Haftanın Kitabı’nda Ceyhan Usanmaz, Hakan Bıçakcı’dan Murat S. Dural’a uzanan güncel edebiyat hattı eşliğinde, Ozancan Demirışık’ın hazırladığı “Son Gün” adlı derlemenin öykü evrenini, yazarlar arasındaki görünür ve gizli bağları ve derlemenin okura sunduğu keşif alanlarını konuşuyor.
Derleme kitapların doğası gereği, Son Gün’deki öyküler de hiç kuşkusuz belli bir mantıkla sıralanmıştır. Yine de, böylesi derlemeleri eline alan okurların çoğu zaman kendilerine özgü bir okuma sırası gözettiklerini söyleyebiliriz. Örneğin, en basitinden, tanıdık isimlerden başlayarak yapılabilir bu sıralama ya da öykü isimlerinin albenisinden yola çıkarak... Hatta tam tersine, tanıdık isimleri bilerek sona bırakıp yeni isimleri keşfetme merakıyla da bir okuma sırası takip edilebilir.

Son Gün derlemesinde, tür’ü takip edenlerin kolay kolay kayıtsız kalamayacağı isimler bir araya getirilmiş. (Belki de bu yüzden yazarlarla ilgili biyografik notlara yer verilmemiş olabilir!) Dolayısıyla, okuma sırası konusunda kararsız kaldığımı itiraf etmeliyim. Sonunda, kendimce şöyle bir yol izledim: Son Gün’deki bazı isimlerin yakın zamanda yeni kitaplarını okuma fırsatı bulmuştuk. Örneğin Hakan Bıçakcı’nın Geçici Manzara (İletişim Yayınları) isimli yeni öykü kitabı, halen tazeliğini koruyor. Dikkate alınmaması gereken alarmlar, ilaçlanması gereken böcekler, düzeltilmesi gereken yamuk zeminler, bir sabah uyandığında manzarası değişenler, yorumlanamayan rüyalar, biriken çöpler, önemli toplantılar, önemsiz kanamalar, asit yağmurları, akvaryumlar, kafesler, daireler ve betonla kuşatılmış şehrin sanki hem içinde hem de dışında soluk alan hayvanlar... “Çoğunlukla tuhaf, şimdilik yeni öyküler,” olarak yapıldı Geçici Manzara’daki öykülerin tanıtımları. Benzer şekilde, Son Gün derlemesindeki isimlerden Murat S. Dural’ın da, “eski dünyanın tanrılarıyla yeni dünyanın sıradanlaşmış vahşetini karşı karşıya getiren” yeni romanı Fırtına Çıkmazı (Epona Kitap), birkaç ay oldu raflara çıkalı! Dolayısıyla, bir süredir yeni kitaplarını merakla beklediğim diğer isimlerden başlamaya karar verdim; örneğin Meryem Gültabak’ın, Göktuğ Canbaba’nın, Aslıhan Kocabal’ın, Mehmet Berk Yaltırık’ın, Beyza Güngör’ün, Gökcan Şahin’in öykülerinden... Bir bakıma, merakla beklenen yeni bir albüm öncesi çıkan single’lar gibi! Derlemedeki “Kayboluşun Güncesi” öyküsü ise, aslında yayıncı-editör-çevirmen olarak tanıdığım Alican Saygı Ortanca’nın yazar kimliğini “keşfetmemi” sağladı.
Diğer bir deyişle, okuma sırası nasıl kurulursa kurulsun; Son Gün, bir derleme kitaptan beklenebilecek “temel imkânları” sunuyor; aşina olunan isimlerle yeniden karşılaşmak, tanıdığını sandıklarının başka yönlerini görmek ve yolunun daha önce kesişmediği isimlerle tanışmak. Öyküler ilerledikçe aralarındaki bağ da daha görünür hale geliyor ama yine de, kitabın meselesini ortaya koyan, okura bir çerçeve sunacak kısa bir sunuş yazısı yerinde olabilirdi.
Son Gün
der. Ozancan Demirışık
Doğan Kitap, 2026, 253 s.

