Kültürel Miras ve Koruma: Kim İçin? Ne İçin?’de Asu Aksoy ve Burçin Altınsay, İstanbul’un hızla yayılan betonlaşması karşısında kentin sulak ve doğal alanlarını nasıl koruyabileceğimizi; kentleşmeyi ekoloji ve yaşamla sürdürülebilir bir hatta buluşturan tasarım politikaları üzerine çalışan mimar Aslıhan Demirtaş ile İstanbul’un tarihi bostanları odağında konuşuyor.
Geçtiğimiz günlerde Türkiye Heinrich Böll Stiftung Derneği’nin bir çalışması yayınlandı: Toprak Atlası 2025. Çalışma, gezegenimizde toprağın nasıl “bozulduğunu” anlatıyor. Geçirgenliğini kaybeden toprak biyoçeşitlilik kaybına, susuzluğa, kuraklığa ve ısı artışına sebep oluyor. Toprağı “bozan” etmenlerden birisi kapitalist, neoliberal politikalara açılarak endüstriyelleşen tarım ise diğeri ekolojik sürdürülebilirlik açısından sınıfta kalan kentleşme. Toprak Atlası 2025’te yer alan İstanbul ile ilgili makalede, “İstanbul İstanbul olalı böyle soluksuz kalmadı" deniliyor.

Kentsel büyüme toprağın gözeneklerini kapatan geçirimsiz yüzeyler üzerinde yükseldikçe su döngüsü kesintiye uğruyor, sel riski artıyor, ısı yükseliyor ve İstanbul soluksuz kalıyor. Bu çalışmaya göre, İstanbul’da 2006-2021 arasında 178 km2'lik yeni geçirimsiz alan inşa edilmiş vaziyette ve 2021 yılı itibarıyla İstanbul Büyükşehir alanının %12’sinden fazlası geçirimsiz alan halinde.

İstanbul’un hızla ilerleyen büyük ve kesintisiz beton adımları karşısında şehrin sulak ve doğal alanlarını nasıl koruyacağız sorusu her zamankinden daha da can alıcı. Kentleşmeyi ekolojisi ve yaşantısı ile sürdürülebilir bir hatta oturtacak tasarım politikaları üzerine çalışan mimar Aslıhan Demirtaş ile bu soruyu İstanbul’un tarihi bostanları odağından konuşuyoruz.

İstanbul’un bostanları tam da toprağın korunması ve bu suretle kentin sürdürülebilirliğinin geliştirilmesi bakımından kilit alanlar. Aslıhan Demirtaş, yıllardır Yedikule bostanlarının korunması için mücadele veren Tarihi Yedikule Bostanlarını Koruma Girişiminden ve kendisiyle bostanların korunması mücadelesinin İstanbul’un kentleşmesini ekolojik ve sosyal sürdürülebilirlik yönüne çevirmek için neden önem taşıdığını, bostanların bostancıları ile birlikte bostan olarak kalmasının neden kritik olduğunu ele alıyoruz.


