PEN America, bir zamanlar dünyanın dört bir yanında baskı gören yazarların korkusuz savunucusuyken, bugün Siyonizmin ve Amerikan emperyalizminin sözcülüğünü yapan bir kuruma dönüştü.
Baskı gören ve sansüre uğrayan yazarları savunmak amacıyla kurulan PEN America, İsrailli yazarların ayrımcılıktan korunması çağrısıyla bir kez daha kendini gülünç duruma düşürdü.
Evet. İsrailli yazarlar.
En son yayınladığı metin, “A Silent Moratorium” (Sessiz Bir Moratoryum), gerçeklikten o kadar kopuk ve utanç vericiydi ki geniş çaplı bir tepki dalgasını tetikledi. PEN America Başkanı Dinaw Mengestu ise buna tepki olarak görevinden istifa etti.
Mengestu, The New York Times'a yaptığı açıklamada, bu paylaşımın, örgütün değerleriyle çeliştiğini düşündüğü ve ifade özgürlüğünü koruma çabalarına zarar verebileceğine inandığı bir dizi adımın son halkası olduğunu söyledi.
“Bu rapor münferit bir olay değil,” diyen Mengestu, bunun “bazı hakları savunurken diğerlerini savunmayan bu yaklaşımın bir devamı” olduğunu ifade etti.
Mengestu’nun istifasının pek bir şeyi değiştireceğini sanmıyorum. En iyi ihtimalle, PEN America’yı kendi ahlaki iflasını gözler önüne sererken daha temkinli davranmaya sevk edecektir.
“A Silent Moratorium”, Yayın Direktörü Lisa Tolin, İletişim Direktörü Geraldine Baum ve danışman Malka Margolies tarafından kaleme alındı. Metin, İsrail’in maruz kaldığını öne sürdüğü “giderek derinleşen kültürel izolasyonu” eleştiriyor. Bazı Yahudi ve İsrailli yazarların karşı karşıya kaldığı belirtilen “açık düşmanlık, ayrımcılık ve nefreti” kınıyor. Yahudi yazarların fırsatlarını kaybetmesini “yıkıcı” olarak nitelendiriyor ve ABD'deki dergiler için yazan İsraillilerin, “soykırım” kelimesini kullanıp kullanmadıkları gibi bir dizi ideolojik sorgulamadan geçirildiğinden yakınıyor. Ayrıca, 2024 sonbaharında 7 binden fazla yazar ve edebiyat emekçisinin imzaladığı; Filistinlilerin maruz kaldığı ezici baskıya “ortak olan ya da buna sessiz kalan” İsrailli yayınevleri, festivaller, edebiyat ajansları ve yayınlarla çalışmama taahhüdünü kınıyor. Son olarak ise Siyonistleri savunarak şu ifadeleri kullanıyor:
PEN America'nın görüştüğü İsrailli ve Yahudi yazarlar, Siyonizmin hakaret olarak görüldüğü bir ortamı anlattı. Siyonist olmanın ne anlama geldiği konusunda hâlâ yaygın bir uzlaşı bulunmasa da, yakın tarihli anket verileri Amerikalı Yahudilerin üçte birinin kendisini Siyonist olarak tanımladığını ve yaklaşık her on kişiden dokuzunun İsrail'in Yahudi ve demokratik bir devlet olarak var olma hakkını desteklediğini gösteriyor. Bu nedenle, Siyonistleri yayınlama süreçlerinden dışlama çağrıları, çok farklı seslere ve görüşlere sahip kişilerin dışlanması anlamına da gelebilir.
Kayıtlara geçmesi açısından belirtmek gerekirse, Siyonizm açıkça ırkçı bir ideolojidir. Tarihi Filistin'in işgalini ve sömürgeleştirilmesini, ayrıca onun yerli halkının etnik temizliğe ve yok edilmeye maruz bırakılmasını meşrulaştırmak için kullanılan bir ideolojidir. Amerikalı Yahudilerin üçte birinin kendisini Siyonist olarak tanımlıyor olması, nefret ideolojilerinin normalleştirilmesini haklı çıkaramaz. Sonuçta Naziler de 1932 seçimlerinde Alman seçmenlerin yaklaşık aynı düzeydeki desteğini — yüzde 37,3 — almıştı.
İsrail'e yönelik bu son savunma, son on yılda kendi güvenilirliğini adım adım tüketen bir örgütten geliyor. PEN America, Gazze'deki soykırımı ve Filistinli gazetecilerin, akademisyenlerin, yazarların, şairlerin ve onların aile üyelerinin öldürülmesini ve sakat bırakılmasını ise sistematik biçimde görmezden geldi.
PEN America, edebiyat festivalini finanse etmek için beş yıl boyunca İsrail hükümetinden maddi destek aldı ve ancak yoğun eleştirilerin ardından 2017 yılında bunu sona erdirdi. İsrail içinde İsrail'in apartheid rejimini ve soykırımını kınayan az sayıdaki cesur sesi ya hiç savunmadı ya da bunu ancak gecikmeli olarak yaptı. Filistinli yazarlar kamusal platformlardan dışlanırken ya da yayınlanmaları engellenirken sessiz kaldı. Filistin'deki yerleşimci sömürgeciliğin gerçekliğini uzun yıllardır reddeden A. B. Yehoshua gibi Siyonist yazarları düzenli olarak öne çıkardı. Ayrıca, İsrail Savunma Kuvvetlerine bağış yapmış, ateşkese açıkça karşı çıkan, düzenli olarak Filistin karşıtı ve İsrail ordusunu destekleyen propaganda yayan ve Filistin yanlısı aktivizmi "antisemitik" olarak nitelendirenSiyonist oyuncu Mayim Bialik ile düzenlenen bir kitap etkinliğine ortak sponsor oldu.
PEN America, Siyonizmi eleştiren bir makaleyi paylaştığı için bir çalışanı hakkında soruşturma başlattı; çalışan, neden soruşturma altına alındığını açıklayan bir yazı kaleme aldıktan sonra ise işine son verildi. Kurum, Biden yönetimi ve Ukrayna hükümeti adına propaganda yapan bir yapı gibi hareket etti; buna, Rus hükümetini eleştiren yazarları da içeren bir paneli, PEN Ukraine'ın baskısı üzerine iptal etmesi de dahildi. Ayrıca, Julian Assange hakkında ortaya atılan yanlış iddiaların yayılmasına katkıda bulundu ve onu gazeteci olarak sınıflandırmayı reddetti.
PEN America'nın yönetim kurulunda, Irak'ın işgalini ve işgal sonrası süreci desteklediği için Tony Judt tarafından "Bush'un yararlı aptallarından biri" olarak nitelendirilen yazar George Packer ile birlikte gayrimenkul ve yatırım şirketlerinin CEO'ları da yer alıyor. Kurum, varlıklı destekçiler, kurumsal bağışçılar ve emperyalizm ile soykırımın savunucuları tarafından ele geçirilmiş durumda.
“PEN America kışkırtıcı propaganda pazarlıyor,” diye yazmıştım 2024 yılında. “Assange gibi devletin yalanlarını ve suçlarını açığa çıkaran yazarlar ve editörler itibarsızlaştırılırken, ABD emperyalizminin ve apartheid devleti İsrail’in propagandacıları — İsrail soykırım gerçekleştirirken bile — el üstünde tutuluyor.”
PEN America, on yılı aşkın bir süre önce, 2013’te eski Clinton yönetimi Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Suzanne Nossel’i İcra Direktörü olarak atadığında yolunu kaybetti. O yıl PEN Center USA Birinci Değişiklik Ödülü’nü kazandım. Nossel’in atandığı açıklandığında PEN World Voices Festivali’nde konuşmacı olarak yer almam planlanmıştı. Festivale katılmayı reddettim ve bu kararı protesto etmek amacıyla PEN America’dan istifa ettim.
“Bu atama, bir insan hakları örgütü olarak PEN’i gülünç duruma düşürüyor ve PEN’in savunduğunu iddia ettiği değerleri küçümsüyor,” diye yazdım istifa mektubumda:
Orta Doğu'da yedi yıl geçirdim; bunun büyük bölümünde The New York Times'ın Orta Doğu Büro Şefi olarak görev yaptım. İsrail işgali altındaki Filistinlilerin yaşadığı acılar ve Irak gibi ülkelerde emperyalist savaşlarımızın ortasında kalan insanların durumu benim için soyut kavramlar değil. Nossel'in, Dışişleri Bakanlığı yetkilisi olarak uluslararası hukuka göre yasa dışı olan önleyici savaşı ısrarla savunması; İsrail'in Filistinlilere yönelik kötü muamelesini umursamaz bir tavırla karşılaması ve devlet görevlisi olarak işkence ile yargısız infazların kullanımını kınamayı reddetmesi, onu herhangi bir insan hakları örgütüne, hele ki küresel ölçekte faaliyet gösteren bir örgüte liderlik etmek için tamamen uygunsuz kılıyor. PEN American Center, Nossel'i atayarak, özellikle Bradley Manning başta olmak üzere kendi muhaliflerini savunma ve onların sesi olma konusundaki başarısızlığını istemeden de olsa gözler önüne sermiştir. Bu nedenle PEN'den istifa ediyorum. Kurum, Amerika Birleşik Devletleri içindekiler de dâhil olmak üzere zulüm görenleri savunma yönündeki asli misyonuna geri dönene kadar örgüte geri dönmeyeceğim.
PEN Kanada, istifama üyelik teklif ederek karşılık verdi. Ben de bu teklifi kabul ettim.
PEN America’nın Gazze’deki soykırımdan “savaş” diye söz eden son paylaşımı, Nossel’in çizgisini yansıtıyor. Nossel, Dışişleri Bakanlığı’nın Assange’ı ve WikiLeaks ifşalarını itibarsızlaştırmaya yönelik çalışmalarına katıldı. Mayıs 2012’de NATO Chicago’da bir “Zirve Toplantısı” düzenlediğinde, Nossel’in icra direktörlüğünü yaptığı Amnesty International USA bir “Gölge Zirve”ye sponsor oldu. Nossel, kentin dört bir yanına “NATO, İlerlemeyi Sürdür. Afganistan’daki Kadınlar ve Kız Çocukları İçin İnsan Hakları” yazılı ilan panoları yerleştirdi. Bir zamanlar ABD yaptırımları nedeniyle ölen 500 bin Iraklı çocuğun ölümüne “değdiğini” söyleyen eski Dışişleri Bakanı Madeleine Albright da Nossel’in etkinliğinde konuşma yapmaya davet edildi. Nossel, bir yıl dolmadan Amnesty International USA’den ayrıldı ve daha sonra PEN America’ya geçti. Kurumun Filistinli yazarları savunmamasına öfkelenen çok sayıda yazarın New York ve Los Angeles’taki yıllık PEN World Voices Festivali’nden çekilmesi, etkinliğin ve yıllık Edebiyat Ödülleri’nin iptal edilmesine yol açtıktan sonra Nossel 2024’te istifa etti.
PEN America bir zamanlar, dünyanın dört bir yanında baskı gören yazarlar adına mücadele eden yazarlar tarafından yönetiliyordu. Aralarında Susan Sontag, Norman Mailer, Robert Jay Lifton, Joan Didion ve Russell Banks gibi bazılarını şahsen tanıyordum. Onlar, ABD militarizminin, kapitalizminin ve emperyalizminin sert eleştirmenleriydi. İfade özgürlüğünün sarsılmaz savunucularıydılar. PEN America'nın bugün geldiği noktayı görselerdi dehşete düşerlerdi.
Naomi Klein, Ruha Benjamin, Michelle Alexander ve Hisham Matar’ın da aralarında bulunduğu yazarların imzaladığı ve Mart 2024’te PEN America’ya gönderilen mektupta, “Bu başarısızlık, söz konusu felaketin kültür alanında yol açtığı olağanüstü yıkım düşünüldüğünde özellikle çarpıcıdır,” deniyor. Mektup şöyle devam ediyor:
İsrail, gazetecileri, şairleri, romancıları ve her türden yazarı öldürdü; zaman zaman ise onları kasıtlı olarak hedef alıp suikast düzenledi. Üniversiteleri, kültür merkezlerini, müzeleri, kütüphaneleri ve matbaaları bombalayıp yıkarak edebiyatın, sanatın, entelektüel alışverişin ve ifade özgürlüğünün varlığını sürdürebilmesini sağlayan kültürel altyapının neredeyse tamamını yok etti. İsrail, dijital iletişime erişimi de kesintiye uğratarak Filistinlilerin tanık olduklarını ve yaşadıklarını paylaşmalarını, kendilerine yapılanların gerçeğini anlatmalarını da engelledi. Kalemin ve ifade özgürlüğünün gücünü kullanarak dünya kamuoyunun vicdanına seslenen herkes risk altındadır.
PEN America'nın Filistinliler ve İsrail'in soykırımı konusunda benimsediği çifte standardı eleştiren ve bir ay önce yayınlanan sert ifadeler içeren açık mektup, 1.300'den fazla kişinin imzasını topladı.
Faşizm kapıda. Soykırıma karşı yazan ve konuşanlar susturuluyor ve suçlu ilan ediliyor. Üniversitelerimiz ifade özgürlüğünü yasakladı; tarihin en büyük suçunu kınamaya cesaret eden öğrencileri ve akademisyenleri tasfiye etti. CBS ve CNN de dâhil olmak üzere kurumsal medya — koyu bir Siyonist olarak tanımlanan Larry Ellison tarafından satın alındıktan sonra — sessizliğe boyun eğdi. İsrail lobisinin etkisi altındaki Demokrat Parti ise, kayıtlı Demokrat seçmenlerin yüzde 75'inin İsrail'e silah sevkiyatının durdurulması yönündeki çağrısını görmezden geliyor.
İfade özgürlüğü giderek yok oluyor. Temel hak ve özgürlükler ortadan kaldırılıyor. Buna direnenler ise devletin düşmanı ilan ediliyor.
Bu daha başlangıç, her şey daha da kötüye gidecek.
PEN America içi boşaltılmış bir kuruma dönüştü. Ahlaki pusulasını yitirdi. “Yazarları, sanatçıları ve gazetecileri savunmak, ifade özgürlüğünü korumak” yönündeki misyonunu terk etti. Ezilenlerin değil, ezenlerin propaganda aygıtına dönüştü. Ya köklü bir şekilde yeniden yapılandırılarak eski kimliğine kavuşturulmalı ya da tamamen kapatılmalıdır.
* Chris Hedges'ın 'PEN America Sells out. Again.' adlı makalesi Nil Kayarlar Sarrafoğlu tarafından çevrilmiştir.

