Babil'den Sonra'da Ercüment Gürçay, Marika Ninou’nun ölümünün 69. yıl dönümünde Lidya Durmazgüler ile bir araya gelerek Rebetiko'nun bu sönmeyen sesini anıyor.
Evangelia Adamian veya sonradan edindiği sahne adıyla Marika Ninou, Kozanlı Ermeni bir aileden geliyor. 1915 olayları sonrası ailesiyle İzmir’e gelen baba Haik Adamian, 1920’lerin “Büyük Felaket” günlerinde İzmir’de hayatını kaybeder... 1922’de İzmir’den hareket eden Evangelistria gemisinde ailenin geri kalan üyeleri mültecilerin arasındadır ve Marika Ninou bu gemide dünyaya gelir… Ninou ’nun mültecilikle başlayan ve sonra Rebetiko yıldızlığına uzanan fırtınalı yaşamı 23 Şubat 1957’de sona erdiğinde henüz 35 yaşındadır. Bu hafta Marika Ninou’nun ölümünün 69. yıl dönümünde Lidya Durmazgüler ile Ninou’yu konuştuk.
Lidya Durmazgüler, geçen yıl Women of Rebetiko projesiyle Rebetiko’nun kadın seslerini günümüze taşımaya karar vermişti. Lidya ve arkadaşlarını Temmuz ayında ilk kez programa konuk etmiştim. Gitarda Kerim Arafa ve buzukide Ali Baran Özcan’la birbirinden güzel rebetiko şarkıları söylemişti. O gün karar vermiştik, “Zaman zaman Babil’den Sonra’da Rebetiko’nun kadın seslerine yer verelim,” demiştik. Ağustos’ta Sotiria Bellou’yu, Kasım ayında da Rosa Eskenazy’yi konuşmuştuk. Bugün serinin üçüncü programında Marika Ninou’yu konuşuyoruz.
Marika Ninu, 1940’lar ve 1950’lerin Yunanistan’ında Rebetikonun en güçlü ve en parlak kadın seslerinden biri olarak yükselmiş, modern Yunan halk müziğinin kaderini değiştirmiş bir sanatçıdır. Ancak onun hikâyesi yalnızca bir müzik kariyeri değildir; aynı zamanda sürgün, kimlik, yoksulluk ve görünmez kalmış bir Ermeni hafızasının hikâyesidir.
1922’de İzmir’den hareket eden Evangelistria gemisinde dünyaya gelir. Yeni hayatları Pire yakınlarındaki Kokkinia (bugünkü Nikaia) mülteci kampında başlar. Teneke çatılı, yağmur sızdıran bir kulübede yaşarlar. Yoksulluk derindir. Ağabeyi Barkev çocuk yaşta çalışmaya başlar; annesi Sima bulgur yapıp satar. Bu ortam, Marika’nın karakterini belirler: İnatçı, coşkulu, yüksek sesle şarkı söyleyen, “Deli Marika” diye anılan bir genç kız olur.
Müzikle ilk ciddi temasını Kokkinia’daki Ermeni okullarında yaşar. Öğretmeni Aris (Der Garabed) Kalfayan onun yeteneğini fark eder; nota öğretir, mandolin çalmayı öğretir ve kilise korosuna alır. Marika’nın müziğe yönelişinde bu öğretmenin rolü belirleyicidir. Ancak yıllar sonra, ünlü bir Rebetiko şarkıcısı olduğunda, klasik müzik çizgisinden uzaklaştığı için öğretmeninin karşısına çıkmaktan utanacaktır. Bu detay, onun içsel kimlik çatışmasını gösterir.
Ev ortamında Türkçe konuşarak büyür. Ermenice, Rumca ve daha sonra İngilizce öğrenir. Türkçe şarkılar ise repertuarında hep yer alır. Mektuplarını bile Ermeni harfli Türkçe yazar. Bu çok katmanlı dil dünyası, onun müzikal yorumuna da yansır.
17 yaşında, muhtemelen çevresel baskılar nedeniyle, Hayg Mesrobyan ile evlendirilir. Bir oğlu olur: Hovhannes (Yanaki). Ancak evlilik kısa sürer; 1941–42 civarında boşanırlar. Aynı yıllar Alman işgali ve kıtlık dönemidir. Marika ailesiyle birlikte açlıkla mücadele eder; köylere gidip yiyecek karşılığı el işi değiş tokuş eder.
Bu dönemde Surp Hagop Kilisesi’nde solo ilahiler söyler. “Ur Yes Mayr İm?” ilahisini solo okuduğunda kilise kalabalıklaşır. Ermeni ve Rum cemaat onun sesini dinlemek için gelir. İşte o an bir anlamda sahne hayatının da ilk adımıdır.
1940’ların ortasında Yunan akrobat Nikos Nikolaides (Nino) ile tanışır ve evlenir. Birlikte “Nino Çifti” adlı akrobasi grubunu kurarlar. Oğlu da katılınca grubun adı “İki Buçuk Nino” olur. Şehir şehir dolaşırlar. Bu dönemde Evangelia Atamyan sahne adını seçer: Marika Ninu.
Bu isim bir tercihten fazlasıdır. Yunanistan’da Ermeni mülteciler “Nansen pasaportu” taşır, vatandaşlık haklarından mahrum yaşarlar. Yunan kimliği, hayatta kalma stratejisidir. Oğlu bile uzun süre vatandaş sayılmaz. Marika’nın Yunan bir sahne adı seçmesi tesadüf değildir.

Rebetiko sahnesine geçişi bir tesadüfle başlar. Salamis’te bir gösteri sırasında bir denizci ondan Türkçe bir şarkı ister ve söyler. Seyirciler arasında oyuncu Petros Kyriakos da vardır; sesi duyunca etkilenir ve onu Manolis Chiotis ile tanıştırır. 1948’de ilk kayıtlarını yapar. Rebetiko araştırmacıları Ninou–Hiotis, iş birliğinin 1950–1954 arasında Yunan müziğinde belirleyici bir dönem yarattığı konusunda hem fikirler. Hiotis’in dört telli modern buzuki yaklaşımı, rebetiko’yu şehirli müziğe, laiko estetiğine taşıdığını vurguluyorlar.

Marika Ninou için Vasilis Tsitsanis ile tanışması müziğinde bir dönüm noktası olur. Bu dönem hem rembetikonun, hem de Ninu’nun zirvesidir. Plakları çok satar, sesi yeni bir kadın rebetiko yorumunun sembolüne dönüşür. Güçlü, dramatik ama kontrollü bir ifade… Sahne duruşu modern Yunan halk şarkıcılığında bir eşik oluşturur. Onun yükselişinde Vassilis Tsitsanis ile kurduğu iş birliği belirleyiciydi. Jimmy the Fat meyhanesindeki geceler, Atina’nın müzik tarihinde efsaneleşir. Tsitsanis’in sözleri bugün hâlâ kulaklarımızda: “Şarkı söylediğinde dünyayı büyülüyordu.” Bu büyü, teknik bir virtüöziteden çok, kelimeyi ete kemiğe büründüren bir yorum gücüydü. Ninou, acıyı melodrama teslim etmeden, aşkı edilgenliğe düşürmeden söyleyebiliyordu. Rebetiko’nun kadın karakteri onun sesinde yalnızca ağlayan değil, ayakta duran bir figüre dönüşür.
Rebetiko şarkıları söylerken Ermeni kimliğini gizleme zorunluluğu her zaman bir gerilim konusudur. 1951’de Tsitsanis ile İstanbul turnesine giderler. Tsitsanis ve Evangelia Margaroni ile Casablanca Center'da birkaç kez sahne aldı ve burada tanrılaştırıldılar. Tsitsanis, olası siyasi tepkiler nedeniyle Ninou’yu Ermeni kimliğini belli etmemesi konusunda uyarır. Ancak Ninou salonda Ermenice konuşanları fark ettiğinde dayanamaz, kimliğini açıklar ve iki Ermenice şarkı söyler. Bu, onun sanatçı cesaretinin önemli bir göstergesidir.

Kazablanka Gazinosu, İstanbul’un Tepebaşı semtinde yer alıyordu. Gazino, 1945’te Anlar Ailesi tarafından Tepebaşı’nda kurulmuş ve döneminin en ünlü eğlence mekânlarından biri olmuştu. 1968’de kapandı. Ücretleri Tsitsanis için üç altın lira, Ninou için iki pound ve Margaroni için bir pound idi. Marika Ninou, o konserlerden kazandığı parayla dönüşte ölene kadar yaşayacağı Egaleo'daki evini inşa etmeye başlar.
1950’li yıllarda Rebetiko müzisyenleri ABD’nin yolunu tutar. Rebetiko külliyatında o döneme dair çok sayıda kayda rastlıyoruz. Marika Ninou da 1954–55’te ABD’ye gider. Amaç hem konser vermek, hem de hasta olan ağabeyine maddi destek sağlamaktır. Ancak Barkev turne sırasında hayatını kaybeder. Marika için bu ağır bir yıkımdır.
ABD’den dönüşte kendisine de kanser teşhisi konur. 1956’da tekrar ABD’ye giderek tedavi olmaya çalışır. Döndüğünde ağır hastadır ama çalışmayı sürdürür, sahneyi bırakmaz.

Ölümünden birkaç gün önce Tsitsanis’e şu cümleyi söyler: “Σαν άστρο εβασίλεψα.” Bu cümle iki anlama gelir: “Bir yıldız gibi battım.” “Bir yıldız gibi hüküm sürdüm.” Tsitsanis bu sözden ilhamla “Κυριακή σε γνώρισα” şarkısını besteler. Şarkı, Ninou’nun vedasıdır. Vassilis Tsitsanis, Ninou hakkında, "Onun özel bir yorumlama yeteneği vardı, başka bir şeyi vardı. Şarkı söylediğinde kelimenin tam anlamıyla dünyayı büyülerdi. Öğrencilere ders veren öğretmen gibi, şarkı söylemenin yanında şarkı söyledi ve ders verdi. Bu doğuştan geliyordu. Sahne için doğdu."

Giorgos Papadakis ise Ninou’yu, "Tıpkı Markos Vamvakaris'in sert, boğuk ve dağınık sesi kendi döneminin rebetiko adamını tasvir ettiği gibi, Ninou'nun sesi de o yıllarda Tsitsanis, Papaioannou, Mitsakis tarafından yazılan şarkılarda kadın karakteri ortaya çıkarıyor (...) Şarkı söyleyerek, burjuva popüler toplumunun geniş alanında tanınan ve tanıdık kadın karakterleri resmediyor," cümleleriyle anlatıyordu.
Marika Ninou'nun hayatı, Kostas Ferris'in 1983 yapımı Rebetiko filminin senaryosuna ilham verdi. Manos Hadjidakis de Perix (1974) albümünü ona adadı.

Marika Ninou, 35 yıllık kısa ömründen sadece bir Rebetiko yıldızı değildi; aynı zamanda yaşadığı dönemin tarihsel bir figürüydü de. Marika Ninou’nun sesi yalnızca bir aşk hikâyesi anlatmaz; o ses, 20. yüzyılın ortasında parçalanmış bir coğrafyanın yankısıdır. Ninou, Ermeni kökenli bir aileden gelir; savaş, yoksulluk ve yer değiştirmelerle şekillenmiş bir hayatın içinden geçmiştir. 1915 olayları sonrası Ermeni mülteci kuşağın çocuğudur… Yoksulluk içinde yetişmiş bir kamp çocuğudur… Vatandaşlık hakkı olmayan bir sığınmacıdır. Aşağı görülen bir müzik türünün kadın temsilcisidir. Bu biyografik arka plan, onun şarkılarındaki “kadın öznesini” sıradan bir romantik figür olmaktan çıkarır; onu tarihsel bir tanıklığa dönüştürür…
Rebetiko geleneğinde kadın sesi uzun süre “acı çeken”, “terk edilen”, “bekleyen” figür üzerinden temsil edilir ancak Ninou’nun yorumlarında bu edilgenlik kırılır. Yalnızca bekleyen değil, duygusunu açıkça ifade eden bir kadındır. Gözyaşı vardır ama bu bir zayıflık değil, tanıklıktır. Erkek egemen anlatının içinde, sesi geri çekilmez; aksine merkezde durur. 78 devirlik taş plak dünyasında bıraktığı iz de bu etkinin kanıtıydı: Columbia’dan HMV’ye uzanan kataloglarda Ninou’nun adı, Rebetiko’nun alt sınıf meyhanelerinden ana akım dağıtıma geçişinin de işaretidir. O hem limanın karanlığını, hem de kentin ışığını taşıyan bir eşikti.
78 rpm'lik diskografide Marika Ninou, 174 şarkı kaydetti; bunların üçte biri Tsitsanis'e, geri kalan 20 diğer Yunan yaratıcısına aittir. Bu 174 şarkıdan 119'unda birinci ses, 55'inde ise ikinci sesle şarkı söyler. Ayrıca, 1954 yazında Parnassos Hall'da Fransız bir ekip tarafından kaydedilen Tsitsanis'in 9 şarkısını ve 1955'te Jimmy the Fat Man'de canlı olarak 11 şarkı bıraktı.

Marika Ninou, 23 Şubat 1957’de, yalnızca 35 yaşında, Egaleo’daki evinde hayatını kaybeder. Ağabeyinin yanına defnedilir. Maddi yetersizlik nedeniyle mezarları korunamaz; bugün mezarları yoktur.
Rebetiko limanların, mahpushanelerin, yer altının müziğiydi. Erkeklerin gecesinde doğmuştu. Ama o geceye bir kadın sesi girdi ve karanlığın dili değişti… Vassilis Tsitsanis şarkılar yazdı, Ninou o şarkıları yaşadı. Erkek kalemi “terk edildim” dedi, Ninou söylediğinde bu cümle “Ben buradayım”a dönüştü… Kadın olmak o yıllarda susmaktı. Ninou susmadı ama bağırmadı da; daha zor olanı yaptı: Kırılmadan söyledi.
Marika Ninou bize şunu öğretti: Acı, susarak taşınmaz ama bağırarak da taşınmaz; onurla söylenerek taşınır ve onur, en politik notadır…
Bestesi ve sözleri Giorgos Mitsakis’e ait bir şarkıda Marika Ninou: “Alkışlayın dostlar, ritmi büyütün ellerinizle. / Bırakın dertler kapıda kalsın, / bu gece şarkılar konuşsun. / Kalbim kırık olabilir, ama sesim susmaz. / Alkışlarınızla güç bulur, / yeniden ayağa kalkarım…” diyordu. 69. ölüm yıl dönümünde bütün alkışlarımız Marika Ninou’ya.
Bu hafta Babil’den Sonra’da, Lidya Durmazgüler ile Marika Ninou’yu anarken, yalnızca bir sanatçıyı değil, bir hafızayı yeniden anımsadık. Çünkü Rebetiko, geçmişi romantize etmek için değil; onunla yüzleşmek için söylenir ve bazı sesler, deniz gibi, susturulamaz: çekilirler, geri gelirler, yön değiştirirler — ama kaybolmazlar. Belki Yunanlılar, Ninou hayattayken Rebetiko’nun en büyük şarkıcısının Yunanlı olmadığından habersizlerdi ama bugün onun sesi hâlâ yaşıyor, şarkıları hâlâ çalıyor, yıldızı hâlâ sönmedi.

