"Bilimin uyarıları hâlâ yol gösteriyor, seçimler hâlâ mümkün"

-
Aa
+
a
a
a

İklim Kuşağı Konuşuyor’da Atlas Sarrafoğlu, iklim krizinin artık bir gelecek senaryosu değil, bugünün yakıcı gerçeği olduğunu bilimsel verilerle ortaya koyarken; aşırı sıcaklardan seller ve yangınlara, kırılma noktalarından küresel adaletsizliklere kadar dünyanın dört bir yanından gelen çarpıcı bulguları masaya yatırıyor.

""
"Bilimin uyarıları hâlâ yol gösteriyor, seçimler hâlâ mümkün"
 

"Bilimin uyarıları hâlâ yol gösteriyor, seçimler hâlâ mümkün"

podcast servisi: iTunes / RSS

Merhaba sevgili Apaçık Radyo dinleyicileri, İklim Kuşağı Konuşuyor’a hoşgeldiniz, ben Atlas Sarrafoğlu. Bugün, iklim krizine dair belki de en zor cümleyi konuşacağız: Bilim insanlarının yıllardır uyardığı gelecek artık bir tahmin değil, yaşadığımız gerçeklik.

Aylar önce yapılan uyarılar, haritalar ve grafikler olarak kalmadı; sıcak hava dalgalarında, sellerde, yangınlarda ve sessizce büyüyen kırılma noktalarında o gelecek çoktan bugüne karıştı. Şimdi gelin, bu gerçeğin sayılarla, bilimsel bulgularla ve dünyanın farklı köşelerinden gelen haberlerle nasıl görünür hâle geldiğine birlikte bakalım.

Bilim insanlarının aylar önce uyardığı gelecek, bugün yaşanıyor. Yaklaşık 11 ay önce, Ocak 2025’te, iklim bilimciler alışıldık felaket senaryolarından çok daha sert bir uyarıda bulunuyordu: İklim krizi sandığımızdan onlarca yıl önde gidiyor. O günlerde bu sözler hâlâ “geleceğe dair karamsar tahminler” gibi algılanabiliyordu. Bugün ise artık şunu net biçimde söyleyebiliyoruz: O gelecek çoktan geldi.

Avrupa’da 40 dereceyi aşan sıcaklıklar, haritadan silinen kıyı bölgeleri, eriyen buzullar, kontrol edilemeyen yangınlar ve yıkıcı kasırgalar artık “istisna” değil, yeni normal.

The Independent’a konuşan Avrupa Copernicus İklim Değişikliği Servisi Başkan Yardımcısı Samantha Burgess, bundan aylar önce şunu söylüyordu, “İklim değişikliği artık burada. Bugün yaşadığımız olaylar, iklim modellerinde 2050’ler, 2060’lar ve 2070’ler için öngörülüyordu.” Bu cümle, iklim krizinin en kritik boyutunda zaman çizelgesinin çöktüğünü ortaya koyuyor.“ Yani 2050’lerin olaylarını 2026’da yaşıyoruz bile.

Dünya Meteoroloji Örgütü’ne göre 2024, kayıtlardaki en sıcak üçüncü yıl oldu. 2025 ise “olağanüstü” küresel sıcaklıkların devam ettiği bir yıl olarak kayda geçti. Avrupa Birliği, Paris Anlaşmasındaki 1,5°C eşiğinin 2030’dan önce aşılabileceğini kabul etti — bu, beklenenden en az on yıl daha erken.

2025’in başında Kaliforniya’daki orman yangınları 440 kadar insanın ölümüne, 40 milyar doları aşan ekonomik kayba yol açtı. Atlantik Okyanusu'nda son 20 yılda ilk kez üç adet kategori 5 kasırgası görüldü. Bunlardan biri olan Kasırga Melissa, yüzyılın en güçlü fırtınalarından biri olarak kayda geçti.

Avrupa’da sıcak hava dalgaları nedeniyle meydana gelen ölümler, Grantham Institute’un araştırmasına göre iklim değişikliği nedeniyle üç katına çıktı. Yaklaşık 2 bi 300 sıcaklık kaynaklı ölümün %65’i doğrudan fosil yakıtların neden olduğu küresel ısınmayla bağlantılı.

Küresel Güney’de ise tablo daha da karanlık — çünkü veriler eksik. Pakistan’daki ani sellerde en az bin 37 kişi hayatını kaybetti. EMDAT verilerine göre, 2025’te 78 milyon insan iklim bağlantılı afetlerden etkilendi; 11 bin 930 kişi öldü, 35 binden fazla kişi yaralandı.

Ve bunların çoğu, manşetlere bile çıkmadı.

Uluslararası Kızılhaç’tan Scott Craig şöyle diyor: “Kenya ve Somali’de milyonlarca insan son yılların en ağır kuraklığını yaşıyor. Bu krizler unutuluyor ama ihtiyaçlar hiç de daha az acil değil.”

Tam da bu noktada, 11 ay önce yapılan bir başka uyarıya dönüp bakmamız gerekiyor. İklim biliminin yaşayan en önemli isimlerinden biri olan, 1988’de ABD Kongresi’nde iklim krizini ilk kez dünyaya duyuran Prof. James Hansen, şunu söylemişti: “2°C hedefi öldü. Bu hedef, artık gerçekçi değil ve yanıltıcı.”

Hansen’e göre küresel ısınmanın hızı ciddi biçimde hafife alındı. Fosil yakıt kullanımı artmaya devam ederken, deniz taşımacılığında kirliliği azaltan düzenlemeler bile ironik biçimde gezegeni daha fazla ısıttı; çünkü gemilerden çıkan sülfat aerosolleri yıllarca güneş ışığını kısmen engelliyordu.

Yeni analizlere göre dünya, 2045’e kadar 2°C ısınmaya ulaşabilir. Bu yalnızca “bir sayı” değil. Bugün 1,3°C’lik ortalama ısınma bile yaşamları altüst etmeye yetiyorsa, 2°C bambaşka bir gezegen demek.

Burada kritik bir noktaya geliyoruz. İklim değişikliği çoğu zaman yavaş ve doğrusal bir süreç gibi anlatılıyor. Oysa bu anlatı bilimsel olarak yanlış.

2015’te PNASdergisinde yayımlanan, Drijfhout ve arkadaşlarının çalışması, IPCC’nin kullandığı ana iklim modellerinde 37 büyük ölçekli ani iklim kırılması (tipping point) tespit etti. Bunlardan ilk üçü; Arktik deniz buzları, kısaca AMOC diye adlandırılan Atlantik Meridyen Devridaim Dolaşımı, okyanus ve atmosfer dolaşımı ve ekosistem çöküşleri.

Ve en çarpıcı bulgu şu: Bu ani kırılmaların 18’i, 2°C’ye bile ulaşmadan gerçekleşiyor. Bazıları 1°C civarında, hatta daha önce tetikleniyor. Yani: “Güvenli bir eşik” yok. Hansen’in 2°C hedefinin “yanıltıcı” olduğunu söylemesi tam da bu yüzden. Çünkü bu hedef, kamuoyuna sahte bir güvenlik hissi veriyor.Hansen ve ekibine göre, küresel ısınma bu hızla devam ederse, Atlantik Okyanusu’nun hayati dolaşım sistemi AMOC’un çökmesi, önümüzdeki 20–30 yıl içinde mümkün.

Bu gerçekleşirse: Deniz seviyesi metrelerce yükselecek ve küresel iklim düzeni geri dönülmez biçimde değişecek. Hansen bu noktayı açıkça şöyle tanımlıyor: “Bu, geri dönüşü olmayan nokta.”

Peki hâlâ bir şey yapılabilir mi? Evet — ama pencere hızla kapanıyor. Hansen, fosil yakıtların vergilendirilmesini ve gelirlerin halka iade edilmesini, nükleer enerjinin hızla geliştirilmesini ve jeomühendislik araştırmalarının tabu olmaktan çıkarılmasını savunuyor ama asıl mesele teknik değil, politik. “Sorun şu ki, fosil yakıtların atıkları hâlâ bedavaya atmosfere bırakılıyor. Demokratik ülkelerde güç, paranın değil seçmenin elinde olmalı. Bunun için demokrasilerimizi onarmamız gerekiyor.”

Aylar önce yapılan uyarılar o günlerde birer küçük haber başlığı iken, şimdi gündelik hayatın gerçeği oldular.

İklim krizi artık yaklaşan bir tehdit değil; iklim krizi şu an yaşanıyor ve bu krizinin temposu, bizi kesinlikle hazırlıksız yakaladı ama belki de asıl mesele, felaketlerin büyüklüğü değil de onlara ne kadar hızlı alıştığımız çünkü “yeni normal” dediğimiz her şey, aslında kaybettiğimiz bir eski dünyanın sessiz kaydı.

Yine de hikâye burada bitmiyor. Bilimin uyarıları hâlâ yol gösteriyor, seçimler hâlâ mümkün ve zaman — daralsa da — tamamen tükenmiş değil.

Ben Atlas Sarrafoğlu, dinlediğiniz için teşekkür ederim. Gelecek hafta Cuma günü İklim Kuşağı Konuşuyor programında yeniden buluşuncaya kadar, kendinize, sevdiklerinize ve gezegenimize lütfen iyi bakın.