Fosil Yakıtlar, Savaşlar ve Görünmeyen Zehirler

Açık Yeşil
-
Aa
+
a
a
a

Açık Yeşil’de Ömer Madra, Birleşik Krallık’taki Solent Boğazı’nda “ebedi kimyasallar” olarak bilinen PFAS maddelerinin deniz yaşamı, içme suları ve besin zincirinde yarattığı büyük çevre felaketini; bilim insanlarının kapsamlı yasak çağrılarını ve Britanya hükümetine yönelik eleştirileri aktarırken; ayrıca İran geriliminin ABD’de enerji fiyatları üzerinden yarattığı ekonomik maliyetleri, savaş–fosil yakıt ilişkisini ve enerji şirketlerinin artan kârlarını da ele alıyor.

""
Fosil Yakıtlar, Savaşlar ve Görünmeyen Zehirler
 

Fosil Yakıtlar, Savaşlar ve Görünmeyen Zehirler

podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra:Açık Yeşil programı başlıyor, bendeniz Ömer Madra. Ümit Şahin bugün yok, onun için tek başıma sizlerle birlikte olacağım; bunu da söylemiş olayım. 

Bugün iklim ve çevre konularıyla ilgili oldukça ciddi bir gelişme var. “Forever chemicals” yani “ebedi kimyasallar” olarak adlandırılan PFAS maddelerinin inanılmaz yoğunlukta bulunduğuna dair The Guardian gazetesinin 19 Mayıs tarihli haberinden söz edebiliriz. Bilim insanları, bu toksik maddelerin toprakta, suda ve tüm deniz besin zincirinde Birleşik Krallık’taki Solent Boğazı’nda son derece ciddi zararlara yol açabileceğini söylüyor.

Yeni bir araştırma, bazı PFAS seviyelerinin güvenli sınırların 13 kat üzerine çıktığını gösteriyor. Bunun büyük kısmının arıtılmış atıklardan geldiği belirtiliyor. Özellikle liman kentlerinde ve kıyı sularında bu seviyelerin görülmesi büyük kaygı yaratmış durumda. Güney İngiltere’deki Solent Boğazı, Isle of Wight ile anakara arasındaki Manş Denizi’nin bir bölümünü oluşturuyor.

Kimyasalların çevreye doğrudan atık su arıtma tesislerinden yayıldığı, ayrıca kanalizasyon boşaltımları, eski sanayi atıkları ve yakın çevredeki askerî tesislerden kaynaklanan tarihsel bir birikimin de etkili olduğu söyleniyor. Araştırmacılar, PFAS kimyasallarının sıkı şekilde izlenmesi ve tamamen yasaklanması gerektiğini vurguluyorlar. Britanya hükümetinin daha önce reform gündeminde vaat ettiği düzenlemelerin artık yeterli olmadığını söylüyorlar.

Portsmouth Üniversitesi’nden biyolog Prof. Alex Ford’a göre, Solent Boğazı’nda bir petrol sızıntısı olsa endüstrinin restorasyon için ödeme yapması gerekirdi; ancak atık su kaynaklı bu kimyasal kirlenmede benzer bir yaptırım uygulanmıyor. Ford ayrıca, sorumluluğun yalnızca su şirketlerine yüklenemeyeceğini belirtiyor. Çünkü bu maddeler hem toprakta hem suda, hem de tüm besin zincirinde yayılıyor. Dolayısıyla çözümün kaynağında yasaklama olduğunu söylüyor.

PFAS yani polifluoroalkil maddeler, son derece dayanıklı bir kimyasal ailesi. Yapışmaz tavalar, gıda ambalajları ve su geçirmez kıyafetler gibi çok çeşitli alanlarda kullanılıyorlar. “Ebedi kimyasallar” denmesinin nedeni ise doğada çözünmemeleri. Bilim insanları, bu maddelerin insanlarda ve yaban hayatında çok sayıda hastalıkla ilişkili olduğunu belirtiyor.

Araştırmada birçok balık türü, deniz yosunları, deniz bitkileri ve omurgasız canlılar incelenmiş. Portsmouth ve Fareham bölgelerinden gelen arıtılmış atıkların bulunduğu sularda çok yüksek PFAS seviyeleri saptanmış. Kent, Sussex, Hampshire ve Isle of Wight bölgelerindeki içme ve kullanım sularında da bu maddelere rastlanmış. Toplamda 194 farklı kimyasal bileşik tespit edilmiş; ayrıca eski çöplüklerden kaynaklanan 500’den fazla kirlenme alanının da katkısı olduğu belirtiliyor.

Deniz canlılarından alınan örneklerde yasal sınırların çok üzerinde kimyasal seviyeleri bulunmuş. Liman çevresindeki kaplumbağaların karaciğerlerinde dahi bu maddelere rastlanmış. Avrupa Birliği’nin birleşik toksik maddeler araştırmalarında da ciddi başarısızlıklar ortaya çıkmış durumda.

Araştırma yalnızca Solent Boğazı ile sınırlı olsa da Prof. Alex Ford, bunun Birleşik Krallık genelinde yaygın olduğundan şüphe duymadığını söylüyor. Çeşitli şirket temsilcileri de artık bazı kimyasalların tamamen yasaklanması gerektiğini ilk kez açık şekilde dile getirmeye başlamışlar. Southern Water şirketi de bunun tüm toplum için ciddi bir tehdit oluşturduğunu kabul etmiş.

Şirket yetkilileri, en sürdürülebilir çözümün kaynağa inmek ve bu kimyasalları daha çevreye yayılmadan ortadan kaldırmak olduğunu söylüyorlar. Ayrıca Avrupa Birliği’nin, kritik birkaç kullanım alanı dışında PFAS maddelerini tamamen yasaklamaya yönelik çalışmalar yürüttüğü belirtiliyor.

Britanya hükümeti ise Şubat ayında bu kimyasalların kullanımını sınırlandıracak bir çerçeve oluşturacağını açıklamıştı ancak şimdiye kadar somut bir adım atılmış değil. Marine Conservation Society adlı çevre kuruluşu, yalnızca plan açıklamanın yeterli olmadığını, derhal kapsamlı bir yasaklama sürecine geçilmesi gerektiğini söylüyor. Kuruluşun politika direktörü Callum Duncan, bunun “bir kuşakta bir kez ele geçecek fırsat” olduğunu ve suların temizlenmesi için acil harekete geçilmesi gerektiğini belirtiyor.

Bugünün iklim ve çevre gündemindeki bir diğer önemli başlığı ise savaş, enerji ve ekonomi arasındaki bağlantı. Brown Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırmaya göre, ABD'nin İran’la yaşadığı gerilim ve savaş politikalarının Amerikan halkına maliyeti şimdiden 40 milyar doları aşmış durumda. Bu maliyet doğrudan benzin, dizel ve doğalgaz fiyatlarındaki artışlardan kaynaklanıyor.

Araştırmada, bu miktarın ABD'deki tüm köprülerin onarımı ve modernizasyonu için ayrılmış federal bütçeyi karşılayabileceği belirtiliyor. Ayrıca hava trafik kontrol sisteminin yenilenmesi için gereken bütçeyi de aştığı ifade ediliyor. Biden yönetiminin elektrikli araçlara geçiş ve şarj altyapısı programlarının maliyetinin de yaklaşık iki katına ulaşıldığı belirtiliyor.

Araştırmacılar, İran’a yönelik saldırıların Amerikan vatandaşlarına çok ağır ekonomik sonuçlar doğurduğunu söylüyorlar. Cost of War adlı kuruluşun direktörü Stephanie Savell, resmi rakamların yalnızca buzdağının görünen kısmı olduğunu ifade ediyor.

Center for American Progress tarafından yapılan analizlerde de, savaşın ilk ayında tüketiciler ve şirketler için toplam maliyetin 111,6 milyar doları geçtiği belirtiliyor. Bunun büyük kısmı petrol ve fosil yakıt fiyatlarındaki artıştan kaynaklanıyor. Gübre fiyatlarının yükselmesi, tarımsal üretim maliyetlerinin artması ve enflasyon baskısı gibi etkiler ise henüz tam olarak hesaba katılmış değil.

350.org’un yöneticilerinden biri de, fosil yakıt şirketlerinin bu süreçte 100 milyar doların üzerinde ek gelir elde ettiğini söylüyor. Aileler temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken enerji şirketlerinin büyük kârlar elde ettiğini vurguluyorlar.

Donald Trump ise bu savaşın Amerikan halkını nasıl etkileyeceği sorulduğunda, bunun umurunda olmadığını açık şekilde söylemeye devam ediyor. İran’la görüşmelerin sonuçsuz kaldığı süreçlerde de benzer açıklamalar yaptı. Şimdi İran’a bir günlük süre daha verdiğini söylüyor.

Durum genel olarak böyle. Programı burada bitiriyoruz. Ümit Şahin bugün yoktu, ona da teşekkür edelim. Şimdi de The Beach Boys’un ünlü Pet Sounds albümünün 60. yılı vesilesiyle bir parçayla kapanış yapalım. 16 Mayıs 1966’da yayımlanan bu albümden “I Just Wasn’t Made for These Times”ı dinliyoruz: "Ben bu zamanlar için yaratılmış biri değilim".

Hepinize günaydın.