Dikiş Tutmayan Hasret

Açık Alan
-
Aa
+
a
a
a

Bu hafta; 1960'larda Türkiye’den Almanya’ya uzanan işçi göçünün izinde, Gülizar’ın hikâyesine kulak veriyoruz. Terzilikle evin geçimini sağlamak için Anadolu’dan İstanbul’a, oradan da Almanya’ya uzanan yolculuğunda onun göçebelik duygularına ortak oluyoruz. Kaybolmuş bir mektubun eline ulaşmasıyla açılan kapıdan, Heim’daki odasından bize doğru süzülen Gülizar’ın sesi, göçün kalpte bıraktığı izleri anlamamıza yardımcı oluyor. Fabrika gürültüsünün, vapur seslerinin ve mektup satırlarının arasında; kadın emeği, gurbet ve dayanışmanın sesi yankılanıyor.

""
Dikiş Tutmayan Hasret
 

Dikiş Tutmayan Hasret

podcast servisi: iTunes / RSS

Merve: Herkese selamlar. Apaçık Radyo'da Açık Alan programına hoş geldiniz. Ben Merve.

Songül: Merhabalar, ben de Songül. Bugün sizlere birazdan dinleyeceğiniz bir radyo tiyatrosundan bahsedeceğiz ve ardından hikayenin kendisiyle sizleri baş başa bırakacağız.

Merve: Evet Songül, ben hikâyenin aslında nasıl ortaya çıktığından başlayalım istiyorum. Öncelikle sen biraz bahsetmek ister misin? Şimdi mesela benim aklımda olan ilk an, senin dolu bir defterle benim yanıma gelip Merve bütün bölümleri planladım diye heyecanla anlatışın gözümde canlanıyor. Sende bu hikaye ilk nerede başlamıştı?

Songül: Sen böyle anlatınca ve bahsedince o an ve o gün benim de gözümün önünde canlandı. Aslında böyle bir sohbet esnasında çocukluğumuzdan anılarımızdan bahsediyorduk konuşurken. Ve bir arkadaşımız da yurtdışından yeni gelmişti. Onun böyle yurt dışına alışma, işte oradaki tecrübelerine dair anlatıları vardı ve yurtdışına göç etmeyi araştırmaya başladım. O nostaljinin de etkisiyle birlikte olsa gerek, 1960'larda yurt dışına göç eden insanların hayatlarını böyle biraz merak edip araştırmaya başladım. Ardından konuyla ilgili kime bahsetsem herkes kendi hayatından... Farklı kesitler anlatmaya başladı. Ve tabi bu da biraz daha hikayenin peşine düşmem gerektiğine inandırdı beni. Bu şekilde başlamıştı diyebilirim.

Merve: O gün ben çok şaşırmıştım çünkü evet biz bu kök salmakla ilgili dertlerimizi seninle hep konuşuyorduk. Bunun üstüne bir şey de yapalım mı acaba? Yapsak güzel olur mu diye düşünüyorduk da ama seni orada gördüğüm anda böyle bir şeyin ortaya çıkacağını, bölüm bölüm, sahne sahne planladığın bir tiyatro tasarımı içinde olduğunu o denli tahmin etmemiştim. O yüzden çok şaşırmıştım ve heyecanlanmıştım da tabii ki.

Songül: Evet, yani açıkçası ben de bu denli bir yola evrileceğinin başlangıçta düşünmemiştim. Fakat o senin de bahsettiğin kök salma meselesi ve o yurt dışını deneyimleme ve orada yaşanılanlarla ilgili tecrübeler epey üzerine düşündürmüştü.

Merve: Evet aynen öyle. Bizi zaten içine kök salma meselesi ve bir yerden kopmakla ilgili duygular çok çekmişti. Bir de burada şey çok önemli geliyor bana. Karakterlerin kurgulanma süreci. Senin de dediğin gibi birçok konuda bizi içine çekti ve biz çok araştırma yaptık işte. Ben karşıma ne çıksa sana attım. Sen ne bulduysan bana gönderdin. Bazen paralel yetişerek izleyemedik ya da işte o anda okuyamadık ama hep böyle bir kenarda kaldı. Hem istediğimiz de hızlı ilerleyemedik ama biraz da böyle içselleştirme sürecimiz oldu. Yazan sen olduğun için özellikle kurgu aşamasıyla da çok ilgilendiğin için özellikle sana sormak istiyorum. Sen karakterleri kurgularken en temelde nelere ağırlık verdin? Mesela Meryem, Gülizar bu ikisi bağlamındaki his Meryem ve Gülizar arasındaki bağ neden bu hikaye için önemli? Aslında başka karakterler de öne çıkıyor işte. Frau Schneider, Hasan gibi. Hasan hatta önemli bir figür aslında. Yani toplumsal yapılar düşünüldüğünde ve roller düşünüldüğünde Hasan aslında çok önemli bir kişilik ama bizim hikayemize biraz daha abla kardeş ilişkisi üstünden kuruluyor bu bağlam. Neden sen bunu tercih ettin? Onu merak ediyorum.

Songül: Şöyle karakterleri oluştururken tabii ki şu andan bakınca çok ciddi bir dönem farkı var. 1960'lar Türkiye'sini aslında ele alıyoruz ve o dönemde teknoloji şu an günümüzdeki gibi değil ve insanların günlük rutinleri ve yaşam biçimlerine dair çok ciddi farklılıklar var. İlk önce bunları özümsemekle başladım ve hani o dönemdeki insanlar ne konuşur, dertleri ne olabilir veya bu Almanya'ya göçle ilgili yani bu konu üzerindeki ilişkilenmeleri nasıldır? Bunları araştırarak başladım. Dediğin gibi ilk bölümde aslında Meryem ve Gülizar'ın arasındaki bağ çok daha öne çıkıyor. Fakat Tabii şu an hikayeyi dinlemediğimiz için kafada bir soru işareti olabilir. Terzilikle ilgilenen Gülizar'ın Almanya'ya Çalışmak için... Göç ettiği bir konuyu aslında ele alıyoruz radyo tiyatrosunda ve araştırmalara da baktığımızda o dönem için kadın çalışanların yurt dışına gitmesi oran olarak erkeklere göre çok çok daha az. O yüzden biz araştırmalarda da hep o dönem tabii ki erkek işçilerin çoğunlukta olduğu için ele alınan tarafın da yine göç eden erkekler üzerinden olduğunu görünce aslında biz bunu kadın çalışanlar için... Kadın işçiler için bu sürecin nasıl geliştiğini anlatma isteğimizden de oluştu. Ve aslında senin de söylediğin gibi burada Meryem ve Gülizlerin ilişkisi... İlk bölüm özelinde daha ön plana çıkıyor. Oradaki kız kardeşlik bağı daha da ilişkilenme olarak belki bizi etkileyecek olabiliyor.

Merve: Kız kardeşlik ilişkisi aslında hem hoyrat hem de birbirini sakınan bir yerden besleniyor. Bizim tecrübe ve deneyimlerimiz de böyle aslında değil mi? Hem birbirimize karşı en hoyrat ve belki yerine göre acımasız, hem eleştiriler hem de hayata yön verirken ki süreç bazında, hem de bir taraftan çok sakınan, korumacı ve birbirine aç muhtaç bir ilişki aslında. Aynı zamanda da cesaretlendirici bir yerde kalıyor. Hani gözün arkada kalmasın duygusallığında, onu korurken bir taraftan da git yapacağından geri kalma cesaretini de veriyor aslında. Meryem’le Gülizar ilişkisini de ben böyle yorumluyorum. Tabi hani sen katılır mısın bilmem ama bana göre öyle tınlıyor en azından.

Songül: Evet, evet, aslında çok güzel ifade ettin. Kızkardeşlik bağı tam olarak bu hikayemizde de böyle. Ve aslında çok benzer kendi kız kardeşlik ilişkilenmelerimizde veya anne teyze arasında gördüğümüz, anne kuzenler arasında görülen ilişkilenmelerde bu bağlar çok fazla öne çıkıyor. Burada da ele alırken Meryem ve Gülizar arasındaki ilişkiyi mektup özelinde bu kız kardeşlik bağını çok daha net şekilde görüyoruz aslında.

Merve: Kesinlikle öyle. Özellikle burada şey bu uygunlar nicel durumları yansıyışıyla biz fark ediyoruz. Mesela bizde de öyle bir gurbet durumu aile içinde her zaman var. Hem anne hem baba soyu tarafından hem işte aile içi durumlarda da aynı şey geçerli. Mesela uzun bir süre ne bileyim dört kişiysek dördüncü üyemiz gittiyse üç kişilik yemek yapmaya alışamama, her sofradan kalkışta bak onun payı kaldı duygusuyla bütünleştirme. Hep ne bileyim onun yerine sen hep bahsedersin fazla bir çatal, fazla bir bardak, spontane bir şekilde koyabilme. Sayarak değil ama artık elinin ona alışması, onun da var olduğunu hissederek, hatta o fazla tabağı, çatalı görünce bir dalma, göz kaçırma gibi. Kesinlikle öyle. Hani Gülizar ve Meryem'in ilişkisinde de bu fiziksel olarak orada olunmasa da, bir arada olunmasa da artık hani bu ayrıntıyı herhalde verebiliriz. Sonuçta bir mektuptan bahsettik. Bir arada olmasalar da bu gurbet hikayesinde aslında bir aradaymışçasına sürdürmeye hayatlarını devam ediyorlar. Ne bileyim bir tarafta her zaman yalnızlığın verdiği bir boşluk varken diğer tarafta kalabalığın içinde gözünün onu da araması…

Songül: Evet, evet ve eylemsel olarak da bu durum günlük rutinlerine yansıyor.

Merve: Bir de şey istiyorum, çok kısa bir Gülizar'ın karakteristik özelliklerinden de hem sen hem ben bahsedelim. Ardından da neden biz radyo draması seçtik, neden radyo tiyatrosu seçtik, ona da bahsedelim istiyorum. Bir de sana bunu soracağım, yani Gülizar sende nasıl tınlıyor?

Songül: Şöyle önce neden radyo tiyatrosu seçtik kısmı. Aslında pandemi döneminde tecrübe ettiğimiz seninle de bu alanda çalışmalar yaptığımız bir konuydu radyo tiyatrosu bizim için. Çünkü birbirimize ulaşmanın kısıtlı olduğu o zamanlarda üretimlerimize nasıl devam edebiliriz diye yollar ararken... aslında o araştırmaların sonucunda, aaa evet. Bizim önceden teknoloji bu kadar ilerlemiş değilken. Çok güzel bir geleneğimiz vardı ve radyo tiyatroları vardı o şekilde. İnsanlar dramalar dinleyebiliyorlardı ve biz de neden o dönemde bunu yapmayalım diye düşünüp Bunun üzerine çalışmalar yapmaya başladığımız bir zamandı. Hikayenin şu an geçtiği dönem olarak da o dönemle özdeşleştiği için olsa gerek. Yine bunu ele alırken radyo tiyatrosu olarak ele almayı tercih ettik ve bunun üzerine oluşturduk beraber diyebiliriz aslında. Gülizar kısmı da o dönemin Anadolu kadını canlanıyor Gülizar dediğimizde ve aslında... Ben bu noktada sana sormak istiyorum. Çünkü seslendiren de sen olduğun için bu süreç senin için nasıl ilerledi ve sen Gülizar'ı nasıl tanımlarsın? E aslında senden dinlemek daha tatlı olabilir o kısmı. 

Merve: Zaten ilk andan itibaren Gülizar gibi bir karakteri seslendirecek olmak bana çok yakın hissettirdi. Senin de bahsettiğin gibi gerçekten tam o dönemin, hatta şu anda da Anadolu'lu bir kadının duygularını hislerini yansıtan bir karakter Gülizar. hem yapabileceği potansiyeli merak eden bir yaşam biçimi var, hem de bu potansiyelin ortaya çıkmasından çekinen, korkan bir yapısı var. Hatta bir yeriyle kendime de benzetiyorum ben. Sürekli ne olabiliri düşünen, daha ne yapabilirimi düşünen ve çabalayan, yoktan var etmeye çalışan, üreten, diken, eken, biçen, bir taraftan da bunları yaparken ki mütevaziliğini bize yansıtan bir karakter olduğunu düşünüyorum. Çünkü hiç kolay olan bir şey yapmıyor. Hiç çevresi o dönemki bir kadın için çevresinde görebileceği alışıla gelmiş bir şeyi yapmıyor. Bir annelik rolü var başta. Yine bir kadınlık rolleri ve durumuna göre yine tırnak içinde söylüyorum bunları tabii ki. Döneme dair sosyolojik yapı akla gelsin diye vurgulamak durumunda hissediyorum kendimi. Bunlara rağmen çok cesur davranmış. Ardına bakmak zorunda kalmamacasına ama tamamen orada aklını bırakarak ilerlemeye çalışan bir kadın. Günümüzde hepimizin kendi ayakları üstünde dururken verdiği mücadeleyi yaban ellerde sürdürmeye çalışan ve çok daha ilkel bir çağda, ilkel bir dönemde bunu yapan bir kadın canlanıyor benim gözümün önünde. Yalnız bir taraftan da bir yerde kardeşini, bir yerde çocuklarını, ailesini, eşini düşünüyor. Orada kendine bir liman bulmaya çalışıyor. Hatta belki değinmedik diye tahmin ediyorum. Frau Schneider bana orada Gülizar için ilk ışık gibi hissettiriyor karakterlerimizden bir tanesi. Çünkü güvenli bir tema kuruyor Frau Schneider diye düşünüyorum. Gülizar'a adım atan hikayedeki ilk kadın aslında. Ve öyle tınlamasıyla birlikte çok küçücük bir es o ama insanın iyisine gelmenin umudunu gösteriyor tekrar.

Songül: Evet, mesafeli bir yakın duruşları var aslında. Almanya'da olduğu her an biraz öyle olacak gibi de görünüyor. Çünkü anlatılan ve gerçekler arasında sürekli bir karşılaştırma ve kendi içinde bir konuşma mevcut. Meryem ve Hasan'la ilişkilenmesi bu konuda biraz daha o ilk karşılaşmayla farklılık gösteriyor. 

Merve: Meryem'le ilişkisi de Gülizar'ı toprağına bağlayan bir ilişki aslında. Hani burada çocuklarında da, Hasan'da da bunu hissetmiyorum ben mesela. Memleket bağlamını Meryem'le kurduğunu hissediyorum aslında. Çünkü şöyle bir ihtimal var sanki, hani bu aile programlarıyla ya da işte ailesini yanına alma düşüncesiyle Gülizar'la ilk buluşabilecek kişiler yine çocuğu ve kocası olabiliyor. Ama hasret, özlem ve toprağa bağlılık kavramları Meryem'le kuruluyor gibi. Meryem'le işleniyor gibi hissediyorum. Meryem'in öyle bir yürek burkan ve işte yürekleri dağlayan özlem duygusu da var gibi geliyor bana ilişkilerinin içinde.

Songül: Evet, bir yönüyle Gülizar'ın Hasan ve Meryem'le olan ilişkisi bu açılardan farklılık gösteriyor.

Merve: Şimdi lafı çok daha fazla uzatmadan sizleri hikayeyle baş başa bırakalım artık ve emeği geçen arkadaşlarımıza, canımız ekibimize değinelim kısaca. Ardından sizi radyo tiyatromuzla baş başa bırakalım. Dinleyeceğiniz bu radyo tiyatrosunun: 

Yazanı ve yöneteni Songül Öztürk. 

Seslendirenler, Gülizar karakteri için bendeniz Merve Yüksel, 

Frau Schneider, Kadriye Yılmazlı, 

Meryem karakteri Songül Öztürk, 

Hasan karakteri için Umut Kenez, 

Jenerik seslendirme ise Ceren Atlı'ya ait.

Songül: Apaçık Radyo'da Açık Alan programı kapsamında... Stüdyo Bellek olarak herkese iyi dinlemeler dileriz.

DİKİŞ TUTMAYAN HASRET RADYO TİYATROSU

BÖLÜM 1 : KIRIK İĞNE

(Jenerik çalar, Yine Bir Gülnihal – Köln Radyosu Jenerik Müziği)

Heim kapı sesi… Ayak sesleri… Frau Schneider evrak sesleri

Frau Schneider:  Halo Gülizar... Nasıl sen, rahatsız etmiyor ben değil? 

Gülizar: Schneider hanım! İç ses: (Allah! Nerden çıktı şimdi bu kadın, geçen fabrikada makinenin iğnesini kırmıştım. Patron bana derdini anlatamayınca kadını yolladı tabi…) İyim çok şükür, hoş geldiniz.

Frau Schneider: Ben evraklar için Heim uğramıştım... çevrilecek belgeler vardı... aşağıda bu kâğıdı buldum merdiven altında duruyordu... bir mektup senin adın yazıyor... sana getirmek istedi ben.

Gülizar: İç ses: (Durup dururken Alman kadının günahına girdin! Görüyon mu bak!)

Bende geldiğimden beri haber alamıyorum diye içim içimi kemiriyordu. Kaybolmuş demek. Sağ olun… Çok sağ olun…

Frau Schneider: Kein problem Gülizar... az çok tahmin edebiliyor sen çok özlüyor... geçen gördü ben seni dikiş dikiyordu toplu alanda gri pantolon dikiyordu... nasıl yaptığını görünce dedim bu kadın sadece elleriyle değil kalbiyle de dikiyor.

Gülizar: Yok canım, ekmek parası işte. Fabrikada oldu mu makineyle dikiyoruz tabi… işte burada da bazen kendi işlerimi yapıyorum. Pek vakit olmuyor, bende zaman kaldıkça hallediveriyorum. 

Frau Schneider: Benim anne de bana öğretti önceden ama seninki başka her dikişte bir sabır var sanki... Mektubunda öyle yazılmıştır belki okuyacak hemen sen? Ben gideyim…

Bir şey ihtiyaç olursa buralarda ben...

Gülizar: Sağ olun Schneider Hanım. Bizim memleketten çok insan var burada. Sağ olsunlar alışmaya çalışıyorum. İç ses: (Her birimiz memleketin bir yanından kopup gelmişiz, anlatsam derdimi anlayacak mı şimdi karşımdaki... hem her zaman nerde bulacağım seni…)

Frau Schneider: Anlıyor ben çok zor... yine de bir şeye ihtiyacın olursa Gülizar, ben yardımcı olabilir...hoşça kal.

Kapı sesi. Ayak Sesleri

Gülizar: Denmez ki kadına şimdi tercümanlar işçileri kandırıyormuş neler anlatılıyor onlarla ilgili. Altı ay oldu geleli... ilk kez haber alabiliyorum köyden. Yine bulmuş getirmiş kadın... İnsanın iyisine denk geldim ya demek ki...kaç gündür içimde sıkıntı hissetimmiş baksana...

Kâğıt sesi

Gülizar: (Kendi kendine) Bir tozlu kâğıdı bağrıma basacağım o kâğıtta memleketi koklayacağım aklıma gelir miydi hiç… 

Kâğıdı açar.

Ahh kuzum Meryem’im göndermiş!

Melodik müzik Meryem Mektubu seslendirir.

Ablam Gülizar’a,

Elime kalemi kâğıdı alıp; seni, düşününce yüreğim sızlıyor… deseler ki ablan Almanya’ ya gidecek sen ona mektup yazacaksın yeminle inanmazdım… hala inanmış değilim ya… sanki uzakta değil de hemen yan odadasın. Annemde çay içmek için toplanmışız da elinde çaydanlıklarla gelecek gibisin... Yazmak ne zormuş be abla, sanki her şey yarım kalacakmış gibi… yazıp yazıp siliyorum… 

Hasan enişte uğramış geçen gün annemlere, ilk mektubun gelmiş. İyiyim demişsin… Adresini bırakmış... 

Ablam?... İyi misin? 

Keşke gelsen, toplansak annemde… adamlar tarladan gelene kadar anlatsan tüm yolu… her bir şeyi bilsem… Zaten bardağın da hep masada… bir türlü alışamadım gidişine her toplandığımızda bir bardak fazla getiriyorum sofraya. Derin bir sessizlik oluyor. Her şey herkes seni bekliyor sanki… 

Gülizar: Meryem’im nasıl anlatırım yaşadıklarımı, trenin acı sesini, dinmeyen gözyaşlarımı… geçim sıkıntısı olmasa hiç gelir miydim buralara…

Anılarına dalar. Vapur sesi… İstanbul, tren biniş…dalga, kuş, vapur sesleri…

Gülizar: Hasan? 

Hasan: Gülizar!

Gülizar: Ya bende geçemezsem sağlık kontrolünden...

Hasan: Sen ben gibi değilsin Gülizar... ben evvelden beri köyde tarlada tütünde çalıştım... Olmadı işte benim. Ne ettiysem olmadı. Eminönü’nde ayran bırakmadım içtim hepsini. İyi gelir dedilerdi nafile... öyle bir muayene ettiler ki anamdan içtiğim sütten şüphe ettirdiler.  Sen öyle değilsin. Örgü örer, dikiş dikerdin… hiç istemiyorum ya gitmeni… (öksürür) İçime hiç sinmiyor böylesi…

Baksana şuralara…Şu martılara, şu denize bak… Şöyle şuradaki gibin Deniz havası aldı mı hiç bu ciğerler he heyy!

Gülizar: Yapma be Hasan? Dalga geçme nesi güzel buraların denizini alsan şurdan ne kalırdı ki geriye? kocamanım yer. Allah korusun ölsek şuracıkta ikimize de kimse bakmaz. Denizi olmuş ne fayda. İç ses: (Bir huzur vermiyor değil ama yok yaşanmaz buralarda. Hem İstanbul kaç köy eder?)

Hasan: İç ses: (Biraz uğraşayım be Gülizar güldüreyim o gül yüzünü sessiz kalmak çok koyuyor ya bana.) Hanım! Emin misin?

Gülizar: Ne yapalım Hasan?  Köyde kazandığımızla olmuyor işte… İki küçük çocuğumuz var… Gönül isterdi sen git, sonra sen al yanına bizi... Korkuyor musun yoksam sen?

Hasan: (Gururla) Neyden? Kim? Ben mi?

Gülizar: Birazdan inince vapurdan öğreneceğiz… ya buradan beraber eve döneceğiz ya da ayrı gayrı yollara düşeceğiz. 

Hasan: Biliyoruz onu.

Gülizar: İyi be ne tersleniyon…

Vapur sesi. Ardından tren kompartman sesi…

Gülizar: Hasan… Ben gidiyorum ne olur ne zaman dönerim bilmem... Yalan yok… oralarda kalmak niyetinde değilim… Bak! iki kızımız var büyüyecekler yol bu belli olmaz ya... Sen babalarısın büyüdükçe her şeylerini anlatamazlar çekinirler belkim... sevgiyle büyüt onları hemi...beni de çocuklarımızı da sevginle büyüt…

Trenin acı sesi…

Gülizar: Bir mektup okumak bu kadar zor olur muymuş be? Nerelere götürdün beni.

Melodik müzik. Meryem mektup seslendirme devam eder.

Ablam böyle anlatıyorum ben ama dağlama sen yüreğini. Her şey yolunda çok şükür. Herkesin sağlığı yerinde. Çocuklar da iyi… Hatta resim çizmiş Aysel zarfın içine koydum onu da…  Aklı eriyor artık büyüyor maşallah. Aynur dişli senin gibi… sesini özlüyormuş, geceleri uyutmuyormuş. Benim adam tarlada görmüş, Hasan eniştenin uyku gözünden akıyor diyor. Anası da kendi de söylenmedik ninni türkü bırakmadık ama nafile diyormuş… Kendin gibi sesin de bi başka be abla. El kadar çocuk anlıyor uyutmuyormuş…

Gözümüz yollarda… ne zaman gelirsin, oralar nasıl, yaz bize… Bir şeyler göndermişsin zarfla, çok değil demişsin bir de. Ulaştı aklın kalmasın. İstediğin bir şey oldu mu yaz. Gelen giden olursa köyden etraftan bulur buluştururuz. Dikkat et kendine. Nerde kalırsın nasıldır bilmem ama elbet vardır kapın onu sıkıca kilitle. 

Selametle…

Meryem: (Gülizar mektubu kapatır, Teyp boş kaset koyup ninni söylemeye başlar.)

Ninni

Bebeğin beşiği çamdan

Yuvarlandı düştü damdan

Bey babası gelir Şam'dan

Nenni nenni

Nenni nenni

Nenni nenni

Nenni bebek oy