükselişi — bin Ladin’in en hararetli hayallerini gerçeğe dönüştürdü.
ABD, sözde düşmanlarını yenilgiye uğratmak yerine onların saflarını kalabalıklaştırdı. Kendisi ve sömürgesi İsrail, yeryüzünün en çok nefret edilen ülkeleri arasında. İran’ın İmparatorluğa karşı yürüttüğü asimetrik savaşta kaydettiği her ilerleme, dünyanın dört bir yanında alkışlarla karşılanıyor.
Aşağılayıcı yenilgiler, kaynakların birbiri ardına savaşlara aktarılması ve tahminen 4,5 ila 4,8 milyon insanın ölümüne yol açan bu savaşlar uğruna en az 8 trilyon doların harcanması, İmparatorluğun içini boşalttı. Altyapısı çöküyor. Demokratik kurumları işlevsiz. Sürdürülemez boyutlara ulaşmış 40 trilyon dolarlık borç sayesinde ayakta kalıyor. Eğitim sistemi, adil seçimler ve özgür basın da dahil olmak üzere demokrasisinin en değerli unsurları itibarsızlaştırılmış ve aşındırılmış durumda.
Ekonomik güvencesizlik altında ezilen ve zor durumdakileri ayakta tutan sosyal programları sistemli biçimde budayan bir hükümet tarafından yüzüstü bırakılmış işçi sınıfına, gözle görülür çöküşün içerideki hainlerin ve düşmanların eseri olduğuna inanması için propaganda yapılıyor. Bu da Trump destekçilerinin, demokrasiyi ayakta tutmak üzere tasarlanmış kurumlara ve ideallere sırt çevirmesine yol açtı. Faşizmin alışıldık hedefleri — “radikal sol”, Müslümanlar, göçmenler, entelektüeller, sanatçılar, beyaz olmayan insanlar ve gazeteciler — Casusluk Yasası gibi yasalar altında zulme uğruyor. İç düşmanlar susturulduğunda ya da ortadan kaldırıldığında, aşırı milliyetçilik, ataerkillik, istikrarlı işler ve beyaz üstünlüğüyle tanımlanan İmparatorluğun görkemli günlerinin geri döneceğine dair kendini kandıran inancı besleyen yalanlar yayınları ele geçirdi.
İç düşmanlara yönelik şiddet ve seçim hilesi, Trump ile onun dalkavuklardan, soytarılardan, çıkarcılardan ve Hristiyan faşistlerden oluşan çevresi tarafından açıkça savunuluyor. Cumhuriyetçilerin ara seçimleri kazanması halinde seçmenlere 5.000 dolar vaat ederek onları satın almaya çalışmak, Trump’ın anayasal düzene duyduğu küçümsemeyle birlikte, ABD demokrasisinin bir maskaralıktan ibaret olduğunun açık bir itirafıdır.
Yargının oldubittisiyle başkanlığa getirilen George W. Bush, bu hukuksuzluk ve cezasızlık tohumlarını ekti. Trump ise onları çiçek açtırdı.
Maskeli olan ve Irak ile Afganistan’da masumların işkence görmesine ve öldürülmesine imkân tanıyan türden bir cezasızlık zırhı ile hareket eden Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) haydutları, ABD şehirlerine terör saçıyor. Silahsız sivillere karşı, İmparatorluğun Felluce’de ya da Afganistan’ın Helmand vilayetinde düzenlediği operasyonlardan farksız görünen askerî tarzda baskınlar gerçekleştiriyorlar. Ülke içinde sefil koşullara sahip bir toplama kampları ağı kuruyorlar.
İmparatorluğun yurtdışında kullandığı boyun eğdirme araçları — sivil özgürlüklerin ortadan kaldırılması ve kitlesel gözetim uygulanması da dahil olmak üzere — gözetim listeleri, muhbirler ve ırksal ve dinsel profilleme uygulamalarıyla birlikte Patriot Act’in kabul edilmesiyle ülke içinde de yasallaştırıldı.
Çöküşe geçen imparatorluklar, yurtdışında boyunduruk altına aldıkları halkların aşina olduğu tiranlığı kendi yurttaşlarına da dayatır.
Her şeyin ters gitmeye başladığı sırada Orta Doğu’daydım. Müslüman dünyanın neredeyse tamamı 11 Eylül saldırıları karşısında dehşete düşmüştü. İran’daki mum ışığı nöbetleri de dahil olmak üzere, büyük çaplı dayanışma gösterileri vardı. Müslümanları şeytanlaştırmak ve Orta Doğu’da milyonlarca insana acı ve ölüm yaşatmak yerine bu empati üzerine bir şeyler inşa etmiş olsaydık, bugün çok daha güvende olurduk.
Bunun yerine, milliyetçiliğin zehirli iksirinden kana kana içtik. Bush’un söylediği gibi, bize “özgürlüklerimizden nefret ettikleri” için saldırıldığına aptalca inandık; İsrail’deki apartheid ve soykırımcı devlete verdiğimiz destek, sınırlarımızın ötesindeki insan hayatına karşı duyduğumuz duygusuz kayıtsızlık — ABD yaptırımları nedeniyle Irak’ta bir milyondan fazla insanın öldürülmesi de dahil — ve acımasız Arap diktatörlüklerini ayakta tutmamız yüzünden değil.
Bitmek bilmeyen savaşlarımızın geride bıraktığı yıkım, tümüyle yok edilen şehirlerin yanı sıra, 11 Eylül sonrası savaş bölgelerinde doğrudan 940 bin kişinin ölmesini, 3,6 ila 3,8 milyon dolaylı ölümü ve 38 milyon insanın yerinden edilmesini içeriyor.
Uçak kaçıranlar bir mesaj vermek için, bir kentin siluetinde büyük çaplı ölüm ve yıkımı tercih ettiler. Onlara öğrettiğimiz dili konuştular. Bu, savaş uçaklarımızın, füzelerimizin ve insansız hava araçlarımızın Vietnam’dan Irak’a kadar taşıdığı mesajın ta kendisidir. Biz ise dinlemedik. Ordumuzu kullanarak Orta Doğu’yu kendi suretimizde yeniden şekillendirebileceğimize safça inandık.
Teröre Karşı Savaş’ın başarısızlığı yalnızca ahlaki bir başarısızlık değildir. Aynı zamanda stratejik bir başarısızlıktır. Apaçık olan soruyu sormayı reddettik: Sınırlarımızın dışındaki bu kadar çok insan neden bize karşı, kendilerini ve binlerce yurttaşımızı öldürmeye razı olacak kadar büyük bir düşmanlık besliyordu?
Yirmi beş yıl önce bu soruları sormaya cesaret eden bizler, terörizmin destekçileri olmakla yaftalandık ve susturulduk.
Terörizmi yenmenin tek yolu, terör eylemlerini gerçekleştirenleri kendi toplumları içinde tecrit etmektir. Anlayış ve dayanışma ağları kurmaktır. Biz ise tam tersini yaptık. Yenmeye çalıştığımızı iddia ettiğimiz teröristlere dönüştük. Bin Ladin’in bizden yapmamızı istediği şeyi yaptık. Kendi kendimizi yenilgiye uğrattık.
Trump son perdeye başkanlık ediyor.
- Chris Hedges'ın 'Osama Bin Trump' adlı makalesi Nil Kayarlar Sarrafoğlu tarafından çevrilmiştir.
Benzer İçerikler
Amerika’nın İntihar Paktı
Chris Hedges
Haydut Devlet Amerika
Chris Hedges
Teröre Karşı Savaş, Trump Döneminin Önünü Nasıl Açtı?
Chris Hedges
Trump’ın İran Kâbusu
Chris Hedges