"Birbirinden bağımsız gibi görünen güncel gelişmeler aslında aynı krizin parçaları"

-
Aa
+
a
a
a

İklim Kuşağı Konuşuyor’da Atlas Sarrafoğlu, aşırı sıcakların insan yaşam sınırlarını zorlamasından ısınan okyanuslara ve güçlenen fırtınalara uzanan güncel gelişmeleri, iklim krizinin birbirini besleyen parçaları olarak ele alıyor; bilimsel verilerle derinleşen tabloyu ve COP31 sürecinin politik karşılığını değerlendiriyor.

""
"Birbirinden bağımsız gibi görünen güncel gelişmeler aslında aynı krizin parçaları"
 

"Birbirinden bağımsız gibi görünen güncel gelişmeler aslında aynı krizin parçaları"

podcast servisi: iTunes / RSS

Merhaba sevgili Apaçık Radyo dinleyicileri, İklim Kuşağı Konuşuyor programına hoşgeldiniz. Bazen bir haber, tek başına yeterince güçlüdür. Ama bazen de farklı yerlerden gelen veriler, birleştiğinde çok daha büyük bir tabloyu ortaya çıkarır. Bugün konuşacağımız şey tam olarak bu: Birbirinden bağımsız gibi görünen güncel gelişmelerin aslında aynı krizin parçaları olması. Sıcak hava dalgaları, ısınan okyanuslar, güçlenen fırtınalar ve uluslararası iklim müzakereleri… Hepsi iklim krizinin artık ne kadar ileri gittiği sorusuna işaret ediyor.

İlk seçtiğim haberimle başlayalım o zaman. Yeni yayınlanan bilimsel bir araştırma, aşırı sıcaklıkların artık insan yaşamının sınırlarını zorlamakla kalmayıp bazı durumlarda bu sınırları aştığını ortaya koydu. Dünya genelindeki büyük sıcak hava dalgalarını inceleyen çalışmaya göre, sıcaklık ve nemin birlikte etkili olduğu koşullarda, özellikle yaşlılar için “yaşanamaz” seviyelere ulaşıldı.

Araştırma, daha önce teorik olarak kabul edilen 35°C “ıslak termometre” (wet-bulb) eşiğine ulaşılmadan da ölümcül koşulların oluşabildiğini gösteriyor. Phoenix, Mekke, Bangkok ve Pakistan’ın Larkana kenti gibi farklı bölgelerde yaşanan aşırı sıcaklık olaylarında, insan vücudunun kendini soğutma mekanizmasının geçici olarak işlevini yitirdiği tespit edildi.

Bilim insanlarına göre bu bulgular, insanın sıcaklığa dayanıklılığına dair uzun süredir kabul edilen varsayımları sarsıyor. Araştırmada, geleneksel eşiklerin aşılmadığı düşünülen birçok olayda bile binlerce kişinin hayatını kaybettiği ve riskin sistematik olarak hafife alınmış olabileceği vurgulanıyor. Çalışmanın başyazarı Prof. Sarah Perkins-Kirkpatrick, sonuçların “şok edici” olduğunu belirterek, küresel sıcaklıkların 2-3 derece daha artması durumunda insan yaşamı açısından ciddi sorular doğduğunu ifade etti.

Tehlikenin temelinde ise basit ama kritik bir mekanizma yer alıyor. İnsan vücudu, terleme yoluyla ısısını dengelerken, yüksek nem oranı terin buharlaşmasını engelliyor. Bu durumda vücut ısısı hızla yükseliyor ve sonuç olarak sıcak çarpması ve ölüm riski ortaya çıkıyor. Yaşlı bireyler, terleme kapasitesinin azalması nedeniyle daha yüksek risk altında bulunurken, araştırma bulguları aşırı koşulların artık sağlıklı yetişkinler için bile tehlikeli seviyelere yaklaştığını gösteriyor.

Uzmanlar, “insan yaşamını tehdit eden koşulların artık gelecekte değil, bugün yaşandığı” uyarısında bulunuyor. Halihazırda yüz milyonlarca insanın tehlikeli sıcaklık seviyelerine maruz kaldığı belirtilirken, iklim değişikliğiyle birlikte daha uzun, daha sıcak ve daha nemli sıcak hava dalgalarının yaygınlaşmasının riski hızla artırdığına dikkat çekiliyor.

Bu tabloyu sadece karada yaşanan aşırı sıcaklıklarla sınırlı düşünmemek gerekiyor.

Çünkü aynı anda okyanuslarda da benzer bir eşik aşımı yaşanıyor. Pasifik Okyanusu’nda da gözlenen olağanüstü ısınma, bilim insanlarını endişelendiren yeni bir sürecin işareti olarak değerlendiriliyor. Mikronezya’dan Kaliforniya kıyılarına kadar uzanan ve 5.000 mili aşan geniş bir alana yayılan denizel sıcak hava dalgası, yer yer “şiddetli” ve “aşırı” kategorilere ulaşmış durumda. Özellikle Kaliforniya kıyılarında ölçülen deniz suyu sıcaklıkları, Nisan ayı için şimdiye kadarki en yüksek seviyelere çıkarak rekor kırdı.

Kaliforniya ve Baja açıklarında devam eden bu aşırı ısınma, bazı bölgelerde Kategori 5 düzeyine ulaşarak deniz ekosistemleri üzerinde ciddi baskı yaratıyor. Uzmanlar, bu durumun balıkçılıktan kıyı ekosistemlerine kadar geniş bir yelpazede olumsuz etkiler doğurabileceğine dikkat çekiyor. Aynı zamanda artan okyanus sıcaklıklarının atmosferik nemi yükselterek Güney Kaliforniya’da alışılmadık derecede nemli bir yaza yol açabileceği öngörülüyor.

Bilim insanları, bu gelişmelerin sonbaharda güçlenmesi beklenen El Niño ile birleşmesi hâlinde etkilerin daha da büyüyebileceğini belirtiyor. Uzmanlara göre Pasifik’te biriken bu anormal ısı, iklim değişikliğinin okyanuslar üzerindeki etkisinin giderek derinleştiğini ve aşırı hava olaylarının yeni bir döneme girdiğini gösteriyor.

Okyanuslardaki bu birikim, yalnızca suyun sıcaklığıyla ilgili olmaktan öte aynı zamanda atmosferi, rüzgâr sistemlerini ve fırtınaların davranışını da doğrudan etkiliyor. Ve bunun en somut sonuçlarından biri, son haftalarda Pasifik’te gördüğümüz aşırı güçlü fırtınalar.

İki hafta önce kuzeybatı Pasifik’te bu yılın şimdiye kadarki en güçlü tropikal siklonu olarak kayda geçen Tayfun Sinlaku, Mariana Adaları ve Guam’ı 14 Nisan’da etkisi altına aldı. ABD Ulusal Hava Servisi, şiddetli yağışlar ve tehlikeli rüzgârlara karşı uyarılarda bulunurken, fırtına en güçlü anında saatte yaklaşık 280 kilometreye ulaşan sürekli rüzgâr hızlarıyla “violent typhoon” kategorisine girdi. Bu seviye, Japon Meteoroloji Ajansı’nın kullandığı ölçekte en yüksek yoğunluğu ifade ederken, Saffir-Simpson ölçeğine göre de kategori 5 kasırgaya karşılık geliyor.

Bilim insanlarına göre asıl dikkat çekici olan, bu tür fırtınaların giderek daha hızlı güçlenmesi ve daha yıkıcı hâle gelmesi. Bunun temel nedeni ise küresel ısınmayla birlikte artan deniz yüzeyi sıcaklıkları. Daha sıcak okyanuslar, tropikal siklonlar için daha fazla enerji anlamına geliyor ve bu da fırtınaların kısa sürede şiddet kazanmasına yol açıyor. İklim bilimciler, bu tür aşırı hava olaylarının artık istisna olmaktan çıktığını ve iklim değişikliğinin etkileriyle birlikte giderek daha sık ve yoğun yaşanabileceğini vurguluyor.

Tüm bu gelişmeler — aşırı sıcaklar, ısınan okyanuslar ve güçlenen fırtınalar — bize bilimsel tabloyu net bir şekilde gösteriyor. Ama bir de bu tablonun politik karşılığı var. Yani, bu gerçeklerle ne yapıldığı — ya da yapılmadığı.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31’in başkanlığı, sürecin ilk resmi adımlarından biri olan “Taraflara Mektup” belgesini yayınladı. Mektupta hem başkanlık ekibi tanıtıldı hem de bu yıl izlenecek yaklaşımın temelinde diyalog, uzlaşı ve eylem ilkelerinin yer alacağı vurgulandı. Başkanlık, iklim mücadelesinin yalnızca söylemlerle değil, güvene dayalı iş birlikleri ve somut adımlarla ilerleyebileceğine dikkat çekti.

COP31 kapsamında düzenlenecek en önemli etkinliklerden biri olan Devlet Liderleri İklim Zirvesi’nin 11–12 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da yapılması planlanıyor. Zirve, 9 Kasım’da başlayacak konferansın ilk günlerine denk geliyor. Konferans öncesindeki hazırlık sürecinin önemli bir parçası olan Pre-COP toplantısı ise Fiji’de gerçekleştirilecek. Bu toplantılarda müzakere heyetleri bir araya gelerek gündem başlıklarını ve öncelikleri değerlendirecek. Ayrıca, Pre-COP kapsamında düzenlenecek Liderler Buluşmasına Tuvalu ev sahipliği yapacak ve bu süreç 5–8 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek.

COP31 süreci, küresel ölçekte artan iklim etkileri ve derinleşen eşitsizlikler karşısında yalnızca yeni hedeflerin değil, mevcut taahhütlerin uygulanabilirliğinin de test edileceği bir dönem olarak görülüyor. Antalya’daki zirvenin, bu açıdan somut ve uygulanabilir sonuçlar üretip üretemeyeceği uluslararası kamuoyunun odağında yer alıyor. 

Bugün baktığımızda iklim krizinin artık farklı coğrafyalarda, farklı biçimlerde ama aynı anda yaşanan bir gerçek olduğunu açıkça görebiliyoruz. Sorun şu ki, bugün ve daha önceki programlarda da bahsettiğimiz gelişmeler birbirinden hiç de bağımsız değil. Aksine, hepsi aslında birbirini besleyen bir sistemin küçük küçük parçaları. Bilim bu kadar net konuşurken, karar vericilerin de aynı netlikle hareket edebilmesi gerekiyor. Bunu görebilmek için ise pencere aralığımız, gelen olumsuz haberlere bakacak olursak, belli ki kapanmak üzere. 

Bu haftaki İklim Kuşağı Konuşuyor programını burada bitiriyoruz. Ben Atlas Sarrafoğlu. Gelecek Cuma günü yine Apaçık Radyo’da 18:00’de buluşana dek, kendinize, sevdiklerinize ve biricik gezegenimize lütfen iyi bakın.