Bugün 22 Nisan Dünya Günü. Ancak Dünya’mıza iyi bakmıyoruz. İklim değişikliğine neden olan fosil yakıtları yakmaya devam ediyoruz. Küresel ölçekte birincil enerji üretiminin yüzde 80’inden fazlası hâlâ petrol, kömür ve gazdan geliyor, fosil yakıtlar sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 68’ini oluşturuyor. Uzmanlara göre bu durum, iklim krizinin artık yalnızca çevresel değil; ekonomik ve toplumsal bir kırılganlık meselesi haline geldiğini ortaya koyuyor. İklim krizi derinleşiyor, yaşam maliyetleri artıyor ve enerji sistemleri kırılganlaşıyor. Sel, kuraklık ve aşırı sıcaklıklar giderek daha sık ve yıkıcı hale gelirken, fosil yakıtlara dayalı mevcut model hem iklimi hem de toplumları zorluyor. Son on yılın, yani 2015–2024 döneminin, kayıtlara geçen en sıcak dönem olması; ölçülen en sıcak sekiz yılın tamamının son on yıl içinde yaşanması, artık karşı karşıya olduğumuz riskin geleceğe ait bir senaryo değil, bugünün gerçeği olduğunu gösteriyor. Kolombiya’nın Santa Marta kentinde 24–29 Nisan 2026 tarihlerinde düzenlenecek Birinci Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma Konferansı (TAFF) bu nedenle özel bir önem taşıyor. Kolombiya ve Hollanda’nın ev sahipliğinde gerçekleşecek konferans, fosil yakıtlardan adil, düzenli ve hakkaniyetli geçişi savunan ülkeleri, yerel yönetimleri ve farklı paydaşları bir araya getirecek. Konferans, artık genel taahhütlerin ötesine geçip uygulanabilir yol haritalarının konuşulduğu yeni bir aşamaya işaret ediyor.
Bir başka toplantı ve baltalanan çabalar. Fransa Kalkınma Bakanı Éléonore Caroit; Dünya Bankası iklim değişikliği finansman stratejisini hayatta tutmaya çalışacaklarını söyledi. Strateji Haziran sonunda resmen sona erecek. Caroit, geçtiğimiz hafta Washington’da düzenlenen Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası Bahar Toplantıları’nda, İklim Değişikliği Eylem Planı’nın kazanımlarını korumaya yönelik planların tartışıldığını belirtti. ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Dünya Bankası’nın yıllık kredi kaynaklarının %45’ini iklimle ilgili projelere ayırma hedefinden vazgeçmesini ve bunun yerine, fosil yakıt enerji projelerine geri dönüşü de kapsayan kredilere odaklanmasını talep ediyor. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent de İklim Değişikliği Eylem Planı’nın sona ermesini memnuniyetle karşılarken, Dünya Bankası’nın iklim hedeflerini “piyasayı bozucu” ve “anlamsız” olarak nitelendirdi. Öte yandan Dünya Bankası’nın 25 hissedarından 19’u, geçtiğimiz Ekim ayında bankanın iklim hedeflerine yönelik desteğin sürdürülmesi çağrısında bulunan bir bildiriye imza attı, ancak ABD, Japonya, Hindistan, Suudi Arabistan, Rusya ve Kuveyt’i temsil eden direktörler bu bildiriyi imzalamayı reddetti. Japonya haricinde hepsi biricik gezegenimizi yaşanmaz hale getiren petrol üreticisi uluslar. Ulus devlet mekanizmasının gezegende yaşamın varlığı ve devamlılığı için işlemediği aşikar.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Doğa Hakları ve Çevre Politikaları Sorumlusu Başkan Yardımcısı Evrim Rızvanoğlu, iklim krizine karşı mücadele kapsamında dünya çapındaki kadın siyasetçileri işbirliğini güçlendirmeye çağırdı. Kendisinin kurucu üyesi olduğu Küresel Isınmayla Mücadele Eden Kadın Siyasetçiler Platformu (WPGW) tarafından düzenlenen “Bir Sonraki Kriz İçin Planlama: İklim Öngörüsü ve Politikasında Kadın Liderliğinin Önemi” başlıklı uluslararası panelde konuşan Rızvanoğlu, küresel düzeyde koordineli siyasi katılımın gerekliliğini vurguladı. Rızvanoğlu, iklim krizinin mevcut siyasi mekanizmalarla tek başına yeterince ele alınamayacağını vurguladı ve uluslararası düzeyde kadın politika yapıcılar arasında daha güçlü bir koordinasyonun önemine dikkat çekti. Belki de gezegeni yaşanmaz kılan ulus devletler yapısından çok patriark yani ataerkil toplum.
Birgün’den Sibel Bahçetepe’nin haberinde Kadıköy Rıhtımı’ndaki cami için hukuki süreç başlatıldığı veriliyor. Hazırlıkları büyük ölçüde tamamlanan ve mayıs ayında temelinin atılması beklenen projeye ilişkin TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, dolgu alana yapılmak istenen cami ve yer altı otoparkı projesine karşı dava açtı. Oda, yapılaşmanın önünü açan koruma kurulu kararlarının şehircilik ilkelerine, kıyı mevzuatına ve koruma hukukuna “açıkça aykırı” olduğunu vurguladı. İstanbul’un en yoğun aktarma merkezlerinden biri olan bölgede yaklaşık 20 bin kişi kapasiteli bir yapı ve geniş ölçekli yer altı otoparkının ciddi trafik ve erişim sorunları yaratacağı ifade edildi.
Trakya’da planlanan nükleersantral projesine karşı itiraz büyüyor. Trakya Platformu ve Trakya Kent Konseyleri Birliği öncülüğünde, Trakya Belediyeler Birliği’nin desteğiyle düzenlenen “Trakya’da Nükleer Santral İstemiyoruz” başlıklı panelde, bilim insanları, hukukçular, yerel yöneticiler ve yurttaşlar bir araya geldi. Kırklareli’nin Vize ilçesinde geçen günlerde düzenlenen panelin ardından yapılan açıklamada, bölge halkının projeye açıkça karşı olduğu vurgulandı. Panelin sonuç bildirgesinde projenin yaşam hakkını riske attığı ve kamu yararı olmadığı vurgulandı. Açıklamada "Planlanan proje Trakya Alt Bölge Ergene Havzası çevre düzeni planlarında orman alanı, tarım arazisi ve mutlak içme suyu koruma alanı olarak tanımlanmakta olup, Istranca Ormanları ve longoz ekosistemleri gibi yüksek ekolojik değere sahip hassas alanlarla doğrudan ilişkili. Aynı zamanda santral alanı Longoz Ormanları Milli Parkı’nı direkt olarak etkileyecek yakınlıkta bir konuma sahip" dendi.


